‘Kayıp’ çocuklar, cinsel istismara uğrayan, şiddet gören çocuklar… Çocuklar bu şekilde gündem oldukça, “hadım, idam” gibi öneriler getiriliyor,  tartışılıyor, ancak tartışmalar, yeni tasarılar ya da öneriler çocukların istismara uğramasını engellemiyor. Son verilere göre son 8 yılda 104 bin çocuğun kaybolduğu ifade ediliyor. Çocuklara yönelik şiddet, istismar, çocukların kaybolması ve bunlara karşı ne yapılması gerektiğini; KHK ile kapatılan Gündem Çocuk Derneği’nden Ezgi Koman ile konuştuk. Koman, bu tartışmalardan bağımsız gündemin her zaman çocuk olması gerektiğini söyledi.

Çınar Livane Özer

Eylül 8 yaşındaydı. Ankara’nın Polatlı ilçesinde bisikletine binerken bir anda ortadan kayboldu. Günlerce yürütülen arama çalışmalarından sonra Eylül’ün cinsel istismara uğradığı ve boğularak öldürüldüğü ortaya çıktı.  Olayın faili olduğu belirtilen Uğur Koçyiğit tutuklandı. Aynı günlerde bir başka haber de Ağrı’dan geldi. Kaybolduktan 18 gün sonra cansız bedeni bulunan 4 yaşındaki Leyla, otopsi raporuna göre 8-10 gün aç bırakılmıştı. Ölüm nedeni de buydu. Bazı şüpheliler gözaltına alındı.

Eylül ve Leyla’nın ölümleri üzerine Türkiye’nin hemen hemen her ilinde eylemler yapıldı. Çocuğa karşı her türlü şiddetin son bulması talebi dile getirildi. Hatta seçimlerden önce yine bir cinsel istismar olayından sonra ortaya atılan hadım meselesi tartışılmaya başlandı. Muhalefet partilerinin ‘çocuğa yönelik şiddetin araştırılması’ adına verdikleri komisyon tekliflerini el kaldırarak reddeden AK Parti milletvekilleri ve hükümet yetkilileri ‘ne gerekiyorsa yapacağız’ açıklamaları yaptı.

Şimdilerde ise ‘çocuğa yönelik şiddetin önlenmesi için neler yapılmalı?’ konuşmaları yeniden bir kenara bırakıldı. Peki bunun nedeni ne? Yani çocuklar neden sadece toplum vicdanını derinden etkileyen olaylardan sonra gündem oluyor? Çocuğa yönelik şiddet nedir? Tüm bunları OHAL KHK’sı ile kapatılan Gündem Çocuk Derneği’nden Ezgi Koman ile konuştuk.

Çocuğa yönelik şiddet neleri kapsıyor?

Birçok tanım var. Bunların hepsi eşit olmayan güç ilişkilerine gönderme yapar. Örneğin, ekonomik konum, sosyal konum, fiziksel güç, zekâ ve eğitim durumu, toplumsal cinsiyet rolleri, kültürel konum ve dini adetler çocuğa karşı şiddet ile ilgili güç dengesini çocukların lehine ya da aleyhine kaydırabilecek durumlar olarak karşımıza çıkar. Kısaca eşitsizliğin ve ayrımcılığın olduğu her yerde çocuğa yönelik şiddet olduğunu söylemek mümkün. Çocuğun gelişmekte olması, göreli olarak güçsüz olması, yaşı ve toplumdaki konumu nedenleriyle uygulandığı gerçeğini ve çocuğa karşı ayrımcılık olduğunu bilmek önem taşımaktadır.

Söylendiği gibi çocuk istismarı arttı mı?

Son günlerde arttığına ilişkin bazı söylemler var. Ancak buna ilişkin elimizde net bir veri yok. Şu anda toplumun gündeminde olduğu için daha fazla görünür olmuş olabilir. Ya da adli tıp kurumlarına başvuru sayısı artmış olabilir. Ancak tüm bunlar tek başına çocuğa yönelik cinsel şiddetin arttığını söylemez. Buna ilişkin sistemli karşılaştırmalı veri yok. Aslına bakarsanız zaten Türkiye’de çocuklarla ilgili en büyük sorunlardan birisi de bu: Hak temelli veri eksikliği. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi’nin de bu konuda Türkiye’ye uyarı ve tavsiyeleri var. Eğer elinizde veri yoksa mevcut durumu anlayamaz ve buna ilişkin etkili politikaları hayata geçiremezsiniz.

En son 8 yılda 104 bin çocuğun kaybolduğuna dair bir haber okuduk. ‘Kaybolan çocuktan’ ne anlamalıyız. Bu doğru bir tanımlama mı?

Bu, ebeveyni ya da kendisinden sorumlu kişiler tarafından emniyete kayıp olduğu bildirilen çocukların sayısı. Bu çocukların kaybolma nedenlerine, bulunup bulunmadıklarına, suç mağduru olup olmadıklarına ilişkin veriler burada görülemiyor. Öyle olunca da aslında çocukların yaşadıkları sorunlar tek bir kavramla anlaşılmaya, tarif edilmeye çalışılıyor. Şöyle ki kayıp başvurusu yapılan çocuklar arasında evden ya da kurumdan izinsiz ayrılan çocuklar da var; Eylül ve Leyla gibi şiddete maruz kalarak yaşamını kaybeden çocuklar da… Bu çocukların her birinin maruz kaldığı ihlaller farklı. Birisi evde ihmale maruz kalmış ve evden ayrılmış olabilir, diğeri kapalı kurumda şiddet görmüş olabilir. Dolayısıyla kayıp çocuklar kavramı üzerinden sorunu tanımlamak, durumu iyi anlamak ve çözüm üretmek için etkili değil.

Bu konu, genelde toplum vicdanını ortaya çıkaran olaylardan sonra konuşuluyor. Tek başına olaylardan bağımsız, öncelikle ne gündeme alınmalı?

Çocuklar sadece başlarına kötü bir olay geldiğinde yani sizin de dediğiniz gibi toplumun vicdanını kanatacak olaylarla gündem olabiliyor. Görüşleriyle, potansiyelleriyle ya da gerçek ilgi ve ihtiyaçlarıyla gündemde yer bulamıyor. Bizim derneğimizin adı da aslında tam da bunu anlatmak amacıyla Gündem Çocuk’tu… Çocuk olmayan gündem, çocuk olsun diye…

Peki neden çocuklar gündem olamıyor?

Bu tamamen toplumların ve devletlerin çocuk algısıyla ilgili. Öncelikle çocuk toplumda ve devlette “korunmaya muhtaç ve henüz büyümemiş, tamamlanmamış varlıklar” olarak görülüyor. Yaşamın eşit ortakları olarak algılanmıyor. Çocukluğun şimdiki zamanla değil gelecekle ilgili olduğu düşünülüyor. Çocuklar büyüyecekler, okula gidecekler, meslek sahibi olacaklar, çalışacaklar. Ancak ondan sonra, üretim ilişkilerine dahil olduklarında toplumda bir yer bulacaklar. Yani yetişkin olduklarında… Çocuk ayrıca sahibinin aile ya da devlet olduğu varlıklarmış gibi tanımlanıyor. Bu yüzden de yetişkinlerin onlar üzerinde hakları olduğu düşünülüyor. Oysa çocukların hak ve özgürlükleriyle ilgili temel belge; çocukları hak sahibi, özgürlük sahibi bağımsız bireyler olarak görür. Bugünkü varoluşlarıyla değerli bulur. Yetişkinlerin çocuklar üzerinde hakları değil sorumlulukları olduğunu söyler. Tüm bu algının yanı sıra çocuk sanki toplumun en değerli varlığıymış gibi konuşulur. Ama işte bu aslında çok riyakar bir tutum… Bir yandan en değerli varlık, bir yanda en kolay incitilebilen…

Çocukların istismara karşı ‘eğitilmesi’ gündemde. Hatta renkli kurdele kampanyaları konuşuluyor. Sizin sosyal medya üzerinden bu konuya bazı itirazlarınız oldu…

Her benzer olayda çocukların kendilerini koruması için eğitilmeleri gerektiği söylenir. Hatta devleti yönetenler ‘çocuklarınıza bağırmayı öğretin diye’ öğütlerde bulunuyor. Bir kere hatırlatalım; Türkiye BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin tarafı. Bu sözleşmeye göre çocuğa yönelik şiddetin önlenmesi devletlerin yükümlülüğünde. Yani devletler çocuklara kendileri şiddet uygulamayacak, üçüncü kişilerin şiddetinden koruyacak ve sağlıklı ve güvenli yaşaması için etkili, hak temelli politikalar geliştirecek. Ama işte bu tür olayların ardından herkes sorumluluk sahiplerini unutup çocukların eğitilmesinden söz ediyor. Bu, sorumluluğu çocuklara yüklemek demek. Bu eğitimleri almış ve eğitimleri aldığı belli olsun diye kurdele takılmış bir çocuğun cinsel şiddete maruz kaldığını düşünsenize… Çocuğun kendisini suçlamasından tutun da ‘çocuk acaba rıza mı gösterdiN tartışmasına kadar pek çok şeye yol açabilir.

Çocukların cinsel şiddete karşı güçlenmeleri -eğitilmeleri de değil- elbette önemli. Ama işte bu, özel bölge/mahremiyet eğitimleri ile değil, çocuğun kendisine, bedenine değer veren bir algıya sahip olmasıyla mümkün. Siz istediğiniz kadar çocuğu “eğitin”… eğer çocuğun ev içinde yaşadığı cinsel şiddetle ilgili ona inanılmıyorsa bu eğitim ona sadece bir yük olur. Ya da çocuk için etkili bir şikayet mekanizması kurmazsanız çocuğun, istismar edildiğini fark etmesi hiçbir işe yaramaz.

Peki sizin çözüm öneriniz ne?

Çözüm önerileri konusunda da yeniden keşif yapılması gerekiyormuş gibi davranılıyor. Oysa çocuk hakları hareketi, uzmanlar bu konuda çok fazla bilgi ve kaynak biriktirdi, politika önerdi. Öncelikle; şiddet gerçekleştikten sonra şiddeti cezalandıracak değil, şiddeti önleyecek bir yaklaşımı temel almak gerekir. Önleyici yaklaşım içerisinde de yapılabilecek çok fazla şey var. Erken uyarı sistemlerinden, çocuklar için hazırlanacak başvuru mekanizmalarına, cezasızlıkla mücadeleden çocuk dostu kentlerin oluşturulmasına kadar yapılabilecek çok fazla şey var…

Örneğin, 75 örgütün oluşturduğu Çocuğa Yönelik Şiddetin Önlenmesi İçin Ortaklık Ağı’nın bu konuda çok ayrıntılı bir politika belgesi var. Yeter ki bu konuyu gerçekten çözmek isteyelim…

Hadımın da içinde olduğu yasa tasarısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Seçimlerden önce çocuklara yönelik istismarla ilgili yasa tasarısı gündeme gelmişti. Bunun gündeme gelmesinin sebebi de yine üst üste yaşanan olaylardı. Şimdi seçim akabinde yine benzer olaylar yaşandı, çocuk cinayetleri, çocuklara yönelik cinsel şiddet… Bu olaylar oldukça da halkın tepkisini de ölçmek üzere hadım, idam gibi cezalardan bahsediliyor. Daha önceki yıllarda olduğu gibi yine aynı şekilde son derece yanlış tartışılıyor. Sadece cezalandırma politikaları bir şekilde dile getiriliyor. Bu son derece sorunlu.

Kimyasal kastrasyon meselesi hakikaten çocuklara yönelik cinsel şiddeti engelleyecek mi bundan hiç emin değiliz. Çünkü başka ülkelerde idam cezası uygulanıyor ama o ülkelerde de hala çocuğa yönelik şiddet bir şekilde devam ediyor. Ayrıca hadım önerisi, cinsel şiddeti bir cinsel fiil olarak algılandığını gösteriyor. Oysa dedik ya bu bir güç, tahakküm ilişkisi. Dolayısıyla ne hadımın ne de ölüm cezalarının işe yarayacağını düşünmüyorum.

Bu yasa tasarısıyla olay gerçekleştikten sonra faile ne kadar ceza vereceğimizi tartışıyoruz. Yapılması gereken şey önleyici politikaları konuşmak, ama bugün yine önleyici politikalar konuşulmuyor. Sadece caydırma üzerine daha da ağırlaştırılmış ceza yaklaşımına ilişkin bir şeyler öneriliyor ki bunların çok da işe yarayacağını düşünmüyoruz. Hatta hakimlerin, cezaları ağır bularak cezalandırmadan vazgeçmelerine bile yol açacağını düşünüyoruz.