Kızılay artık eğlence mekânı olarak tercih edilmiyor,  Olgunlar Sokak’a kayıyor.  Kastamonu Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Nehir Özağ Durna, bunda güvenlik sorununun büyük bir etken olduğunu söyledi. Durna, “Art arda yaşanan patlamalar, Kızılay’ın güvenlik gerekçesiyle tercih edilmemesine yol açtı. Çığırtkanlar ve madde bağımlılarının varlığı da diğer bir tedirginlik gerekçesi” dedi.

Ayça Onuralmış

Ankara’da 20 Eylül 2011 tarihinde Kızılay Kumrular Sokak’ta bomba yüklü araçla gerçekleştirilen saldırıda 5 kişi hayatını kaybederken, 40 kişi yaralanmıştı. 10 Ekim 2015’te düzenlenmek istenen “Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi”nin toplanma yeri olan Tren Garı’nın önünde birkaç saniye arayla iki canlı bomba ile yapılan saldırıda 103 kişi hayatını kaybetmiş ve yüzlerce kişi yaralanmıştı. Ardından 17 Şubat 2016 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı, TBMM ve kuvvet komutanlıklarının yakınında 5 askeri servis aracının geçişi sırasında bomba yüklü araç patlatılmış, saldırıda 28 kişi yaşamını yitirirken, 61 kişi yaralanmıştı. Bu saldırıdan yaklaşık bir ay sonra 13 Mart 2016 tarihinde Kızılay Güvenpark’ta bomba yüklü araçla saldırı düzenlenmiş, 34 kişi hayatını kaybetmiş, 125 kişi yaralanmıştı.

Bütün bu saldırılar ve güvenlik sorunu, geçmiş yıllarda “Ankara’nın İstiklal Caddesi” olarak tabir edilen Sakarya Caddesi’nin tercih edilmemesini getirdi. 2000’li yılların sonlarından itibaren güvenlik sıkıntılarından dolayı dönüşüm geçirmeye başlayan Kızılay-Sakarya Caddesi artık eğlence mekânı olarak çok fazla tercih edilmiyor.

SAKARYA CADDESİ’NDEKİ MEKÂNLARIN DÖNÜŞÜMÜ

Kastamonu Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Nehir Özağ Durna, yaptığı çalışmada, özellikle Sakarya Caddesi’ndeki mekânların dönüşümünün ve eğlence mekânlarının Olgunlar Sokağı bölgesine kayışının kentsel, mekânsal ve politik dinamiklerini sözlü tarih yöntemiyle inceledi. Bu amaçla eğlence mekânı sahasından 4 ayrı kategorideki gruplarla derinlemesine görüşmeler yapan Durna, şöyle konuştu:

“Bu kategorileri en az 10 yıldır aynı mekânlarda müzik yapmış ve yapmaya devam eden müzisyenler, yine uzun yıllar bu bölgelerde mekân işletmiş ve işletmeye devam eden işletmeciler, bu mekânlarla neredeyse özdeşleşmiş çalışanlar ve yine bu mekânın müdavimi haline gelmiş müşteriler olarak belirledim. Kişilerin bu kategorilere göre belirlenmesi sayesinde mekânların dönüşümünün izlerini hem işletmeci hem müzisyenler hem çalışanlar hem de müşteriler gözünden takip etme olanağına kavuştum. Bunun için bütün kategorileri bir araya getirebilecek Sakarya Caddesi’nden 3 mekânı, Olgunlar Sokağı’ndan da 2 mekânı örneklem olarak aldım.”

‘ALKOL POLİTİK BİR TAVIR HALİNE DÖNÜŞTÜ’

AKP iktidarının; eğlence mekânlarının geçirdiği dönüşüme yönelik en büyük etkisinin alkol kullanımına yönelik geliştirilen tavır ve tutumla ilintili olduğuna dikkat çeken Durna, hem alkollü içeceklere yönelik vergilerin giderek artmasının hem de alkol tüketmenin ya da tüketmemenin politik bir tavır haline dönüşmesinin bunda büyük bir payı olduğunu söyledi. Kızılay’ın eğlence mekânı olarak tercih edilmemeye başlamasında güvenlik sorununun büyük bir etken olduğunu dile getiren Durna, art arda yaşanan patlamaların, Kızılay’ın güvenlik gerekçesiyle tercih edilmemesi alışkanlığını doğurduğunu kaydetti. Çığırtkanlar ve madde bağımlılarının varlığının bir diğer tedirginlik gerekçesi olduğunu belirten Durna, şöyle devam etti:

“Ve tabi bölgedeki müzik anlayışının değişmesine paralel olarak gelen kitlenin değişimi. Bu değişimin pek çok nedeni var. Yukarıda saydıklarıma ek olarak tek alternatif eğlence mekânının Kızılay olmaması. Kentin farklı bölgelerinde AVM sayısının sürekli artmasına paralel olarak özellikle AVM’lerde gelişmeye başlayan görece daha güvenli eğlence mekânı anlayışı, toplu ulaşım araçlarının kısa bir zaman öncesine kadar belli bir saatten sonra olmaması, ki yeni düzenlemeyle birlikte Kızılay civarında az da olsa bir canlanmanın yaşandığını söylemek mümkün.” Aileye hitap eden eğlence mekânı algısının kaybolmaya başladığını, bunda bölgedeki müzik anlayışının değişmesinin çok büyük payı olduğunu da belirten Durna, esnafın da bundan olumsuz etkilendiğini söyledi. “Fakat hangi esnaf?” diye de soran Durna, “Mekân işletmecilerine baktığımızda ‘alternatif’ olarak nitelendirebileceğimiz mekân işletmecileri, mekânlarının ‘alternatif’ niteliğini korumaya çalışırken ciddi anlamda kan kaybettiler. Birçoğu kapandı. Bunda elbette SSK İş Hanı’nın kapanmasının ve handaki pop barların caddeye yayılmasının da büyük etkisi var. Bu barlar da zamanla türkü-arabesk-pop karışımı bir tür müzik mekânına doğru evrildi. Ve elbette dinleyici kitlesi oldukça farklıydı” dedi.

BAŞARI VE KARİYER ODAKLI BİREY

Özellikle 1980’lerden sonra kimlik politikalarının yaygınlaşması, toplumsal hareketlerin bunun üzerinden ortaya çıkmasıyla ve 2000’lerden itibaren bunların getirdiği çatışmayla bireyin kendine döndüğünü, içe kapandığını, tek tipleştirildiğini anımsatan Durna, “Kolektif öznenin ortadan kalkması, kimlik ve farklılıkların ortadan kalkması… Aslında bu, kapitalizmin de önemli bir başarısı. Bireyi, kendisinin patronu haline getiriyor. Yapay bir özgürlük yanılsaması. ‘Çalışacaksın’ demiyor, işçinin kendi kendine ‘Çalışmalıyım’ demesini sağlıyor. Başarı ve kariyer odaklı birey, kendi kendine zaten ‘Çalışmalıyım’, ‘Yapmalıyım’ diyor. Bu da zevklerin tek tipleşmesine yol açıyor. Netice ise ortalamaya hitap eden kimliksiz mekânlar oluyor” diye konuştu.

‘SINIRLAR KALKTI ARTIK HER MÜZİK DİNLENİYOR’

Politik kimliği olan eğlence mekânlarının çoğunlukla alternatif rock müzik yapan mekânlar olduğunu vurgulayan Durna, buralarda yaşanan dönüşümü de şöyle anlattı:

“Türkiye’de bir alt kültür olarak rock müziğin, 2001 yılından itibaren neo-liberalizmin yeniden açılma evresinde kültür endüstrisinin bir parçası haline gelme dinamikleri ve bu esnada köklerinde yer tutan toplumsal muhalefet yapma özelliğini kaybetmesi önemli bir unsur. Görüştüğüm müzisyenlerden birinin şu cümleleri durumu açıklıyor: ‘O zamanlar rock müzik-pop müzik ayrımı keskindi. Arabesk müzik ile fantezi müzik arasında çok net çizgiler vardı. Ama rock müzik dinleyen kitlenin buluştuğu (Cem Karaca, Barış Manço gibi Türk müziğinden bahsediyorum) ortak bir noktada gitar sesine antipati duyulmuyordu, dinliyorlardı. Orada bir yerde arabesk bir şey çalsan ‘Aa, ne oluyor’ denirdi, kendi aramızda bile arabesk dinleyeni dışlardık, sırtımızı dönerdik. Ama şimdi sınırlar kalktı, arabeske gitar girdi, gitarlı şarkılara da arabesk girip keman sokulmaya başlandı. Özellikle bu değişim 1999-2000’den sonra alternatif grupların piyasaya girmesiyle arabesk-rock karışımı bir şey oluştu ve değişime alıştı artık insanlar, gitar sesine de alıştı, hepsi birbirine karıştı. Malatya’da bir taksi şoförü de bir rock şarkısını dinleyebiliyor. Sıkı rock dinleyen biri oturup ‘Seni unutmaya ömrüm yeter mi’ şarkısını söyleyebiliyor, dinliyor da… O yüzden insanlar her şeyi dinliyor artık, yeter ki güzel olsun, ruhu yansıtsın.’”

‘ANA AKIMA KARŞI OLMAK, ZAMANLA ANA AKIMIN KENDİSİNE DÖNÜŞTÜ’

Ana akıma karşı olmanın zamanla ana akımın kendisine dönüşmesinin en somut örneğinin, uzun yıllar sadece rock müzik yapmış bir mekânın şimdilerde bahis mekânına dönüşmesi olduğunu belirten Durna, şunları ekledi:

“Kimliksiz mekân, Sakarya Caddesi özelinde konuşacak olursak, rock-alternatif müzik yapılan mekânların salaş, ilerici ve asi ruhunun kaybolması, bunun yerine ‘dünya mutfağı’ veya ‘30 çeşit bira’ gibi seçeneklerle zenginleştirilerek ‘herkese hitap etmeye çalışma’ kaygısı taşıyan mekânlara doğru evrilmesi süreciyle ifade edilebilir. Ya da tersten okursak bu tür mekânlarda da rock müzik yapılabiliyor olması, rock müziğin kültür endüstrisi tarafından domine edilmesinin bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Dolayısıyla alternatif bir mekân, onu tehdit eden ve değiştiren yeni bir tür ‘kimliksiz mekân’a dahil olmuştur.”