Ankara’da Bilkent ve Etlik’te iki devasa boyutta Şehir Hastanesi projesi yürütülüyor. Bilkent’in 2018, Etlik’in de 2019’da bitirileceği,  Ankara kent içindeki 13 devlet hastanesinin de kapatılacağı açıklanmıştı. Bu hastanelerin kapatılmaması için kurulan “Hastaneme Dokunma” platformu üyelerinden, TTB eski Başkanı Dr. Bayazıt İlhan şehir hastanelerini anlattı. İlhan kamu özel işbirliği yöntemi ile yapılan şehir hastaneleri nedeniyle devletin ihaleyi alan firmalara 15 yıl boyunca kira ödeyeceğini, yüzde 70 hasta garantisi verdiğini ve bu yöntemle gelecek nesillerin de borçlandırıldığını anlattı. “Torunlarımızı bile borçlandırdığımız bir model”  diyen Bayazıt İlhan şehir hastanelerine ilişkin sorularımıza şu yanıtları verdi.

Haber: Sultan ÖZER

Basit bir anlatımla şehir hastaneleri nedir?

Şehir hastaneleri alışılageldik, klasik ihale yöntemleri ile yapılmıyor. Kamu özel işbirliği denilen bir finansman modeliyle yapılıyor. Meselenin en kritik yönlerinden biri bu.

Şöyle anlatabilirim, devlet bir araziyi bedelsiz olarak ihaleyi alan şirketlere veriyor. Bu arazide ihaleyi alan şirketler bir hastane binası yapıyorlar. Devlet bunun karşılığında 25 yıl boyunca ihaleyi alan şirkete kira ödüyor.

Ama bu meseleyi sadece bir inşaat modeli olarak görmemek gerekiyor. Çünkü bununla birlikte hizmetlerin de önemli bir kısmı ihaleyi alan şirketlere devrediliyor.  O yönüyle bu bir özelleştirme aslında.

Sağlıkta özelleştirme yani…

Evet, devlet sağlık hizmetleri de dahil olmak üzere hizmetlerin önemli bir kısmını ihaleyi alan şirketlere devrediyor. Bunların içerisinde görüntüleme, laboratuvar, fizik tedavi gibi doğrudan sağlık hizmetleri de var. Halen taşeron şirketlere devredilmiş olan güvenlikten tutun, temizlik, yemek, bilgi işlem gibi hizmetler de var.  Ayrıca hastane bakım onarımı, bahçe bakımı, hasta karşılama hizmetleri, otopark gibi bütün  bu hizmetler  de ihaleyi alan şirketlere devrediliyor. Toplamda 19 kalem hizmet…

Bunlar için de ayrıca şirketlere para ödeniyor. Dolayısıyla iki tür ödeme var, kira ve hizmet bedeli adı altında ödemeler.
Bu hastaneler alışveriş merkezi gibi kurgulanıyor. Dev merkezler halinde. Özellikle Ankara’ ve İstanbul’da planlanan projeler iyice büyük projeler.

Kampüs içerisinde birçok ticari alan var; mağazalar var, dükkanlar var. Bu dükkanların gelirleri de ihaleyi alan şirketlere veriliyor. Dolayısıyla pekçok yönden tartışmalı finansman modeli, kamu-özel işbirliği yöntemi.

DEVLET YÜZDE 70 HASTA GARANTİ EDİYOR

Hasta garantisi de mi var?

Yurttaşlarımız İstanbul’da inşa edilen 3. köprüden, Osman Gazi’den; halen yapılmakta olan 3. havaalanından; Çanakkale’de yapılacak 18 Mart Köprüsü’nden; Avrasya geçidinden bu projenin ne olduğunu aslında  anlıyorlar.  Yani o köprülerden, yollardan geçsen de geçmesen de parasını ödüyorsun ya, aynı mantık bu hastanelerde de işliyor.

Hastanede işlemleri yaptırsanız da yaptırmasanız da -belli hizmetlerde, miktara bağlı hizmetler diyorlar onlara- şirketlere garanti ücretler ödemeye devam ediyorsunuz. Tomografi; ultrason, laboratuvar hizmetleri, yemek, sterilizasyon hizmetleri vb. gibi hizmetleri yaptırsanız da yaptırmasanız da garanti ödemeler var. Yani hasta garantili projeler bunlar. Belli rakamlarda MR, tomografi, laboratuvar tetkiki; yemek, sterilizazyon gibi hizmetlerde  garantiler verilmiş durumda.

Örnekleri var mı?

Türkiye’de yeni yeni şehir hastaneleri modeli ile beraber kamu-özel işbirliği uygulamaları hayata geçmeye başladı. 2017 yılında Mersin, Adana, Yozgat ve Isparta şehir hastaneleri hizmete açıldı.

Kamu-özel işbirliği denilen model son derece pahalı ve kamu zararı oluşturan bir model. Özellikle İngiltere’de 90’lı yılların başından beri, neredeyse 25-30 yıldır biriken deneyimler var; kamu -özel işbirliği ile sağlık kurumu yapılmasına dair. İngiltere parlamentosunun raporuna da yansımış, pekçok finans uzmanı da akademisyenler de çok fazla raporlar yayınlamaya başladılar; normal ihale yöntemi ile yapılmasına göre çok daha pahalıya mal olduğunu anlatan…

Örneğin; Ödemiş Devlet Hastanesi’nin açılışı yapıldı, 300 yataklı. “5 yıldızlı otel konforunda” olduğunu söyledi Sağlık Bakanı ve Başbakan. Ve “52 milyon liraya mal olduğunu” açıkladılar. Yatak başı maliyet yaklaşık 170 bin lira tutuyor. Yepyeni, modern bir hastaneden bahsediyoruz.

Oysa Bilkent Şehir Hastanesi’nde yatak başı maliyet  neredeyse bunun 8 katı, 1 milyon 250 bin lirayı buluyor. Neden siz bunu çok daha tasarruflu bir şekilde yaptıracakken, KÖİ modeli ile yapıyorsunuz. Çok ciddi kamu zararının ortaya çıktığı artık net bir şekilde görülmeye başlandı.

Yurtdışı deneyimleri ile birleştirdiğimiz zaman KÖİ’nin çok pahalı ve yurttaşlarımızın tamamının bütçesine zararlı, torunlarımızı bile borçlandırdığımız bir model olduğunu anlıyoruz.

Bu ısrar niye?

Bazı iktisatçılar, akademisyenler, konuyu çalışanlar bunun pekçok yönü olduğunu ifade ediyorlar. Birincisi, bunu, genel kamu borç yükünün dışında gösterebiliyorlar. Kamu maliyetinin hesaplanmasında bir takım incelikler var. Bu borç yükünü özel sektörün borç yükü gibi gösteriyorlar ama aslında devlet garantili borçlanmadan söz ediyoruz.

İkincisi siz köprü, hastane yapıyorsunuz. Siyaseten getirisi olan işler bunlar. Bugün yapıyorsunuz ama borcunu 25-30 yıl öteliyorsununuz, torunları bile borçlandırıyorsunuz. Yurttaşlar borç kısmını çok göremiyor, yapılmış işler olarak görüyorlar.

‘Ne kadar modern, 5 yıldızlı otel gibi dev hastaneler yapıldı’ diye siyaseten reklamını yapıp getirisini alıyorlar. Ama sonraki nesilleri bile borçlandıran, son derece pahalı, yanlış bir finansman modeli bu, ama tabi o anda anlaşılamıyor.

Ayrıca ciddi rant yönü var. Uluslararası şirketlerden tutun, ihaleyi alan şirketlere kadar, çok kârlı projelerden; bu şirketlerin oluşturduğu siyasi baskılardan söz ediyoruz. Bunlar zaten uluslararası finans sisteminin, uluslararası kredi şirketlerinin çok fazla tercih edip; çok fazla gelir elde ettikleri projeler. Dünya Bankası’nın özellikle tavsiye ettiği, Avrupa’da, Güney Amerika ülkelerinde başlanan; Türkiye’ye de çok fazla sokmaya çalıştıkları bir finansman modeli.

AB Sayıştayının raporu yayınlandı. Çok açık biçimde, Avrupa’da KÖİ modeli ile oluşan kamu zararları artık bu raporlara yansımış durumda. Bu problemler giderilmeden bu modelle yatırımlar yapılmaması gerektiği belirtiliyor raporda.

Avrupalı zararını anladı, kendi ülkelerinde yapmıyor, bizim gibi ne yazık ki gelişmekte olan ülkelere, ciddi kamu zararı yaratacak, önümüzdeki dönem bir kara deliğe dönüşecek bu finansman modelini dayatıyorlar.

Vatandaş, kent içindeki hastanelere bile  ulaşmakta zorluk çekerken, maddi bir külfet getiriyorken, Ankara özelinden baktığımızda kent dışındaki bu hastanelere nasıl ulaşacak?

Son derece kritik, itiraz ettiğimiz ikinci başlığa gelmiş oldunuz.

Bu hastaneler, mevcut hastaneler kapatılarak açılıyor. Bu da meselenin en kritik yanlarından biri.

Ankara özelinde Bilkent ve Etlik Şehir Hastaneleri projeleri devam ediyor. Bilkent Şehir Hastanesi’nin 2018 Etlik’in de 2019’da açılması planlanıyor.  İki şehir hastanesi açıldığında Ankara’daki 13 çok büyük devlet hastanesi kapatılacak.  Bırakın Ankaralıları Türkiye’nin dört bir yanından hastaların geldiği ve özellikle yoksul kesimin sağlık hizmeti aldığı hastaneler bunlar. Üstelik hepsi eğitim -araştırma hastanesi. Genç hekimlerin eğitim aldıkları hastaneler. Bunları kapatıp, hepsini iki kampüse toplamayı öngörüyor bu projeler.

Bilkent’teki yaklaşık 3800 yataklı, Etlik’teki 3600 yataklı. Çok büyük projeler. Günde 100 bin kişinin girip çıkması bekleniyor bu hastanelerin her birine. Yaklaşık 27 bin aracın giriş çıkış yapması…

Özellikle yoğun saatlerde, bir saatte 7 bin 500 aracın giriş yapması öngörülüyor Bilkent Şehir Hastanesi’nde. Ulaşım uzmanlarının bize verdiği bilgiler bu şekilde. ‘7 bin 500 aracın bir saat içerisinde sorunsuz girmesi için 13 şerit gerekli’ diyorlar.

Kentin göbeğindeki hastaneleri kapatıyorsunuz… Gebe bir kadın Cebeci ya da Etlik’teki doğumevine rahatça ulaşabiliyordu.  Ciddi problemler çıkacak. Hastaların hastaneye ulaşamadan ambulanslarda hayatını kaybetmesi bile önümüzteki dönem tablosu olarak karşımızda duruyor.

Bir de ulaşım ve kentsel açıdan sorun var galiba?

Tabi, Ankara’da bunun karşılığında ciddi altyapı, ciddi ulaşım sorunları oluşacak. Ayrı bir kent hasarına yol açılıyor.

Bilkent Şehir Hastanesi nedeniyle ‘yol yapacağız’ denilerek ODTÜ’de ciddi bir orman katliamı yapıldı. 100 metre genişliğinde yol. Ama ulaşım uzmanları söylüyor ki, bu yol da Bilkent Şehir Hastanesinin ulaşım sorununu çözemeyecek. ODTÜ arazisini boydan boya geçecek, yüzeyden mi tünelden mi olacak belli değil, bir yol projesi daha var ne yazık ki.

Baştan kent planlaması bu iki büyük merkezdeki sağlık tesislerine göre yapılmadığı için Ankara’nın her yönüyle zarar göreceği, kent dokusunun bozulacağı açık.

‘SAĞLIK HİZMETİNİN HAFIZASI BİNALAR NE OLACAK?’

Mevcut hastanelerin arazileri ne olacak?

Kapatılan hastane arazileri… Sağlık Bakanlığı baştan bu arazileri de ihaleyi alan şirketlere devretmek üzere ihalelere çıkmıştı. TTB’nin açtığı davalarda Danıştay projeleri durdurunca bir yasa değişikliğine gidip, o özellleştirme kısmını ayırdılar. Ama ne yazık ki bu hastanelerin arazileri de ranta açılabilir.

Kapatılacak hastaneler arasında tarihi olan binalar da var…

Başta Numune Hastanesi olmak üzere kentin tarihini oluşturuyor bu binalar. 50 yıllık, 80 yıllık, 100 yıllık hastaneler. Öteden beri yurttaşlarımıza 3 basamak nitelikli sağlık hizmeti veren, referans merkezleri bunlar. Asistan eğitimi veren, genç hekimleri, hocaları yetiştiren merkezler. Türkiye’nin dört bir yanında bu hastanelerde yetişmiş hekimler, hocalar, var. Dolayısıyla Türkiye sağlık hizmetinin hafızası, ekolleri bunlar. Buraları kapatıp da hepsini iki merkezde topladığınız  zaman sağlığa da kente de faydalı bir iş yapmış olmuyorsunuz.

Hekimlerin, sağlık emekçilerinin ne gibi endişeleri var?

Ankara Tabip Odası bir anket düzenledi Ankara’daki hekimler arasında. Hekimlerin yüzde 70’den fazlası bu hastanelerde çalışmak istemiyor, ciddi kaygılılar. Bu hastanelerde nitelikli sağlık hizmeti veremeyeceklerini düşünüyorlar.

Yarısından fazlası bu hastanelere geçtikten sonra özlük hakkı kaybına uğrayacaklarını düşünüyor. Çünkü bu hastaneler çok büyük. Buralarda sağlık hizmeti vermek hiç pratik değil.

Hekimler açısından da kuşkusuz erişim sorunu var. Ancak hastane içinde bile bir yerden bir yere ulaşmak ciddi probleme dönüşmüş durumda. Hekimler hastanelerin işleyişi, asistan hekimler alacakları eğitimin aksaması açısından kaygılılar. Hekimlerin tamamı, özlük haklarında, aldıkları döner sermaye ücretlerinde kayıp olacağından dolayı kaygılılar.

Bu hastanelerde kira, ödeme zorlukları ortaya çıktıkça, döner sermayede kesintiler olacağından endişe ediyorlar.

Taşeron sağlık çalışanları sorunu da var…

Taşeron sağlık çalışanları için ise bambaşka problem ile karşı karşıyayız. Çünkü artık neredeyse hastanelerde çalışanların yarısına yakını taşerona dönüşmüş durumda. 696  sayılı KHK ile taşeronların kadroya alınması hükmü yer aldı. Aynı yasada şehir hastaneleri ile ilgili özel bir hükme de yer verildi. Mevcut taşeron şirketlerde çalışan sağlık emekçileri şehir hastanelerine götürülmeyecekler. Onlar kentlerde bir havuzda toplanacaklar. Eğer diğer hastanelerde iş varsa o hastanelere, yoksa diğer kamu kurumlarına devredilecekler. Diğer kamu kurumlarında da iş yoksa şehir dışına gönderilecekler.

Ankara’da 13 hastanede 5 binin üzerinde taşeron sağlık emekçisi var. Başlarına ne geleceği konusunda ciddi kaygıları var. Kadroya geçmeleri onları mutlu bile edemiyor. Çünkü hastaneleri kapatılacak, nerede çalışacaklarını bilmiyorlar, belki de Ankara dışında çalışmak zorunda kalacaklar. Bu, Türkiye’nin tamamındaki şehir hastanaleri için geçerli.

Peki onları götürmezlerse o hastanelerde kimi çalıştıracaklar?

Çok güzel bir noktaya işaret ettiniz. Sözünü ettiğim 19 farklı hizmet dalı var ya içinde sağlık hizmeti de var. İhaleyi alan şirket bunları başka yüklenicilere devrediyor. Taşeronlaşma şehir hastanelerinde artarak devam ediyor. Ana firma başka bir firmaya, o başka bir firmaya devrediyor. Pekçok alt yüklenicinin olduğu bir model ile karşı karşıyayız. Bu alt yükleniciler kendi personellerini alıyorlar. Bu, sağlık hizmetlerinde de geçerli. Kendi hekimlerini, hemşirelerini taşeron şirket üzerinden alıyorlar, temizlik şirketi, güvenlik, otomasyon, hasta karşılama, otopark, hastane bakımı, bakım onarım hizmeti dahil alt yükleniciler taşeron şirketler üzerinden personellerini alıyorlar.

ANKARA’DA HASTANEME DOKUNMA PLATFORMU

Bir platform oluşturdunuz. Amacınız?

Ankara’da sağlık örgütleri de dahil, siyasi partilerin, derneklerin, sendikaların, toplumun değişik örgütlü kesiminin de içinde yer aldığı Hastanemi Kapatma adı altında bir platform oluşturuldu. Bu platform 13 köklü devlet hastanesinin kapatılmaması için bir çalışma yürütüyor. Mahallelerde, köy derneklerinde, muhtarlıklarda toplantılar, hastane çevresindeki esnafı ziyaretler gerçekleştiriliyor, imzalar toplanıyor.

Yurttaşlar üzerinde bir farkındalık yaratmak, hastaneleri kurtarabilmek, yurttaşların sağlık haklarını koruyabilmek adına örgütlü bir mücadele…

Bir çağrınız olacak mı?

Ankara’nın dört bir yanında yaşayan yurttaşlarımızı  çok yakından ilgilendiren hayati bir mesele. Tamam, şehir hastaneleri yapıldı, hukuki, yasal engelleri aşarak; Cumhurbaşkanının baştan beri ‘hayalimdi’ dediği bu projeler bu noktaya geldi. Biz de diyoruz ki, ‘mevcut hastanelerimize dokunmayın, hastanelerimizi kapatmayın, buralar da sağlık hizmeti vermeye devam etsin’.  En acil talebimiz bu.

Mayıs ayından itibaren Bilkent Şehir Hastanesine taşınmaların başlanacağı söyleniyor. Sağlık Bakanlığı, Bilkent için 6 tane hastanenin; Numune, Yüksek İhtisas, Altındağ Fizik Tedavi Merkezi, Cebeci Zekai Tahir Burak Doğumevi, Sami Ulus Çocuk Hastanesi ve çok yakında açılmış, aynı bölgede sağlık hizmeti veren Atatürk Eğiüim Araştırma Hastanesi’nin kapatılacağını açıkladı.

Hastanelerimize sahip çıkıyoruz. Hem sağlık emekçileri, hem tüm yurttaşlar adına hastanelerimize dokunmayın, hastanelerimizi kapatmayın, tam tersine geliştirin, iş yükünü azaltın ki bu hastanelere giden yurttaşlarımız düzgün sağlık hizmeti alsınlar. Katkı-katılım paylarını kaldırın ki, sağlık hizmetlerine erişim mümkün olsun. Hem sağlık emekçilerinin sağlık hakları, özlük hakları, nitelikli sağlık hizmetleri adına  hem de yurttaşlarımızın sağlık hakları için bu çalışmalarımız son derece değerli.

BAŞHEKİMİN BİLE KAYBOLDUĞU HASTANE MODELİ

Sağlık hizmeti vermek açısından 3600-3700 yataklı hastane mantıklı mı?

2013  yılında TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda TTB Genel Sekreteri iken bu sakıncaları dile getirdim.Örneğin Mersin Şehir Hastanesi 1300 yataklı bir hastane. Mersin Şehir Hastanesi içinde yurttaşlar  kayboluyor. Bir yerden bir yere gitmek ciddi problem. Koridorlar o kadar büyük, katlar arasındaki erişim o kadar zor ki, golf arabalarıyla insanlar bir yerden bir yere gitmeye çalışıyor.

Mersin İl Sağlık Müdürü ve Mersin Devlet Hastanesinin başhekimi beraber basına bir tanıtım toplantısı gerçekleştiriyor. Cep telefonlarına bir uygulama geliştirilmiş. Mersin Şehir Hastanesi uygulaması, o uygulamayı indiriyorsunuz,. Hastane içinde kaybolmamak için o navigasyon sistemini kullanıyorsunuz. Hastane başhekimi demeç veriyor, ‘hastane içinde biz bile kaybolabiliyoruz, bu uygulama sorunlarımızı çözecek’ diye. Düşünebiliyor musunuz, hastane içinde başhekimin bile kaybolduğu bir hastanecilik modelinden söz ediyoruz. Kaldı ki Ankara’nın 3’te biri büyüklüğünde bir hastane.

Ankara’da Etlik’te, Bilkent’te yurttaşlar yolunu nasıl bulacak. Hastaneye ulaşmak bir mesele, hastanede sağlık hizmeti almak başka bir mesele.

Tabi ki önlemler alınmaya çalışılıyor. Alt hizmet kalemlerinden biri bu, hasta karşılama ve refakat hizmetleri diye…Bunun için devlet ayrıca şirkete para ödüyor.  Çünkü bu başlı başlına büyük bir problem. Demem o ki, bu kadar büyük hastane modeli, doğru bir sağlık hizmeti verme modeli değil. Bilime, akla aykırı bir sağlık modeli ile karşı karşıyayız.

Sağlık Bakanlığı’nın fahiş kirası gündem oldu…

Sağlık Bakanlığı’nın merkez teşkilat binası da Bilkent Şehir Hastanesi’nin yanında bir yere inşa edildi. Sağlık Bakanlığı da burada kiracı. Milletvekili Tur Yıldız Biçer’in soru önergesine verilen yanıtta görüyoruz ki, aylık 2,5 milyon lira kira.

Milletvekili Tur Yıldız Biçer

Başta Kamu Özel İşbirliği finansman modelinin ne kadar pahalıya mal olduğuna değinmiştim. Sağlık Bakanlığı ısrarla sorularımıza cevap vermiyor. Bu hastaneler kaça mal oluyor, aylık kirası ne kadardır, hizmet bedeli olarak kaç para ödenecek? Ne yazık ki burada hçbir şeffaflığın olmadığını görüyoruz. Zaten yurt dışı örneklerinde de eleştirilerin bir kısmı budur. İhaleler şeffaf yürümüyor, TBMM’ye bile yeterince bilgi verilmiyor. Tek resmi açıklamayı geçen yıl Kalkınma Bakanlığı raporundan alabildik. Bu rapora göre 2016 sonu itibarıyla, sözleşmesi imzalanan 18 şehir hastanesinin toplam yatırım bedeli yaklaşık 10 milyar dolar gözüküyor. Bu yatırım karşılığında sadece 25 yıl boyunca ödenecek kira bedeli 30 milyar dolar. Yatırım bedelinin üç katı kira bedelinden söz ediyoruz.

Sağlık Bakanı Kasım ayındaki bütçe sunumunda toplam 32 şehir hastanesinin planlandığını açıklamıştı. Neresinden bakarsak bakalım önümüzdeki 25 yıl ödemek zorunda kalacağımız kamuya yüklenen 100 milyar dolarlık borç yükünden bahsediyoruz şehir hastaneleri nedeniyle.

Kent merkezinde yurttaşın rahat ulaşıp, konforlu sağlık hizmeti alabileceği devlet hastanesi bırakılmıyor. Dolayısıyla parası olan, gidebiliyorsa özel hastaneye gidecek. Yoksa şehir hastaneleri yollarında perişan olacak.

Sağlık hizmeti pahalılaşacak mı?

Şehir hastanelerinde şu anda devlet hastanelerinden farklı bir katkı- katılım payı alınmıyor. Ama öngörüyoruz ki bu hastanelerde ödeme güçlükleri ortaya çıktıkça buradaki hizmetlerin önemli bir kısmı paralı hale gelebilir. Yurttaşlarımızdan şehir hastaneleri için farklı bir tarifeyle katkı- katılım payları alınabilir. Tek yataklı oda, iki yataklı oda  adı altında otelcilik hizmetleri için artan oranlarda katkı katılım payları alınabilir.

Şu anda ücretsiz olarak erişebildiğimiz pek çok sağlık hizmeti bu hastanelerde ücretli hale gelebilir. Bu konularda da ciddi kaygılarımız var.

Sağlıkta Dönüşüm programı getirilirken ek katkı katılım payı olmayacak deniyordu. Özel hastaneler  yüzde 30 fark alınacak denilerek açıldı şimdi yüzde 200’ü geçti. Yüzde 200 sınır deniyor ama farklı kalemlerle özel hastaneler yüzde 200’ün üzerinde katkı -katılım payları alıyorlar.

Ciddi miktarlarda paralar cebimizden çıkmadan ne yazık ki özel hastanelerde sağlık hizmeti alamıyoruz. Devlet hastanelerinde bile 14 kalemde katkı ve katılım payı alınıyor. Emekliler maaşlarını almaya gittiklerinde ciddi kesintiler olduğunu görüyor. 1000 lira emekli maaşı olan yurttaşımız aylık 150 liralık kesinti ile karşı karşıya kalabiliyor. Şehir hastanelerinde bu ücretlerin çok ciddi şekilde artacağını öngörmek mümkün. Nereden baksanız elinizde kalacak bir proje…