Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile  Devlet Tiyatrosu ve Devlet Opera ve Balesi’nin özerkliği tehdit altında. Artık bu kurumlara atanacak genel müdürler de “başarılı olma” şartı aranmaksızın, Cumhurbaşkanlığı tarafından atanacak.

Cem Gurbetoğlu

Cumhurbaşkanlığına geçiş ile birlikte sanat kurumlarının yapılarında da bir çok değişiklik yaşandı. 1949 yılından bu yana Devlet Tiyatrosu ve Devlet Opera Balesi sayısız oyunu seyirciyle buluşturdu, Türkiye’nin kültür sanat alanına önemli katkılarda bulunup, değerli sanatçılar yetiştirdi. Önce 703 sonra 4 sayılı KHK’ler ile özerk yapısına ve tüzel kişiliklerine müdahale edilen Devlet Tiyatrosu ve Devlet Opera Balesi gündemde. Atamaların tek ele bağlanarak seçilecek yöneticilerin nitelikliklerindeki vasıfların düşürülmesi soru işaretleri yaratıyor.

OPERA VE BALEYİ GELİŞTİRDİLER

16 Haziran 1949’da 5441 sayılı yasa ile kurulduğundan bu yana Devlet Tiyatrosu ve Devlet Opera ve Balesi Türkiye’nin sanat alanında önemli katkılar sunan iki önemli kurumu oldu. “Devlet Tiyatrosu ve Operası” adıyla 1970 yılına kadar bu iki kurum aynı çatı altında sanat icra ederken 1970 yılında yasaları da ayrılarak, Devlet Opera ve Balesi ve Devlet Tiyatroları olarak iki ayrı kurum haline getirildi. Türkiye’de tiyatro ve operanın gelişmesi için önemli çalışmalara imza atan bu iki kurum, bugüne kadar çok sayıda yerli ve yabancı oyunu sahneye koydu, sayısız perde açtı, milyonlarca sanatseverle buluştu. Bütçeden aldıkları oldukça düşük paya oranla dünya çapında sanat üreten ve oyunları yüzde 90’lara varan oranlarda ilgiyle karşılanan, halkı sanatla buluşturan bu kurumlar ne yazık ki son yıllarda özerk yapılarına ve tüzel kişiliklerine yönelik müdahalelerle gündemde.

Uluslararası alanda da önemli başarılar elde eden oyunları sahneye koyan ve sanatçıları ödüllendirilen bu iki kurum Cumhurbaşkanlığı sistemine geçiş ile birlikte yeni bir dönemin de eşiğinde. AK Parti iktidarı döneminde özellikle 2012-2015 yılları arasında da hedef haline getirilen bu iki kurumun, “Türkiye Sanat Kurulu Yasa Tasarısı” ile lağvedilmelerine yönelik başlatılan çalışmalarda o dönem hem sanat örgütlerinin hem de sanatseverlerin yürüttüğü mücadele ile geri adım atılmıştı.

Bugün ise Cumhurbaşkanlığı sistemine geçiş ile birlikte  çıkarılan KHK’lerle kamudaki pek çok kurum gibi bu sanat kurumlarının kanunlarında ve teşkilat yapılarında da sistemsel değişiklikler yaşanıyor. Yaşanan son sürece birlikte bakalım…

ÖNCE LAĞVEDİLDİ SONRA ESKİ STATÜLERİ GERİ VERİLDİ

İlk olarak 703 nolu KHK ile kurum vasıfları ortadan kaldırılan iki kurumdan DT’nin kuruluş yasası olan 5441 sayılı yasanın adı “Devlet Tiyatroları Personeli Hakkında Yasa”, DOB’un kuruluş yasası olan 1309 sayılı yasanın adı “Devlet Opera ve Balesi Personeli Hakkında Yasa” olarak değiştirildi. Yayınlanmasının ardından “DT ve DOB lağvedildi” haberleriyle gündeme gelen ve tepkilere neden olan KHK ile bu iki kurumun kendisine ait Disiplin Kurulu, repertuvarı ve oyunları belirleyen Edebi Kurul ile Yönetim Kurulu, kurumun bakanlıktan ayrı bütçesini sağlayan ilgili maddeleri de KHK’ler ile lağvedildi. Değişiklikler çerçevesinde hem DOB’un hem de DT’nin genel müdürü ve bağlı il müdürlükleri de devre dışı kalmış oldu. DT ve DOB’un yıllardır sayısız oyunu sahnelediği Büyük Tiyatro, Küçük Tiyatro gibi sahneler ve her iki kurumun taşınmaz mal varlıkları da Cumhurbaşkanlığı’na geçirildi. Her iki Genel müdürlüğün kurum vasfı ortadan kaldırılınca 657 sayılı Devlet Memurları Yasası ve kurumun özerkliğini sağlayan yasalara bağlı çalışan sanatçı, sanat ve sahne uygulatıcılarının da durumu belirsiz hale geldi.

BELİRSİZLİKLERLERLE ESKİYE DÖNÜŞ

Daha sonra yayınlanan 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile ise “Tüzel kişiliğe haiz özel bütçeli kurumlar” olarak hem DT’ye hem de DOB’a eski statüleri geri verildi. Her iki kurumun işleyişini sağlayan sanat, edebi, teknik, disiplin gibi kurulları ile il müdürlükleri yeniden düzenlendi ve bu kurumlar Kültür ve Turizm Bakanlığı’na yeniden bağlandı. İki sanat kurumun özel bütçeli yapısı da tüzel kişiliği de korunmuş oldu. Ancak halen birçok konuda belirsizlikler devam ediyor. Bunlardan en çok dile getirileni ve tepki çekeni ise “Genel Müdür’ün atanması” ve “atanacak Genel Müdür’de aranacak nitelikler”in belirsizliği.

Bir diğer önemli belirsizlik de Devlet Tiyatroları için söz konusu kararnamede “Bir Genel Müdür ile yönetilir” denilmesine rağmen, Devlet Opera ve Balesi için aynı tanımlamanın yapılmaması.

BAŞARILI OLMA ŞARTI

Genel Müdür olmak için aranan şartların en önemlilerinden biri olan, “15 yıl görev yapma ve alanında başarılı olma” kriteri de kaldırıldı. Genel Müdür olarak atanacak kişinin bu alanlarda “başarılarıyla tanınmış, eser veren besteciler ve yazarlar, ilgili sanat dallarında temayüz etmiş yönetmenler ya da akademik kariyer sahibi kişiler olması” koşulları da yeni yasada düzenlenmediğinden Devlet kadrosunda beş yıl çalışan yüksek okul mezunu bir kişinin, alanla ilgili bilgi birikimine ve liyakatına bakılmaksızın Genel Müdür olarak atanabilmesinin önü açılmış oldu. Oysa bu kurumlarda Genel Müdürler sadece ita amiri vazifesi yürütmüyor aynı zamanda “Sanat Yönetmeni” görevini de yerine getiriyor. Bu yüzden liyakat sahibi ve alandan olmayan bir Genel Müdür ile sanat çalışmalarına nasıl devam edileceği de soru işaretlerini beraberinde taşıyor.

Benzer bir sorun senfoni orkestralarının yasasında da yaşanıyor. Yasada 5., 6. ve 8. Maddelerinin kaldırılmasıyla Şef ve Şef Yardımcıları’nda aranacak nitelikler ortadan kaldırılıp, genel koşullar dışında koşul aranmayacağı yönünde değişiklik yapıldı. Bu da alandan olmayan kişilerin şef ve şef yardımcılıklarına atamaların yolunu açıyor.

İSTİHDAM BELİRSİZLİĞİ

Diğer yandan istihdama yönelik de belirsizler yaşanıyor. Genel Müdürlükleri kimin yöneteceği konusuyla birlikte kurumların olmazsa olmazı yerli ve yabancı sanatçı alımı ve ataması konularında da hükümler belirsiz. Mesleki yaş haddini dolduran sanatçılar da yıllardır açılmayan kadro sınavları sebebiyle güvencesiz ve yıllık kurum sözleşmesiyle çalıştırıliyor.  Bu, Süreli Sözleşmeli personelin durumunun ne olacağı da yine belirsiz.

KURUMLAR BOŞALTILIYOR

Bu süreçte bu kurumların içini boşaltmaya yönelik bir başka uygulama ise emekliliğe özendirme. 657 sayılı DMK’nın ek geçici 14. maddesine hükümler getirilerek emekliliğine beş yıl kalana yüzde 30, beş yıldan fazla kalana yüzde 50 fazla ödenmesi planlanan özendirme ikramiyeleriyle güvenceli çalışan sanatkarların da kurumlardan ayrılmalarının önü açılıyor. Böylece DT ve DOB’da güvencesiz istihdam uygulamalarının yaygınlaştırılması planlanıyor.

1 Numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Kararname’de tanımlanan “Kültür Ve Sanat Politikaları Kurulu”nun da genel politika ve işleyişte belirleyici olacağı görülüyor. Bu da DT ve DOB’un bundan sonraki süreçte özerkliklerine ilişkin soru işaretlerini beraberinde getiriyor.

‘DEMOKRATİK AÇIDAN GÜVENCE KALKTI’

Bu konularda görüşüne başvurduğumuz  Devlet Tiyatroları eski Genel Müdürü Yücel Erten, DT’ye bundan sonra Genel Müdürün Cumhurbaşkanı tarafından atanacağını söyledi. Erten; “Genel Müdürün niteliklerini belirleyen hüküm kalmıyor. Bunun yanında ise en önemlisi yönetmelik konusu. Önceden yasa ile bir tüzük gerekliliğine işaret edilirdi. Şimdi ise yasaya ve tüzüğe göre daha zayıf bir yasal dayanak olan yönetmelik esas alınıyor” dedi. Erten DT’nin demokratik açıdan güvencesinin kalktığına işaret ederek artık genel müdür tayininin tek bir imza ile keyfi verileceğine dikkat çekiyor.