Ankara Tabip Odası (ATO) İnsan Hakları Komisyonu’nun gözaltılara ilişkin gözlem raporunda, “Ankara Emniyeti Terörle Mücadele Şubesinde resmi nitelikte bir alıkonulma ve gözaltı merkezi mevcut olmayıp, gözaltı süreci 21. Yüzyılda Başkent Ankara’da daha çok bir Toplama Kampı niteliği taşıyan ortam ve koşullarda yürütülmektedir” tespiti dikkat çekiyor.
Hala Gazeteciyiz

Ankara Tabip Odası (ATO) İnsan Hakları Komisyonu’nun Ankara’da gözaltı süreçlerine ilişkin raporu, çarpıcı tespitlere yer verdi. Ankara’daki gözaltı ortamları için “Toplama Kampı” benzetmesi yapılan raporda, bu uygulamalar kınanarak, derhal son verilmesi istendi.

ATO’nun bağlı olduğu Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB)  Merkez Konseyi üyeleri 30 Ocak 2018; TTB Toplum ve Hekim Dergisi Editörü Onur Hamzaoğlu da 9 Şubat 2018 tarihlerinde, Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele şubesi tarafından gözaltına alınmışlardı. Bu gözaltılara ilişkin başvuruları değerlendiren ATO İnsan Hakları Komisyonu, “gözaltı süreçlerinin, alıkonulma ortamı ve yöntemi bağlamında, insan hakkı ihlalleri ile birlikte gittikçe işkenceye dönüştüğü” gözlemini paylaştı.

Onur Hamzaoğlu

Kendilerine iletilen diğer başvuruları da birlikte değerlendiren komisyon, “İnsanlık dışı koşullar ve hak ihlalleri ile ilgili bilgi ve şikayetleri” kamuoyu ile paylaştı.

Komisyonun rapor haline getirdiği tespitlerin başında ise Başkent Ankara’da “toplama kampı” niteliğindeki gözaltı mekanı vurgusu geldi.

GÖZALTI ALANI, ‘SPOR SALONU’

Raporda, “Ankara Emniyeti TEM’de resmi nitelikte bir alıkonulma ve gözaltı merkezi mevcut olmayıp, gözaltı süreci 21. Yüzyılda Başkent Ankara’da daha çok bir Toplama Kampı niteliği taşıyan ortam ve koşullarda yürütülmektedir” denildi. Gözaltına alınanların, “spor salonu”na götürüldüğü, burada herhangi bir tanıtıcı işaretin ve gözaltına alınan kişilerin haklarını içeren herhangi bir belgenin olmadığı vurgulandı.

“Fiziksel koşulları ve sosyal ortamı, alıkonulanların sahip olduğu hakları yönünden uluslararası zorunlu normlara uymayıp, daha çok bir toplama kampı yönetimi algısı oluşturmaktadır” denilen raporda, spor salonu sahasının köşelerinde değişik kesimlerden ve farklı siyasal düşünüşlerden olan erkeklerin bir arada tutulduğu, tribündeki bir kürsüden polisin, tüm hareketleri “oturma, kalkma, yaklaşma, konuşma” şeklinde direktiflerle tertip ettiği tespiti yapıldı. Bu komutlara ek olarak bazen fiziksel müdahale edilerek, insanların sohbet etmelerinin engellediği de dile getirildi.

İNSAN SAĞLIĞINI TEHDİT EDEN KİRLİLİK

Raporda, insan sağlığını tehdit eden kirlilik ile ilgili “Yerlerin insan yağı, kıl ve saç ile kirlendiği, hiç temizlenmediğinin anlaşıldığı, bu durumun da bireylerin sağlığını olumsuz etkileyeceği ve hastalıklara açık hale getireceği” vurgusu yapıldı.

Tüm tutulanların, iki lavabo, (biri alaturka, ikisi alafranga olmak üzere) üç tuvalet ve dört duş yerini kullanmak zorunda kaldıklarının altı çizilen raporda, “Duşlukların kapısı mevcut olmadığı, birinin atıl bırakıldığı, diğer üç duşluğun ise kapısına çöp torbası bağlanarak mahremiyetin sağlanacağının düşünüldüğü” ifade edildi. Ayrıca yatak ve battaniyelerde olduğu gibi “banyo zemininin de parça parça topaklanmış insan yağı, saç ve kıl ile dolu olduğu; sürekli tıkandığı; su teknesinin dışarı taştığı” tespitine yer verildi. Raporda, “Hem banyonun hem lavaboların insan sağlığını tehdit eder nitelikteki kirliliğine dikkat çekilirken, kağıt havlu ve diş macunu da olmadığı, insanların dişlerini fırçalayamadıkları; sayıları bazen 50’yi aşan kişinin tuvalette kullanımı için sadece 3 terlik tahsis edildiği, uzun süreli gözaltıların devamında alıkonulan kişi sayısının azalması ile terlik sayısının azaltıldığı, tuvalete gitmenin bile güçleştiği, sağlık açısından ciddi risk taşıdığı” da belirtildi.

ZAMAN DUYGUSU YOK

Raporda, zaman duygusunun yitirilerek, işkence yapılması da şöyle anlatıldı; “Saat bulunmaması nedeniyle, uzun süreli gözaltı sürecinde kişilerin zaman duygusunun yitirilmesine neden olan bir psikolojik işkence yöntemi uygulandığı gözlendi.”  Raporda, “Kronik hastalığı olanlar yönünden ilaç takibinin alıkonulan kişinin talebine bırakıldığı; saatin bulunmaması nedeniyle de ilaçların düzenli alınamadığı; ilaç talep edilmesi durumunda, bütün tribünün dolaşılmak zorunda bırakıldığı” tespitine de yer verildi.

AYNI YATAKLARI HERKES KULLANIYOR

Gözaltında tutulan herkesin kullanmak zorunda kaldığı yataklar için de şu değerlendirme dikkat çekti: “Akşam 10 olduğu düşünülen bir vakitte, dış yüzeyi kumaş olan sünger yatak verilmekte, bir yığın içinden de iki battaniye ve bir yastık alınabilmektedir.  Kişiye özel yatak ve battaniye olmayıp, her gün -önceden başkası tarafından kullanılmış- ayrı bir yastık ve battaniye kullanılmakta ve sabah 08.30 olduğu düşünülen saatlerde yeniden iade edilmektedir. İçlerinde topak haline gelmiş kıl, tüy ve insan yağı bulunmaktadır. En temel insan hakları ile bağdaşmayan bu durumun bulaşıcı hastalıklara, alerjik ve dermatolojik kökenli sağlık sorunlarına yol açabileceği bilinmektedir.”

FİZİKSEL VE PSİKOLOJİK TÜKENİŞ

Salonun, 24 saat boyunca çalıştırılan klimanın motorlarının sebep olduğu, 60-65 desibel aralığında gürültülü bir alan olduğunun altı çizilen tespitler içinde; gece boyunca aydınlatmanın da sürdüğü dikkate alındığında, “gürültü ve uygunsuz aydınlatmanın kişilerin uyku düzenini etkileyerek fiziksel ve psikolojik açıdan tükenmelerine neden olacağı” vurgusu dikkat çekti.

ULUSLARARASI NORMLARA AYKIRI

Avrupa İşkence Önleme Komitesi’nin (CPT) belirlediği, asgari olarak emniyette kişilerin tutulabileceği standartlara vurgu yapılan raporda,

“Bu bağlamda tespit edilen hususlarla ‘mahremiyet içerisinde avukata erişim hakkı’ ve ‘insan haklarına uygun şekilde muayene olma hakkı’nın ihlal edildiği” ifade edildi. Ayrıca gözaltı ortamının ışıklandırmasının uygun olması, nezaret alanının büyüklüğünün ortamdaki kişi sayısının sağlıklı şekilde yaşamasına uygun olması, günlük ihtiyaçlar için kullanılan gereçlerin temizliğinin uygun olması ve bireylerin hijyeni için uygun şartların sağlanması kriterlerinin de ihlal edildiği kaydedilen raporda. Bütün bunların, Birleşmiş Milletler Mandela Kuralları’na aykırı olduğu da hatırlatıldı.

Raporda “toplama kampı niteliklerine sahip spor salonu, hijyen, ses, ışıklandırma, uyuma, dinlenme alanı, sosyal alan yönünden sadece sağlık sorunu doğurabilecek bir alan olup böylesine rencide edici ortam ve koşullarda insanların tüm evrensel etik ve hukuki normlara aykırı şekilde alıkonulması uygulamasına derhal son verilmesi” çağrısı yapıldı.

Tespitler arasında şu noktalar da dikkat çekti:

  • Aynı nedenlerle gözaltına alınan kişilerin yan yana gelmesinin istenmemesi nedeniyle farklı suç şüphesi altında olan kişilerin yan yana yatırılması, gözaltında tutulan kişiler açısından ciddi güvenlik riski oluşturmaktadır.
  • Kişilerin beraberinde getirdiği ya da uzun süreli gözaltı sebebiyle yanında bulunduracağı giysilerin koyulabileceği herhangi bir yer olmadığı gibi; giysi çantaları, bina dışında başka yerde tutulduğu için ihtiyaçları karşılanmamaktadır.
  • Spor salonunu kaplayan, kolluğun kendisi için yemek pişirdiği düşünülen yerden sürekli, ağır yemek kokusu gelmektedir.
  • Kitap ve gazeteye erişim söz konusu olmadığı gibi havalandırmadan faydalanma hakkının da verilmemektedir.
  • Spor salonunun olduğu binanın girişindeki antrede yer alan vestiyer “gözaltı muayene” yeri; banklar ise “avukat görüşme” yeri olarak kullanılmaktadır
  • Polislerin huzurunda, bazen hiçbir göz teması dahi kurulamadan “şikayet” olup olmadığının sorulduğu, resmi nitelikte dahi olmayan bir alıkonma yerinde sağlık hizmetinin verilmesi, gözaltı muayenesi yapıldığının iddia edilmesi, mahremiyet sağlanmadan, polislerin huzurunda hiçbir muayene niteliğinde işlem yapılması evrensel tıp etiğine ve insan haklarına aykırıdır.
  • Avukatlar ile açık alanda, bir bina girişinde, hiçbir mahremiyet sağlanmadan yapılan görüşmeler savunma hakkını ortadan kaldırmaktadır.