Türk ekonomisi fırtınalı günlerden geçerken akıllarda tek bir soru var: Ne kadar demokrasi istiyoruz?

Hilal Köylü

Türkiye’de 24 Haziran’da yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri için son iki haftaya girildi. Seçim heyecanının toplumun tüm kesimini iyice sardığı bu dönemde, herkesin gözünün ekonomideki gelişmelerde olduğunu söylememiz gerekiyor: Sürekli tırmanan döviz kuru, Merkez Bankası’nın neredeyse rutine binen müdahaleleri, ekonomi yönetiminin yurtiçi ve yurtdışındaki temasları bitmek bilmiyor. Döviz kurundaki yükseliş başladığında “Bizi döviz kuruyla terbiye edemezler” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk ekonomisinin durgunluğa sürüklendiği uyarısında bulunanların da Türkiye’nin iyiliğini istemediğini öne sürüyor. 24 Haziran’a doğru ilerlerken ekonomiden çok sözetmemeyi tercih eden Erdoğan’a göre zaten bu tarihten sonra Türkiye daha güçlü bir ekonomiye kavuşacak. Bunun nasıl olacağına ilişkin tartışmalar ise bitmiyor. Bu yazıda ekonomideki son gelişmelere, açıklamalara göz atarken hem Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hem de ekonominin durgunluğa sürüklendiği uyarısı yapanları anlamaya çalışacağız. Daha iyi anlamak için de filmi sondan başa doğru saracağız.

MOODY’S NOT DÜŞÜRÜNCE!

Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşu Moody’s 17 Türk bankasının notunu düşürdüğünde takvimler 7 Haziran’ı gösteriyordu. Moody’s notunu düşürdüğü bankaları da kapsayan 19 finansal kurumun notlarını da yeni bir indirim için izlemeye aldı. Bunun üzerine Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi “Moody’s ne demiş, kesinlikle bizim için hiçbir anlamı yoktur” dedi. Zeybekçi, Türkiye’nin önümüzdeki dönemde ihracat, istihdam, kapasite kullanım oranı ve büyümede dünya rekorları kıracağını öne sürdü. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Mehmet Ali Akben de “Moody’s tarafından yapılan not indirim kararının Merkez Bankası’nın faiz artırım kararıyla aynı gün akşam yapılması manidar olup, bir o kadar da gayri ahlakidir” dedi.

Evet aynı gün Merkez Bankası politika faizini 125 baz puan artıran, bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 16.50’den 17.75’e yükselten kararını almıştı. Böylelikle, Merkez Bankası 25 Nisan’dan bu yana 500 baz puan faiz artırmış oldu. Merkez Bankası’nın 2017 başından bugüne gerçekleştirdiği faiz artışı ise 950 baz puana ulaşmıştı. Merkez Bankası, 23 Mayıs’ta gerçekleştirdiği ara Para Politikası Kurulu toplantısında da geç likidite penceresi (GLP) borç verme faiz oranını 300 baz puan artırma kararı almıştı. O arada, 1 Haziran’dan itibaren bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının Merkez Bankası politika faizi olacağı ifade edilmiş ve bu kapsamda politika faizi yüzde 16,50’ye çekilmişti.

POLİTİKA SETİNİ GÜÇLENDİRME!

Merkez Bankası’nın 125 baz puanlık faiz hamlesi sonrası “Politika setimizi güçlendirmeye devam edeceğiz” değerlendirmesini yapan isim Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’ti. Faiz artırım kararı öncesi 4,58 seviyelerinde olan dolar 4,45 seviyesini gördü. Faiz artırım kararına karşın ekonominin güven kaybı yaşadığı uyarısında bulunanlara Kalkınma Bakanı Lütfi Elvan’ın yanıtı “Türk lirası üzerindeki kısa vadeli spekülatif hareketlerin ekonomik güven algısının devamıyla ortadan kalkmasına ben sonuna kadar inanıyorum” şeklinde olmuştu.

Türkiye’de rakamların kafa karıştırıcı nitelikte olduğuna ilişkin yaygın bir kanı vardı eskiden. Ama şimdi neredeyse herkes rakamlar konusunda uzman oldu. Bu rakamların ne ifade ettiğine dair hemen herkesin bir fikri var. Sokaktaki vatandaş, doların neden sürekli çıkıp, arada bir inişe geçtiğini öğrenmeden rahat etmeyecek. Rakamları ekonomistler de değerlendirince tabloya biraz daha yakından bakmış olacağız.

SEÇİM SÜRECİ VE BELİRSİZLİK!

Ekonomik analizleriyle bilinen gazeteci Alaattin Aktaş Dünya Gazetesi’ndeki köşesinde son olarak “Dolar düşer mi yoksa daha da mı artar” başlıklı yazısında cumhurbaşkanlığı seçiminin 24 Haziran’da bitip bitmeyeceğinin bile piyasaların geleceği açısından önemli olduğunu vurguluyor. Aktaş, “İkinci tura kalacak görünüyor ama bilinmeyelerle dolu bir seçim süreci bir çok belirsizliği beraberinde getirecek ve ekonomideki belirsizliği tetikleyecek” mesajı veriyor. Aktaş, ekonomideki belirsizlikleri giderecek gelişmelerin ise siyasi olacağına vurgu yapıyor. Ve yazısında “OHAL kaldırılırsa ve Merkez Bankası tüm kararlarını özgürce alabilirse Türkiye yabancı yatırımcı açısından daha güçlü ve güvenilir bir tercih olur” mesajına dikkat çekiyor.

‘EKONOMİ CİDDİ DURGUNLUĞA GİDİYOR’

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde dekanlık da yapmış, iktisatçı Prof. Yalçın Karatepe ekonomide yaşananlara ilişkin değerlendirme yaparken Türk ekonomisine güvenin neden sürekli azaldığı sorusunun sorulmasını istiyor önce. Karatepe, “Uygulanan ekonomik politikaların ve iktidarın ekonomik gelişmelere olan yaklaşımının sonucunda Türkiye, ekonomisi öngörülebilir bir ülke olmaktan çıkmıştır. Ekonomi yönetimi, ekonomik gerekçelerden ziyade, içinde bulunulan dönemin politik ihtiyaçlarını göz önüne alarak karar vermektedir” diyor. Karatepe, Türkiye İstatistik Kurumu’nun 30 Mayıs tarihinde açıkladığı Ekonomik Güven Endeksi’ne dikkat çekiyor ve endeksin 98, 3’ten 93,5’e gerilediğine vurgu yapıyor.

YABANCI YATIRIMCININ ÜLKEDEN ÇIKIŞI!

Ekonomideki tabloyu daha iyi anlamak için belki seçim öncesi dönemin daha da öncesine, herkesin daha yakından da hatırlayacağı bir tarihe bakmak gerekiyor: 2018 başına. 2018’in başından itibaren yabancı yatırımcıların Türkiye’den çıktıkları kayda geçirilmiş. Merkez Bankası’nın verilerine göre Şubat ayının ikinci haftasından beri, yabancı yatırımcılar Borsa İstanbul’da 1,2 milyar ve devlet iç borçlanma senetlerinde de 1,2 milyar dolarlık satış yaparak toplam 2,4 milyar dolarlık kaynağı ülkeden çıkarmış. Güney Afrika menşeili Küresel Servet Göçü Analizi raporuna göre de Şubat ayı sonu itibariyle bir milyon dolar ve üzeri serveti olan 6 bin Türk vatandaşı da servetini ülke dışına çıkarmış. Prof. Yalçın Karatepe, Merkez Bankası’nın beklentilerin çok üzerinde 175 baz puanlık bir artışa gittiğine dikkat çekerken, “Anlaşılan Londra’ya geçen ay yapılan ziyarette yabancı yatırımcılara verilen sözler tutuldu. Ancak bu faiz artışı da beklenen sermaye girişine yol açmayacaktır. Faiz artışının hem talep hem de yatırım yönünde ciddi bir daralma yaratması kaçınılmaz olduğundan Türkiye hızla bir durgunluğa doğu gitmektedir” diyor.

ÇAREYİ LONDRA’DA ARADILAR AMA…

Doların 5 lirayı test ettiği günler çok geçmişte kalmadı. Mayıs 2018’di. Yani; geçen ay. Döviz kurundaki çalkantılı Mayıs günlerinin sonunda Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek ve Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya çareyi Londra’da yabancı yatırımcılarla görüşmekte bulmuşlardı. Dolar öyle fırlamıştı ki; yabancı yatırımcıya gidip bir şeyler söylemek gerekiyordu. Şimşek ve Çetinkaya 28 Mayıs’ta gittikleri Londra’da iki gün kaldılar ve sonrasında yaşananlardan da açıkça görüldüğü gibi yatırımcılara faiz artışı sinyali verdiler. Ziyaret sonrası Merkez Bankası 300 puanlık faiz artışı yaparak doları geriletmeyi başardı, para politikasında sadeleştirme hamleleri birbirini izledi. Merkez Bankası hamle yapmasına yapıyor ancak döviz kuru bir türlü yerinde tutulamıyor. AKP hükümeti dahil herkesin ortak bir fikri var bu konuda: Siyasi belirsizliklerle dolu seçim ortamı. Herkesin gözü 24 Haziran’da.

CUMHURBAŞKANI NE VAADEDİYOR?

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan; 24 Haziran’dan sonra kendi yönetimindeki bir Türkiye’de ekonominin daha da güçleneceğini söylüyor. Peki ne vaat ediyor? “Bedava keklerin dağıtıldığı millet kıraathaneleri yapacağız. Şehir hastanelerinin müşterisini artıracağız. Millet parklarında piknik yapma imkanı sunacağız.” Bu vaatlerin her biri sosyal medyanın gündem maddesi. Alay edenleri bir kenara bırakıp, Türkiye’de işin nereye varacağını anlamaya çalışanların ortak sesine, ortak fikrine kulak kabartırsak iktidara kim gelirse gelsin Türkiye’nin ihtiyacı olan tek şeyi daha yüksek sesle haykırabiliriz: Demokrasi.