AB dönem başkanlığını altı aylığına alan Avusturya’nın Türkiye’ye karşı sert tutumu Ankara’nın AB üyelik hedefini zorluyor. Peki bu süreçte Türkiye’nin ne yapması gerekiyor?

Hilal Köylü

Türkiye’de cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri tamamlandı, gözler yeni hükümetin dış politikasına çevrildi. Türkiye’nin seçim sürecinde en çok gündeme taşıdığı, AB ile yaşanan zorlu müzakere süreciydi. AB ve Türkiye kamuoyuna diyalogdan çok ‘kavga’larla yansıyan bu sürecin geleceği önümüzdeki dönemde daha da sorgulanıyor olacak. Çünkü Türkiye’de AB’yi “Bize verdiğin sözleri tut” diye daha da sıkıştırmaya hazırlanan bir yönetim işbaşında artık. AB dönem başkanlığını da Türkiye’nin AB üyesi olmasını başından beri istemeyen Avusturya devraldı. AB dönem başkanlığını 6 ay sürdürecek olan Avusturya, insan haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle Türkiye’ye AB kapısının sert bir şekilde kapatılmasını savunuyor. Avusturya’nın dönem başkanlığında AB ile ilişkilerde yeni bir açılım umudu taşımayan Ankara ise Avusturya’nın Türkiye’ye karşı tutumunun AB’nin diğer üye ülkelerince de yanlış olarak algılandığına dikkat çekiyor.

Sebastian Kurz

Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz’un, Mart 2018’te Türkiye ile AB arasında yapılan liderler zirvesi öncesinde “Temel demokratik değerler ve insan hakkı ihlalleri göz önüne alınırsa, Türkiye ile AB arasındaki üyelik müzakereleri, Kopenhag kriterleri artık uygulanmadığı için sonlandırılmalı” açıklaması Avusturya’nın önümüzdeki 6 aylık planlarına damgasını vurmuş görünüyor. Öyle ki Avusturya, 6 aylık dönem başkanlığı programında Türkiye’yle ilişkilere hiç yer vermemeyi tercih etti. Bu tercihin nedenini Avusturya AB Bakanı Gernot Bluemel Nisan 2018’de “Türkiye’nin AB üyelik müzakereleri durdurulmalı. Türkiye’nin AB’nin üyesi olması gerektiğine inanmıyoruz” sözleriyle, Avusturya Dışişleri Bakanı Karin Kneissl de geçen hafta Lüksemburg’da yapılan AB Genel İşler Konseyi toplantısı sonrası “Viyana, Türkiye’yi AB’ye üye olabilecek bir aday olarak görmüyor” ifadeleriyle açıklamıştı. Aşırı sağın iktidar ortağı olduğu Avusturya’da bu söylemlerin diğer AB üyesi ülkeleri etkilemesini önlemek mümkün mü ya da Türkiye’nin bu söylemlerin üstesinden gelmesi için neler yapması gerekiyor?

‘MEGAFON DİPLOMASİSİ SON BULMALI’

Yaşar Yakış

AKP’nin kurucu üyelerinden, dışişleri bakanlığı görevinde de bulunmuş emekli büyükelçi Yaşar Yakış bu soruları yanıtlarken, Türkiye’nin Avusturya’nın dönem başkanlığını yok sayan tutumunu hatırlatıyor. Yakış, “Türkiye öncelikle bağırıp, çağırmaya, megafon diplomasisine son vermeli. Aslında Avusturya’nın tutumunu mesele haline getirmemeye çalışmıştı önce, bu doğru bir yaklaşımdı ama daha da sert çıkışlarla karşı tarafın üstüne gitmek yanlış” diyor. Yakış, Avusturya dahil tüm AB ülkelerinde Türkiye’nin üyeliğini her durumda destekleyen yüzde 25’lik ve her durumda karşı çıkan yine yüzde 25’lik bir başka grubun olduğunu anlatırken, “Yani yüzde 50’lik bir grup da bu aşırılardan ayrılıyor ve Türkiye’yi doğru şeyler yaptığı zaman destekliyor, yanlışlarını eleştiriyor. Türkiye’nin bu yüzde 50’lik grubu AB üyelik hedefi konusunda ikna edecek adımlar atması gerekiyor” değerlendirmesinde bulunuyor.

Yakış, bu adımların neler olması gerektiği konusunda da söze “Bir kere Türkiye’de idam cezasının tartışılması son derece yanlış. Türkiye, bu cezayı savaş halinde dahi uygulamayacağını taahhüt ederek evrensel hukuk alanında büyük bir reforma imza atmıştı. Eğer bu cezayı yeniden gündemine alırsa AB yolunda ciddi bir geri adım olur” diyor. Yakış, Türkiye’nin atabileceği adımları da “Türkiye, temel hak ve hürriyetleri kısıtlayan düzenlemelerde açılıma gitmeli. İfade özgürlüğünü güçlendirmeli, gazetecilerin haber yapması önündeki engelleri kaldırmalı. Basın özgürlüğünü güvence altına alarak tüm AB kamuoyunun güvenini kazanmalı” sözleriyle sıralıyor.

‘AVUSTURYA’NIN TUTUMU BİR FIRSAT’

Avusturya’nın tutumuna karşı Türkiye’nin neler yapabileceğini değerlendiren bir diğer isim emekli büyükelçi Faruk Loğoğlu. Loğoğlu, Avusturya’nın Türkiye’ye karşı sergilediği katı tutumun Türkiye için bir fırsat olabileceğini söylüyor. Loğoğlu, “Avusturya’yla didişmek, kavga etmek hiç de işimize gelmeyecek, Türkiye’ye bir şey kazandırmayacaktır” diyor ve Türkiye’nin AB perspektifiyle kimi adımları hızlıca atabileceği mesajını veriyor. Loğoğlu, bu adımları “OHAL’in kaldırılması geciktirilmemeli. OHAL’in hiçbir gerekçesi ve anlamı da kalmadı artık. Türkiye, yargı bağımsızlığının halen var olduğunu gösterebilir. Tutuklu gazetecilerin yargı süreçleri hızlandırılabilir. İnternet ansiklopedisi Wikipedia üzerindeki yasak kaldırılabilir” diye sıralıyor.

‘DÖNEM BAŞKANLIĞINI YOK SAYIYORUZ’

Avusturya’nın Türkiye’nin olası AB üyeliğine karşı tutumu Türk hükümetince sert sözlerle eleştirilmişti. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu “Avusturya dönem başkanlığında olumlu adımlar atılacağını düşünmüyoruz, yeni müzakere fasılları açılmasını da beklemiyoruz” derken, AB Bakanı Ömer Çelik ise Avusturya’ya çok daha ağır ve sert ifadelerle yüklenmeyi tercih etmişti. Radikal oldukları gerekçesiyle ülkedeki bazı camileri kapatıp, imamları sınır dışı etme kararı alan Avusturya hükümeti için “İslam düşmanlığının temsilcisi haline gelmiştir” diyen Çelik, “Avusturya’nın AB dönem başkanlığını yok saydıklarını” da söylemişti.

Ömer Çelik

AB dönem başkanı ülke, tek başına AB adına kararlar alamıyor. Ancak Avusturya ile Türkiye arasında yaşanan gerilimin Türkiye-AB arasındaki diyaloğu sekteye uğratmasından endişe ediliyor. Önümüzdeki altı ay içinde Türkiye-AB ilişkilerinde olumlu bir gelişme kaydedilmesi beklenmiyor. Avusturya, 2018 sonunda dönem başkanlığını Romanya’ya devredecek. 2019’da da Avrupa Parlamentosu seçimleri nedeniyle AB ülkelerinin Türkiye’nin üyelik sürecinde olumlu bir adım atmasının mümkün olmayacağı konuşuluyor.