Türkiye’nin en büyük katliam davası olan 10 Ekim katliam davası, iki gün süren 9. grup duruşmaları sonunda Sincan’a gönderildi. Davada kamu sorumluluğuna ilişkin aile avukatlarının hiçbir talebi kabul edilmezken, savcının mütalaa vermesi de ailelerin tepkisini çekti. Aileler “Bu dava aya götürülse biz yine takipçisi olacağız” dediler.

Hâlâ Gazeteciyiz

“Değil Sincan’a, Ay’a götürseler takip edeceğiz” diye seslerini yükselten 10 Ekim Katliamı mağduru aileler, savcının, eksik soruşturmaya rağmen mütalaa vermesine de, duruşma yerinin Ankara Adliyesi’nden Sincan’a alınmasına da tepkililer. Duruşmada savcının, “Ben ne yapayım, kime yaranayım” sözleri de yargının geldiği noktanın özeti gibiydi.

10 Ekim 2015 Ankara Gar Katliamı’nın 9. tur duruşması 12-13 Haziran tarihlerinde Ankara Adliyesi 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Son celsede savcı esasa ilişkin mütalaa verdi ve yargılanan sanıklar dışında, kamu görevlilerine dokunmadı.

MÜTALAADA TEK BİR MEMUR BİLE YOK

Katliamın üzerinden geçen 32 ay boyunca her 10 Ekim denildiğinde kamu sorumluluğundan bahsedilmesine rağmen, mahkeme tek bir memur hakkında bile soruşturma başlatmadı. Aileler, gerçek adaletin sadece iddianamede yer alan 36 sanığın yargılanmasıyla sağlanmayacağını dile getirdiler. Esasa ilişkin mütalaayı “eksik ve adaletsiz” bulan aileler, duruşmaların Sincan’a taşınma kararına da, “Ay’a bile gönderseniz gerekirse yürüyerek bile gideriz” diyerek tepki gösterip, kararlılıklarını ortaya koydular.

‘BEN NE YAPAYIM, KİME YARANAYIM’

Sanık avukatlarının da mütalaa hakkında görüşleri vardı. Duruşma sırasında sanık Hatice Akaltın’ın avukatı Oğuz Akman’ın mütalaayı eleştirmesi üzerine savcının “Ben ne yapayım, kime yaranayım” sözleri mağdur ailelerinin tepkisini çekti. Aileler, “Kimseye yaranmanıza gerek yok, adalete yaranın yeter” diyerek alkışlarla ve “adalet” sloganı ile savcının sözlerine tepki gösterdiler. Savcının bu sözleri, katliam davasının sürecini ve yargının geldiği noktayı özetler gibiydi.

Mahkeme heyeti, Ankara Adliyesi’ndeki salonun yetersiz olduğu gerekçesiyle, 10. grup duruşmasının 31 Temmuz-2 Ağustos tarihleri arasında Sincan Cezaevi Kampüsü içerisinde yer alan mahkeme salonuna alınmasına karar verdi. Aileler de duruşmanın Ankara merkezine uzak olan Sincan’a taşınmasını da “adalet” diyerek, alkışlarla protesto ettiler.

KATLANARAK ARTAN ACILAR

Katliamın ardından, iki yıla yakın süreçte  ve 9 duruşmadır eşlerinin, sevgililerinin, evlatlarının, arkadaşlarının ve sevdiklerinin katilleriyle yüz yüze gelen, aynı havayı soluyan aileler için zor olan anlar katlanarak arttı. İlk celselerde her bir müşteki ve müşteki yakının beyanında belirttiği gibi Gar önündeki katliamın ardından polisler, yaralıların üzerine gaz sıkıp müdahale etmiş ve o anda yardımda bulunan sağlıkçıları engellemişti. Katliamdan yaralı kurtulup, mahkemede dinlenen tüm müştekiler titrek sesleri ve adeta o anı yeniden yaşarcasına derin derin nefes alarak anlattılar yaşadıklarını: “Atılan gazdan nefesim kesildi. Bombadan kurtuldum ama gazdan ölecektim. Yanımdaki arkadaşım gaz atılmadan önce nefes alıyordu. Polisler ‘bunları süpürün’ dedi. Ambulanslar çok geç geldi, ona rağmen alana girmesini engellemeye çalıştılar.”  Buna benzer birçok ifade  kayıtlara tek tek geçti. Katliam sonrası güvenlik güçlerinin görüntüleri yayınlandı. Devlet yetkililerinin akıllara sığmayacak açıklamaları beyinlere kazındı.

182 KLASÖRLÜK BELGELER DEĞERLENDİRİLMEDİ

“Katliamın sadece yüzde 10’unun değerlendirildiği” bir iddianame ile yargılamanın sürdürüldüğünü dile getiren avukatların ne devlet sorumluluğuna dair ortaya koyduğu belgeler ne de ‘İnsanlık Suçu’na dönük talepleri dikkate alındı. 72 klasör belge ile başlayan deliller 182 klasöre kadar ulaştı. Antep’ten başlayarak örgütlenen IŞİD’in her bir adımının polis ve istihbarat tarafından teknik takiple izlendiği, hatta canlı bomba listelerinde olan kişilerin hakkında hiç bir işlem yapılmadığı ya da gözaltına alınıp tekrar bırakıldığı tespitleri tutanaklara geçti. “Katliamı o kadar planlamışlar ki bir tek 10 Ekim 2015 Gar önü yazmıyor” diyen avukatlar maddi gerçeğe ulaşmanın nasıl gerçekleşeceğini her bir duruşmada anlattılar.

YARGI SİSTEMİ GÖZÜNÜ KULAĞINI ADALETE KAPADI

Belki hayatında hiç adliye koridoru görmemiş insanlar yıllar alan süreçte, sıcakta, soğukta duruşma salonlarını hep doldurdular. Ailelerin içlerini bir nebze soğutacak, biraz nefes almalarını sağlayacak şey adaletin sağlanması ve gerçek sorumluların yargılanmasıydı.

Sanıkların her tahliye taleplerinde ve “Benim bir ailem var. Çocuklarım ne olacak, psikolojileri bozuldu” dediklerinde gözyaşlarını tutamayan 10 Ekim aileleri bir daha göremeyecekleri çocuklarına yandı, kavruldu.. Sonuç olarak savcının mütalaasını “Bizi bir daha mı öldürmek istiyorsunuz siz” diyerek yanıtlayan ailelerin çığlığı ise seçim atmosferinde, tek yanlı medya ortamında salonun dışına taşınamadı.

Bir kere çocukları ve sevdikleri için yola çıkan ve barış, adalet talep etmekten başka bir istekleri olmayan 10 Ekim Aileleri olarak da tanınan bu insanlar öfkelerini ve kararlılıklarını bir kez daha perçinledi. Hakimin kararını okumasının ardından aileler arasından yükselen “Bu davayı Ay’a da gönderseniz gerekirse yürüyerek bile gideriz” sesi, ailelerin kararlılığının da ifadesiydi.

SAVCI MÜTAALASINDA NE İSTEDİ?

Savcının, 55 sayfalık esas hakkındaki mütalaasında, saldırının IŞİD tarafından gerçekleştirildiği, “acımasız” ve “vahşi” olduğu belirtildi.  Mütaalada, sanıklardan Abdülmubtalip Demir, Talha Güneş, Metin Akaltın, Yakub Şahin, Hakan Şahin, Halil İbrahim Alçay, Resul Demir, Hacı Ali Durmaz ve Hüseyin Tunç hakkında, “anayasal düzeni ihlal” suçundan 1’er, “100 kişiyi kasten öldürme” suçundan da 100’er kez olmak üzere toplam 101’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis istendi.

Söz konusu sanıklar için ayrıca 20’si çocuk 391 kişiyi öldürmeye teşebbüs suçundan da ayrı ayrı 11 bin 730’ar yıl hapisle cezalandırılmaları talep edildi.

“DAEŞ (IŞİD) silahlı terör örgütü yöneticisi olmak” suçundan 22 yıl 6 ay hapisle cezalandırılması istenen sanık Erman Ekici hakkında ise “Anayasal düzeni ihlal” ve “100 kişiyi kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, 20’si çocuk 391 kişiyi öldürmeye teşebbüs suçundan da 11 bin 730’ar yıl hapisle cezalandırılmaları istemiyle savcılığa suç duyurusunda bulunulması talebinde bulunuldu. Sanıklardan Abdülmuttalip Demir, Metin Akaltın, Yakup Şahin ve Hüseyin Tunç’un ayrıca “örgüt faaliyeti çerçevesinde izinsiz tehlikeli madde bulundurmak, nakletmek” suçundan 24’er yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi.

15 YILA KADAR HAPİS TALEBİ

Sanıklardan Esin Altıntuğ (Durgun), Hatice Akaltın, Yakup Yıldırım, Suphi Alpfidan, Yakup Karaoğlu, Mehmedin Baraç, Nihat Ürkmez, Abdulhamit Boz ve Burak Ormanoğlu’nun “DAEŞ silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi.

Sanık Burak Ormanoğlu hakkında, “vahim nitelikte silah ve mermi bulundurmak” ve “örgüt faaliyeti çerçevesinde izinsiz patlayıcı bulundurmak” suçlarından ayrıca 24 yıla kadar hapis cezası da istendi.

FİRARİ SANIKLARIN DOSYALARI AYRILDI

Firari sanıklar İlhami Balı, Savaş Yıldız, Edremit Türe, Deniz Büyükçelebi, Yakup Selağzı, Kasım Dere, Nusret Yılmaz, Mustafa Delibaşlar, Walentina Slobodjanjuk, Muhammet Zana Alkan, Ömer Deniz Dündar, Cebrail Kaya, Ahmet Güneş, Kenan Kutval, Bayram Yıldız ve Hasan Hüseyin Uğur hakkındaki davaların ayrılması, yargılama sırasında ölen sanık Mehmet Kadir Cabael hakkında açılan davanın ise düşürülmesi de talep edildi.