Benan Eres ve Hakan Yüksel

Giriş

Günümüzdeki Türkiye gerçekliğinin oluşmasında ve yeniden üretiminde medyanın rolünü sorunsallaştıran bu rapor özel olarak AKP’nin 2002’de başlayan iktidar döneminde medyanın sermaye yapısında gözlenen değişimleri konu almaktadır.

Siyasi, ekonomik ve kültürel düzlemdeki diğer nedenlerin yanında medyadaki dönüşüm AKP hegemonyasının temel dayanaklarından birini oluşturmaktadır ki, 15 yıldır girdiği her sandıkta arkasındaki seçmen desteğini büyük ölçüde korumayı başaran AKP’nin kurduğu medya düzeninde kitlelere iletilen her türlü düşünce ve haber sıkı bir denetimden geçmektedir. Bu düzenin sürdürülmesinde başrolü AKP’nin 2007 sonrasında devlet imkânlarını kullanarak yoktan yarattığı medya gruplarıyla birlikte hükümetin çizgisinde hareket ettiklerinde ödüllendirilen ama aksi yönde davrandıklarında ağır cezalara maruz kalan anaakım medya kuruluşları oynamaktadır.

Raporda kronolojik bir anlatıyla medyadaki bugünkü sermaye yapısının oluşumu aktarıldıktan sonra sonuç bölümünde sürecin çözümlenmesine girişilecek ve geliştirilmeye açık öneriler getirilecektir. Bu kapsamda yaklaşık 15 yıllık süreç AKP’nin medya mülkiyetine dair farklılıklar sergilediği üç spesifik dönem dâhilinde ele alınmaktadır; 2002-2007 arasındaki toplumsal mutabakat aranan ilk dönemi, AKP’nin toplumsal düzenin yanında medyayı da yeniden yapılandırmaya giriştiği 2007-2013 arasındaki ikinci dönem ve AKP iktidarının krize girdiği ve bunun medyaya yansıdığı 2013-2016 dönemi izlemektedir. 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından yaşananlar medyaya radikal yansımaları olmakla birlikte daha ayrıntılı işlenmesi gereken başka bir çalışmanın konusu olarak değerlendirilmiş ve kapsam dışında bırakılmıştır.

2002-2007 Döneminde medyanın yeniden yapılandırılması

2001 Şubat’ında patlak veren ağır iktisadi kriz sonucunda bir gecede Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin beşte biri eriyip Türk lirası yüzde 50 değer kaybederken, izleyen dönemde 20’den fazla banka batar, 1 milyon kişi işini kaybeder ve onbinlerce işletme kepenk indirir (Yeşil, 2016, s. 73). Bu yıkımın içinden AKP yükselir ve Türkiye siyasetine damgasını vurur. Krizin sorumluluğunu siyasilere yükleyen halk 2002 seçimlerinde mevcut partileri sandığa gömer ve yüzde 34,3 oy alan AKP 550 sandalyeli parlamentoda 363 vekille rahat bir iktidar imkânı yakalar. 1990’lardaki kriz üreten yapıyı aşmak için AKP yönetimi kapsamlı ekonomik ve siyasi reformlara girişir; bir yandan neo-liberal ekonomik program Uluslararası Para Fonu (IMF) ile temas içinde sürdürülürken, diğer yandan AB hedefi doğrultusunda demokratikleşmeye hız verilir. AKP bu dönemde toplumsal mutabakatı önemserken, yakalanan yüksek büyüme oranları ve AB ile üyelik müzakerelerinin başlaması arkasındaki desteği artırır.

Bu balayı döneminde medyadaki mülkiyet yapısına ilişkin öne çıkanlar Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) vasıtasıyla sektörün yeniden yapılandırılması ve yabancı sermayenin Türkiye’de medya yatırımlarına başlamasıdır. İktidarın sermaye sahipleriyle yakaladığı mutabakat da kayda değerdir.

TMSF’nin medyadaki etkinliği

2002’de AKP iktidara gelmeden önce anaakımı oluşturan ülkedeki en büyük medya kuruluşları Doğan, Çukurova, Uzan, Bilgin, İhlâs ve Doğuş gruplarına aitti (Adaklı, 2010a, s. 561; Yılmaz, 2016, s. 150). Ancak 2001 krizi bu medya devlerini ciddi biçimde zorlarken, Uzan ve Bilgin gruplarının ortadan kalkışına zemin hazırlar.

Ekonominin çökmesiyle birlikte medya grupları başlıca gelirlerini oluşturan reklam kaleminde önemli bir düşüşle karşılaşırlar. Ulusal reklam pazarının büyüklüğü yaklaşık 1 milyar dolardan aşağı yukarı 500 milyon dolara iner zira reklam gelirlerinin yüzde 80’inin kaynağı olan bankalar çökmektedir (Aydın, 2014, s. 133; Yesil, 2016, s 89). Dahası batan 25 bankadan 10 tanesi aynı zamanda medya sahibidir (Akser & Baybars-Hawks, 2012, s. 306; Sözeri, 2015, s. 11).

Hâl böyleyken batan bankaların borçları için varlıklarına el koyan TMSF bir anda ülkedeki üç büyük gazetenin, üç ulusal televizyonun ve bir dizi radyonun denetimini eline alarak, en büyük medya gruplarından birine dönüşür (Adaklı, 2010a, s. 561; Adaklı, 2010b, s. 77; Yesil, 2016, s. 83). TMSF’nin bu medya varlıklarının satışı için gerçekleştirdiği ihalelerle Türkiye pazarına yabancı sermaye girmeye başladığı gibi medya sektöründeki yerli oyuncular arasına yenileri katılır, mevcut yerlilerden bazılarıysa paylarını önemli ölçüde artırır.

Doğan Grubu’nun lideri Aydın Doğan gibi sektörün önemli isimleri ihalelerin gerçekleştirildiği 2005-2006 dönemine gelmeden önce hazırlıklara girişmiş ve mülkiyet sınırlamalarının kaldırılması için lobi faaliyetlerini yoğunlaştırmıştır (Yesil, 2016, s. 89). Aydın Doğan yasal bir boşluk sayesinde eskiden Uzan Grubu’na ait olan Star TV’yi TMSF’den almayı başarır (Adaklı, 2010a, s. 567; Çam & Şanlıer-Yüksel, 2015, ss. 72, 81; Yesil, 2016, s. 89). Böylelikle yasaya aykırı olsa bile Doğan Grubu, Kanal D ve CNN Türk gibi iki büyük ulusal kanalın yanına üçüncüsünü ekleyerek pazardaki baskın konumu güçlendirir (Adaklı, 2010a, s. 564).

Doğuş Grubu da TMSF’nin satışlarından faydalanarak sivrilir. Bankacılık ve otomotiv sektörlerinde faaliyet gösteren Doğuş Holding, 1999’da ülkenin eski ve saygın haber kanallarından NTV’yi bünyesine katmıştı. Sonrasında TMSF vasıtasıyla Kanal E’yi ve eskiden Uzanlara ait olan popüler müzik kanalı Kral TV’yi satın alır (Adaklı, 2010a, 564; Yesil, 2016,s. 89). Kanal E’yi sonradan ABD merkezli CNBC ile ortaklığa giderek ekonomi kanalı haline getiren Doğuş Grubu adını da CNBC-E olarak değiştirir. Doğuş Grubu, AKP’nin ikinci döneminde Doğan Grubu’ndan Star TV’yi aldığında pazar payını daha da artıracaktır.

TMSF vasıtasıyla Ciner Grubu da Türkiye medya sektöründe yeni bir oyuncu olarak sahneye çıkar. Enerji ve ulaştırma alanlarında faaliyet gösteren grup, ilk olarak 2005’te ülkenin ikinci büyük medya yapılanması konumundaki Sabah-ATV’yi TMSF’den alır. Eskiden Dinç Bilgin liderliğindeki Bilgin Grubu’nun elinde olan bu yapılanmanın ana omurgasını her ikisi de ulusal nitelikte olan Sabah gazetesi ve ATV kanalı oluştursa da, Ciner Grubu satışla birlikte irili ufaklı başka pek çok gazete, dergi ve radyoya da sahip olur. Ancak satış 2007’de TMSF tarafından iptal edilince, Ciner Grubu’nun başında bulunan Turgay Ciner bu kez hemen 1990’lı yılların sivrilen gazetecisi Ufuk Güldemir’in kurduğu HaberTürk televizyonunu, internet sitesini ve radyosunu satın alır. 2009 seçimlerinden önce de medya grubuna HaberTürk gazetesi katılır.

Sabah-ATV’nin el değiştirmesi Türkiye medyasının tarihi açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Adaklı (2010a, s. 580), Turgay Ciner’in sonradan yargı yoluyla TMSF’nin Sabah-ATV satışını iptal etmesine gerekçe olan Dinç Bilgin ile yapılmış sözleşmenin geçersiz olduğunu ispatladığını ama yine de bu medya varlıklarının peşine düşmemeyi seçtiğini söyler. Bunun Sabah-ATV için TMSF ile yaptığı 10 yıllık borç anlaşmasından kurtulmasıyla, medyada var olmanın kurallarını artık öğrenmiş olmasıyla ve yeni medya organları için gereken personeli devşirecek konuma gelmesiyle ilişkili olabileceğini belirtir.

Bir başka önemli husus, Uzan Grubu’nun TMSF vasıtasıyla tasfiyesinin grubun başında bulunan Cem Uzan’ın Genç Parti’sinin 2002 seçimlerindeki başarısıyla ilişkilendirilmesidir (Adaklı, 2010a, s. 561-562). Buna göre yüzde 7 oy almayı başaran Cem Uzan’ı ve elindeki medya varlıklarını tehdit olarak gören AKP harekete geçmiştir. 2003 ortasına kadar bankacılık, medya, enerji ve futbol alanında önemli yatırımları olan Uzan Grubu’nun 200’den fazla şirketine el konur (Aydın, 2014, s. 134).

Yabancı sermayenin sektöre girişi

Büyüyen ekonomisi ve AB üyeliği perspektifiyle Türkiye yükselen bir pazar olarak uluslararası sermayenin ilgisini çekmeye başlar. Bu doğrultuda uluslararası şirketler TMSF’nin elindeki medya varlıklarına yatırım yapmaya başlarlar.

Kanadalı CanWest şirketi, TMSF tarafından el konulmadan önce Uzan Grubu’na ait olan Süper FM ve Metro FM radyolarını 2005’te düzenlenen ihaleyle satın aldıktan sonra 2006’da da Joy FM ve JoyTürk FM radyolarını portföyüne katar (Adaklı, 2010a, ss. 562, 564; Çam & Şanlıer-Yüksel, 2016, s. 72; Yesil, 2016, s. 83). Yasal olarak o dönemde yabancı bir yatırımcının birden fazla şirkette hisse sahibi olması mümkün olamasa da, CanWest yerel bir şirketle ortak girişim kurarak bunu aşmayı başarır, tıpkı sonrasında uluslararası medya devi Rupert Murdoch’un NewsCorp şirketinin 2006 yılında eskiden İhlâs Holding’e ait olan TGRT televizyonunu TMSF’den alırken yapacağı gibi (Yesil, 2016, s. 83; Adaklı, 2010a, ss. 579-580). Murdoch, aldığı televizyonun yayın çizgisini değiştirerek bir yıl sonra adını FOX TV yapar (Adaklı, 2010a, s. 588; Çam & Şanlıer-Yüksel, 2016, s. 80).

Bu dönemde ülkenin en büyük medya devi olan Doğan Grubu’nun uluslararası ortaklıkları artış gösterir. Öncelikle Doğan TV’nin yüzde 19,99’luk kısmının 2005’te 150 milyon dolara Deutsche Bank’a satıldığı açıklanır ama Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) bu devire onay vermeyince bu kez de 2006’da Doğan Medya’nın yüzde 25’inin Alman medya devi Axel Springer’e satıldığı duyurulur (Adaklı, 2010a, ss. 568-569; Yesil, 2016, s. 83). Gelişmekte olan ülkelerde ortak yatırımlar konusunda anlaşan iki ortak birlikte Romanya Kanal D’yi kurarken, Doğan Grubu kendi yurtdışı yatırımlarını da sürdürür ve bu çerçevede 2007’de Rusya ve Doğu Avrupa reklam piyasasında hâkim olan Trader Media East şirketinin yüzde 67,3’ünü alır (Adaklı, 2010a, s. 569).

ABD’li fon yönetim şirketi Providence Equity Partner da aynı dönemlerde Türkiye’nin ilk dijital yayıncılık platformu Digitürk’ün yüzde 47 hissesini alır (Adaklı, 2010a, s. 579; Yesil, 2016, s. 83).

Medyadaki yabancı sermayeye yönelik sınırlamaların gevşetilmesi AKP’nin bu dönemdeki neo-liberal eğilimleri ve AB hedefiyle uyumludur. Öyle ki, AKP’li yöneticiler yerel medya patronlarının hâkim konumunu uygunsuz bulduklarını, bu kişilerin siyasilerle geliştirdikleri çıkar ilişkilerinin de sağlıksız olduğunu vurgulamaktadır (Yesil, 2016, s. 84). Tam bu noktada TMSF eliyle gerçekleştirilen satışlar medyada çeşitliliği sağlamanın ve rekabeti güçlendirmenin bir yolu olarak gösterilir. Bu aynı zamanda ilk döneminde henüz iktidarını sağlamlaştırmamış AKP’nin 1990’larda siyaseti yönlendirecek güce erişen yerli medya patronlarına karşı kendisini savunmasının bir yolu olarak da değerlendirilebilir.

AKP bu kapsamda medyadaki mülkiyet sınırlamalarını kaldırmak için harekete geçer ve bir yasa önerisi hazırlar (Yesil, 2016, s. 84). Yüzde 25’lik mülkiyet sınırlaması kaldırılacak ve yabancı yatırımcılar herhangi bir medya şirketindeki hisselerin yüzde 100’üne sahip olabilecektir. Buna karşılık yabancı yatırımcılar sadece bir ulusal medya şirketinde hisse sahibi olabilecekler ve yerel ya da bölgesel yayıncılıkla ilgilenmeyeceklerdir. Ayrıca pazardaki toplam medya kuruluşları içinde yabancıların sahip oldukları oran yüzde 25’i geçmeyecektir. AKP’nin önerisi 2005’te parlamentodan geçse de dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’den döner (Adaklı, 2010a, s. 596; Yesil, 2016, s. 84; Yılmaz, 2016, s. 152). Bu doğrultudaki değişiklikleri gerçekleştirmek için AKP’nin kendi saflarından çıkardığı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 2011’deki onayını beklemesi gerekecektir.

2007-2013 döneminde medyada denetim arzusu

2007’de başlayan AKP’nin ikinci dönemi ilkinden çok farklıdır. Toplumsal mutabakatı önemseyen ‘savunmacı’ tutumun artık bir kenara bırakıldığını belirten Aydın (2014, s. 135), bu dönemde AKP’nin ve İslamcı müttefiklerinin – en başta Gülen Cemaati’nin – orduyu, yargıyı, akademiyi olduğu gibi medyayı da kendi idealleri doğrultusunda agresifçe yapılandırdıklarını belirtir.

Bu dönemden itibaren AKP mevcut anaakım medya kuruluşlarının yanında kendisine bağlı ‘yandaş’ medya organlarının serpilmesi için elinden geleni yapar, devlet imkânlarını seferber eder. AKP giderek tüm toplumsal alanlarda gücü elinde toplamaktadır ki, bunun sonucunda palazlandırdığı yeni medya kuruluşları da Aydın’ın (2014, s. 134) deyimiyle ‘yeni anaakım’ hâline gelirler. Sözeri (2015, s. 12) ise 1990’ların kudretli medya kuruluşlarının artık ya AKP’ye boğun eğme ya da varlıklarını tehdit eden cezalarla karşılaşmayı göze alma arasında sıkıştıklarını belirtir. Gerçekten de AKP’nin bu dönemde kendisine karşı bir çizgi izleyen Doğan Grubu’nu ağır biçimde cezalandırması ibreti âlemlik bir durum yaratmış ve tüm diğer medya patronları daha ‘uysal’ bir çizgiyi benimsemeye başlamıştır.

Dolayısıyla dönemin medya sermayesine ilişkin olarak öne çıkan iki olgu AKP medyasının doğuşu ve diğer medya kuruluşlarının AKP tarafından ‘terbiyesidir’. Raporun konusu açısından önem arz eden bir diğer husussa 2011’de çıkan yeni yasayla medyadaki mülkiyet ilişkilerinin kapsamlı biçimde yeniden düzenlenmesidir.

2007’nin AKP’nin medyaya yaklaşımında önemli bir dönüm noktası olduğu ve hükümetin bu tarihten sonra giderek baskıcı bir tavır aldığı dile getirilmektedir (Akser & Baybars-Hawks, 2012, s. 308; Yılmaz, 2016) ama bunu daha iyi anlamak için kısaca genel toplumsal konjonktüre değinmek gerekir. Aydın’ın (2014, s. 137) belirttiği üzere 2007 üç nedenle önemli bir yıldır; birincisi Genelkurmay Başkanlığı AKP’nin Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanı seçme girişimlerine karşı internet sitesinden e-muhtıra yayınlar, ikincisi AKP’yi kapatmak için dava açılır, üçüncüsü Nokta dergisinde 2003-2004 yıllarında ordu içinde bir grubun darbe planları yaptığı haberi yayınlanır.

Cumhurbaşkanlığı seçimi krize dönüşünce AKP erken seçim kararı alır ve 22 Temmuz 2007’de düzenlenen seçimlerde oylarını önemli ölçüde artırarak yüzde 46,7 ile 341 vekil çıkarır. AKP rakiplerine karşı önemli bir üstünlük sağlar. Artık medya patronları dâhil herkesin dikkate almak zorunda kalacağı biçimde hükümetin meşruiyeti/gücü açıkça ortaya konmuştur. Yaşananlardan çıkardığı sonuçla AKP bir yandan devleti diğer yandan toplumsal yaşamı yeniden şekillendirmeye girişir ki, döneme damgasına vuran Ergenekon ve Balyoz davalarıyla ordu, medya, akademi ve siyaset dünyası içindeki muhalif isimlerin darbecilik suçlamasıyla tutuklanmasına şahit olunur. Süreç içinde davalar ve soruşturmaların darbelerle alakası olmayan kişileri ve AKP muhaliflerini de hedef almaya başladığı eleştirileri yükselir ama hükümetin ve ‘yandaş’ medyanın bu eleştirilere yanıtı genellikle dile getiren kişileri ‘darbe yanlılığıyla’ suçlamak olur (“Ahmet Şık’a”, 2011; “Televizyonda ‘Ergenekoncu’ suçlaması”, 2012; Alan, 2015). Medyadaki mülkiyet yapısında gözlemlenen değişimler de böylesi bir hesaplaşma ve yeniden yapılandırma çerçevesi içinde gerçekleşmiştir.

Sabah-ATV’nin Çalık Holding’e satılması

Sönmez’in (2010, s. 98) ifadesiyle 2007 sonrası medyada gözlemlenen ‘iktidar yandaşı sahiplik’ değişiminde TMSF işlevsel bir araç olarak kullanılmıştır (Akser & Baybars-Hawks, 2012, s. 306; Sözeri, 2015, s. 11). TMSF vasıtasıyla gerçekleştirilen devirlerle muhaliflerce ‘yandaş medya’ ya da ‘havuz medyası’ olarak nitelendirilen AKP medyası belirginleşir ve ortaya Sabah-ATV’yi alan Çalık Grubu gibi yeni oyuncular çıkar.

Çalık Grubu’nun 2008’de Sabah-ATV’yi 1,1 milyar dolara TMSF’den alması AKP’nin medyaya kendi rengini verme çabalarında olgunluğa ulaştığının işareti olarak değerlendirilir (Adaklı, 2010a, s. 561). İhaleye sadece AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın yöneticilik yaptığı Çalık Holding girdiği gibi bu satış için şirkete 375’er milyon dolar kredi verenler de devletin kontrolündeki Vakıfbank ve Halk Bankası’dır (Sönmez, 2010, s. 91; Kaya & Çakmur, 2010, s. 537; Aydın, 2014, s. 134; Çam & Şanlıer-Yüksel, 2015, s. 74; Sözeri, 2015, s. 12; Yesil, 2016, s. 90). Çalık Grubu’nun geri kalan miktarı Katarlı El Wasaeel şirketine yüzde 25 hisse satarak karşıladığı anlaşılır (Adaklı, 2010a, s. 583).

2007’de Çalık Holding’in Genel Müdürlüğü’ne getirilen Berat Albayrak’ın kardeşi Serhat Albayrak da 2008’de şirketin medya grubunun Yönetim Kurulu Başkan Vekilliği’ne getirilir. Üstelik Zaman gazetesi imtiyaz sahibi Ali Akbulut, Çalık Holding’in başındaki Ahmet Çalık’ın eniştesidir.

Tarafların ekonomik faaliyetleri de bağlantılıdır. Öncelikle tekstil alanında faaliyet gösterirken sonradan enerji, medya, telekomünikasyon, inşaat, pazarlama ve finans alanlarına giren Çalık Holding’in toplam varlıkları AKP döneminde önemli oranda artar (Adaklı, 2010a, s. 583; Adaklı, 2014, s. 134; Aydın, 2014, s. 134; Çam & Şanlıer-Yüksel, 2015, s. 74). Satışın aleni bir şekilde AKP’ye yakın isimlere yapılmasından rahatsız olan Doğan Grubu’nun yayınlarında Çalık Holding’in İstanbul Metrosu, Samsun-Ceyhan Boru Hattı gibi dev projeleri ihalesiz aldığı vurgulanır (Adaklı, 2010a, s. 583; Aydın, 2014, s. 134). Muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) bir vekilin o dönemde parlamentoda verdiği soru önergesiyle devlet bankalarından Çalık’a verilen kredinin hangi şartlarda geri ödeneceğini öğrenmek istemesi ‘ticari sır’ denilerek yanıtsız bırakılır (Sözeri, 2015, s. 12).

“Havuz medyası”nın doğuşu

2013 sonunda Sabah-ATV yeniden satışa sunulur. Adaklı (2014, s. 20), şaibeli ödeme yöntemiyle Sabah-ATV’yi Çalık’a ‘hediye eden’ hükümetin işler iyi gitmeyince yaptığı müdahaleyle bu dev medya grubunun Zirve Holding’e bağlı Kalyon İnşaat’a satışını gerçekleştirdiğini ve AKP’ye yakın ellerde kalmasını sağladığını belirtir.

İşlerin iyi gitmemesinin en net göstergesi ise düşen reklam gelirleri ve zararına satıştır. 2011’in ilk üç aylık döneminde reklam gelirleri 92 milyon lira olan ATV’nin bu kazancı 2012’nin aynı döneminde yüzde 37’lik bir düşüşle 62 milyon lira olur (Çam & Şanlıer-Yüksel, 2015, s. 74). Keza, 2013 sonundaki yolsuzluk skandalından sonra internete sızan dinleme kayıtlarında Sabah-ATV’nin 630 milyon dolara satıldığı belirtilmektedir ki, buna göre Çalık zararına olsa bile medya varlıklarını elinden çıkarmaktadır (Sözeri, 2015, s. 15).

Sabah-ATV’nin 2014’teki satışı için AKP’ye yakın iş adamları tarafından sermaye havuzu oluşturulduğu iddiaları muhalefetteki siyasetçiler tarafından da sorgulansa da bu yöndeki tartışmaların genişlemesi çeşitli girişimlerle engellenir.

Dolayısıyla Kalyon Grubu zarar eden bir işletmeyi almıştır ama Çam ve Şanlıer-Yüksel (2015, s. 75) ile Sözeri (2015, s. 15) bu kaybın nasıl telafi edildiğine dair bazı bilgiler sunar. Buna göre Kalyon İnşaat devletten önemli ihaleler almaktadır ki, bunların en başında da İstanbul’daki üçüncü havaalanı inşaatı ve Çanakkale-Ezine-Ayvacık Yolu vardır. Bunun dışında çeşitli altyapı ve otoyol ihaleleri yine bu şirkete gitmektedir. Diğer medya grupları gibi Kalyon Grubu da enerjiye yatırım yapmış ve üç hidroelektrik santrali kurmuştur. Son 10 yıl içinde İstanbul’daki metrobüs, Taksim Yayalaştırma Projesi ve Bakırköy Adliye Binası gibi önemli ihaleler de Kalyon İnşaat’ın olmuştur.

Sabah-ATV’nin satışına dair internete sızdırılan yasadışı dinleme kayıtları AKP’nin medya stratejileri hakkında daha fazla bilgi verdiği gibi Türkiye tarihine ‘havuz medyası’ tabirini ekler. Kayıtlardan, AKP lideri Erdoğan’ın medyanın denetimini çok önemsediğine, Time Warner ve NewsCorp gibi uluslararası devler ilgilense bile Sabah-ATV’nin denetimi için kişisel olarak devreye girdiğine, AKP’li yöneticilerin medya grubunun ‘dostlara’ devri için kendilerine yakın iş adamlarından bir sermaye havuzu oluşturmalarını istediğine, Sabah-ATV kâr etmezse havuza para koyan iş adamlarına ihale sözü verildiğine dair iddialar çıkacaktır (Sözeri, 2015, s. 12; Çam & Şanlıer-Yüksel, 2015, s. 75; Yesil, 2016, s. 118).

Albayraklar ve medya

Çalık Grubu’nun medya birimlerinde sorumlu olmadan önce Serhat Albayrak 2006’da Ethem Sancak’ın denetimindeki Star Medya Grubu’nda Genel Müdür’dü (Adaklı, 2010a, s. 582). Daha da önemlisi Albayrak kardeşlerin babası Sadık Albayrak Yeni Şafak gazetesinin sahibidir.

Başından beri AKP iktidarını destekleyen Yeni Şafak gazetesine ek olarak Albayrak Grubu sonradan TVNET kanalını da kurar (Adaklı, 2010a, s. 585; Çam & Şanlıer-Yüksel, 2015, s. 78). İnşaat, sanayi, lojistik, hizmet ve futbol sektörlerinde yatırımları bulunan grup İstanbul ve Ankara’daki neredeyse tüm sayaç okuma işlerini üstlenir, Tümosan Traktör ve Motor Fabrikası ile Savunma Bakanlığı’ndan Altay Tankı’nın üretim ihalesini alır, Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndan ilk yerli uçak çeker Rahvan için motor üretimi ihalesini kazanır ve yine devletten hızlı tren üretim ihalesini alır (Adaklı, 2010a, s. 585; Sözeri, 2015, s. 15).

Star Grubu’nun seyri

Eskiden Uzan Grubu’na ait olan Star gazetesi TMSF tarafından el konulduktan sonra 2006’da 19,5 milyon dolarlık muhammen bedelin epey altında bir fiyata – 5 milyon 150 bin dolara – Kıbrıslı iş adamı Ali Özmen Safa’ya satılır (Adaklı, 2010a, ss. 564, 585-586; Çam ve Şanlıer-Yüksel, 2015, s. 72; Sözeri, 2015, s. 13). Satış bedeline ilişkin eleştiriler karşısında TMSF teklifini artırmasını isteyince Safa 3 milyon dolar daha ödemeyi kabul eder. Safa ayrıca Gülen Cemaati’nin medyadaki amiral gemisi Zaman gazetesinin kurucularından olan ve 2000’e kadar adı imtiyaz sahibi olarak geçen Alaaddin Kaya’yla ortaktır ve satışın ardından Star’ın başına o geçer. Ancak Kaya, Star’ın Gülen Cemaati’yle ilişkisini kuran tek isim olmayacaktır (“Rixos Otelleri’nin”, 2016).

Yukarıdaki ismi geçen araştırmacılar, satıştan bir yıl sonra dönemin Futbol Federasyonu Başkanı Hasan Doğan ile Ethem Sancak’ın gazeteye ortak olduklarını, Safa’nın sonradan ortaklıktan ayrıldığını, Doğan’ın ölümünün ardından medya grubunun tamamen Sancak’ın denetimine geçtiğini, onun da 2009’da Rixos otellerinin sahibi Fettah Tamince ile ortaklık kurduğunu ama 2010 sonbaharında hisselerini AKP yönetiminden Tevhit Karakaya’ya satarak medya sektöründen çıktığını belirtirler.[1]

1980 öncesi sol siyaseti benimseyen ve 1987’de Hedef Grubu’yla ilaç dağıtım piyasasında yer edinmeye başlayan Ethem Sancak, 2008’de medyaya girmesinin tek nedeninin AKP hükümetini desteklemek olduğunu açıkça ifade eder ki, bu dönemde Erdoğan’ın eski danışmanı Akif Beki’nin Star’da yazmaya başladığını görürüz (Adaklı, 2010a, s. 586; Çam & Şanlıer-Yüksel, 2015, s. 72; Yesil, 2016, s. 90). Kendisini açıkça ‘Erdoğan aşığı biri’ olarak tanımlayan Sancak’ın denetimindeki Star Medya Yayıncılık A.Ş. bir süre sonra Kanal 24 isminde bir televizyona da sahip olur.

Sancak ailesinin Star Grubu’yla bağı kopmaz. 2013’te Azeri petrol şirketi Soccar, grubun yüzde 50 hissesini Tevhit Karakaya’dan alır ama bir yıl sonra diğer ortak Fettah Tamince ile birlikte aldığı hisseleri Ethem Sancak’ın yeğeni Murat Sancak’a devreder (Sözeri, 2015, s. 13; Çam & Şanlıer-Yüksel, 2015, s. 13).

Cemaat medyasının serpilmesi

AKP ile ortaklığın işlediği dönemde Gülen Cemaati’nin medya kuruluşları önemli gelişme kaydederler. Cemaatin medya yapılanması çok geniş olmakla birlikte çok parçalıdır ama bu yapıda kökeni 1980’lere dayanan Feza Grubu ile 1990’larda temeli atılan Samanyolu Grubu öne çıkar. Medya alanındaki bir diğer önemli cemaat aktörüyse AKP döneminde sektöre giren Koza-İpek Grubu’dur.

Gülen Cemaati’nin ana yayın organı Zaman gazetesini bünyesinde barındıran Feza Gazetecilik, Cihan Haber Ajansı, Aksiyon dergisi, Turkish Review, Yeni Bahar dergisi gibi medya varlıklarının da sahibidir (Çam & Şanlıer-Yüksel, 2015, s. 75). 2006 sonrasında grubun Irmak TV’yi açtığını ve Today’s Zaman diye İngilizce gazete çıkardığını görürüz (Yesil, 2016, s. 91). Zaman gazetesi AKP’nin bu ikinci dönemi boyunca Türkiye’nin en çok satan gazetesi olduğu iddiasında bulunur ve belli bir reklam gelirine ulaşır ama gazetenin abonelik satışlarının aslında karşılıksız olduğu ve cemaatin gazeteyi üyelerine ücretsiz dağıttığı belirtilir (Çam & Şanlıer-Yüksel, 2015, s. 75).

Cemaat medyasının televizyon ayağındaki Samanyolu Grubu’ysa yeni tematik kanallar açmaya başlar; Samanyolu Haber, Yumurcak TV, Mehtap TV, Tuna Alışveriş gibi kanalların yanında ABD’de Ebru TV, Azerbaycan’da Hazar TV ve Afrika’da Samanyolu TV yayına başlar (Çam & Şanlıer-Yüksel, 2015, s. 76; Yesil, 2016, s. 91).

Koza-İpek Grubu’ysa 2005’te aldığı Bugün gazetesinin yanına 2008’de KanalTürk televizyonunu ekler (Adaklı, 2010a, s. 588; Çam & Şanlıer-Yüksel, 2015, s. 78; Yesil, 2016, s. 90). Koza-İpek Grubu AKP iktidarı boyunca genişler; başlangıçta davetiyeler, kartpostallar, bloknotlar, takvimler ve ajandalar üreten holding sonradan madencilik işine girer ve özel bir üniversite kurar (Adaklı, 2010a, s. 588-589).

Taraf gazetesi çeşitli açılardan aykırı bir örnektir. Öncelikle askeri vesayetle hesaplaşmayı amaç edinen gazetenin başında Ahmet Altan ve Alev Er gibi cemaatten değil soldan gelen isimler vardır. Bunların arasında sonradan katılan Alper Görmüş de darbe planlarını içeren günlüklerin yayınlandığı sırada Nokta dergisinin yönetimindeydi (Adaklı, 2010a, s. 589). AKP lideri Erdoğan 2008’de bir habere ilişkin olarak Genelkurmay’dan yana tavır alınca Taraf hükümete cephe almaktan çekinmez ve ‘Paşasının Başbakanı’ manşetini atar. Ardında Sabah gazetesi, borç karşılığı bastığı Taraf’ın satış ve ilan gelirlerinden baskı ücreti kesmeye başlar, kamu ilanları kesilir.

TMSF yeniden

TMSF’nin iktidar yanlısı medyanın biçimlenmesindeki rolü 2013’te devam etmektedir ki, bunu Çukurova Grubu’nun elindeki medya varlıklarının devrinde görürüz. Borç yükü altındaki Çukurova Grubu bu tarihte elindeki Show TV, Akşam gazetesi, Digitürk, SkyTürk 360, Lig TV ve Alem FM gibi medya varlıklarını inşaat şirketlerinden oluşan Kolin-Liman-Cengiz ortaklığına satmak isteğini TMSF’ye bildirir ve bu isteği kabul görür (Çam & Şanlıer-Yüksel, 2015, s. 81). İlerleyen dönemde TMSF satış için Akşam gazetesine, Show TV’ye ve SkyTürk 360 haber kanalına el koyar.

İş adamı Ethem Sancak’ın AKP’ye yakınlığı Mayıs 2017’deki kongrede parti yönetimine girmesiyle taçlanır.

Ancak işler istendiği gibi gitmez; satışın duyurulması üzerine Limak alışverişten cayar (Adaklı, 2014, s. 21). Bunun üzerine Ethem Sancak medyaya dönüş yapar ve 2013’te Show TV dışındaki Çukurova Grubu’na ait medya varlıklarını 62 milyon dolara alır (Sözeri, 2015, s. 13; Yılmaz, 2016, s. 150). Show TV ise Ciner Grubu’na satılır. İlginç olan bu satışların ihaleye çıkılmadan yapılmasıdır (Sözeri, 2015, s. 13; “Böyle İhale”, 2014).

Medyada reklam ve yönetim:

İktidarın medyada kendine yakın grupları destekleme yollarından biri de devlet kurumlarının ilanları ve reklamlarıdır (Adaklı, 2014, s. 19; Yesil, 2016, s. 90). Örneğin devlete ait Halkbank, 2012’de reklam harcamalarının aslan payını Star gazetesi ve Kanal 24 televizyonuna ayırır ve milyonlarca liralık sponsorluk sözleşmeleri imzalar. Nielsen’s AdEx’in verilerine göre 2014’ün ilk yarısında devletten en fazla reklam alan üç gazete Sabah, Star ve Milliyet’tir. Muhalif konumdaki gazetelerse kamu ilanlarından ve reklamlarından mahrum bırakılmaktadır.

Avantajlı muamele gören medya kuruluşlarının muhalif isimleri uzaklaştırdığını, yazar ve yönetim kadrosuna ‘güvenilir’ isimleri getirdiğini görürüz. AKP lideri Erdoğan’ın akrabası Serhat Albayrak’ın yöneticilik yaptığı şirket tarafından çıkartılan Star gazetesi bunun açık örneklerindendir; TMSF’den yapılan devirden sonra Erdoğan’ın danışmanları arasında yer alan/almış Akif Beki, Yiğit Bulut ve Yalçın Akdoğan gibi isimler burada yazmaya başlar (Yesil, 2016, s. 91). 2013’e gelindiğinde TMSF’nin artık devir beklemeden kendi başına yönetim ve yazar kadrosunu değiştirdiğini görürüz; muhalifleri işten çıkartan TMSF Akşam gazetesinin başına eski bir AKP’li vekili getirir (“Akşam’da Küçükkaya”, 2013; Çam & Şanlıer-Yüksel, 2015, s. 81).

İki örnek ise bize AKP’ye yakın medya yöneticilerinin nitelikleri ve faaliyetleri hakkında bilgi verir; bunlardan biri İbrahim Eren, diğeriyse Mehmet Fatih Saraç’tır. AKP liderinin oğlunun liseden arkadaşı olan Eren önce ATV’de yönetici koltuğuna oturur, ardından kamuya ait Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu’nun (TRT) yönetiminde yer alır ve nihayet 2017 Temmuz’unda Genel Müdür olarak kurumun başına geçer (Yesil, 2016, s. 91; “Bilal Erdoğan’ın”, 2017). Onun döneminde TRT’de Diriliş, Abdülhamit, Filinta gibi Osmanlı tarihini yücelten, muhafazakâr değerleri merkezine alan diziler öne çıkmaya başlar ve hükümetin görüşlerini dünyaya aktarmayı amaçlayan TRT World kurulur (“Bilal Erdoğan’ın”, 2017).

Adaklı (2014, ss. 21-22) ve Yesil (2016, s. 117) Ciner Grubu’nun üst düzey yöneticilerinden Saraç hakkında ayrıntılı bilgi verirler. AKP’nin girişimleriyle Saraç önce Turgay Ciner’in 2012’de aldığı Kasımpaşa Spor Kulübü’nde, ardından hem medya grubunda hem de holding yönetiminde koltuk sahibi olur. Saraç, AKP lideri Erdoğan’ın eski danışmanı Cüneyt Zapsu ile ucuz alışveriş zinciri BİM’i, Turgay Ciner ile de UCZ Mağazacılık Ticaret A.Ş.’yi kurmuştur. Kardeşi Yekta Saraç ise Erdoğan tarafından Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı’na getirilir.

Doğan Grubu Vak’ası:

AKP iktidarı, kendisine muhalefet edenlere neler yapabileceğini Doğan Grubu’yla 2008’den sonra girdiği çekişmede olanca açıklığıyla gösterir. Ağır cezalarla karşılaşan Türkiye’nin bu en büyük medya grubu, varlığının tehlikeye girdiğini görünce AKP’yle uzlaşmak zorunda kalır.

Oysa 2007 sonuna kadar Doğan Grubu için işler iyi gitmektedir (Adaklı, 2010a, ss. 570-571); uluslararası yatırımlarına hız veren şirket Türkiye’nin bir başka önemli gazetesi olan Vatan’ı Rekabet Kurulu’nun (RK) iki yıl içinde elden çıkarma şartıyla bünyesine katar, Türkiye’de dijital yayıncılık alanına hâkim Digitürk’e rakip olmak için 2007’de D-Smart’ı çıkartır ve teknolojik destek konusunda Rupert Murdoch’un şirketlerinden biriyle anlaşır. 2008 başında toplam gazete tirajının yüzde 34’ünü, televizyon reytinglerinin yüzde 23’ünü ve reklam gelirlerinin yüzde 43’ünü denetleyen Doğan Grubu ülkenin en büyük medya grubudur (aktaran Aydın, 2014, s. 135).

Gidişat 2008’de patlayan bir yolsuzluk skandalıyla değişmeye başlar. Türkiye’de faaliyet gösteren Deniz Feneri Derneği’nin Almanya merkezli bir başka kolu daha vardır ve burası Alman savcılarca soruşturulmaktadır. Deniz Feneri e.V’nin Almanya’daki Türkiye kökenlilerden topladığı paraları Türkiye’ye aktardığı ve usulsüzce kullandığı, paraların bir kısmının hükümet yanlısı Kanal 7’nin Genel Müdürü Zekeriya Karaman’ın kurduğu Beyaz Holding’e gittiği, televizyonun bu paralarla kurulduğu, dönemin RTÜK Başkanı Zahit Akman’ın ilgili şirketlerin yönetiminde ve pay sahibi olduğu Doğan Grubu’na bağlı gazete ve televizyonlarda dile getirilir (Adaklı, 2010a, 79).

İddialar karşısında AKP lideri Erdoğan’ın tepkisi serttir. Doğan Grubu’nun yalan yaydığını belirterek taraftarlarından boykot etmelerini ister (Akser & Baybars-Hawks, 2012, s. 311; Yesil, 2016, s. 92). Ardından grupla ilgili bazı bilgileri açıklama tehdidinde bulunur ki, bunun üzerine Doğan Grubu gazete ve televizyonları bu kez AKP’yi ‘şantajcı’ ilan ederler (Adaklı, 2010a, 571). Erdoğan ardından yayınlarının gerekçesi olarak Doğan Grubu’nun İstanbul’daki Hilton arazisinde değişiklik yapmasına izin verilmemesini, grubun Ceyhan’daki rafineri projesinin ve CNNTürk’ün karasal yayın talebinin reddedilmesini gösterir (Adaklı, 2010a, s. 572; Kaya & Çakmur, 2010, s. 532; Akser & Baybars-Hawks, 2012, s. 311; Aydın, 2014, s. 135). Keza Erdoğan, Aydın Doğan’ın kâğıt kaçakçılığı yaptığı gerekçesiyle Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından incelendiğini açıklar (Çam & Şanlıer-Yüksel, 2015, s. 82).

Aydın Doğan, AKP ile uzlaşmak için onca taviz vermesine rağmen sık sık hükümet yanlısı gazetelerin hedefi olmaktan kurtulamaz.

Bir süre sonra Maliye Bakanlığı Doğan Grubu’na varlığını tehdit edecek düzeyde ağır cezalar keser. 2009-2010 döneminde ilk olarak 500 milyon dolar, ardından da 3,5 milyar dolar vergi cezası kesilir ki, bunun aslında grubun toplam varlıklarının değerine denk olduğu ileri sürülmektedir (Çarkoğlu & Yavuz, 2010, s. 618; Kaya & Çakmur, 2010, s. 532; Adaklı, 2010b, s. 79; Adaklı, 2014, s. 19; Aydın, 2014, s. 135; Çam & Şanlıer-Yüksel, 2015, s. 82; Yesil, 2016, s. 91). Uluslararası basın kuruluşları ve deneyimli gazeteciler cezanın muhalif yayınlar yüzünden geldiğini dile getirseler de vergi kaçırıldığını vurgulayan hükümet aslında Doğan Grubu’nu hedef tahtasına oturtarak tüm diğer medya patronlarına da gücünü göstermiş ve çizgiyi aşmayın mesajı vermiştir (Yesil 2016, s. 92; Aydın, 2014, s. 135).

AKP ile çatışmasından büyük yara alan Doğan Grubu önemli tavizler verir (Kaya & Çakmur, 2010, ss. 532-533; Çam & Şanlıer-Yüksel, 2015, s. 87; Yesil, 2016, s. 92). Bir yandan mahkemelere itiraz ederek uzun yasal ve teknik müzakerelere girilirken, diğer yandan AKP liderini yatıştırmak için Aydın Doğan holding yönetiminden istifa eder. Grubun amiral gemisi Hürriyet gazetesini 20 yıldır yöneten Ertuğrul Özkök koltuğunu devreder. 2010-2011 döneminde grubun muhalif gazetesi Gözcü kapatılırken, muhalif yazarlar Hürriyet ve Radikal’den kovulur, Vatan ve Milliyet gazetelerinin yanı sıra Star TV satılır. Denge arayan yeni strateji kapsamında Zaman gazetesi editörlerinden Eyüp Can Sağlık Radikal’in başına getirilirken, Erdoğan’ın eski danışmanı Akif Beki de Hürriyet’te yazmaya başlar (Aydın, 2014, s. 135; Çam & Şanlıer-Yüksel, 2015, ss. 83, 87; Adaklı, 2010b, ss. 79-80).

AKP ile çatışmanın ardından Doğan Grubu’nun en kârlı şirketi Petrol Ofisi A.Ş. (POAŞ) de elden gider ki, buna çokça vurgu yapılır (Adaklı, 2010a, s. 567; Adaklı, 2010b, s. 79; Aydın, 2014, s. 134). Buna göre 1979’da Milliyet’i alarak medyaya giren Doğan Grubu aslında asıl kârını enerji sektöründeki POAŞ’tan sağlıyordu ki, bu şekilde 2001 krizini bile görece daha az sarsılarak atlatmayı başarmıştı. 1990’lardaki özelleştirmelerde POAŞ’ın mülkiyetine ortak olan grup 2005’te İş Bankası’na ait hisseleri de alarak şirketinin tamamına sahip olmuştu. Ancak vergi cezalarının ardından POAŞ’ı Avusturya kökenli OVM’ye satmak zorunda kalır.

AKP’nin bu dönemde izlediği siyaset nedeniyle Türkiye medyasında ve toplumundaki kutuplaşma artarken Doğan Grubu’na yönelik bu uygulamalar farklı tepkilerle karşılaşır ki, bu aslında ülkede siyaset-medya ilişkisinin ne kadar sorunlu olduğunu göstermektedir. AKP yanlısı gazeteciler aslında Aydın Doğan’ın basın özgürlüğüne vurgusunun yersiz olduğunu çünkü yolsuzlukları ortaya çıkarmak için değil, medya gücünü 1990’lardaki gibi hükümetten tavizler koparmak üzere kullanamadığı için sızlandığını belirtirler (Yesil, 2016, s. 93).[2] Gerçekten 1990’larda hükümetlerin zayıf koalisyonlardan oluştuğu dönemde Doğan Grubu önemli tavizler kazanıyordu ama AKP’nin güçlü hükümet yapısı buna izin vermiyordu.

Anaakımın uysallaştırılması:

Kendisine karşı koyanlarının başına gelebilecekleri Doğan Grubu’na yönelik icraatlarıyla ortaya koyan AKP’nin bu kapsamdaki diğer anaakım medya gruplarına yönelik tavrını anlamak açısından Demirören Grubu’nu incelemek fikir vericidir.

AKP ile çatıştıktan sonra Aydın Doğan, Milliyet ve Vatan gazetelerini Demirören ve Karacan grupları ortaklığına satmak zorunda kalır ama bu gazeteler 2012’de tamamen Erdoğan Demirören’in yöneticiliğindeki Demirören Grubu’nun denetimine girer (Sözeri, 2015, s. 12; Çam & Şanlıer-Yüksel, 2015, s. 80). 2013’de İmralı görüşmelerinin zabıtlarının Milliyet‘te yayınlanması iktidarı rahatsız eder. Bu tarihlerde AKP lideri kamuya açık alanlarda yapılan haberciliği yerden yere vururken, Milliyet’te yazan deneyimli gazeteci Hasan Cemal, hükümet için ne kadar rahatsız edici olursa olsun doğru haberler yayınlamanın hak olduğunu savunur. Bir süre sonra Hasan Cemal Milliyet’ten kovulur. Bu süreçten sonra Demirören Grubu önemli ihaleler alır; enerji ve inşaat sektörlerinde büyüyen grup İstanbul Zeytinburnu’ndaki üçüncü limanın projesi Zeyport’un içinde yer almaktadır (Sözeri, 2015, s. 16).[3]

AKP’nin ‘uysallaştırdığı’ bir diğer anaakım medya kuruluşu Doğuş Grubu’dur ama buradaki süreç 2013’teki Gezi Parkı Protestoları sırasında kristalize olduğundan ilerleyen bölümlerde daha fazla bilgi verilecektir. Ancak bunun öncesinde – 2011-2012 yıllarında – AKP’nin patronlar aracılığıyla gazetecilere yönelik baskısı şiddetlendiğinde Doğuş Grubu’nun kanalları da bundan nasibini alır. Gruba ait NTV kanalı Türkiye’nin önemli gazetecileri arasında yer alan Banu Güven, Can Dündar ve Ruşen Çakır’ın işine son verir. Dündar yaşananları Türkiye medyasında ‘toptan bir temizlik’ yapıldığı şeklinde yorumlayarak kovulanların kendilerine yeni yerler bulmalarının zor olacağını söylerken, Güven de artık haber merkezlerinde otosansürün hüküm sürdüğünü vurgular (Çam & Şanlıer-Yüksel, 2015, s. 81; Yesil, 2016, s. 94). Keza, NTV haber kanalı çizgisinden kayarak daha fazla eğlence programı vermeye başlar.

Dolayısıyla AKP’nin doğrudan medya kuruluşlarının kadrolarına ve yayın çizgilerine müdahale ettiğini, bu işi en başta partinin lideri Erdoğan’ın yürüttüğünü söyleyebiliriz. Zaten kendisi 2010’da açıkça TBMM’deki grup toplantısında medya patronlarına “Parasını sen veriyorsun, yazarına sahip çık. Yazdırma, gönder!” demiştir (Çam & Şanlıer-Yüksel, 2015, s. 87).[4] Erdoğan 2011’de de terör ve şiddet olaylarının haberleştirilmesinde ‘duyarlılık’ talep edince pek çok medya kuruluşu buna uymakta beis görmemiştir (Çam & Şanlıer-Yüksel, 2015, s. 71).

Reyting tartışmaları:

Medyanın en önemli gelir kalemi reklam olduğundan Türkiye medyasının yeniden biçimlendirildiği bu dönemde reytinglerin tartışılması kaçınılmazdır. AKP yandaşları medyaya onca yatırım yapmalarına rağmen sürekli zarar etmelerini aslında bu işi hükümete destek için yaptıklarını söyleyerek sineye çekerken, Doğan Grubu – üstündeki baskıya rağmen – hâlâ reklam gelirlerinin aslan payını toplayarak medyadan kâr etmektedir. Zaman gazetesinin nüshalarını bedava dağıtarak tirajını şişirdiği iddiaları (Çam & Şanlıer-Yüksel, 2015, s. 85) epeyce eski olmakla birlikte sonradan televizyonlara ilişkin reytingler de tartışma konusu olur (“Türkiye’de reyting”, 2008; Adaklı, 2010a, s. 584).

AKP’ye yakın gazetecilerden Mustafa Karaalioğlu (2012) tartışmaların iyice alevlendiği 2011-2012 döneminde kaleme aldığı ‘Reklam Bütçeleriyle Korunan Eski Medya Düzeni’ başlıklı yazısında reyting ve tiraj ölçümlerinin AKP’nin yarattığı yeni Türkiye’ye göre yapılmadığından yakınır, Koç ve Sabancı gibi büyük holdinglerin reklam bütçelerini Türkiye’de hiçbir değişim olmamış gibi kullandıklarını söyler. Karaalioğlu şöyle yazmaktadır; “Demokrat ve yenilikçi medya’nın her bir 50 bin tirajının alabildiği ilan Eski Türkiye medyasının aynı tirajına karşılık gelen ilandan çok daha az seviyededir. Ya da eski Türkiye medyasının ürettiği 1 puan reytingin aldığı reklam, demokrat-muhafazakâr sermayeye ait bir televizyon kanalının ürettiği aynı reytingin aldığı reklamdan hep daha az olmaktadır”.

Reyting tartışmalarının bir de kriminal yönü vardır. Türkiye’de reyting ölçümleri 1989’dan beri ABD’de ve Avrupa’nın pek çok ülkesinde faaliyet gösteren AGB Nielsen tarafından gerçekleştirilirken, şirketin ölçümde kullandığı panelde yer alan 2224 haneden 1100 tanesinin adres bilgilerinin sızdırıldığı savcılıkça tespit edilince Televizyon İzleme Araştırmaları Anonim Şirketi (TİAK) 20 Aralık 2011 itibarıyla AGB Nielsen ile çalışmalarını durdurur ve sonrasında TNS ile anlaşır (Yalçın, 2015; Maviş, t.y). OdaTV davasından tutuklanan muhalif gazeteci Soner Yalçın (2015) söz konusu değişimin 3,8 milyar dolarlık reklam pastasını biçimlendirmek üzere Gülen Cemaati’nin polis ve medyadaki mensuplarınca tasarlandığını, AGB Nielsen’in kovulmasından sonra gelen şirketin cemaatin kontrolünde olduğunu ve yeni deneklerin cemaat üyeleri arasından seçildiğini ileri sürer.

Yayıncılığa yeni yasal düzenleme

Yerli ve yabancı sermaye medyadaki mülkiyet sınırlamalarının kaldırılması için uzunca bir süre uğraşır ve Türkiye’deki sektörün yapısını önemli ölçüde değiştiren 2011 tarihli ve 6112 sayılı ‘Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunu’ ile amacına bir ölçüde ulaşır.

AB’nin 2007 tarihli Görsel-İşitsel Medya Hizmetleri Direktifi ile uyum sağlamak üzere müzakere sürecinin bir parçası olarak hazırlanan yeni kanun eskisine göre fazlasıyla sermaye dostudur; radyo-televizyonunun kamu hizmeti işlevine hiçbir özel vurgu yapmazken, ticari boyutu kapsamlıca ele alır (Sümer & Adaklı, 2007, s. 143).

Yeni kanun ayrıca mülkiyete dair yeni düzenlemeler getirmektedir (Sümer & Adaklı, 2007, ss. 150-152). Buna göre kanunda “Bir gerçek veya tüzel kişi doğrudan veya dolaylı olarak en fazla dört karasal yayın lisansına sahip medya hizmet sağlayıcı kuruluşa ortak olabilir” ifadesi geçmiş dönemin yasalara aykırı kurulan ‘illegal’ mülkiyet yapısını meşrulaştırmakta ve tekelleşmeye kapı aralamaktadır. Keza, “… birden çok medya hizmet sağlayıcıya ortaklıkta bir gerçek veya tüzel kişinin doğrudan veya dolaylı hisse sahibi olduğu medya hizmet sağlayıcı kuruluşların yıllık toplam ticarî iletişim geliri, sektörün toplam ticarî iletişim gelirinin yüzde otuzunu geçemez” ifadesiyse şüphelidir çünkü sektörün toplam ticari gelirinin nasıl hesaplanacağı belirsizdir.[5] Yeni kanunla bir kişinin veya şirketin hisselerine sahip olabileceği medya kuruluşu sayısı ikiden dörde çıkarken, ayrıca medya kuruluşlarındaki yabancı sermaye oranı da yüzde 25’ten yüzde 50’ye çıkartılır (Yesil, 2016, s. 85; Yılmaz, 2016, s. 157).

Bunun yanında yeni kanun önemli bir değişikliği daha getirir. 3984 sayılı eski kanun medya şirketlerinin kamu ihalelerini katılmalarını önlerken, bütün büyük oyuncuların lobi yapmasıyla çıkan yenisi bu yoldaki sınırlamayı ortadan kaldırır (Adaklı, 2014, s. 20; Sözeri, 2015, s. 14).

2013-2016 Döneminde iktidar ve medya krizleri

AKP iktidarı iki ciddi kriz yaşadığından 2013 bir dönüm noktasıdır. Öncelikle Haziran başında İstanbul Taksim’deki Gezi Parkı’nda alışveriş merkezi inşasına karşı bir avuç aktivistin başlattığı direniş polisin sert müdahalesinin ardından ülke çapında milyonlarca kişinin katıldığı ve AKP’nin baskıcı bir hâl alan politikalarını protesto ettiği kitlesel sokak gösterilerine dönüşür. Gösterilerin dış mihrakların yönlendirmesiyle gerçekleştiğini ve hükümeti devirmeyi amaçladığını öne süren AKP yönetimi çareyi polis şiddetini artırmakta bulur ve belli bir süre sonra gösteriler bastırılır (“Erdoğan: Faiz lobisinin”, 2013; “SPK raporu”, 2015).

İkinci önemli krizse yılın son günlerinde – 17 Aralık’ta – patlak veren yolsuzluk soruşturmasıdır. Soruşturma kapsamında bazı bürokratlarla birlikte AKP’li üç bakanın oğlu tutuklanır. Sonrasında baskınlarla ilgili şoke edici ayrıntılar basında yer alır. Yolsuzluk skandalıyla ilişkili bazı telefon dinlemelerinin kaydının anonim hesaplardan internete aktarılması AKP üzerindeki baskıyı iyice artırır. Bu kayıtların bazıları yolsuzluk iddialarını doğrular niteliktedir.

AKP hükümeti yolsuzluk soruşturması ve dinleme kayıtlarının toplanmasından bir dönem ortak olduğu ama sonradan çatışmaya başladığı Gülen Cemaati’nin yargı ve emniyetteki üyelerini sorumlu tutar. Kayıtların sahte olduğunu ve soruşturmanın da hükümeti itibarsızlaştırarak devirmeye yönelik bir darbe girişim olduğunu öne sürer (“Turkey PM Erdogan”, 2014).

Krizler ve meşruiyet bunalımı AKP’nin hegemonyasını sarsar. AKP’nin yanıtı toplumsal planda dolaşımda olan fikirler ve haberler üzerindeki baskıyı iyice şiddetlendirmek, medya kuruluşlarını daha fazla yönlendirmek ve yolsuzluk skandalından sorumlu tuttuğu Gülen Cemaati’nin medyasını ortadan kaldırmak olur. Kitle iletişimi üzerinde son derece sıkı bir denetim kuran AKP iktidarı, muhaliflerin internete yönelmeleri üzerine artık bu alanı da sıkıca düzenlemek için girişimlerini hızlandırır.

Gezi sürecinde medya

Gezi Parkı Protestoları sürecinde AKP iktidarının medya üzerindeki baskısı belirginleşir. Hükümetle ters düşmekten korkan anaakım medya kuruluşlarının patronları, sahip oldukları gazetelerde ve kanallarda son dönem Türkiye tarihinin bu en kitlesel gösterilerinin yer almasına izin vermezler. Doğan Grubu’na ait CNN Türk ve Doğuş Grubu’na bağlı NTV gibi köklü haber kanalları bile milyonlar sokaklarda AKP’yi protesto ederken penguen belgeselleri ya da yemek programları gibi konuları ekrana yansıtırlar (“Gezi Direnişi’nde”, 2014; “Konda’nın Gezi”, 2014). Öyle ki, İstanbul’daki ulusal kanallarda görev yapan gazeteciler olayları yabancı yayın kuruluşlarından izlemek zorunda kaldıklarını itiraf ederler (Yesil, 2016, s. 111).

Bu dönemde anaakım medyaya hâkim olan korku ve işbirliği Doğuş ve Ciner gruplarında gözlemlenebilir. Göstericilerin NTV binası önüne gelerek ‘Satılmış Medya’ sloganları atması üzerine Doğuş Medya Grubu’nun CEO’su Cem Aydın izleyicilerine haksızlık ettiklerini kabul eder ve olayları aktaracakları sözü verir ama birkaç gün içinde kendisi istifa etmek zorunda kalır. Doğuş Grubu, Gezi Parkı’na dair özel sayı basan NTV Tarih dergisini bile kapatır. Ciner Grubu’na ait HaberTürk kanalında protestolara ilişkin olarak geçen bir altyazıyı beğenmeyen AKP lideri Erdoğan kanalın yöneticisi Mehmet Fatih Saraç’ı arayarak azarlar. Saraç’sa özür dileyerek hemen gereğinin yapılacağını belirtir.

Medyanın AKP’nin güdümünde olduğunun işareti sayılabilecek bir başka olaysa protestolar sürerken, AKP tarafından palazlandırılan gazetelerin hepsinin aynı manşetle – ‘Demokratik Taleplere Canımız Feda’ başlığıyla – çıkmalarıdır (Adaklı, 2014, s. 19). Alan (2015b) “HaberTürk, Türkiye, Sabah, Zaman, Yeni Şafak, Bugün ve Star gazetelerinin ön sayfaları o gün tek bir genel yayın yönetmeni tarafından yapılmış̧ gibiydi” yorumunda bulunduktan sonra bu dönemde Gülen Cemaati medyasının da hükümetin arkasında durduğunu belirtir.

Gezi Parkı Protestoları sırasında AKP yanlısı gazeteler tek ses olurlar. Gülen Cemaati’nin yayınları da bu tek sesliliğin içindedir.

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Gezi Parkı Protestoları sonrasında en az 77 medya çalışanının işinden olduğunu açıklar (Alan, 2015b). Ancak AKP yöneticileri sanki basının üzerinde hiç baskı yokmuş gibi iddialar getirmektedir. Ayşenur Arslan 28 Temmuz’da Yurt gazetesinde yayınlanan yazısında Başbakan Erdoğan’ın danışmanı Yalçın Akdoğan’ın protestolar sırasında Demirören Grubu’nu doğrudan yok etmekle tehdit ettiğini, Can Dündar’ın atılmasını istediğini yazar (aktaran Ülsever 2013). Akdoğan (2013) buna Star’daki köşesinden yanıt verir ve “AK Parti iktidarının yandaş medya üretmek, özgür basını susturmak veya muhaliflerini tasfiye etmek gibi bir yaklaşımı, politikası veya adımı kesinlikle yoktur” ifadelerini kullanır.

Gezi döneminde medyanın baskı altında olduğu ve olayları kararttığı billurlaşır ve kitleler anaakım medyayla aralarına mesafe koyarken, başka haber kaynaklarına yönelirler. Bu çerçevede Kemalist Halk TV, bağımsız İMC TV gibi kanalların izleyici sayısı artarken, Cumhuriyet, Evrensel, Birgün gibi muhalif gazetelerin tirajları katlanır (“Konda’nın Gezi”, 2014; Alan, 2015b; Yesil, 2016, s. 111). Ancak asıl öne çıkan haber kaynağı internet siteleri ve sosyal medya platformlarıdır. T24, Bianet, Sendika.org gibi muhalif internet sitelerine olayları aktardıkları için önemli bir ziyaretçi akını olur. Ayrıca Sendika.org ile bağlantılı aktivistler anaakım medyanın karartması karşısında Gezi Parkı’ndan yayın yapmak için Çapul TV’yi kurarlar ve internetten yayına geçerler (Durdağ, 2015). Sosyal ağlar üzerinden yurttaş haberciliği yapan girişimler – Dokuz8Haber veya 140 Journos gibi – serpilirler (Yesil, 2016, s. 112). AKP’nin tüm bunlara yanıtı interneti daha sıkı kontrol altına alacak düzenlemeler yapmak ve sosyal ağlarda manipülasyon yapacak trolleri işe koşmak olur (Sokullu & Demir, 2013; “Aktroller ne kadar”, 2015; Akdeniz, 2015; Karakaş, 2015).

Yolsuzluk skandalı ve cemaat medyası

Skandalın patlak vermesinin ardından Gülen Cemaati’nin medyası istisnasız olarak hükümete yüklenmeye başlar. Gezi döneminde hükümetin arkasında duran Zaman, Today’s Zaman ve Bugün gazeteleri ile Samanyolu TV, KanalTürk, Bugün TV ve Samanyolu Haber gibi kanallar bir anda sıkı birer AKP muhalifi kesilirler. Karşı kamptaysa Star, Yeni Şafak, Akşam, Sabah, Akit, Türkiye ve Takvim gazeteleri ile ATV, A Haber, Kanal 24, Sky360, Kanal 7 ve Ülke TV gibi kanallar vardır.

AKP iktidarı olanca gücüyle cemaate yüklenir ki, bunun ardından cemaatin yıllar boyunca geliştirdiği medya imparatorluğu çeşitli müdahalelerle dağılmaya başlar. Bir yandan RTÜK devreye sokulur; 2014 başında kurumun verdiği cezaların yüzde 93’ü cemaatin kanallarına yöneliktir (Yesil, 2016, s. 131). Diğer yandan devletin kontrolündeki uydu şirketi Türksat, Feza ve Samanyolu gruplarına ait kanalları aktarmayı bıraktığı için bunlar önemli ölçüde seyirci kaybederler (Yesil, 2016, s. 144). 2013’te ciddi bir reklam gelirine sahip olan Zaman gazetesi 2014’te neredeyse hiç reklam alamaz (Sözeri, 2015, s. 18).

AKP ayrıca tutuklama, ceza kesme, el koyma ve kayyım atama gibi yöntemleri cemaate karşı devreye sokar. Mesela Zaman gazetesi ve Samanyolu TV’ye yapılan baskınlarda genel yayın yönetmenleri gözaltına alınır (Sözeri, 2015, s. 17). Ekim 2015’te Koza-İpek Grubu’nun iki gazete ve iki kanalına da el konur ve bunlara kayyım atanır (Yesil, 2016, s. 144; Yılmaz, 2016, s. 151). Koza-İpek Grubu’nun altın madenleri de durdurulur. 2016’ya gelindiğindeyse bu kez Zaman’a kayyım atanır (“Zaman Gazetesi’ne kayyum”, 2016). Bir başka örnekse 2014’te satılmadığı için hurdaya verilen gazeteler üzerinden Taraf’a kesilen 5,5 milyon liralık vergi cezasıdır ki, Türkiye tarihinde ilk kez böyle bir ceza verildiği gibi bu da seçici biçimde yapılmaktadır; başka gazeteler de aynı şekilde davranmalarına rağmen ceza görmemektir (Sözeri, 2015, s. 17).

Süreç içinde – özellikle 15 Temmuz 2016’daki başarısız darbe girişiminden sonra – cemaatin elindeki tüm yayın organları olağanüstü hâl (OHAL) kapsamında çıkartılan kanun hükmünde kararnamelerle (KHK) kapatılır. Buralarda görev yapmış ünlü gazeteciler – Nazlı Ilıcak, Ali Bulaç, Şahin Alpay gibi – tutuklanırlar. Dahası TMSF yeniden sahneye çıkar. Cemaate ait olduğu gerekçesiyle KHK’yla kapatılan 86 radyo ve televizyon kanalına ait her türlü hak, lisans ve vericilerin TMSF tarafından ihalesiz şekilde Sabah-ATV’ye sahip Turkuvaz Medya Grubu’na (Kalyon İnşaat’a ait) verildiği ortaya çıkar (“Cemaat’ten ‘havuz’a”, 2017). Ortadaki pasta o kadar büyüktür ki, dağıtımdan şikâyet edenler çıkar. AKP’nin medyadaki önemli destekçilerinden Yeni Akit’te cemaatin medya varlıklarının ihalesiz aktarıldığı haber olur (“Yeni Akit’ten”, 2017).

Ancak belirtmek gerekir ki, OHAL döneminde medyaya yönelik baskı sadece Gülen Cemaati’yle sınırlı kalmaz. Pek çok muhalif ve sol yayın organı da kapatılır (“İMC TV, Hayatın Sesi”, 2016). Cumhuriyet ve Sözcü gibi muhalefetin önemli yayınları üzerindeki baskı da artar (“Sözcü Gazetesi’ne”, 2017; “Cumhuriyet gazetesi”, 2017).

Sonuç

AKP dönemi üzerine çalışan araştırmacıların sıkça vurguladığı bir husus, Türkiye’de medyanın hiçbir dönem özgür olmadığı ama AKP’nin medya üzerindeki baskıyı hiç olmadığı kadar üst bir düzeye taşıdığıdır (Akser & Baybars-Hawks, 2012, s. 302; Çam & Şanlıer-Yüksel, 2015, s. 71). Dolayısıyla geniş kapsamlı ama nicel bir değişimin yaşandığı fakat nitelik açısından değişimin sınırlı kaldığı öne sürülebilir. İşte bu nedenle Çam ve Şanlıer-Yüksel (2015, s. 67), “… resim yeni de olsa, yapısal olarak devlet, siyaset ve siyasetçilerle ilişkiler açısından değerlendirildiğine iktidar-medya ilişkisinin aslında çok da değişmediği, değişenin yalnızca aktörler olduğu aşikardır” ifadesini kullanırlar. Gerçekten de 1990’lar boyunca medya patronları siyasal iktidarla içli-dışlı olmuş ve bunun sonucunda özelleştirme ihalelerinden önemli kazanımlar sağlamışlardır. AKP dönemindeyse siyasal iktidar kendine daha yakın sermaye grupları için aynı imkânları yaratmıştır.

Sözeri’yse (2015, s. 7) “Medyanın hiçbir dönem özgür ve rekabetçi piyasa koşullarında var olmadığı bilinse de son yıllarda iktidarın tek partinin hatta tek bir liderin elinde toplanması basının üzerindeki baskıyı hiç olmadığı kadar artırmıştır” diye yazar. İktidarın yapısında çok kapsamlı bir değişim meydana geldiğini ve bunun zaten var olan bağımlılık ve baskı ilişkisini iyice yoğunlaştırdığını öne sürebiliriz. Gerçekten de AKP son dönem Türkiye tarihinde hiç olmadığı kadar güçlü bir yönetim tesis etmiştir.

AKP hükümeti ve lideri az rastlanır bir güce erişmekle birlikte medyaya gösterdikleri önemle de seleflerinden ayrılırlar. Bir kere önceki hükümetler medyayla yakın temas kurmayı seçerken, AKP’yse doğrudan mülkiyet ilişkilerini kendi arzuları doğrultusunda ayarlama ve buna dayanma yoluna gitmiştir (Adaklı, 2010a, s. 604; Adaklı, 2010b, s. 77). AKP lideri Erdoğan bu noktada kişisel olarak inisiyatif almaktan çekinmemektedir. (Adaklı, 2010a, s. 560).

AKP’nin medyaya ilişkin yaklaşımında rekabet odaklarını etkisizleştirmesi ve medyayı olabildiğince devlet-iktidar bütünleşmesine eklemeye çalışması da dikkate değerdir. AKP’nin ilk döneminde Uzan Grubu’nun üstüne gitmesine ve Deniz Feneri Derneği’ne ilişkin vakada Doğan Grubu’na yüklenmesine bakan Adaklı (2010b, s. 77) “AKP’nin stratejik planında medya sektörünün bir bütün olarak değerlendirildiğini, kendisiyle rekabet edebilecek gruplarla açık bir mücadeleye girmekten kaçınmadığını” yazar. Çam ve Şanlıer-Yüksel’se (2015, s. 92) “AKP, kurumsal olarak devlete ve devletin mekanizmalarına eklemlenmiş bir gazeteciliğin hayalini kurmaktadır. Bu nedenle medyanın ve medya çalışanlarının bu yeni gazetecilik ilkelerine göre örgütlenebileceği, bizzat hükümetin desteğini alan bir sendika yapısı ve medya alanında etkinlikte bulunacak sivil toplum kuruluşları oluşturulmaya başlanmıştır” diyerek AKP’ye yakın Hak-İş konfederasyonuna bağlı Medya İşçileri Sendikası’nın (Medya-İş) kuruluşuna dikkat çekerler ve Anadolu Ajansı (AA) gibi yerlerde çalışan gazetecilerin bu sendikaya üye olmaları için baskı gördüklerini vurgularlar. Yani AKP’nin bir yandan medya sermayesini kendisine eklemlerken, diğer yandan medyadaki emeği de kendine bağlı bir şekilde örgütlediğini böylelikle medyanın devlet-iktidar bütünleşmesindeki bağımlı konumunu sağlamlaştırdığı söyleyebiliriz.

Sermayenin perspektifinden bakıldığındaysa, ekonominin kapsamının dar ve devlet kontrolünde olduğu Türkiye’de iktidara yakınlık sermaye birikimini artırmanın en kolay ve güvenli yolu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle Türkiye’de medya rasyonel kâr mantığından uzak bir şekilde işleyen ve kendi başına ayakta kalınabilecek bir yatırım alanı olmasa da iş adamları siyasal iktidarların ihtiyaçlarına yanıt vermek üzere medyaya yatırım yapmakta ama kamu ihaleleriyle verdikleri desteğin karşılığını fazlasıyla almaktadırlar (Adaklı, 2014, s. 19; Sözeri, 2015, s. 14; Yesil, 2016, ss. 105-106). Amaç kamu ihaleleri almak olunca medya böylece diğer imalat ve hizmet sektörleriyle iyice bütünleşir ki, Adaklı (2014, ss. 18-19) AKP döneminde bu yüzden medyanın tarihte hiç olmadığı kadar araçsallaştırıldığını ve ultra-çapraz bütünleşmelerin arttığını belirtir. 1990’larda iktidarlar kırılganken medya patronları bu denklemde daha fazla hareket alanına sahipti ama AKP siyaset ve ekonomi üzerinde hâkimiyet kurunca medya sermayesinin kaderi daha fazla iktidara bağımlı hâle geldi.

Medyanın bu şekilde konumlanması partizan ve kutuplaştırıcı yayın çizgisinin normalleşmesini getirir (Yesil, 2016, s. 105). Gazeteler ve televizyonlar muhalefeti görmezden gelmeye başlarlar. Bu durum toplumsal plandaki kutuplaşmanın da artmasına yol açacaktır ki, bu durumda ideolojik hakimiyet için medyanın stratejik rolü daha da önem kazanacaktır. Türkiye’de bu tür bir kısır döngüyü gözlemlemek zor değildir. Çarkoğlu ve Yavuz (2010) ampirik olarak AKP döneminde medyanın partizan tavrının arttığını ortaya koyarlar. Sönmez de (2010, s. 91), 2005’ten sonra politik kutuplaşmanın artmasıyla birlikte tarafların daha fazla medya silahıyla kuşandıklarını söyler. Bu kutuplaşmanın bir sonucu olarak TRT ve AA gibi kamu kuruluşlarının giderek iktidarın araçları hâline geldiklerini belirtmek gerekir (Adaklı, 2010b, s. 80; Aydın, 2014, s. 136; Yesil, 2016, s. 131).

Bu tablo içinde çözüm için medya patronlarının kamu ihalelerine girmesine eskiden olduğu gibi yasak getirilmesi siyasal iktidara karşı mesafe koymak açısından mantıklıdır. Ancak AB Komisyonu rekabeti engellediği gerekçesiyle Yunanistan’daki benzer bir düzenlemeyi geri çevirmiştir (Sözeri, 2015, ss. 16, 25). Yani bu öneri güncel hukuki ve siyasi kabullerle çelişmektedir. Bu noktada Sözeri (2015, s. 25) medya sahipliği ve kamu ihale rejiminin şeffaflaştırılmasının bir seçenek olduğunu belirtir. Keza gazetecilerin sendikal örgütlenmelerinin güçlendirilmesini de önerir. Gerçekten de böylece gazeteciler patron karşısında editoryal bağımsızlıklarını daha güçlü savunacak bir konuma gelebilirler. Çam ve Şanlıer-Yüksel (2015, s. 96), çözüm yolunda iletişim eğitiminin/öğretiminin yurttaşlık anlayışını merkeze alan bir biçimde geliştirilmesini savunurlar. Bu da insanların medyanın yanlılıkları ve yönlendirmelerine karşı daha bilinçli hâle getireceği için fayda sağlayıcı olacaktır.

Kaynakça

Adaklı, G. (2010a). 2002-2008: Türk Medyasında AKP Etkisi. İçinde İ. Uzgel & B. Duru (Der.), AKP Kitabı: Bir Dönüşümün Bilançosu (ss. 559-613). Ankara: Phoenix.

Adaklı, G. (2010b). Neoliberalizm ve Medya: Dünyada ve Türkiye’de Medya Endüstrisinin Dönüşümü. Mülkiye, XXXIV (269), 67-84.

Adaklı, G. (2014). Medya Sermayesi ve Ultra-Çapraz Bütünleşmeler. Perspectives, 8, 18-23.

Ahmet Şık’a Ergenekon suçlaması ne kadar doğru. (2011, Mart 3), 1 Kasım 2017 tarihinde http://www.ensonhaber.com/ahmet-sika-ergenekon-suclamasi-ne-kadar-dogru-2011-03-03.html adresinden erişildi.

Akdeniz, Y. (2015, Ağustos 13). Twitter sansürlemede dünya lideriyiz. Diken. 1 Kasım 2017 tarihinde http://www.diken.com.tr/twitter-sansurlemede-dunya-lideriyiz/ adresinden erişildi.

Akdoğan, Y. (2013, Temmuz 30). Medya Mühendisliğine mi Soyunduk? Star. 30 Ekim 2017 tarihinde http://www.star.com.tr/yazar/medya-muhendisligine-mi-soyunduk-yazi-777112/ adresinden erişildi.

Akser, M. & Baybars-Hawks, B. (2012). Media and Democracy in Turkey: Toward a Model of Neoliberal Media Autocracy. Middle East Journal of Culture and Communication, 5, 302-321.

Akşam’da Küçükkaya gitti, Ocaktan geldi. (2013, Haziran 24). 28 Ekim 2017 tarihinde http://www.hurriyet.com.tr/aksamda-kucukkaya-gitti-ocaktan-geldi-23573388 adresinden erişildi.

Aktroller ne kadar maaş alıyor? (2015, Eylül 29). 1 Kasım 2017 tarihinde http://www.sozcu.com.tr/2015/gunun-icinden/aktroller-ne-kadar-maas-aliyor-945937/ adresinden erişildi.

Alan, Ü. (2015a). Saray’dan Saray’a Türkiye’de Gazetecilik Masalı. İstanbul: Can Yayınları.

Alan, Ü. (2015b, Mayıs 31). Demokratik penguenlere canımız feda! Birgün. 29 Ekim 2017 tarihinde https://www.birgun.net/haber-detay/demokratik-penguenlere-canimiz-feda-81959.html adresinden erişildi.

Aydın, U. (2014). The Media in Turkey: From Neoliberal Militarism to Authoritarian Conservatism. İçinde İ. Akça, A. Bekmen & B. A. Özden (Der.), Turkey Reframed: Constituting Neoliberal Hegemony (ss. 122-140). London: PlutoPress.

Baydar, Y. (2013). Turkey’s Media: A Polluted Landscape. Index on Censorship, 42 (2), 140-145.

Bilal Erdoğan’ın imam hatipten sınıf arkadaşı İbrahim Eren, TRT Genel Müdürü oldu. (2017, Temmuz 10). 28 Ekim 2017 tarihinde http://t24.com.tr/haber/bilal-erdoganin-imam-hatipten-sinif-arkadasi-ibrahim-eren-trt-genel-muduru-oldu,413486 adresinden erişildi.

Böyle ihale görülmedi: İhale değil BMC. (2014, Mayıs 1). 27 Ekim 2017 tarihinde http://www.patronlardunyasi.com/haber/Boyle-ihale-gorulmedi-Ihale-degil-BMC/157088 adresinden erişildi.

Cemaat’ten ‘havuz’a: KHK’larla kapatılan kanal ve radyolar kapış kapış. (2017, Mayıs 4). 1 Kasımn 2017 tarihinde http://www.diken.com.tr/cemaatten-havuza-khklarla-kapatilan-kanal-ve-radyolar-kapis-kapis/ adresinden erişildi.

Cumhuriyet gazetesi davasında tahliye yok. (2017, Ekim 31). 1 Kasım 2017 tarihinde http://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-41824120 adresinden erişildi.

Çam, A. & Şanlıer-Yüksel, İ. (2015). Türkiye’de Medyanın 2002 Sonrası Dönüşümü: Ekonomi-Politik Bir Yaklaşım. İçinde U. U. Aydın (Der.), Neoliberal Muhafazakâr Medya (ss. 66-102). İstanbul: Ayrıntı.

Çarkoğlu, A. & Yavuz, G. (2010). Press-party Parallelism in Turkey: An Individual Level Interpretation. Turkish Studies, 11 (4), 613-624.

Durdağ, B. (2015). Creating Alternative Communication Spaces: Resistance, Technology and Social Change. ISIS Viyana Zirvesinde Sunulan Bildiri, Viyana, Avusturya.

En çok tutuklu gazeteci Türkiye’de. (2016, Aralık 14). 29 Ekim 2017 tarihinde http://www.hurriyet.com.tr/en-cok-tutuklu-gazeteci-turkiyede-40306086 adresinden erişildi.

Erdoğan: Faiz lobisinin neferi oldular. (2013, Haziran 22). 1 Kasım 2017 tarihinde https://www.ntv.com.tr/turkiye/erdogan-faiz-lobisinin-neferi-oldular,hRBnD9YIYkehfPQCWqTF4g adresinden erişildi.

Gezi Direnişi’nde CNN Türk’teki penguen belgeselini kim yayınladı? (2014, Eylül 17). 1 Kasım 2017 tarihinde https://www.birgun.net/haber-detay/gezi-direnisi-nde-cnn-turk-teki-penguen-belgeselini-kim-yayinladi-68743.html adresinden erişildi.

http://tgs.org.tr/cezaevindeki-gazeteciler/ 29 Ekim 2017 tarihinde erişildi.

http://www.ysk.gov.tr/ysk/docs/2002MilletvekiliSecimi/turkiye/milletvekilisayisi.pdf 27 Ekim 2017 tarihinde erişildi.

İMC TV, Hayatın Sesi, Özgür Radyo ve TV 10’un internet sitelerine erişim engeli. (2016, Eylül 30). 1 Kasım 2017 tarihinde http://www.diken.com.tr/imc-tv-hayatin-sesi-ozgur-radyo-ve-tv-10un-internet-sitelerine-erisim-engeli/ adresinden erişildi.

Karaalioğlu, M. (2012, Aralık 10). Reklam bütçeleriyle korunan eski medya düzeni. Star. 29 Ekim 2017 tarihinde http://www.star.com.tr/yazar/reklam-butceleriyle-korunan-eski-medya-duzeni-yazi-710609/ adresinden erişildi.

Karakaş, B. (2015, Ekim 9). Prof. Yaman Akdeniz: İnternet yasası Bilal Erdoğan gibi büyük çocuklar için değişti. Diken. 1 Kasım 2017 tarihinde http://www.diken.com.tr/prof-yaman-akdeniz-internet-yasasi-bilal-erdogan-gibi-buyuk-cocuklar-icin-degistirildi/ adresinden erişildi.

Kaya, R. & Çakmur, B. (2010). Politics and the Mass Media in Turkey. Turkish Studies, 11 (4), 521-537.

Konda’nın Gezi raporu: ‘Penguen’ yayıncılığı en çok NTV ve HaberTurk’ü vurdu. (2014, Haziran 5). 1 Kasım 2017 tarihinde http://www.diken.com.tr/kondanin-gezi-raporu-penguen-yayinciligi-en-cok-ntv-ve-haberturku-vurdu/ adresinden erişildi.

Maviş, M. (t.y). Sosyal Medya ve Yeni Nesil Reyting Ölçümleri. 29 Ekim 2017 tarihinde http://yeninesilreyting.com/ adresinden erişildi.

Rixos Otelleri’nin sahibinden ‘Fethullah Gülen’ itirafı. (2016, Ağustos 8). 27 Ekim 2017 tarihinde https://www.birgun.net/haber-detay/rixos-otelleri-nin-sahibinden-fethullah-gulen-itirafi-123361.html adresinden erişildi.

Sokullu, S., & Demir, B. (2013, Eylül 19). AKP’den sosyal medya atağı. Deutsche Welle Türkçe. 1 Kasım 2017 tarihinde http://www.dw.com/tr/akpden-sosyal-medya-ata%C4%9F%C4%B1/a-17101383 adresinden erişildi.

Sönmez, M. (2010). Medyada İstanbul İktidarı. Mülkiye, XXXIV (269), 85-99.

Sözcü Gazetesi’ne FETÖ operasyonu: Burak Akbay’a gözaltı kararı. (2017, Mayıs 19). 1 Kasım 2017 tarihinde https://www.ntv.com.tr/turkiye/sozcu-gazetesine-feto-operasyonu-burak-akbaya-gozalti-karari,XqPQAYiicEWnKfQIVfUjMQ adresinden erişildi.

Sözeri, C. (2015). Türkiye’de Medya-İktidar İlişkileri: Sorunlar ve Öneriler. İstanbul: İstanbul Enstitüsü.

SPK raporu ‘faiz lobisi’ni çürüttü: Gezi sürecinde spekülatif işlem olmamış. (2015, Ekim 25). 1 Kasım 2017 tarihinde http://www.diken.com.tr/spk-raporu-faiz-lobisini-curuttu-gezi-surecinde-piyasalarda-spekulatif-islem-olmamis/ adresinden erişildi.

Sümer, B. & Adaklı, G. (2007). 6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkındaki Kanun’a İlişkin Değerlendirme Raporu. İletişim Araştırmaları, 5 (2), 141-158.

Televizyonda ‘Ergenekoncu’ suçlaması gerginliği. (2012, Mayıs 24). 1 Kasım 2017 tarihinde http://www.radikal.com.tr/turkiye/televizyonda-ergenekoncu-suclamasi-gerginligi-1088967/ adresinden erişildi.

Turkey PM Erdogan says ‘tapped’ phone call to son ‘fabricated’. (2014, Şubat 25). 1 Kasım 2017 tarihinde http://www.bbc.com/news/world-europe-26336354 adresinden erişildi.

Türkiye’de reyting ölçümleri adil değil. (2008, Haziran 8). 29 Ekim 2017 tarihinde http://www.yenisafak.com/gundem/turkiyede-reyting-olcumleri-adil-degil-121945 adresinden erişildi.

Ülsever, C. (2013, Ağustos 1). Yalçın Akdoğan rezil oldu. OdaTV. 1 Kasım 2017 tarihinde http://odatv.com/yalcin-akdogan-rezil-oldu-0108131200.html adresinden erişildi.

Yalçın, S. (2015, Mayıs 8). Reklamcılar Tayyip’i Kaale Almıyor. Sözcü. 29 Ekim 2017 tarihinde http://www.sozcu.com.tr/2015/yazarlar/soner-yalcin/reklamcilar-tayyipi-kaale-almiyor-826051/ adresinden erişildi.

Yeni Akit’ten ‘şaşırtan’ çıkış: ‘FETÖ’ye ait medya grubu Turkuvaz’a ihalesiz satıldı. (2017, Ekim 15). 1 Kasım 2017 tarihinde http://www.diken.com.tr/yeni-akitten-sasirtan-cikis-fetoye-ait-medya-grubu-turkuvaza-ihalesiz-satildi/ adresinden erişildi.

Yesil, B. (2016). Media in New Turkey: The Origins of an Authoritarian Neoliberal State. Urbana: University of Illinois Press.

Yılmaz, G. (2016). Europeanisation or De-Europeanisation? Media Freedom in Turkey (1999-2015). South European Society and Politics, 21 (1), 147-161.

Zaman Gazetesi’ne kayyum atandı. (2016, Mart 5). 1 Kasım 2017 tarihinde https://www.ntv.com.tr/ekonomi/zaman-gazetesine-kayyum-atandi,aEC3Ytk4Nkyun0tR3PjT4w adresinden erişildi.

EKLER

Ek: Ele Alınan Döneme İlişkin Medya Sahipliği Tabloları[6]

Ulusal gazete sahipliği (Şubat 2016)[7]

Gazete Sahipler/Kontrol Şirket
POSTA Aydın Doğan Doğan Gazetecilik AŞ
HÜRRİYET Aydın Doğan Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş
RADİKAL[8] Aydın Doğan Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş
HÜRRİYET DAILY NEWS Aydın Doğan Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş
FANATİK Aydın Doğan Doğan Gazetecilik AŞ
DOĞAN HABER AJANSI Aydın Doğan Doğan Haber Ajansı A.Ş.
SÖZCÜ Burak Akbay Estetik Yay. Havacılık ve Hava Taş.Tic. Ltd. Şti.
KORKUSUZ Burak Akbay Estetik Yay. Havacılık ve Hava Taş. Tic. Ltd. Şti.
HABERTÜRK Turgay Ciner Habertürk Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.
MİLLİYET Erdoğan Demirören Bağımsız Gazeteciler Yayıncılık A.Ş.
VATAN Erdoğan Demirören Bağımsız Gazeteciler Yayıncılık A.Ş.
YURT Durdu Özbolat Ajans Başkent Org. Gaz. Rek.Mat. Ltd.Şti
YENİ ÇAĞ Ahmet Çelik, Ahmet Yabuloğlu Yeniçağ Gazetecilik ve Matbaacılık AŞ
YENİ ASYA Mehmet Kutlular Yeni Asya Gaz. Mat. ve Yay. San. ve Tic. AŞ
ŞOK Mustafa Küçük ABC Medya Ajansı A.Ş.
FOTOSPOR Mustafa Küçük ABC Medya Ajansı A.Ş.
CUMHURİYET Cumhuriyet Vakfı Yeni Gün Haber Ajansı BY AŞ
MİLLİ GAZETE Ömer Yüksel Özek Yeni Neşriyat AŞ
AYDINLIK Mehmet Sabuncu, Metin Aktaş Anadolum Gaz. Bas.Yay.San. ve Tic. AŞ
ÖZGÜR DÜŞÜNCE[9] ? Özgür Yayıncılık AŞ
TARAF Başar Arslan Taraf Gaz. San. ve Tic. AŞ
TODAY’S ZAMAN Ali Akbulut Feza Gazetecilik AŞ
ZAMAN Ali Akbulut Feza Gazetecilik A.Ş
MEYDAN Levent Kenez (GYY) Feza Gazetecilik A.Ş
AKŞAM Ethem Sancak T Medya Yatırım San. ve Tic. AŞ
GÜNEŞ Ethem Sancak T Medya Yatırım San. ve Tic. AŞ
STAR Ethem Sancak Star Medya Yayıncılık AŞ
SABAH Ömer Faruk Kalyoncu Turkuvaz Gazete Dergi Basım A.Ş.
TAKVİM Ömer Faruk Kalyoncu Turkuvaz Gazete Dergi Basım A.Ş.
FOTOMAÇ Ömer Faruk Kalyoncu Turkuvaz Gazete Dergi Basım A.Ş.
YENİ ASIR [Yerel] Ömer Faruk Kalyoncu Turkuvaz İzmir Gaz. Der. BY AŞ
MİLAT Ali Adakoğlu Meka Gazetecilik Basım Yayın San. ve Tic. Ltd
TÜRKİYE A. Mücahid Ören İhlas Gazetecilik AŞ
VAHDET Yener Dönmez Yeni Vahdet Gazetecilik Tic.Ltd.Şti
YENİ AKİT M. D. Uğurlu, R. F. Uğurlu
YENİ ŞAFAK Ahmet Albayrak Diyalog Gazetecilik San.Tic.A.Ş.
DİRİLİŞ POSTASI Ali Yıldız/ Mehmet Akosman[10] Akyıldız Gazetecilik Mat. San. Tic. Ltd. Şti.
BUGÜN Koza İpek Basın ve Basım San.Tic. A.Ş. H.Akın İpek/Kayyım
MİLLET Koza İpek Basın ve Basım San.Tic. A.Ş. H.Akın İpek/Kayyım
ANADOLU AJANSI GM: Kemal Öztürk Yarı kamusal mülkiyet
İHLAS HABER AJANSI A. Mücahid Ören İhlas Holding A.Ş.

 

Ulusal TV sahipliği (Şubat 2016)[11]

Kanal Sahipler-Kontrol Medya Grubu / Şirket
KANAL D Aydın Doğan DTV Haber ve Görsel Yay.A.Ş.
CNN TÜRK Aydın Doğan Doruk Televizyon ve Radyo Yayıncılık A.Ş.
FLASH TV (Böl.) Ömer Göktuğ Göktuğ Elektr.Yay. San. ve Tic. İşl. AŞ
OLAY TV (Böl.) Cavit Çağlar Olay Radyo ve TV Yayıncılık A.Ş.
MELTEM TV Haydar Baş Meltem Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş.
TV8 Ali Acun Ilıcalı Sekiz İnternet Alışveriş Paz. ve Dış Tic. AŞ.
BLOOMBERG HT Turgay Ciner C Görsel Yayınlar A.Ş.
HABERTÜRK TV Turgay Ciner Ciner Medya TV Hizmetleri A.Ş.
SHOW Turgay Ciner Ciner Medya TV Hizmetleri A.Ş.
FOX Engin Güner [Rupert Murdoch] Huzur Radyo TV A.Ş.ve Alyans Ltd. Ş.
STAR Ferit Şahenk Işıl Televizyon Yayıncılık A.Ş / Doğuş Grubu
NTV Ferit Şahenk NTV Haber Ajansı Reklam ve Tic. A.Ş.
CNBC-E Ferit Şahenk Enformasyon Reklam. ve Film San.ve Tic.A.Ş.
KRAL TV Ferit Şahenk Kral TV Radyo ve Televizyon Yayıncılığı A.Ş.
STV[12] Hidayet Karaca Samanyolu Yayıncılık Hizmetleri A.Ş.
S.YOLU HABER Hidayet Karaca Samanyolu Yayıncılık Hizmetleri A.Ş.
MEHTAP TV Ali Çelik Sem Haber Ajansı A.Ş.
A HABER Ömer Faruk Kalyoncu Turkuvaz Medya Hizmetleri A.Ş.
ATV Ömer Faruk Kalyoncu Turkuvaz Aktif Televizyon Prod. A.Ş.
YENİ ASIR TV(Böl.) Ömer Faruk Kalyoncu Turkuvaz Yeni Asır Televizyon Prod. A.Ş.
KANAL7 Zekeriya Karaman Hayat Görsel Yayıncılık A.Ş.
ÜLKE TV Zekeriya Karaman Beyaz İletişim A.Ş.
360 Ethem Sancak Atlas Yayıncılık ve Tic. A.Ş.
24 Ethem Sancak Star Medya Yayıncılık A.Ş
TGRT HABER TV Ahmet Mücahit Ören TGRT Haber Tv AŞ
BEYAZ TV Ali Sabit Aksoy Ses Televizyon Radyo Yayıncılık AŞ
BUGUN TV[13] Hamdi Akın İpek/Kayyım Yaşam Televizyon Yayın Hizmetleri A.Ş.
KANALTÜRK Hamdi Akın İpek/Kayyım Yaşam Televizyon Yayın Hiz.A.Ş.
TRT Gn Md: İbrahim Şahin Kamu mülkiyeti

 

NOTLAR:

  1. Sözeri, Sancak’ın söz konusu devri 2009’da yaptığını belirtir.
  2. Mesela o dönemde hükümet yanlısı gazetelerde yazan Yavuz Baydar (2013) “Türkiye’nin dünyadaki en bağımsız medyalardan birine sahip olduğunu” iddia eder. Bu noktada yeri geldiği için gazeteciler üzerinde baskılardan biraz bahsetmek gerekiyor. Uluslararası örgütlerin raporlarına göre Türkiye en çok gazetesi hapseden ülke konumundadır; ABD merkezli Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) 2016’da 81 gazetecinin hapis olduğunu yazar (“En çok tutuklu”, 2016). Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) ise Ekim 2017’de hapisteki gazeteci sayısını 151 olarak veriyordu (http://tgs.org.tr/cezaevindeki-gazeteciler/).
  3. Sözeri aynı yerde diğer AKP yanlısı medya kuruluşlarına verilen ihaleler hakkında da bilgi verir. İhlâs Grubu, Gaziosmanpaşa Kentsel Dönüşüm Projesi’ni, Bağcılar Belediyesi’nin kablosuz geniş alan ağı ve güvenli internet ihalesini alırken, Kanal 7 ve Ülke TV gibi televizyonların arkasındaki Beyaz Holding AKP’li belediyelerin neredeyse tüm eğitim ve kültür merkezi işletim ve organizasyonlarını yürütmektedir.
  4. Böyleyken tüm medya kuruluşlarının birer birer muhalif gördükleri isimleri göndermeleri şaşırtıcı değildir (Aydın, 2014, s. 140; Çam & Şanlıer-Yüksel, 2015, s. 80; Yesil, 2016, s. 94) AKP’nin Kürt politikasını eleştiren Ece Temelkuran HaberTürk’ten, Nuray Mert ise Milliyet’ten kovulur; AKP’nin anti-demokratikleştiğini söyleyen Andrew Finkel Today’s Zaman’dan gönderilir, Mehmet Altan’sa Star’daki yönetici konumu kaybeder; Roboski saldırısını eleştiren Ali Akel Yeni Şafak’tan kovulur; Deniz Feneri skandalı haber olunca Ali Gülen’in ismi HaberTürk’ün künyesinden çıkar. Bu isimler sadece buzdağının görünen yüzüdür. Sözeri (2015, s. 22), hükümetin ve AKP lideri Erdoğan’ın 2014’te 339 gazeteci, yazar ve çalışanının işine son verilmesi ya da istifaya zorlanmasında rolü olduğunu belirtir.
  5. Üstelik bu oranların açıklanması için Sözeri’nin (2015, s. 21) yaptığı başvuruya RTÜK ‘ticari sır’ diye yanıt vermez.
  6. Tablolar Gülseren Adaklı tarafından hazırlanmıştır. Kullanmamıza izin verdiği için kendisine teşekkür ederiz. Burada yer alan tablolar raporun konu edildiği döneme dair son verileri içermektedir. Ancak belirtilen sahiplik yapıları özellikle 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin ardından büyük ölçüde değişmiştir.
  7. Beyaz kısım Gülen Cemaati’ne yakın gazeteleri, yeşil kısım ise AKP medyasını gösteriyor.
  8. 28 Haziran 2014’te son sayısını çıkaran Radikal, bir süre dijital platformda devam ettikten sonra kapanmıştır.
  9. Özgür Düşünce, daha önce Koza-İpek Grubu tarafından çıkarılan Bugün ve Millet gazetelerinin yerine kurulmuştur. “Fetullahçı Terör Örgütü”ne (FETÖ) finans desteği sağladığı iddiasıyla Koza İpek Grubu’na ait 23 şirkete 1 Eylül 2015 tarihinde operasyon düzenlenmiş; 25 Ekim günü ise Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi ile Koza İpek Grubu’na ait medya dâhil bütün şirketlere kayyım atanmasına karar verilmiştir. Ardından Bugün ve Millet gazeteleri kayyımın görevlendirdiği kadro tarafından çıkartılmıştır. Dolayısıyla burada söz konusu gazeteler AKP medyası içine yerleştirilmiştir.
  10. Bu gazetenin kurucularından Hakan Albayrak, hükümetten gelen baskılar sonucunda gazeteden ayrılmıştır.
  11. Beyaz kısım, Gülen Cemaati’ne yakın televizyon kanallarını, yeşil kısım ise AKP medyasını gösteriyor. Bu tablodaki bazı kanallar sadece uydudan yayın yapmaktadır.
  12. 2015’in Ekim ayında Gülen Cemaati’ne yakın televizyon kanalları, tüm dijital platformlardan ve kablodan çıkarılmıştır.
  13. Kayyım atanması nedeniyle söz Hamdi Akın İpek’in kontrolünden çıkan bu televizyonlar AKP medyası içinde sayılmıştır.

 

Yazarlar Hakkında Bilgi

Doç. Dr. Benan Eres: 1975 yılında Ankara’da doğdu. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden ve Siyaset Bilimi Yan Dal programından 1998 yılında mezun oldu. Aynı kurumda 1998 ve 2000 yılları arasında araştırma görevlisi olarak görev yaptı. 2000 yılında Utah Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde doktora çalışmalarına başladı. 2005 yılında iktisat alanında doktora derecesini aldıktan sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, İktisat Bölümü’nde göreve başladı. 2008 yılında yardımcı doçent ve 2013 yılında doçent unvanlarını aldı. Marksist iktisat kuramı, rekabet kuramı, politik iktisat ve bankacılık sistemi konularında çalıştı ve ulusal ve uluslararası bilimsel dergide makaleler ve kitap bölümleri yayınladı. 7 Şubat 2017 tarihinde yayınlanan 686 Sayılı KHK ile kamu görevinden ihraç edilmiştir. Akademik çalışmalarına serbest akademisyen olarak devam etmektedir.

Dr. Hakan Yüksel: 1976’da Ankara’da doğdu. 1999’da Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni bitirdi. Ardından İstanbul’daki çeşitli ulusal gazete ve dergilerde çalıştı. L’Université Paris 13 ve Ankara Üniversitesi’nden yüksek lisans dereceleri aldıktan sonra 2009’da Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladı. Avrupa Birliği’nin enformasyon toplumu politikalarına ilişkin hazırladığı tezle 2013’te Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nden doktora derecesi aldı. İletişimin ekonomi-politiği, iletişim tarihi ve yeni iletişim teknolojileri üzerine çeşitli çalışmaları bulunmaktadır. 686 Sayılı KHK ile üniversiteden ihraç edilmiştir.