Erken seçim kararı alınmasını ekonominin artık götürülemez olmasına bağlayan İktisatçı, Prof. Dr. Aziz Konukman, eski programın çöktüğünü, yeni bir programın açıklanmadığını, alelacele erken seçim kararı alındığını hatırlattı. Devlet Bahçeli’nin “Türkiye götürülemezdi” sözlerinin de bunun itirafı olduğunu kaydeden Konukman, seçim sonrası da Türkiye’yi kritik günlerin beklediğine dikkat çekti. Konukman eğer bu hükümet gelirse IMF’den borç bile alabileceğini söyledi.

Sultan Özer

İktisatçı, Prof. Dr. Aziz Konukman, erken seçim kararını ekonomideki krize, ekonominin artık götürülemez olmasına bağlayıp, “önümüzdeki dönemin oldukça kritik” olduğunu söyledi. Ekonominin iyi olmadığının bir sinyalinin de 2018 bütçesi öncesi hükümetin borçlanma olanaklarını artırmakla kalmayıp, bir de ödenek üstü harcamalar yapması olduğu örneğini veren  Konukman, hem bu ödenek dışı harcamaya, hem ekonomide S.O.S. sinyallerine hem de döviz kurlarındaki artış ve faiz oranlarının yükseltilmesine ilişkin sorularımızı yanıtladı:

Aziz Hocam isterseniz öncelikle şu ödenek dışı harcamayla başlayalım. Ekonomik sıkışıklığın da göstergesi dediğiniz bu borçlanma yetkisi ve ödenek dışı harcama nedir?

2018 bütçesinden önce çıkarılan torba yasayla bir düzenleme  yaptı, “Borçlanma olanağımızı artırmak istiyoruz” dediler.

2017 bütçesi için 47.5  milyarlık bir bütçe açığı öngörülmüştü. Buna ek olarak yeni borçlanma yetkisi aldılar; 2.4 milyarlık bir borçlanma. Yani 47.5’in yüzde 5’i oranında. Bu rakam yetmez ise ilgili bakanın yetkisi ile de olabilir diyor. Ha bu yine yetmiyor. Bakanlar Kurulu’na gidersiniz bir yüzde 5 daha alırsınız. Bunlar çok olağanüstü durumlarda başvurulacak şeyler.

Hükümet bu yetkileri kullanıyor. Yaptığı bütçe harcamaları başlangıç ödeneklerini öyle bir geçmiş ki… 47.5 milyarın ötesinde bir açık var ki…

Borçlanmış yani… ‘İstim arkadan gelsin’ denir ya öyle olmuş.

Yüzde 47.5’in yüzde 5’i kadar, yani 2.4 milyar ek borçlanma yapma hakkı otomatik var, eklersen 49.9.

7 Ekim 2017 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan, Bakanlar Kurulu kararıyla 2 milyar 374 milyon ilave yetki daha aldı. Ne oldu o zaman 52.2 milyara yükseltti. Fakat yetkiyi 7 Ekim’de alıyor, oysa harcama yapılmış. O ikinci yüzde 5 harcama yasadışı.

22 Eylül 2017 tarihi öncesinde rakam 52.2’yi bulmuş, harcama yapılmış. Halbuki yetki sonraki harcamalar için verilir. Oysa harcama yapılmış, Ağustos sonu itibariyle bütçede öngörülen 47.5, 52.2’ye yükselmiş. 3.4 milyar yasadışı borçlanma yapılmış ama kimseden tık yok.

Borçlanma Kanunu dışında, torba yasayla 37 milyarlık dev borçlanma yetkisi daha alınmış. . Bu, savaşta alınır ancak. Afrin’i kafalarına koymuşlar ya. Torba yasa ile borçlanma yetkilerini aldılar, o da yetmedi vergi gelirlerini artırdılar. Oysa vergiye gerek yok ki, Kamu harcamaları iki türlü finanse edilir, vergi ve veya borçlanma. İkisini de aldı.

Aslında burada ek bütçe yapması gerekirdi, 37 milyar liralık.  Çünkü ödenek üstü harcama yapmak kanunsuz. Kanuni hale getirmek için ek bütçe yapması lazım. Vakit kaybetmek istemiyor.

Borçlanma limitini değiştirebilir. Onu da yapmıyor. Nasıl olsa hesap soran yok, muhalefetten yeterli tepki de yok.

Hükümet üyeleri arasında ekonomiye ilişkin farklı söylemler gündemdeydi. Ekonomiden sorumlu bakanlar “kriz sinyalleri” verirken, Cumhurbaşkanı “çarpıtma” diyordu. Siz ne dersiniz aynı hükümetin üyeleri arasındaki bu farklı söylemlere?

Ben, hükümet üyelerinin her birinin ne dediğinden çok onların resmi belgelerine bakarım. Yani, Orta Vadeli Plan’a (OVP). Konjonktürel olarak aralarındaki tartışma bize bir şey vermez, sadece kafa karışıklığı, bir kakafoni olduğunu gösterir. Bu da aslında o politikaların kredibilitesi açısından kötüdür. Yani piyasalarda OVP yanında birileri başka hedefler, açıklamalar yapıyorsa o, o programın kredibilitesini azaltır, örneğin doğrudan yatırım ürker bu durumdan.

İkincisi yol haritası önemli. Çünkü özel sektör yatırım programını ona göre yapıyor.  Programın çatısını, temelini -ne dersen de-  bu kur hedefleri belirler.

2018 için öngörülen kura bakıyorum; 3,73, 2019 için 3,92, 2020 için 4.02 yani meşhur rabia. Biz 2020’nin rabiasını geçtik. Birkaz kez geçtik hem de.

Cumhurbaşkanı danışmanı “psikolojik algı yönetimi yapıyorlar, siz bunu ciddiye almayın” dedi, ama piyasalar danışmanı ciddiye almadı.

Üstelik  Merkez Bankası’nın (MB) örtülü faiz artışı bile bu gidişi durduramadı.  12.75’ti faiz,13.50’ye yükseltildi.

Cumhurbaşkanı faizin düşürülmesini istiyor ve baskı yapıyordu. Neden düşürülmedi de arttırıldı?

Politika faizi dediğimiz, gerçekte piyasaların önem verdiği faiz yüzde 8. Ama onu takan yok. Barometre orada bozuldu, gösterge  8’de kaldı. Halbuki örtülü faiz yükseliyor. Normalde ne demesi lazım Cumhurbaşkanı’nın, “Eyy Merkez Bankası Başkanı hainliktir bu senin yaptığın.” Bir önceki başkan Erdem Başçı için yaptığı buydu. Şimdi tık yok…

OVP’de neden böyle bir kur belirleniyor? Planı hazırlayanlar yanıldı mı?

Nedeni şu; “piyasalarda sıcak para eskisi gibi akacak, doğrudan yatırımlarda hiç problem olmayacak, eski tas eski hamam para akışı sürecek, bu da dövizin şahlanışını aşağı doğru çekecek” diye varsayıyorlardı. Bu örtülü bir varsayım. Ama bunu yaparken bile bir şeyi,  2023 hedeflerini unutuyorlar.

2023 hedefleri çöktü mü?

Basit bir karşılaştırma ile 2023 hedefinin nasıl çöktüğünü göreceğiz.
Kişi başına düşen gelir hedefleri var; 2020 yılı için 13 bin dolar  (13.024)
2023 hedefi ise 25 bin dolar. “3 yılda  12 bin dolar artacak” diye öngörülüyorlar. Peki son üç yılda ne olmuş?
2016’da  10.9 bin dolar (yuvarlıyorum), 2017’de 10.6’ya düşmüş.
2018’de 11.4. Üç yılda artan rakam küçük. Bu, taş çatlasa 15 bin olur. Peki 2023 hedefi 25 bin dolar nerede?
Bu, nasıl algı yönetimi ile, toplumu gerçeklerin çok çok ötesine  götürebildiklerinin, nasıl başarabildiklerinin tipik bir örneği.
Aynı hükümet, aynı projeksiyonları yapıyor. Ama ‘unutuyorlar.’ OVP’de “biz 2023 için 25 bin dolar demiştik ama biraz uçmuşuz’ falan demeleri lazım. Ama demiyorlar.

Bu yıllardaki büyüme hedefleri ne?

2017 için gerçekleşme tahmini 5,5; 2018 için 5.5, 2019 5.5, 2020. 5.5.

2017 açıklandı, 7.4. Bizde şöyle bir gelenek var. Eğer öngörülen gerçekleşme tahminin üstünde çıkarsa  kimse bunu sorgulamıyor. Maalesef muhalefet de bunun üstünde durmuyor.

Hükümetin bu büyümeyi etmesi, “şu kadar fabrika açtık, sanayi üretimi şu kadar patladı, kapasite kullanım oranı şuraya geldi, acaip bir yatırım hamlesi başlattık” demesi gerekir.

Sokaktaki adam işsizliğin azaldığını görmeli, ama bunların hiçbirisi yok. Ama biz 7.4 büyümüşüz.

Nasıl oldu peki?

Masa başında oldu. Tahminleri sil baştan değiştirdiler, yeni bir seri ilan ettiler. O yüzden de büyüme rakamları böyle yüksek çıktı.
Başka ülkeler de yaptı bunu. Metodoloji değişti, AB ülkelerinde hemen hemen hepsinde uygulanıyor.
Fakat bizim yeni metodoloji ile yani yeni seri ile eski seri arasında çok az fark olması gerekirken, çok büyük farklar var. Böyle bir şey olamaz.
Katma değerle hesaplanan milli gelir, üretimle hesaplanandan daha fazla büyümüş.. “Bu iyi bir şey, demek ki ithal girdi bağımız azalmış. Üretim artışından daha fazla katma değer artışı varsa sanayide müthiş bir ithal bağlılığı azalması var” demek lazım. O zaman bu dış ticaret açığı ne? Cari işlemler açığı ne?
Biz öteden beri, “bu açığın nedeni ithal girdilere bağımlılıktı” diyorduk.  Kalktı ise bunun düşmesi lazım. Düşmüyor. Bu yanıltıcı, kağıt üzerinde yapılan bir hesaplama…

İstihdam açısından bakarsak…

İstihdama bakıyoruz, 5.5 büyüdüğünde bile 2017’de 18.8, 2018’de 10.5,  2019’da 9.9 2020’de 9.6 öngörülüyor.  Ekonomi büyüyorsa, o zaman bu rakamların düşmesi gerekmez mi? Sokaktaki adam bunu hissetmez mi? Hissetmiyor. Ama, algı yönetimi ile gerçeklik arasındaki fark bu.

Biz buna “istihdamsız büyüme, ya da yeteri kadar istihdam yaratmayan büyüme” diyoruz. İşgücüne yeni katılanlar da olduğu için istihdam artsa bile rakam düşmüyor. Ama kadınlarda, genç işsizlerde durum daha vahim. Ne eğitimde ne istihdamda  olan gençlerin rakamı daha da yüksek.

OVP çökmüştür. Bir inandırıcılığı, hesaba kitaba gelir tarafı kalmamıştır.

Erken seçim kararı…

Yeni bir program açıklaması gerekirdi. Beklenti bu yöndeyken pat erken seçim kararı aldı. Saldım çayıra, mevlam kayıra. Mecbur kaldılar süreyi kısaltmaya. Çünkü yeni bir program, yeni bir yol haritası yok. Eskisi çökmüş. Nasıl yürütecek? Onun için, süreyi mümkün mertebe kısaltalım diyerek seçim kararı aldılar.

Hatta Bahçeli bunu çok veciz ifade etti; “Türkiye götürülemezdi” dedi. Aslında Cumhur ittifakının küçük ortağı itiraf ediyor. Tayyip Erdoğan telaşeyle hemen bunu siyasi bir yöne götürdü, “siyaseten çok zor” dedi ama götürülemeyecek olan ekonomi.

MB kararından sonra dolar düşmediği gibi iki kez müdahale oldu…

Cumhurbaşkanı erken seçim kararından önce şöyle bir mesaj verdi. “Arkadaş bana tek adam diyor. Bu nasıl diktatörlük. Ben faizleri indir diyorum indirmiyorlar. Arkamdan iş çeviriyorlar’. Bu sözler, aslında bir suç duyurusudur.  Biz de düşünelim, tek adam fakat faizlerin düşürülmesini sağlayamıyor, halledemiyor.

Niye halledemiyor?

Çünkü faiz meselesi uluslararası finans sermayesinin olmazsa olmazlarından. Özellikle kısa vadeli sermaye hareketlerinin, sıcak paranın olmazsa olmazı.

Sıcak paranın getirisini belirleyen iki kritik parametre var. Biri faiz, diğeri kur. Kur devamlı yukarı doğru çıkarsa sıcak paranın getirisi azalır, bunu en azından eski seviyesinde tutmak için faizi devamlı yükseltmen lazım. Bırak düşürmeyi en azından kur-faiz  makasının adamın eski getirisini sağlayacak orana gelmesi lazım.

Kur fazla oynamazdı, sıcak para gelirdi. Kur biraz oynar oldu, düzeyi yakalamak için faiz de biraz yukarılara doğru çıktı.
Şimdi siz ‘bunu aşağı çek’ diyorsunuz. O zaman sıcak para ‘allahaısmarladık’ der.
Sıcak paranın, “Burada diktatörlük varmış, biraz da demokrasiye geçin” gibi bir derdi yok.

‘Önümüzdeki dönem kritik’ diyorsunuz, neden?

Önümüzdeki dönem kritik, çünkü yeni Merkez Bankası Başkanı 3 kez faiz indirimi yapacağız dedi. Hatta şimdi piyasaya sızdırılan 4. de yapılabilir. Bu ne demek?

Faizler Amerika’da yükselecek. Para nereden geliyor oradan. O zaman para mecrasına geri döner. Kalıcı bir şekilde geri döner. Senin buradaki kur hesapların ikiye katlanır.

Bu ateşi düşürmek için ne yapman lazım? Faizleri yükseltmen. Matematik bu. Kur yükselirse marjı korumak için faizi yükseltmen lazım. Tayyip Erdoğan burada yeniktir., Uluslararası finans çevrelerine yenik… Diktatörlükle falan ilgisi yok, yapamaz bunu. Diktatörlüğün maddi temelleri çöker…

Peki göze aldı, MB’na baskı yaptı faizi düşürttü diyelim, ne olur?

Kur patlar gider. Bu dört faiz artırımını da beklemez.

Tayyip Erdoğan orada da çok güzel algı yönetimi yapıyor. ‘Adama diktatör diyorlar ama ne yapsın sözünü bile geçiremiyor’. Buna inanan çok insan  var.

YERLİ SERMAYE KAÇIYOR

Doğrudan yabancı sermaye  yatırımı eskisi gibi gelmiyor, yerli sermaye dışarı gidiyor.

Doğrudan yabancı sermaye  yatırım toplamı içinde Türkiye’den dışarıya gidenlerin payı yüzde 15’ler civarında iken bu pay yüzde 32’lere yükseliyor. Böylece oran  ikiye katlandı. Bu tespiti ben yapmıyorum, TOBB’a bağlı TEPAV yapıyor. TEPAV’a göre 2002-2007 arasında dışarıya giden yerli sermaye yüzde 15,7  iken, 2012-2017 arasında bu oran yüzde 31,7’ye çıkıyor. Şubat 2018 itibarıyla yıllıklandırılmış veri  eklendiğinde 2002-2018 arasında oran 31,2 oluyor.

Kaçıyorlar. Hatırlarsan Tayyip Erdoğan “Bunun acısını çekersiniz. Dışarıya gidiyorsunuz, böyle şey mi olur. Türkiye varken niye dışarıda yatırım yapıyorsunuz” demişti. ”

Uluslararası sermayenin iki kısmı var, birisi kısa vadeli, ya da sıcak para. Orada karanlık adamlar da var. Herkes var.

İkinci bölüm ise daha burjuva hukukunu gözeten, hatta kapitalizmin olmazsa olmazları arasında yatırım güvenliği gören, ‘sabah uyandığımda fabrikama el konacak mı? Hisselerime el konacak mı’  diye bakan kesim.

Çünkü FETÖ soruşturmalarında gördüler ki, sermaye el değiştirebiliyor. ‘Yarın bir gün kalkıp, benim için de böyle suçlama yapılır mı?’ kaygısı yerli sermayeyi de ürküttü.

Ali Babacan hukuk güvenliği vurgusunu çok yaptı, kaydırdılar ayağını. Bizim şöyle derdimiz yok, “Mehmet Şimşek mi Babacan mı?” Bunların hepsi uluslararası sermayenin temsilcileri.

İlan etmeden seçim ekonomisine başladılar

OVP’de bütçe açığı 47,5 öngörülüyordu. 2017’de revize edildi, 61.7. Maliye Bakanı Naci Ağbal 2017 gerçekleşme rakamlarını açıkladı. Başka bir ülkede yer yerinden oynar.  Ağbal “Müjde, OVP hedeflerinin 14.3 milyar altında kaldık” dedi. Madem bunun altına düşecektin, niye borçlanma limitlerini artırıyorsun.

Bu, “ben ileride bazı giderler yapacağım” demektir. Bu, savaş olabilir, başka şey olabilir. Mart ayındaki açık, ilk üç ayın açığı ile aynı. Bu, daha seçim kararını ilan etmeden seçim ekonomisine başladıklarını gösteriyor.

BU EKONOMİ BU YÜKÜ KALDIRAMAZ’

Bundan sonra gelecek hükümet ağır yüklerin altında olacak. Kesin yeni bir yol haritası lazım. Ama IMF ile yapmamak gerekir. AKP bu sıkışıklığı aşmak için IMF’ye başvurabilir.

CDS’nin puanı yükseliyor. Hazine 10 yıllık borçlanmaları yüzde 13’lerde. Ülke risk primi sürekli yükseliyor.

2017’nin son çeyrek borcu 458.2 milyar dolar oldu. Bunun yüzde 70’i özel sektöre ait. Pimi çekilmiş saatli bomba gibi duruyor. Bir yıl içinde 188 milyar dolar çevirilmesi gereken para. Ekonomide bunların bulunacağına dair işaret yok.

 HalaGazeteciyiz / Sultan Özer