Türkiye’nin ilk kez 1 Ocak 1961’de masaya oturduğu IMF,  seçimlere bir hafta kala yeniden gündemde. Seçimler sonrasında, Türkiye’nin IMF ile yeniden masaya oturmak zorunda kalacağı sıklıkla dillendiriliyor. Türkiye’nin IMF ile yeniden anlaşma yapıp yapmayacağı seçimden sonra daha net ortaya çıkacak. Ancak, içinde bulunduğumuz durumu daha iyi anlamak için Türkiye ile IMF tarihine kısaca göz atmak gerekiyor.

Hüseyin Özay

Bugün 20’li yaşlarda olanlar IMF’nin ne olduğunu bilmezler. IMF’nin Türkiye için ne anlam ifade ettiğini anlatsanız da anlamazlar. Ancak 30’lu ve 40’lı yaşlara ‘IMF’ dediğinizde akıllarına ‘acı reçete’, ‘işsizlik’ ve ‘kemer sıkma’ gelir.

Türkiye’nin önde gelen ekonomistlerinden Prof. Dr. Aziz Konukman, geçtiğimiz günlerde  ‘halagazeteciyiz.net de yayımlanan röportajında, 24 Haziran seçimlerinin ardından ‘IMF’li yeni dönemin’ başlayabileceğini söylemişti. Sadece Aziz Konukman değil, Türk ekonomisini yakından takip eden bir çok ekonomist de 24 Haziran sonrasında çok büyük bir krizin gelebileceğini dile getirmeye başladı. Bu da, kısa adı IMF olan Uluslar arası Para Fonu (IMF) ile Türkiye’nin yeniden masaya oturmak zorunda kalacağına yönelik iddiaları güçlendirdi.

Prof. Dr. Aziz Konukman

Aslında Ankara’da kapalı kapılar ardında gerek bürokratlar, gerekse siyasetçiler uzun süredir IMF ile anlaşmaları kulaktan kulağa fısıldıyorlar. Ancak seçim öncesinde hiç kimse bu tür iddiaları güçlü bir şekilde dile getirmeyi cesaret edemiyor.

İLK ANLAŞMA 1960 İHTİLALİNİN ARDINDAN YAPILDI

Türkiye’nin IMF ile yeniden masaya oturup oturmayacağı seçimden sonra daha net ortaya çıkacak. Ancak, içinde bulunduğumuz durumu daha iyi anlamak için Türkiye ile IMF tarihine kısaca göz atmak gerekiyor. Özellikle, askeri darbeler sonrasında bozulan ekonomi ve Türkiye’nin IMF ile yaptığı anlaşmalar bir anlamda günümüze ışık tutuyor.

Türkiye ile IMF ilişkilerinin geçmişi Türkiye’nin kuruluşa üye olduğu 1947 yılına kadar uzanıyor. Ancak IMF ile stand-by anlaşması 27 Mayıs1960 darbesinin ardından; 1 Ocak 1961 tarihinde gerçekleşti. Cemal Gürsel döneminde sağlanan bu anlaşma kapsamında IMF’den 16 milyon SDR borç alındı.

IMF ile ilk stand-by anlaşması yapılmasının üzerinden bugüne kadar 57 yıl geçti. Bu süreçte IMF ile 19 stand-by anlaşması imzalandı. Küresel krize rağmen, Türkiye, 2008 yılında 20. anlaşmayı imzalamadı ancak, IMF’ye olan borçlarını ödemeye devam etti.

Türkiye’nin IMF ile yaptığı stand-by anlaşmaları büyük ölçüde süresi tamamlanmadan bozuldu. Anlaşmaların bozulmasında IMF’nin aşırı kemer sıkma politikaları etkili oldu. Ancak, en etkili IMF anlaşmaları ise askeri darbe dönemlerinin ardından yapıldı.

BÜTÜN LİDERLER IMF İLE ANLAŞMA YAPTI

Cemal Gürsel döneminde 1960 darbesinin ardından başlayan IMF ile stand-by süreci, 12 Eylül Askeri darbesinin sonrasında da gündeme geldi. 12 Eylül askeri darbesine kadar da bir çok anlaşma yapıldı ve bu anlaşmalar çerçevesinde IMF’den belirli ölçüde kaynaklar temin edildi. Örneğin, 1961 yılı sonunda Başbakan İsmet İnönü, 1965’e kadar IMF’den 55,5 milyon SDR’lik borç aldı.

Yine 1965 yılında Adalet Partisi ile iktidara gelen Süleyman Demirel, 1966-70 yıllarında beş stand-by anlaşması kapsamında toplam 175,5 milyon SDR borca imza attı. Türk siyasi tarihinin ‘Karaoğlanı’ olarak bilinen Bülent Ecevit döneminde de IMF ile anlaşmalar devam etti. 1971-78 yılları arasında IMF’den borç almayan Türkiye, 1978 yılında “Karaoğlan” lakaplı Bülent Ecevit döneminde IMF’nin kapısını çaldı. Ecevit 1978-79 yıllarında toplam 320 milyon SDR’lik stand-by anlaşmalarına imza attı. 1980 yılında yeniden iktidarda olan Süleyman Demirel, 12 Eylül darbesinden aylar önce 1,25 milyar SDR’lik, üç yılı kapsayan bir “genişletilmiş fon kolaylığı” (EFF) anlaşmasını imzaladı.

12 EYLÜL ASKERİ DARBESİ VE IMF ANLAŞMASI

12 Eylül askeri darbesinin ardından ise askeri yönetim üç yıl süresince IMF ile anlaşma yapmadı. Ancak bu dönemde, ekonomik göstergeler çok bozulmuştu. Üç yıl süren askeri yönetimin ardından Turgut Özal, ‘serbest piyasa’ söylemi ile iktidara geldi. 1983 yılında Anavatan Partisi’yle iktidara gelen Özal, IMF ile 1983-84 yıllarında 225 milyon SDR bedelinde iki ayrı stand-by anlaşması imzaladı. Askeri dönemin ardından gelen IMF anlaşmasının uygulanmasında sıkıntı çıkmadı. Ve en iyi şekilde uygulanan anlaşmalardan birisi oldu.

1984’te imzalanan stand-by’dan sonra Türkiye 10 yıl boyunca IMF ile stand-by anlaşması imzalamadı. 1994 yılında iktidarda olan Tansu Çiller bu uzunca aradan sonra 460 milyon SDR’lik anlaşmaya imza attı.

28 ŞUBAT POST MODERN ASKERİ DARBESİ

Tarihe, ‘post modern darbe’ olarak geçen 28 Şubat darbesinin ardından da ekonomik göstergeler bozuldu. Özellikle banka hortumları bu döneme damgasını vurdu. Ve Türkiye IMF ile yeniden masaya oturmak zorunda kaldı.

1999 yılına gelindiğinde tekrar Başbakan olan Bülent Ecevit, IMF ile 1999 ve 2002 yıllarında 23,7 milyar SDR’lik iki anlaşma yaptı.

Recep Tayyip Erdoğan yönetimindeki Ak Parti iktidarı döneminde ise IMF ile imzalanan anlaşma devam ettirildi. Hatta 2005 yılında IMF ile 6.6 milyar SDR’lik kredi verilmesini öngören yeni bir stand-by anlaşması yapıldı. Erdoğan ekonomi yönetiminin ısrarlarına rağmen, bu anlaşmanın üç yıllık süresinin sona ermesinin ardından yeni bir anlaşma imzalamadı.

15 TEMMUZ  DARBE GİRİŞİMİ

24 Haziran seçimlerine bir hafta kala, IMF yeniden gündemde. Seçimler sonrasında, Türkiye’nin IMF ile yeniden masaya oturmak zorunda kalacağı sıklıkla dillendirilmeye başlandı. IMF’nin yeniden gündeme gelmesinde ise son dönemde bozulan makro ekonomik göstergeler etkili oldu.

Aslında makro göstergelerin bozulması yeni değil. Bozulma 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında başladı. FETÖ darbe girişimi sadece demokrasi ve siyasete değil ekonomiye de ağır bir fatura çıkardı. Darbe girişimin ardından uygulamaya konulan OHAL ise ekonomiye yönelik faturanın daha da kabarmasına yol açtı. 15 Temmuz darbe girişimi başarılı olamasa da ekonomide yeniden bir IMF’li günlerin kapısını araladı. Seçimlerde nasıl bir siyasi tablonun çıkacağı bilinmiyor. Ancak siyasi tablo nasıl oluşursa oluşsun Türk ekonomisini zorlu bir sürecin beklediğini herkes dile getiriyor. Hal böyle olunca da, IMF ile 20. Stand-by anlaşmasının yapılıp yapılmayacağı seçimler sonrasının en önemli gündemlerinden birisi olacak. Ekonomistlerin genel görüşü de seçimler sonrasında IMF’li ya da IMF’siz bir acı reçetenin hayata geçirilmek zorunda olacağı yönünde. Bazı ekonomistlerin seçim sonrasına ilişkin, kamuoyuna yansıyan görüşleri şöyle:

YILMAZ: BİR CİSİM YAKLAŞIYOR

İYİ PARTİ’nin ekonomiden sorumlu başdanışmanı, Merkez Bankası eski başkanı Durmuş Yılmaz, “Kriz lafını kullanmak istemem fakat bize doğru yaklaşan, ne olduğunu bilmediğimiz bir cisim var” dedi. Yılmaz’ın değerlendirmeleri şöyle:

“Kriz lafını kullanmak istemem fakat bize doğru yaklaşan, ne olduğunu bilmediğimiz bir cisim var. Bizim bunu fark etmek için akıllı olmamız ve kamuoyuyla iletişimi güçlendirmemiz lazım. Bunu yapabilirsek belki uçurumun kenarından geri geliriz, ama bunun maliyeti olacağını da unutmayalım.”

BORATAV: KİM GELİRSE GELSİN IMF’YE GİTMEK ZORUNDA

Ünlü ekonomist Prof. Dr. Korkut Boratav da seçimler sonrasında Türkiye’nin yeniden IMF’nin kapısını çalmak zorunda olduğunu savunuyor. Boratav’ın seçim sonrası ekonomiyle ilgili değerlendirmesi şöyle:

“Ortada Türkiye’yi külliyen çökertecek bir büyük felaket yok ama bir yıllık ağır bir bunalımla bu süreç geçiştirilebilir. Arjantin, Türkiye, muhtemelen Güney Afrika, Brezilya, Endonezya gibi birkaç zayıf halka dışında uluslararası finansal sistem zorluklar içinde olsa da büyük bir kriz içinde değil. Evet, Amerika’da parasal daralma ivmesi hızlanıyor ama dünya ekonomisi zincirleme bir kriz ortamında değil. 24 Haziran’da iktidara gelecek olan muhalefet veya AKP açısından tek iyimser senaryo, IMF gözetiminde ağır bir kemer sıkmadan sonra eski raya oturmaktır.”

KONUKMAN: ACI REÇETE GELECEK

Yine ünlü ekonomistlerden Prof. Dr. Aziz Konukman da, seçimler sonrasında bir acı reçetenin geleceği uyarısı yapıyor. Konukman’ın değerlendirmesi dee şöyle:

“Seçimler sonrasında uygulanacak ekonomik politikalar kemer sıkmayı beraberinde getirecek. IMF’li olur IMF’siz olur. Bir düzenleme sürecinin geçilmesi gerekiyor. Bir acı reçete var. Bu, içilecek. Eninde sonunda gündeme gelecek. CHP gelirse belki yükün bir kısmını sermayeye yükleyebilir. Ancak ekonomide yaşanan sıkıntıları çözmek için artık iktisat politikası dışında siyasi çözümlere eğilmek, siyasi çözüme kilitlenmek lazım.”