24 Haziran seçimlerine iki gün kaldı. Bu seçim sürecinde, iktidar partisi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere her siyasi liderin onlarca seçim vaadinden biri de yargının bağımsızlaştırılacağı oldu. Muhalefet partilerinin bu vaadi vermesi anlaşılır. Ancak 2002’den bu yana Türkiye’yi tek başına yöneten iktidarın bu vaadi, “Yargı nasıl siyasallaştı? Kime, kimlere bağımlı hale geldi?” sorusunu akıllara getirdi.

Çınar Livane Özer

Türkiye’de her iktidar döneminde yargının bağımsızlığı konusunda tartışmalar yaşansa da, AK Parti döneminde bu tartışmalar neredeyse her gün verilen yeni kararlar, yapılan açıklamalarla daha da görünür hale geldi.

AK Parti’nin henüz 8 yıllık iktidarı döneminde yapılan 2010 referandumu, yargının yapısının değiştirildiği önemli bir dönemdi. Anayasa değişikliğinde, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) yapısının değiştirileceğiyle ilgili maddeler yer aldı. Muhalefet bu değişiklikleri “yargı tamamen denetim altına giriyor” sözleriyle eleştirdi.

2010 referandumunda anayasa değişikliğinin kabul edilmesiyle; 22 asıl üyesi olan HSYK’nun başkanı yine Adalet Bakanı, Adalet Bakanlığı Müsteşarı da doğal üye olarak koltuklarını korudu. Cumhurbaşkanı dört üyeyi akademisyen ve avukatlar arasından; Yargıtay üç üyeyi, Danıştay iki üyeyi, Adalet Akademisi bir üyeyi belirliyor. On üyeyi ise kürsüdeki hakim savcılar kendi içlerinden seçiyor. Dönemin Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, “Bizim yaptığımız yargıyı ele geçirmek değil, yargıyı hiçbir zaman ele geçirilmesine izin vermeyecek bir sistem ve mekanizmayı ortaya koymaktır” sözleriyle bu değişikliği savunuyordu.

2010 REFARANDUMU

2010 değişikliğinden sonra yapısı değiştirilen HSYK ise, Yargıtay ve Danıştay’a üye atadı. Bu üyelerin, cemaatin, şimdiki adıyla Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) tesiriyle yüksek yargıya yerleştirilmesi yargıdaki yapılanmayı gözler önüne serdi. Bu dönemlerde Ergenekon, Balyoz, OdaTV, Askeri Casusluk, Kozmik Oda vs, gibi Türkiye gündemini alt üst eden operasyonları gerçekleştiren hakim, savcı, adli kolluk görevlilerinin, FETÖ mensubu oldukları iddiasıyla günümüzde yargılanıyor olması, yargının nasıl siyasallaştırıldığının en açık göstergesi oldu.

17-25 ARALIK SÜRECİ:YARGIDA TASVİYE

Yargıdaki büyük dönüşümün bir dönemi de 17-25 Aralık operasyonlarının ardından yaşandı. 17 Aralık 2013 sabahı, Cumhuriyet Savcısı Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç’in talimatıyla bir operasyon başlatıldı. Bazı bakanların oğulları, iş adamları ‘rüşvet, görevi kötüye kullanma, ihaleye fesat karıştırma ve kaçakçılık’ gibi suçlamalardan gözaltına alındı. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, başlatılan soruşturmayı ‘hükümeti ve ekonomiyi hedef alan siyasi bir operasyon’ olarak gördü. Operasyonun Gülen Cemaati’ne mensup hâkim ve savcılar tarafından yürütüldüğü anlaşıldı. 25 Aralık’ta yapılan operasyonda da birçok kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Bunlardan biri de Başbakan Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan oldu. Operasyonlardan sonra emniyetin pek çok kademesinde görev değişiklikleri yapıldı. Yaklaşık 6 bin emniyet mensubunun yerleri değiştirildi. Soruşturmayı yürüten özel yetkili savcılar da düz savcı olarak farklı mahkemelere atandı. Soruşturma savcısı Muammer Akkaş, “Soruşturma yapmam engellenmiştir” açıklaması yaptı. Onun yerine dosyaya atanan savcılar ise “takipsizlik” kararı verdi.

HSYK YAPISI BİR KERE DAHA DEĞİŞTİ

Sürecin ardından hükümet, 2010 referandumunda “hiçbir zaman ele geçirilmesine izin vermeyecek bir sistem kuruyoruz” dediği yargının ele geçirildiğini savundu ve HSYK’nın yapısında değişiklik öngören bir yasa çıkarttı. Düzenlemeyle Adalet Bakanı’na hakim, savcı ve adalet müfettişlerinin atanması gibi birçok konuda geniş yetkiler verildi. Dönemin HSYK Başkanvekili Ahmet Hamsici, “değişikliğin Anayasa’ya aykırı olduğunu” söyledi. Muhalefet ise yargının bağımsızlığının yok edildiği eleştirisini getirdi. 2014 yılında HSYK’nın üyeleri belirlendi. Yeni yapıda seçimden sonra hükümetin destek verdiği Yargıda Birlik Platformu üyelerinin ağırlıkta olduğu üyeler yer aldı.

OHAL YARGISI

Son dönemdeki yargı değişimi ise, 15 Temmuz 2016’da darbe teşebbüsünün ardından ilan edilen OHAL ve devam eden süreçte yaşandı. OHAL kapsamında Cumhurbaşkanı başkanlığındaki Bakanlar Kurulu tarafından KHK’lar çıkarıldı. Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) bağlantısı olduğu iddiası ile 4 binden fazla hakim ve savcı meslekten ihraç edildi. Bunların 2 bin 302’si tutuklandı. İhraç edilen yargı mensuplarının yerine 5 yılın altında tecrübeye sahip, genç hakim ve savcılar atandı. Bazı yargı mensuplarının iktidar ve bağlı teşkilatlarda belli bir süre görev yapmış kişiler olduğu yönünde haberler çıktı. FETÖ’nün yargıdan tasfiye edildiği savunulurken, 2016 yılında Yargıçlar Sendikası Başkanı olan Mustafa Karadağ verdiği bir röportajda, “Hakyol, Süleymancılar ve Menzilciler tarikatlarından çok sayıda aday alındığı söyleniyor” dedi.

ERDOĞAN’IN YANINDAKİ BAŞKANLAR, VERİLEN KARARLAR…

Bu süreçler yargıdaki büyük dönüşümlerdi. Bunların yanı sıra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın il ziyaretlerine giderken yanında Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay, YSK başkanlarını da götürmesi, Danıştay Başkanı’nın Cumhurbaşkanı Erdoğan karşısında düğmesi olmayan cübbesinin önünü iliklemeye çalışması görüntüleri, Erdoğan’ın bazı konuşmalarında yargıya “talimat” sayılabilecek ifadeler kullanması “yargı bağımsızlığı” tartışmalarını tekrar tekrar hatırlatan olaylardı.

24 Haziran seçimine giden yolda da tartışmalı kararlar verildi. CHP, ihbar üzerine sandık başlarında silahlı kolluk kuvvetlerinin görev yapabileceği, güvenlik gerekçesiyle sandıkların taşınabileceği gibi seçim güvenliğini de ilgilendiren kanun değişikliklerinin iptalini istedi. Anayasa Mahkemesi’nin, CHP’nin iptal istemlerini reddetmesi tartışma yarattı. Yüksek Seçim Kurulu, Başbakan, Bakanlar ve milletvekillerinin seçim sürecinde uyması gerekli yasakları sıralarken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı aday olmasına rağmen bu listenin dışında tuttu. YSK, tutuklu Selahattin Demirtaş’ın HDP’nin Cumhurbaşkanı adayı olması önünde bir engel görmezken, Demirtaş’ın seçim sürecinde diğer adaylar gibi propaganda yapabilmek için anayasadaki seçme ve seçilme hakkı uyarınca yaptığı tahliye talepleri reddedildi. Demirtaş’ın avukatları, konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Ancak seçimlere sayılı günler kalmasına karşın başvuru Yüksek Mahkeme tarafından karara bağlanmadı.

Seçimlere sadece iki gün kaldı. Seçimlerin ardından ortaya çıkacak sonuç yola bu yargı ile mi bağımsız yargı ile mi devam edileceğini de belirleyecek.