‘Kendime Engel Olamıyorum!’

Elif Gamze Bozo, kendi küçük ama yüreği kocaman bir cam kemik hastası… Yaşamı boyunca engellerle karşılaştı, ancak azmi ve başta annesi Zübeyde Bozo olmak üzere ailesinin desteği ile engelleri bir bir aştı. Öylesine aştı ki, tekerlekli sandalyesi ile ülkesinden 7 bin 751 kilometre uzaklıktaki Senegal’e gitti, çektiği fotoğraflarla da “Kendime Engel Olamıyorum-Senegal” adlı fotoğraf sergisini açtı. Fiziki engellerle dolu yaşamına, dört kitap, yüzlerce fotoğraf, sergiler, şiirler, resimler, ödüller sığdırdı Gamze ve bu azmi ile engellilere de “isterseniz başarırsınız, yeter ki, isteyin, azimli olun, bir de sizi destekleyen aileniz varsa, önünüzde hiçbir engel duramaz” mesajı verdi.

Sultan Özer / ANKARA

Elif Gamze Bozo, 33 yaşında cam kemik hastası, tekerlekli sandalyeye bağımlı bir engelli. Ama engel onun lügatında yok. Küçücük bedene kocaman bir yüreği, bitmek bilmez bir azmi ve üretkenliği sığdıran Gamze, 4 kitabı, çektiği yüzlerce fotoğrafı, şiirleri, çizdiği resimleri ve aldığı ödülleri ile engel tanımazlığın sembolü de aynı zamanda.

Gamze ile yıllar öncesinden Evrensel Gazetesi/ Hayat Televizyonu Ankara bürosunda tanıştık. Gazeteye staj yapmak, çalışmak için çok gelen oluyordu ki, olanaklar nedeniyle elbette çoğu kabul edilmiyordu. Ancak Gamze o kadar kararlı, azimli ve istek doluydu ki… Tek problemi tekerlekli sandalye idi. Uzunca bir süre annesi ile gelip gitti, o bizden, biz ondan çok şey öğrendik. Gamze şimdi sadece Ankara’da, Türkiye’de değil, Afrika’da bile tanınan, önüne çıkan engelleri yıkan, engel tanımayan bir engelli.

Yıllar sonra Elif Gamze Bozo ile halagazeteciyiz.net için söyleştik. İstedik ki engelli aileleri çocuklarını evlere kapatmasın, engelliler de kendilerini engellemesin… Ama en çok da devlet, hükümet engellileri yük olarak görmesin, onlara olan görevini yapsın, ailelere destek versin, engellilerin önündeki fiziksel engelleri kaldırsın.

Öncelikle, halagazeteciyiz.net okurlarının seni tanımasını istersek, Elif Gamze Bozo kimdir? 

1984 yılında Ankara’da doğdum. Cam kemik hastası olarak dünyaya geldim. İlkokula başlama çağında hastalığım nedeniyle, okula alınmak istenmedim. Ailemin büyük bir mücadelesi ile okula alındım. İlkokul yıllarımı Osmaniye’de geçirdim. Ortaokul dönemlerimde Ankara’ya yerleştik.

Okul yıllarında birçok şiir yarışmalarında ödüllere layık görüldüm. Sonra sağlık nedenlerinden dolayı Açık Lise’de okul hayatına devam ettim ve Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünde eğitimimi tamamladım. Evrensel Gazetesi ve sizinle tanışmamız da bu yıllarda oldu biliyorsunuz. Yine bildiğiniz gibi sonrasında ulaşım sorunları ve kış koşulları nedeniyle muhabirlik hayatını bırakmak zorunda kaldım.

Ama Evrensel’de öğrendiklerim doğrultusunda fotoğrafçılığı sürdürmeye karar verdim. Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği’nde  (AFSAD) fotoğraf sanatı eğitimi gördüm. 2011 yılında da Anadolu Üniversitesi “Etkili Konuşma ve Diksiyon” eğitimimi başarıyla tamamladım.

Şu anda çalışıyorsun da?

Evet, halen Türk Telekom Assistt Rehberlik ve Müşteri Hizmetleri Çağrı Merkezinde, iletişim asistanı olarak çalışıyorum. “Ulaşımda, iletişimde ve hayatın içerisinde ben de varım” projesiyle başlamış olan evden çalışma, yani “Home Office” ile iş hayatına tekrar başladım. 3 Aralık 2011 Dünya Engelliler Gününde “yılın başarılı engelli genci” ödülüne layık görüldüm. 2012 yılında da yılın başarılı genci seçildim.

Sanatçı olarak üretimlerine, engelleri nasıl aşıp, neler ürettiğine sonra değineceğiz ama öncelikle şunu öğrenmek isterim senden; Türkiye’de engelli birey olmak nasıl bir duygu; toplumun bu bireylere bakış açısı nasıl?

Türkiye’de engelli olmayı bırakın, sağlıklı bir birey olarak yaşamak bile çok zor. Toplumun engelliler üzerinde yanlış bir algısı var. Nasıl davranacaklarını tam olarak bilmiyorlar da. Bunu biraz da engelli vatandaşlar ve aileleri de belirliyor. Dışarı çıkarılmayan bir engelli için toplum da nasıl davranacağını bilemiyor. Ya çok dikkatsiz ya da çok fazla şefkat gösterisi yapılıyor. Biz engelliler bu toplumun birer parçası olarak, herkes gibi olayları normalleştirdiğimiz zaman, toplum da normalleştirecek. Dolasıyla devlet de bu olayın farkına varacak.

Peki engelli bir bireyi olan aileyi ne tür zorluklar bekliyor? Engelli ailelerinin ne yapması gerekir?

Aslında engelliler de aileleri de yasalarla ve toplumun önyargısıyla boğuşuyor. Ama onlara tek diyebileceğim engelli bireyi ne kadar çabuk kabullenirlerse önüne çıkan zorlukları o kadar hafifletmiş olurlar. Bu konuda da engelli ailelerine çok iş düşüyor. Yılmayacaklar, engelli çocuklarını eve kapatmayıp, dışarı çıkartacaklar. Normal hayata karışmalarını, eğitim görmelerini, çalışmalarını sağlayacaklar.

Engel denilen şey evden dışarı çıkıldığında başlıyor aslında. Engelli bireyler olarak biz hep vardık ama hiç gün ışığına çıkmamıştık. Hep yorgan altında, odalarda kalıyorduk. Şimdi yeni yeni güzel şeyler yapılınca gün ışığına çıkmaya başladık. Bunu ben bir çiçeğin beton yığınının arasından yeşermesine, fışkırmasına benzetiyorum.

Kendi adıma söylersem de ben birçok konuda şanslıyım. Ailem “engel” sözcüğünü hiç kullanmadı. Ben de hayatın içinde hep vardım. Tüm engelliler hayatın içinde var ama ne yazık ki toplum bizlerin farkında değil.

Senin de söylediğin gibi, aslında şanslısın da. Zübeyde Bozo gibi bir anneye sahipsin. Annen nasıl bakıyor bu konuya?

Evet gerçekten çok şanslıyım. Annemin de en büyük destekçisi babam ve ablam. Bu iş ekip işi. Annem bana her konuda destek olurken, annem de babam ve ablamdan büyük destek alıyor. Annem her zaman şunu söyler, “Baban ve ben yapmamız gerekeni yaptık. Seni Ablandan farklı görmedik.” Yani bu, şu demek; olayı normalleştirerek her çocuk için harcanan enerjiyi engelli çocuk için de harcıyorsunuz. Sadece insanın önüne çıkan engeller yorucu oluyor. Ama başardıktan sonra keyifli bir an yaşıyorsunuz.

Gamze peki bu Camkemik hastalığı nasıl bir hastalık, neden oluyor ve nasıl bir tedavi süreci yaşanıyor?

Cam kemik hastalığı, kemiklerde kolay ve sık kırılmanın yanısıra mavi sklera, diş bozuklukları, iç organların normalinden küçük olması ve işitme bozukluklarının da birlikte görülebildiği bir hastalık. Cam kemik hastalığı kemik yapısında da bulunan tip 1 kollajenin yapı bozukluğu ile ortaya çıkıyor. Genetik bir hastalık. Ailevisel öyküsü de olabiliyor. Bilinen 8 tipi var. Dünyada yaklaşık 50 milyon cam kemik hastası bulunuyor.

Ülkemizde malesef hiçbir engel grubu ya da hastalıklar sağlık kurulu raporunda belirtilmiyor. Tedavi süreci ise, çocuk yaşta bir dizi operasyon ile kemik eğriliklerini düzeltmek, Bifosfonat içerikli kemik yıkımını onarmak için ilaç tedavileri uygulamak… Bu hastalıkta en önemlisi de su terapisi ve fizik tedavi. Ancak devletin raporlardaki yanlış uygulamaları yüzünden ve fizik tedavi merkezlerinin kısıtlı olması nedeniyle birçok hasta bu tedaviyi göremiyor.

Çok acı çektiğin tedavi süreçleri de oluyor sanırım? Neler yaşıyorsun?

Evet, ilaç tedavileri ve kırık tedavilerim zor geçiyor. Ailemin desteğiyle bu süreci hafifletmeye çalışıyorum. Ayrıca sanat uğraşılarım da beni tedavi ediyor

Tekerlekli sandalyenle bir kaza da geçirdin? Nasıl bir kazaydı, neler yaşadın?

Evimin balkonundan bana özel yapılan rampa var. O rampadan babam ile beraber indik. Az ilerisinde su mazgalları var. Benim o an ki dalgınlığımla tekerlekli sandalyemin ön tekerleri su mazgallarının arasına girdi ve beni ters çevirerek yere fırlattı. İki bacağım ve sağ kolum kırıldı. 3 ay alçıda kaldı. Zor bir süreçti.

İktidarın, siyasetin engellilere bakış açısı nasıl? Örneğin seçim dönemlerinde seçim beyannamelerinde engellilere yer veriyorlar mı? Seçim vaatleri yerine getiriliyor mu?

Seçim zamanında verilen birçok hak ve seçim beyannamelerindeki vaatler geri alındı, yerine getirilmedi. Birçok engelli arkadaşım haklar konusunda umutluydu. Ben de öyle. ‘Tamam farkımıza vardılar’ diye düşünürken, tekrar eskiye döndük. Zaten bütün iktidarların, devletin yapması gereken birşeyi de lütuf gibi algılamamak gerek. Sosyal Devletin görevi bu. Engelliye, yaşlıya, kadına, çocuğa kısacası vatandaşına bakmakla yükümlü devlet. Olması gereken de bu!

Aslında ben seçim boyunca bütün partilerin beyannamelerinde engelliler için ne vaad edildiğini inceliyorum ve hiçbiri beni tatmin etmiyor. Vekil olarak seçilen engelliler de etkisiz kalıyor. Bir kadın vekil kadın sorunlarını dile getirmezse ve çözüm için direnmezse herkes kulaklarını tıkar. Buna sivil toplum kuruluşları da dahil.

Hükümet yetkilileri sık sık engellilerin sorunlarının kendi iktidarları döneminde çözüldüğünden söz ediyorlar. Gerçeklik payı var mıdır?

Bunu şöyle açıklayayım; Seçim boyunca ve seçildikten sonra engellilerin haklarını gündeme getirdiler. Engelli maaşı zaten vardı. Birçok engelli arkadaşım alıyordu. Ama şimdi tek tek engellilerin maaşı kesildi. Bakım parası şimdiki hükümet tarafından gündeme geldi, ama yine tek tek kesildi. Birçok engelli icralık oldu. Sadece son 10 yıldır engelliler gündeme geldi. Burada yine siyasetin gücü var. Halbuki ben okul ve hastane hayatım boyunca devlet yanımda yoktu. Ailemin mücadelesiyle okudum. Bilinçli ailelerin engelli bireyleri bir şekilde hayatını kazandı. Ama bilinçsiz ailelerin engelli bireyleri ise, devletin koyduğu yasaların altında bir enkaza döndü. Aslında engelliler kendi hayatlarında sosyal hale gelmediklerinde, ister iş yerinde çalışsın, ister evde çalışsın sosyal hayattan kopmuş olur. Yasaların buna göre hazırlanması gerekiyor. Örneğin ben “cam kemik” hastasıyım, benim ihtiyaçlarım diğerlerinden farklı olabilir. Benim ihtiyaçlarımı devlet göz önüne alıp yerine getirmek zorunda. Engelli ailelerin gelir durumuna göre bakım ücreti veriliyor. Engellilerin maddi gelir seviyesi ölçülebilir mi? Bunu çözmüş değilim. Örneğin benim ailemin maddi durumu ne kadar iyi olsa da benim belli bir gelirimin olması lazım ki ben ailemi kaybettikten sonra da tek başıma yaşayabilmeliyim.

Engellilerin kullandığı ÖTV’siz araçlara bir sınırlama getiriliyor. Torba tasarı ile engelliler için ÖTV muafiyeti, motor hacmi 1600 santimetreküpü aşmayan ve vergisiz fiyatı 70 bin olan araç sınırlaması getiriliyordu. Tepkiler üzerine bu rakam 90 bine çıktı. Gerekçe de “Engellilere ÖTV muafiyetinin kötüye kullanılması” olarak gösterildi. Ne düşünüyorsun?

Bu da biz engellilerin hayatını zorlaştıracak bir karar. Kendini bilmez iki insan, bakanlığa kötü bir şekilde söylemde bulundu. Ve bakanlık harekete geçti. Evet engelli haklarını istismar eden aileler var. Ancak bunu denetlemek de devletin elinde. Zaten Türkiye’de engelliler için ulaşım sorunu varken, bir de bu hakkın elimizden alınması bizim hayatımızı zorlaştıracak. Devlet engelliler için konforlu bir aracı teşvik etmesi gerekirken tam tersini yapmaya kalkıyor. Milletvekilleri de o zaman o konforlu araçlarından feragat etsin. Bizim ödediğimiz vergilerle rahat bir yaşam sürerken neden biz engelliler hayatımızdan ödün verelim. Hem de engelliler için zaruri ihtiyaçken…Bakanlık her ay engellilerin evlerine denetlemeye görevlileri gönderebilir. Engelli nasıl bakılıyor? Aile nasıl davranıyor? diye denetlenmesi lazım. Ve böylelikle istismar konusu ortadan kaldırılır.

Sen bir de engelli sağlık kurulu raporundaki süreçten şikayetçisin. Ne söylersin bu konuyla ilgili?

Engelli Sağlık Kurul Raporu almak için önce 250 Tl veriyorsunuz ondan sonra 0 km bir engelli raporunuz oluyor. 3 ayda bir alınan engelli maaşının bir ayını geri devlete veriyorsunuz. Sağlıkta devrim deniyor buna da. Sonra ne mi oluyor? O raporla sosyal devletin haklarından yararlanmak istiyorsunuz. O da nesi? Rapor ile beraber engeller başlıyor. ‘Tamam ooohhh rapor işi bitti’ diye düşünmeyin. Bu kez yasa değişiyor, tekrar hastanede sürün rapor için. Rapor almak için de nasıl hastaneye ulaşılacak, o da ayrı bir sorun.

İktidar başta İstanbul ve Ankara olmak üzere büyük kentlerde hummalı bir kentsel dönüşüm programı uyguluyor.  Kentsel dönüşümde engelliler dikkate alınıyor mu sence?

Bundan önce de mimari engeller kaldırılmadı. Ve yeni yapılan mimari yapılarda da pek fazla göremiyorum. Bir tarafında rampa varsa diğer tarafında yok. Eskişehir dışında sorunsuz bir şehir daha denk gelmedi. Zaten torba yasadaki erişebilirlik konusu da unutturulmaya çalışılıyor.

Ankara’da yollar kötü durumda. Engellilerin kaldırımlarda geçmeleri mümkün olmuyor zaten. Çünkü ya seyyar tezgahlar var ya da araba park edilmiş oluyor. Görme engelliler için yapılan sarı bantların birçoğu sökülmüş ama yenilenmemiş. Ayrıca o bantların üzeri de bir şekilde dolduruluyor. Yine yararlanmak mümkün olmuyor.

Birkaç sene önce cam kemik hastası arkadaşımız Nevzat’ı çöp kamyonunun altında kalarak kaybettik. Kaldırım yüksek olduğu ve rampa da olmadığı için çöp kamyonu geriye doğru gidince tekerlekli sandalyedeki arkadaşımız Nevzat sandaylesiyle birlikte ezildi. Yerel yönetimler halen bu konuda bir çalışma yapmıyor.

Gelelim ‘on parmağında on marifet’ olan Gamze’ye… Şiir, fotoğraf, resim, yazı… Neler ürettin?

2008 yılında kendi çalışmam olan ‘Hayata Bir de Buradan Bakınız’ adlı bir fotoğraf ve 2010 yılında ‘Anadolu’yu Tanıyor muyuz?’ belgesel fotoğraf sergim açıldı.

2010 yılında ‘İlle de Hayat’ şiir kitabım, 2012 yılında ‘Gitmek için Gelir Aşk’, 2015 yılında ise ‘Kambur Güvercin’ adlı kitaplarım okuyucularımla buluştu. Ve son dördüncü kitabım ‘Kendime Engel Olamıyorum-Senegal’ fotoğraf albümü kitabımdır. Bugüne kadar dört kitap yazdım. Yazdığım kitaplarla hayata tutunuyorum. ‘Gitmek İçin Gelir Aşk’ kitabım, beş yıllık bir birikimin sonucu oldu.

Yazmayı çok seviyorum. Sait Faik demiş ya ‘Yazmasam delirecektim’ diye, işte ben de yazmasam delirecektim. İlk şiir kitabımdan, çok sevdiğim sanatçı ablam İlkay Akkaya ile 3 şiir klibim de var.

12 yıldır fotoğrafçılık ile de uğraşıyorum. Azmimi aileme borçluyum. Söylediğim gibi ailemden çok büyük destek aldım, en büyük destekçim annemdir. Ailem önümdeki bütün engelleri kaldırdı. Onlara karşı hep sorumluluk bilincinde oldum ve onların emeğini boşa çıkarmamak için de hep mücadele ettim. Hayatım hep çalışmakla, üretmekle geçiyor.

2013, 2014, 2015 ve 2016 yıllarında Uluslararası Edebiyat ve Kültür Şöleninde yılın başarılı yazarı seçildim. 2010 yılında Tübitak “Yürüyen Akıl Proje” sinde onur ödülü aldım. 2013 yılında Memur Sen’den başarılı engelli birey ödülü aldım.

2013 yılından bu yana Engelsiz Sanat Derneği’nin “Yorgan Altında Kimse Kalmasın Hareketi” kapsamında “Anadolu’yu Tanıyor muyuz?” gezici belgesel fotoğraf sergisi açtık ve Türkiye’nin birçok yerinde sergileniyor. 2016 yılında “Kendime Engel Olamıyorum-Senegal” projesiyle Engelsiz Sanat Patformu tarafından başarılı proje ödülüne layık görüldüm. 2017 yılında World Disibality Union WDU’nun Rusya’da düzenlediği konferansta, engellilerin ‘HOME OFFİCE’ ve sanat alanındaki çalışmalar projesi ile Rusya’da ödül aldım.

Biz 2 yıldır da Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencileri ile “Kırık bir camın hikayesi” adını verdiğimiz Cam Kemik Hastaları farkındalığı için çalışıyoruz.

Türkiye’de fotoğraf çekmeyle yetinmeyip, Senegal’e kadar gittin; fotoğraflar çekip, sergiler açtın. Neden Senegal ve nasıl oldu?

Senegal fikri benim için 2015 Ekimi’nde Uluslararası İzmir Fotoğraf Günleri’nde başladı. Konuşmacı olarak festivale konuk olmuştum. İzmir’den döndüğüm zaman fotoğraf alanında kendimi biraz daha farklı mekanlara sürüklemem gerektiğini hissetmiştim. Tam o günlerde telefonum çaldı. Babamın 30 yıllık mühendis arkadaşı Mesut Amca, Senegal’den arıyordu. Hiç düşünmeden ‘Mesut Amca yanına gelmek istiyorum’ dedim. Doktorum, Prof. Dr. Özgür Demir’i de arayıp, izin aldım.  En büyük hayalim Senegal’i fotoğraflamaktı. Engelsiz Sanat Derneği’nin bu hayalime ortak olmasıyla “Kendime Engel Olamıyorum” isimli proje doğdu ve tüm engelleri aşarak hayalimi gerçekleştirdim. Memleketimden tam 7 bin 751 km uzakta Afrika ülkesi Senegal’de annem Zübeyde Bozo ile birlikte 20 gün geçirdim. Bu proje sadece benim için değil, başka engellilere ve engelli ailelerine de cesaret verecek bir projeydi. Annemle birlikte çıktığım bu yolculuğu aynı zamanda kısa bir belgesel haline de getirdim. Senegal’de kadrajıma yansıyan fotoğraflardan oluşan sergim de birçok kez fotoğraf severlerle buluştu.

Senegal’den bol fotoğraf ve görüntü ile döndün? Neler görüp, yaşadın?

Senegal’den 700 fotoğraf ile döndüm. Bunların arasından 40 fotoğraf, sergi için seçildi. 50 fotoğrafsa, videoların da yer aldığı belgeselde kullanıldı. 70 fotoğraf slayt gösterisinde yer aldı. Senegal’de yalnızca fotoğraf çekmedim. Çocukları kucağıma aldım. Çalışan kadınlarla dertleşip kucaklaştım. İşçilerle çay içtim, sohbet ettim. Bunları yaparken her anımı kaleme aldım. Goethe’nin bir hayali varmış: “Başka bir toplumun kültürünü öğrendiğimizde dünyada savaşlar biter” diye.  Ben de bunu yapmak için çıktım yola.

Peki orada fotoğraf çekerken, gezerken nelerle karşılaştın?

İnsanlar fotoğraf makinesini görünce hemen tepki veriyorlardı. Bu yüzden önce kendimi onlara kabul ettirmem gerekiyordu. Kısa sohbetlerin ardından “Fotoğraf çekebilir miyim?” diye izin aldıktan sonra çektim fotoğrafların birçoğunu. Özellikle çocuklara sevgiyle, sabırla yaklaştım.

En üzücüsü ise, çocuklar burada hasta. Çoğunun ayaklarında ayakkabı, çorap, terlik hiçbir şey yok. En çok dikkatimi çeken de ‘Talibe’ adı verilen çocuklar oldu. Daara dedikleri yerde kalarak, (Türkiye’deki Darüşşafaka gibi) sabah ezanı ile çıkıp akşam ezanına kadar dileniyorlar. Ellerinde teneke kutularla para ya da yiyecek bir şeyler topluyorlar. Eğer hiçbir şey toplayamazlarsa o akşam aç yatıyorlar.

Bir gün sanatçılar köyüne gittim, sonrasında balık pazarı ve sahile inip video çekimleri yaptım. Hıristiyan mezarlığını ve çiçekçileri ziyaret ettim. Her anımda fotoğraf çektim. Çünkü fotoğraf, benim için zamana tanıklık etmek. Fotoğraf çekmek sadece deklanşöre basmaktan öte yaşanılan hayatları kendimle bütünleştirerek öteki hayatların sesi olmak.

Şimdiki hayalim ise Küba. Senegal benzeri bir geziyi Küba’ya da yapmak ve orada da her anı fotoğraf ve video ile kalıcılaştırmak…

Bu konuda desteğe açık olduğumu ifade etmek isterim.

PLATFORM BAŞKANI GAMZE’Yİ ANLATTI:

Engelsiz Sanat Platformu Yönetim Kurulu Başkanı Gülçin Kaya İnceiplik Elif Gamze Bozo’yu şöyle anlattı:

Engelsiz Sanat Platformu’nun engellileri toplum yaşamına katmak ve toplumun engelli algısını değiştirmek için başlattığı “Yorgan Altında Kimse Kalmasın” hareketinin ön yargıları kıran, sıra dışı ve fark yaratan rol modellerinden Elif Gamze Bozo ile yollarımız 2012 yılında keşişti. Sevgili Elif’in ailesi ile birlikte çıktığı seyahatlerinden derlediğimiz; “Anadolu’yu Tanıyor muyuz” isimli fotoğraf sergisini 4 yıl boyunca binlerce kişiye ulaştırdık.  Anadolu’dan objektifine yansıyan en özel karaleri yansıttığı sergisinin ardından Elif’in yeni bir hayali vardı; Senegal’i fotoğraflamak üzere Ankara’dan 7 bin 751 kilometre uzaklıktaki Afrika’ya gitmek. Elif’in hayalini yazdık, çizdik, projelendirdik… İsmi de “Kendime Engel Olamıyorum” olsun dedik.Uzun uğraşlar sonucunda Elif yine tüm engelleri aşarak hayaline koştu, kimse ona engel olamadı, kendi de dahil. Senegal’de tekerlekli sandalyesiyle insanları fotoğraflayan Elif’in gücü hayallerinde, cesaretinde ve coşkusunda gizli… Kaçımız onca yol yapıp, Afrika’da fotoğraf turuna çıkabiliriz ki? İşte bu yüzden, Elif’in engelli değil, üretken bir birey olarak yaşamını sürdürmesi sadece engelli bireylere ve ailelerine değil herkese ilham kaynağı olmalı.