Türkiye’nin en kanlı katliamı olan 10 Ekim Ankara Katliamı’na ilişkin Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın 10. grup duruşmaları FETÖ sanıkları için özel olarak inşa edilen Sincan Ceza İnfaz Kurumu içerisindeki duruşma salonunda devam ediyor. Bugün 3. duruşma ve karar çıkması bekleniyor. Mahkeme sürecini ve dosyaları, davanın avukatlarından İlke Işık ile konuştuk:

Çınar Livane Özer

10 Ekim Katliamı davasında klasörlerin bu kadar fazla olmasının nedenlerinden biri, tutuklu ve  firari sanıklar ile ifadelerde ismi geçen kişilerin başka illerin Cumhuriyet Savcılıklarında “terör örgütü” kapsamında dosyalarının olmasıydı. Bu dosyalar katliamın emrini veren, planlamasını yapan kişilerin aslında başka eylemlerle de bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor. Özellikle Gaziantep’te Genç ENSAR ve Genç Müvahhidler Derneği’nde “örgüt faaliyeti” yürütüldüğü şüphesiyle soruşturma başlatılmış ve 10 Ekim Katliamı davasında sanık olan bir çok ismin bu süreçte teknik ve fiziki takibe alınması bu dosyalarda yer alan önemli deliller olarak sunuluyor.

Ancak bu delilleri ne soruşturma aşamasında savcılık, ne de dava aşamasında mahkeme heyeti topladı. Dosyaları toplayan katılan avukatları oldu.

Davadaki sanıkların başka illerdeki dosyaları üzerinde çalışan katılan avukatlarından İlke Işık ile bu dosyaları ve mahkeme sürecini konuştuk.

Av. İlke Işık

10 Ekim dosyasının bu kadar genişlemesi ve ülkenin pek çok ilinden dosyaların olması, Türkiye’deki IŞİD yapılanmasını gözler önüne serdi diyebilir miyiz?

Söylenebilir.  Çünkü aslında Türkiye’de IŞİD ana davası gibi bir şey yok. Biz bir yönüyle bu dosyanın da IŞİD ana davası gibi algılanmasını  istemiyorduk. Çünkü bizim derdimiz sadece IŞİD değildi, ‘IŞİD bu işi nasıl yaptı?’ sorusuna cevap bulmaktı. Buna yol veren, izin veren, önlem almayan toplam sorumluluktan bahsetmeye çalışıyoruz. Tabi tablo özellikle Antep’ten gelen dosyalarla birlikte korkunç bir IŞİD örgütlenmesi gerçeğini ortaya çıkarmış oldu.

Toplam sorumluluktan kasıt burada kamu görevlilerinin dahil edilmemesi mi?

Kesinlikle.

Peki bu kanıya nereden varıyorsunuz?

Birincisi çok eski bir örgütlenmeden bahsediyoruz. Çok alenen örgütlenmiş bir yapı… Bunu zaten dosyanın toplamı üzerinden söylüyoruz. Şimdi düşünün 2015’te bu katliam gerçekleşti. Kaldı ki Antep hücresinin örgütlediği bir gerçek, bu katliamı bu hücre yapıyor. Antep hücresi HDP Diyarbakır mitingiyle bu işe başlıyor. Sonra HDP Mersin ve Adana binalarını bombalıyor. Ondan sonra Suruç katliamını gerçekleştiriyor. Sonra da 10 Ekim 2015 Ankara Gar katliamı. Buna nereden bu kadar eminiz, çünkü ortak sanıklar var.

Antep 2012’lerde IŞİD’in örgütlenme koşulları açısından en uygun konuşlandıkları yer haline gelmiş. Bunu keşke dosyanın kendisi söyleseydi. Ama bizim dosya çok kötü bir soruşturma süreci geçirdiği için 8,5 aylık soruşturmanın toplamında soruşturma savcılarının dosyaya koyduğu tek bir delil, tek bir tape kaydı yok. Hiçbir şey yok. Ellerinde 36  sanık var,  bunu çok kolay bulmuşlar. Çünkü bunlar zaten bilinen insanlar, istihbaratta raporları var. Arama ve yakalamaları var. Bunları alt alta yazmışlar. ‘bunlar benim sanıklarım’ demiş.

Daha önceki yıllarda yakalama kararları hiç uygulanmamış mı?

Yakalanmamışlar. Örneğin savcının merak etmediği kısım bu. Bunlar hakkında nasıl işlemler yapılmış? Hangi dosyaları vardır? Adli sicil kayıtlarını bir getireyim de bunların başka dosyalarına bir bakayım, ne gibi bağlantılar var? Devlet sorumluluğunu geçtim, belki bu sanıklara yardım eden, katliama dahil olan başkaları var? Bizim dosyada, -hiçbir dosyada bu kadar çok olmaz-  X-Y olarak tanımlanan onlarca isim var. Hücre evlerinde görüntüsü çıkmış insanlar var. Dosyanın tutuklu sanıklarıyla yan yana görüntüleri çok açık olan ve kimliği hala bulunmamış sanıklar var. Bunu bile araştırmamışlar. Böyle bir iddianame ile dava açıldıktan sonra aslında 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nin yapması gereken şey bu iddianameyi savcılara geri vermesi idi. Türkiye’nin en büyük katliamından bahsediyoruz. Böyle iddianame mi olur diyerek geri göndermesi gerekiyordu. Yapmadı, yapmadığı için de iki yıllık yargılama süreci aslında savcının yapmadığı işleri yapmakla geçti.

Bu katliamı örgütleyenin Yunus Durmaz olduğunu söylüyorsunuz, kimdir bu?

Bu soruyu savcılığa soran biz olduk. Yine o dosyaların gelmesi binbir güçle oldu. Antep’te aynı zamanda yargının adalet mekanizmasının, savcılığın, emniyetin, polisin herkesin dahil olduğu bir sorumluluk toplamı var. IŞİD’e sonsuz bir müsamaha var.

Sanıklardan Suphi Alpfidan ifadesinde Gaziantep Emniyetine yapılacak saldırıdan haberdar olunduğunu söyledi.  Bu ifadenin üzerine hiç gidildi mi?

Mahkemede ‘bazı gerçekleri açıklamak istiyorum, emniyetle ben görüşmeler yaptım. Polis memurlarına kişilerin isimlerini söyledim. Polise yardımcı oldum’ gibi beyanlarda bulundu. Biz celseler boyunca kimdir bu polis memurları bunları araştırdık. Antep emniyetine yazılar yazıldı. En son iki polisi mahkemeye getirip dinletmeyi başardık. Antep TEM amirlerinden biri, yıllarca IŞİD masasına bakan bir TEM amiri olmasına rağmen bizimle gayet dalga geçen bir ifade ile ‘bilmiyorum’, ‘tanımıyorum, ‘ne gibi işlemler yaptığımızı hatırlamıyorum’ gibi beyanlar verdi. Alpfidan ısrarla ‘ben bu adamı tanıyorum, niye yalan söylüyor?’ demesine rağmen mahkeme bunun da üzerine gitmedi. Mahkeme o saatten sonra durdu. Bütün taleplerimizi reddetti. Ama TEM amirinin söyledikleri, aslında bir yandan Antep Emniyetinin halini gösteriyor; IŞİD’çileri biliyorlar, tanıyorlar.

Gaziantep’ten talep ettiğiniz her dosya geldi mi?

Her dosya gelmedi. Biz gidip dosyaları almak zorunda kaldık. Antep dosyalarının toplamı çok korkunç. 2012’de başlayan bir soruşturma var. Bizim dosyanın firari sanıklarından oluşan bir dosya. Katliam planlayıcısı Yunus Durmaz var dosyada. Tabi Yunus Durmaz 19 Mayıs 2016’da şaibeli bir şekilde kendisini patlatarak öldüğü ve ortadan yok olduğu için sanık değil. Katliamın önemli planlayıcılarından Halil İbrahim Durgun da ‘kendini canlı bomba olarak patlattı’ denildi. Bir süre sonra yine dosyanın sanıklarından Cabael’in de kendisini öldürdüğü iddia edildi. Ama Cabael’in otopsi raporunda yakın mesafeden kafasından vurulduğu yazıyordu. ‘Bu adam neden infaz edildi?’ sorusu bizim hala sorduğumuz ama mahkemenin araştırmaktan imtina ettiği sorular arasında.

2012 dosyası neden önemli peki?

Antep emniyeti bir soruşturma başlatmış. IŞİD o zaman El-Kaide diye adlandırılıyor. Hem teknik, hem fiziki, hem de telefon dinlemesi şeklinde takip ediyorlar. Yunus Durmaz Antep bölgesinin sorumlusu olarak kabul ediliyor. Görüşmeler örgütsel görüşmeler olarak da not alınıyor. Bunların ardından doğal olarak bir operasyon yapılması beklenir, ama iki yıl boyunca devam eden fiziki takip bir süre sonra sonlandırılıyor. Savcılık emniyetin yeniden istediği takibe izin vermiyor. Sonra 2016’nın Temmuz’unda savcılık bir yazı yazıyor ve gözaltı kararı veriyor ama Nusret Yılmaz, Yunus Durmaz, Ahmet Güneş yok. Biz de doğal olarak şunu söylüyoruz; bu katliamın planlayıcısı Yunus Durmaz ise bu adamlar yakalansaydı bu katliam gerçekleşmeyecekti.

İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin vermiş olduğu bir yakalama kararı olduğunu yine bu dosyalar içerisinde tespit ettik. Bu yakalama kararı bile yerine getirilmemiş. Aslında çok ağır bir suç. Bu toplam süreci özetleyen örneklerden birisi.

Bu, IŞİD’e izin vermektir; örgütlenmesine yol vermektir. Hiçbir engele takılmadan bu katliamı planlayabilmesi için her türlü olumlu koşulu sağlamaktır.

Katliamın olduğu 10 Ekim günü örgütlenme yaptıkları söylenen Genç Ensar gibi dernekler kendini fesih ediyor. Bu hiç şüpheli görünmüyor mu? Devam eden soruşturma yok mu? Genel kuruldaki isimlerle ilgili bir şey yapılmıyor mu?

Hiç yapılmıyor. Yine bu soruyu soran biz olduk. Çünkü derneklerin adı dosyada geçiyor. Duruşmada ifade veren sanıkların da neredeyse tamamı birbirlerini derneklerden tanıdıklarını söyledi. Ancak Antep Emniyeti ‘hiçbir işlem yapmadık’ diye cevap verdi.

2012’de kişileri izlerken bu dernekleri de izliyor oluyorlar ve o dönemde de hiçbir işlem yok değil mi?

Dernek merkezli bir TEM soruşturması olmasına rağmen hiçbir işlem yapılmamış. Genç ENSAR Derneği 10 Ekim günü Olağanüstü Genel Kurul yapmış, ‘amacına artık ulaşıldığı derneğin devamı için bir sebep kalmadığı’ gerekçesiyle fesih kararı almış. Hazirun listesinde Ahmet Güneş var. Ahmet Güneş o tarih itibariyle aranıyordu.

Örgütsel çalışma yaptığı belli olan bu derneklerin faaliyetine devam ediyor olmasının sorumlusu kim? Bu sorumluların 10 Ekim davasında sorumluluğu yok mu? Biz bunları sorduk ama  sessizlikle karşılandık.

2012’de açılan dosyanın akıbeti ne durumda?

O dosya devam ediyor. Hala bir sürü firari sanıkla birlikte o dosya, yargılaması devam eden bir dosya.

Tapelerde firari sanıkların 10 Ekim’in geleceğine ilişkin konuşma, kayıt var mı?

10 Ekim’e özel bir şey yok. Ama İlhamı Balı’nın özellikle 30 Eylül günü tapelerinde sınır işini nasıl organize ettiği çok açık. Sürekli bir insan trafiği üzerinden yaptığı bir görüşme, çalışma var. Şunu biliyoruz ki canlı bombalar sınırı geçirilip getirildiler. Suruç bombacısı da, Ankara bombacısı da… 10 Ekim günü olan katliama hazırlanan bir IŞİD gerçeğini düşündüğümüzde İlhamı Balı’nın o görüşmelerinin biz direkt katliam ile ilgili olduğu iddiasındayız.

Bir önceki duruşma bunu açıkça söyledik. Oradaki bu görüşmeleri dinleyen ve işlem yapmayan polis memurları da buna göz yuman TSK mensupları hakkında da işlem yapılması gerektiğini talep ettik. Yine mahkemeden hiçbir yanıt alamadık.

İhamı Balı’nın 30 Eylül’den sonra herhangi bir dinlemesi yok mu?

Bize gelenlerde yok. Bir saatten sonra kesiliyor. Çünkü işlem yapmıyorlar.

Dosyaların arasında Hatay dosyası var. Hatay’da nasıl bir ağ var?

2017 tarihli bir iddianame var. Firari iki sanığın adı orada geçiyor. Olay şu; canlı bomba yelekleri yakalanıyor ve onların üzerinden parmak izleri çıkıyor. Bunlar Ahmet Güneş ve Ömer Deniz Dündar’ın parmak izleri. Yani hala çalışma yapmaya devam ediyorlar, hala canlı bomba yelekleri yapmaya devam ediyorlar.

İki yıldır süren davada mahkemenin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Delilleri topladı ama bu delilleri tartışmadı. Taleplerimizi reddetti. Aslında baştan beri kafasında kararı olan, nasıl bir karar vereceğini bildiğimiz bir mahkeme vardı. Yapması gerekeni yapmadı. Şimdi savcının esas hakkındaki mütaalası ile karşı karşıyayız. Yangından mal kaçırır halleri var. Duruşmayı Sincan kampüsüne aldılar. Biz 50 celse yaptık. Karar duruşmasında kaçırılan bir duruşmadan bahsediyoruz.

Mahkemenin yapmadığı suç duyurularını artık biz yapıyoruz. Bunların sonuçlarını takip etmeye devam edeceğiz.