İktisatçı, Prof. Dr. Aziz Konukman, “Yeni Ekonomik Program” adı altında sunulan Orta Vadeli Program’ın (OVP) sadece adının yeni olduğunu söyledi. OVP’nin dayanması gerektiği 11.Kalkınma Planı’nın ve OVP’ye dayalı hazırlanması gereken Orta Vadeli Mali  Plan’ın (OVMP) açıklanmadığına da dikkat çeken Konukman, OVP’de istenen tasarruf için önce saraydan başlanması gerektiğini söyledi. Konukman Meksika ve Pakistan örneklerini vererek, “Neden Türkiye’de de olmasın?” diye sordu.

Sultan Özer

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak tarafından Yeni Ekonomik Program (YEP) adı altında açıklanan, büyüme, işsizlik, enflasyon başta olmak üzere birçok konuda itiraflarla dolu olan Orta Vadeli Program (OVP) kamuoyunda beklenen desteği bulmadığı gibi, eleştiriler de sürüyor. İktisatçı, Profesör Aziz Konukman, programın AKP hükümetlerinin büyüme, işsizlik ve enflasyon başta olmak üzere ekonomide yapamadıklarının itirafları olduğunu söyledi. Programda vatandaştan tasarruf da istendiğini hatırlatan Konukman, Meksika ve Pakistan örneklerini vererek, “saraydan başlanacak bir tasarrufa vatandaştan da destek geleceğini” söyledi.

Halagazeteciyiz.net‘in sorularını yanıtlayan Konukman’ın YEP ve OVP değerlendirmeleri şöyle:

‘ORTA VADELİ MALİ PLAN ORTADA YOK’

OVP’nin en geç Eylül ayının ilk haftasında; Orta Vadeli Mali Plan’ın (OVMP) ise yine en geç Eylül 15’e kadar Resmi Gazetede yayınlanması gerekiyordu. Eğer OVP gecikmiş ise OVP ve OVMP birlikte açıklanır ve Resmi Gazetede yayınlanırdı. Yeni OVP’de bu süre aşıldı, 20 Eylül tarihli Resmi Gazete’de yayınlandı, ama ortada OVMP yok. İlginçtir kamuoyunda da hiçbir sorgulama yok.

Neden yok?

Bu, ciddiyetsiz olduklarını gösteriyor. ‘Biz istediğimizi yapıyoruz, itiraz eden de yok’ diye düşünüyorlar. ‘Ben yaptım oldu’ mantığı.

OVMP olmadan bütçe hazırlıkları yapılamıyor. Türkiye bütçe hazırlığına girişemez. Kanunun öngördüğü bu…

Yeni bir program diyorlar, gerçekten yeni mi?

Bakan, “Yeni bir yaklaşım, yeni bir model, yeni bir ekonomik programımız var. Biz eskisi gibi raflardan indirilmiş OVP hazırlamayacağız” diyor. Bu bir itiraftır. ‘Bugüne kadar AKP hükümetleri eski OVP’leri raflardan indirdi, kopyala yapıştır yaparak yenilerini hazırladı’ demektir bu. Ciddiyetsiz, toplumun hiçbir kesimi ile görüşme yapmadan, bürokratik bir mekanizma ile siyasetin de bunu harmanlaması ile hazırlandığının itirafıdır bu.

Şimdi yeni bir dönem, yeni bir heyecan, ‘kurallara uyacağız’ diyorsun, henüz bu belgenin hazırlanmasını gerektiren yasaya uymuyorsun. Eski alışkanlıkları hala sürdürüyorsun. Hatta bir yeniliğin de var, eskiden bir gecikme olduğunda, takvime uyulmadığında OVP ve OVMP aynı anda yayımlanırdı. Şimdi bunu da yapmıyorsun. Yeni olanın aslında çok da yeni olmadığını gösteren bir örnek bu.

‘MECLİS ISRARCI OLMALIDIR’

Gerçi bu gelenek geçen yıl terk edilmişti. Hatırlanacaktır, 2017 yılında OVP 27 Eylül, OVMP ve diğer belgeler ise 5 Ekim tarihinde yayımlanmıştı. Benzer bir gecikmenin bu yıl da yaşanacağı gözükmektedir. Görülüyor ki, belgeleri hazırlayacak kuruluşlar için süreler uzatılırken belgelerin kamuoyunun bilgisine sunulma ve tartışılma süresi daraltılıyor. Oysa tartışılma süresinin daha da uzatılması gerekir. Meclis, bütçe hakkının kullanılmasının güçlendirilmesini gerçekten istiyor ve bu konuda samimi ise 5018’in ilk halindeki bütçe hakkını gözeten takvime (ilk 5018’de eylül ayı yerine mayıs referans alınıyor) dönmeye yönelik bir düzenlemenin geciktirilmeksizin yeniden getirilmesini sağlamalıdır. Meclis, ayrıca süreci izlemeye ve denetlemeye alarak takvimin uygulanmasında ısrarcı olmalıdır. Geçmiş deneyim gösteriyor ki, uygun bir takvimin yasayla belirlenmesi tek başına yeterli değil.

‘YASA İHLAL EDİLDİ’

Yani Kalkınma Planı yok ortada öyle mi?

5018 Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 16. maddesi çok net bir şekilde şunu söylüyor. “Orta Vadeli program, kalkınma planları, stratejik planlar ve genel ekonomik koşulların gerekleri doğrultusunda makro politikaları, ilkeleri, hedef ve gösterge nitelindeki temel ekonomik büyüklükleri de kapsayacak şekilde onaylanan OVP resmi gazetede yayınlanması ile başlar” diyor. Yani OVP kalkınma planları ile stratejik planlarla uyumlu olacak. Var mı kalkınma planı ortada. 11. kalkınma planı Temmuz’da açıklanacaktı, fakat ortada yok. Yani 5018 sayılı yasa bir de bu şekilde ihlal edildi.

‘ŞEKLİ ŞARTLARA BİLE UYMUYORLAR’

Geçmişte o uyum var mıydı?

Zaten yasaya uyulsa, o plan açıklansa da o planla OVP’nin uyumu geçmiş yıllarda da kurulmuyordu, Niye? Çünkü neoliberal politikalar öyle egemen oldu ki Türkiye’ye, plan sırf anayasa gereği hazırlanan bir metne dönüştü. Plan zaten plan olmaktan çıktı. Burada, ‘eyvah 11. plan olmadan OVP açıklanamazı’ iktisadi nedenlerle değil, hukuki nedenlerle söylüyorum.

Yoksa bunların açıklayacağı plan da bizim anladığımız anlamda kalkınma planı olmayacaktı zaten,ama şekli şartlara bile uymuyorlar.

“Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nca hazırlanan ekli Orta Vadeli Program onaylanmasına 5018 sayılı Kamu Mali Yönetim Kanunu’nun 16. maddesi gereğince karar verilmiştir” diyor.  Karar veren kim, Cumhurbaşkanı. Cumhurbaşkanına soruyoruz  OVP ile Kalkınma Planı (KP) uyumlu olması gerekir. Ortada KP yok. Cumhurbaşkanı bunu nasıl imzaladı. 703 nolu karar ile isteseydin kalkınma planı ile uyumlu lafını tasfiye ederdin, dememişsin, ama ona uygun hareket etmiyorsun.

OVP başta olmak üzere bütçeye temel olabilecek belgelerin hazırlanmasından Hazine ve Maliye Bakanlığı mı sorumlu?

Cumhurbaşkanlığına bağlı olarak kurulan Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın görev ve yetkileri arasında yer alan, OVP başta olmak üzere bütçeye temel olabilecek belgelerin hazırlanmasına Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın 5018’e aykırı bir şekilde ortak edilmiş olmasıdır. 24 Temmuz 2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın teşkilat yapısına dair 13 nolu Kararname’nin 2’nci maddesinin a bendiyle ilgili Başkanlık Cumhurbaşkanı tarafından belirlenen temel hedef, ilke ve amaçlar çerçevesinde kalkınma planı, Cumhurbaşkanlığı Programı, OVP, OVMP, Cumhurbaşkanlığı yıllık programı ile sektörel plan ve programları, ilgili kamu idareleri ile Cumhurbaşkanlığı bünyesinde bulunan Politika Kurullarının görüşlerini de almak suretiyle Hazine ve Maliye Bakanlığı ile müştereken hazırlamak ve makro dengelerini oluşturmak durumunda bırakılmaktadır.

Oysa 5018’in geçici 22’nci maddesi (bu geçici madde 703 sayılı KHK’nin 213’üncü maddesinin 1’inci fıkrasının ggg bendiyle 5018’e işleniyor) bu sorumluluğu Cumhurbaşkanı tarafından oluşturulacak idareye bırakmaktadır. Bu idarenin daha sonra yayımlanan 1 nolu Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 37’inci maddesinin h bendiyle Strateji ve Bütçe Başkanlığı olacağı hükme bağlanmaktadır. Geçici 22’nci madde sadece geçici bir süre için (Cumhurbaşkanı tarafından oluşturulacak idarenin teşkilatlanması tamamlanıncaya kadar) bu görev ve yetkilerin, Cumhurbaşkanı kararı ile Hazine ve Maliye Bakanı veya Hazine ve Maliye Bakanlığı’nca kullanılabilmesine olanak tanımaktadır. Nitekim daha sonra çıkartılan 30 Temmuz 2018 tarih ve 5 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile bu olanaklı hale gelmiştir. O nedenle OVP ve Hazine ve Maliye Bakanı veya Hazine ve Maliye Bakanlığı birlikte anılır olmuştur. Ancak bu geçici durum, Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın sözü edilen görev ve yetkilerine Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın ortak edilmesiyle kalıcı hale getiriliyor.

‘YENİ SİSTEME DE AYKIRI’

Bu aslında yeni rejimin öngördüğü sisteme de aykırılık oluşturuyor. Çünkü bir bakanlık ayrıcalıklı bir şekilde politika hazırlanması ve oluşturulmasına eski rejimdeki gibi ortak edilmiş oluyor. Oysa 703 sayılı KHK’nin getirdiği değişikliklerin işlendiği 5018’in 10’uncu maddesine göre bakanlar, Cumhurbaşkanı tarafından belirlenen politikaların uygulanması ile bakanlıkların ve bakanlıklara bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların stratejik planları ile bütçelerinin kalkınma planlarına, yıllık programlara uygun olarak hazırlanması ve uygulanmasından, bu çerçevede diğer bakanlıklarla koordinasyon ve işbirliğini sağlamaktan sorumludur. Görülüyor ki, Hazine ve Maliye Bakanı olan damat, yeni sistemin getirdiği yasal mevzuata aykırı bir şekilde bakanlar üstü bir konuma (Damadın Varlık Fonu Yönetimi A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanvekilliğine atanması örneğinde olduğu gibi) getiriliyor.

Damadın bakanlar üstü bir konuma getirilmesi neyin işareti?

Burada düşündürücü olan damada bu yolu açan hukuki değişikliğin kafa göz yararak yapılmış olmasıdır. Çünkü Bakanlığın ortak edilmesi sözü edilen 1 nolu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin Bakanlığın teşkilatını düzenleyen 217’nci maddesinde (bu madde buna olanak vermiyordu ve bu maddeyle Bakanlığa sadece maliye ve ekonomi politikalarının hazırlanmasına yardımcı olma ve bu politikaları uygulama sorumluluğu veriliyordu) Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın teşkilat yapısına dair 13 nolu Kararname’nin 27’nci maddesiyle istenilen yönde değişiklik yapılmasıyla gerçekleştiriliyor. Yani Cumhurbaşkanlığı’na bağlı bir kuruluşun teşkilat yapısına dair bir kararnameyle bir bakanlığın görev ve yetkilerinin kapsamı genişletilerek (mevcutlara bir bent ekleniyor ve sonuncu bent eklenen bende uyumlu şekilde yeniden tanımlanıyor) değişiklik yapılıyor.

‘STRATEJİ VE BÜTÇE BAŞKANLIĞI NEREDE?’

Damadın bu şekilde böylesi bir konuma getirilmesi, bu ülkeyi üzerindeki varlıklarıyla birlikte A.Ş olarak görmekte olan yeni rejimin (rejim ayrıntılı bir şekilde 2 Temmuz tarihli BirGün’deki yazımızda ele alınmıştı) aile bünyesinde oluşturulan bir holdinge evirilmekte olduğunu gösteriyor.

Ancak ilginçtir, Hazine ve Maliye Bakanlığı 30 Temmuz 2018 tarih ve 5 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile geçici bir süre (Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın teşkilatlanması tamamlanıncaya kadar) OVP hazırlanmasında tek yetkiliyken  “Yeni Ekonomik Program” adı altında sunulan ve 20 Eylül tarihli Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında yayımlanan OVP’de bu yetkiye Strateji ve Bütçe Başkanlığı ortak edilmektedir. Çünkü ilgili metinde OVP’yi bu iki kurumun birlikte hazırladığı ifade edilmektedir. Bu Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın
teşkilatlanmasını 20 Eylül’den çok önce tamamlayarak OVP hazırlık sürecine katıldığı  anlamına gelmektedir. Gerçek durum bu ise OVP sürecinde Strateji ve Bütçe Başkanı Naci Ağbal  niye sunuşun yapıldığı basın toplantısında yer almadı? Neden Ağbal OVP tartışmalarında hiç görünmedi? Niye cumhurbaşkanlığına bağlı bir kurum damadın arkasında kaldı? Bu sorular yanıtlarını arıyor. Medyamız ne yazık ki, konuya ilgisiz kaldı ve görmezden geldi.

‘EMEĞİN, ÇALIŞAN KESİMİN ADI YOK’

OVP’nin içeriğine gelelim, nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yeni diye lanse edilen OVP eskisi gibi. Yeni olan tarafı şu, ‘bu program toplumun tüm kesimleriyle kurgulandı’ diyor. Fakat gereği yapıldı mı? Toplumun tüm kesimleri denildiğinde işçi sınıfının örgütlü kesimleri de giriyor, sadece sermaye değil. Ama bilebildiğim kadarıyla işçi sınıfının, memurların örgütlü kesimleri dahil olmadı.

Onu da şuradan da anlıyoruz: Döviz kurunun patladığı ilk gün, yeni ekonomik modeli açıklarken Berat Albayrak, bir şirketin CEO’su edasıyla şöyle bir ifade kullandı; “bizim yeni hazırlayacağımız OVP bu salonu dolduran kesimlerin vizyonlarını yansıtacak.” Hatta zaman zaman oradaki kişilerin, holding yöneticilerinin isimlerini vererek, onlarla sıcak temasa geçilerek, “bu OVP’de kendinizin taleplerini, yol haritasını göreceksiniz. Çünkü biz sizlerle görüştük, sizlere danıştık” dedi.

Velev ki işçi kesimlerini de dinlemiş olsunlar. Metne bakıyoruz emeğin, çalışan kesimlerin adı yok. eski OVP’ye göre işizlik hedeflerini yükselten, yeni enflasyon hedeflerini yukarı doğru revize eden, hatta 2018 enflasyon tahminini çoğu muhalif uzmanın yaptığı yüzde 20 tahminin de üzerine çıkartarak yüzde 20.8 öngören bir OVP. Onun da ötesine giderek, enflasyon, işsizlik rakamlarının 2019, 20, 21 hedeflerini daha yukarı revize eden bir program. İşçi sınıfı kesimlerine danışılsaydı ya da onlar muhatap alınsaydı bu hedefler orada yer almazdı. Son tahlilde sermayenin taleplerinin yansıdığı bir metin…

‘SÜRDÜRÜLEBİLİR BÜYÜME DEĞİLMİŞ’

Büyüme rakamları da aşağı doğru revize edilmiş…

“Büyümeyi sürdürebilir ve sağlıklı bir çizgiye getireceğiz” diyor. Bu bir itiraf. Demek ki bugüne kadar ki büyüme hem sağlıklı değilmiş, hem sürdürülebilir değilmiş.

Muhalif iktisatçılar, “2018’de yüksek bir büyümeyi tetiklediniz; seçim atmosferlerinin etkisi ile, kredi garanti fonu, bankaların kredi düğmesine basması, nefes kredisi, KOBİ’lere cazip ortamlar yaratılması, borçlanma, vergilerde yapılandırmalar, aflar çıkarılması ile… Suni bir şekilde kaynakları büyümeye seferber ettiniz” diyordu.  Bu kaynaklar bir daha ki sefere olmayacağı için aslında sürdürülebilir bir büyüme olmayacağı o günden biliniyordu ve eleştiriler de o yöndeydi.

Ama tam tersine Mehmet Şimşek başta, hükümet üyeleri,  “hayır bu kalıcıdır, artık Türkiye yeni bir büyüme bandına girdi. Hatta OVP’de 5,5 dedik ama bu oldukça muhafazakar,  biz artık 7 bandında büyüyeceğiz”  gibi laflar ettiler.

İkinci çeyrek büyüme rakamları bile bu hedefin havada, sürdürülemez olduğunu kanıtladı. Nitekim 5.2 oldu. 2018’i 5,5’dan 3.8’e revize ettiler. Bu da bir itiraf, sürdürülebilir büyüme değilmiş ki…

‘MEGA PROJELERDE ELEME YOK’

Programda “ihalesi yapılmamış veya başlanmamış yatırımlar askıya alınacak” deniyor. Zaten bunu dediği andan itibaren büyüme hedefinin niye düşürüldüğünü anlıyoruz. Madem büyüme düşürülüyor, bunlardan bir eleme yapılıyor mega projeler ne olacak?. Onlarda bir eleme yok. Çünkü “Mega alt projeleri doğrudan yabancı yatırım yoluyla Uluslar arası finansman ile hayata geçirilecek” diyor. O kadar da iddialı.

Ancak bu olmayan duaya amin demek gibi bir şey. Çünkü Uluslar arası yatırımcıların en önem verdiği şey mülkiyet hakları, hukuk. İşçi hakları OHAL’de perişan edilmiş, grev hakkı ortadan kaldırılmış Uluslar arası sermayenin umurunda bile değil. Ama herhangi bir yatırım yaptığında bir kayyum atanma riski her zaman mevcut. Çok rahat bir şekilde rejim ‘senin FETÖ ile ilişkin var, yatırıma el koyuyorum’ diyebilir. Bunun garantisi yok. Oysa kapitalizmin olmazsa olmazı mülkiyet haklarının korunmasıdır. Bizim, yeni inşa edilen rejim bunun garantisini vermiyor.

Durum bu iken gerçekçi olmayan şeylerin yazılması eski OVP alışkanlığının devam ettiğini gösteriyor.

Çok somut bir soru var. 230 milyara yakın kısa vadede çevrilecek borçlar ne olacak? Bunun 180 milyarı kısa vadeli kredi, 57 milyar doları da cari açık. Acilen bu önlemleri içermesi, adresleri göstermesi lazım. Yok.

‘TAM BİR IMF PROGRAMI’

Ama işareti var, vergileri daha da artıracağız, tabana yayacağız…

Tamam da vergilerin toplanması, tahsilatı zaman alır. Benim dediğim acil, kısa vadede bir şey demesi lazım. Üstelik özel sektörün borçları da fazla. 466.7 milyar dolar borcun yüzde 70’i özel sektöre ait. Bir takvim, bir program yok. Bütün piyasaların beklediği bu. Mesela niye uluslararası sermaye çevreleri ‘IMF’ye başvur’ diyor. Çünkü IMF’ye başvurmak taze para demek, kısa vadeli finansmanın sağlanması demek. Sen şimdi IMF’ye gitmiyorsun ama bir IMF programı uyguluyorsun. Bütün detayları ile tam bir IMF programı. Kemer sıkma, emekçilere kan kusturma. Ama bu program karşılığında sana bir finansman sunulmuyor bir yerden.

ENFLASYONU DÜŞÜREMİYORUM’ KABULÜ VAR

Enflasyon… Burada enflasyonu düşüremiyorum kabulü var.

O gayri ciddi bulunan OVP’den bile daha kötü bir konum, ama gerçekçi bu bakımdan. “Enflasyonu durduramıyorum” itirafı gerçekçi. O zaman sormazlar mı, ‘niye hükümetsin?’.

İŞSİZLİĞİ DE ÇÖZEMİYORUM’

İşsizlik sorununu çözemeyeceğini de söylüyor.

Tarihsel bir fırsat yakalamışsın, ithalat çok pahalı hale gelmiş kur artmaları nedeniyle. Hemen yeni bir ithal girdileri yerli girdilerle ikame programı başlat. Laf olarak söylüyor birkaç yerde; Sanayi Bakanı, ‘yerli makine üretimini destekleyeceğiz’ falan… Ama somut bir programı, bir takvimi, yeni bir sanayide ithal ikameci modeli görmemiz lazım. Bu tarihi bir şans aslında. Doğalgaz ve petrolü kısa vadede ikame edemez ama diğerlerinin hepsini ikame edebilir.

‘DIŞARIDAN DÖVİZ AKACAK VARSAYIMI’

Sıcak paranın yine kaldığı yerden devam edeceği izlenimi var. Gayri Safi Yurtiçi hasılayı bir TL, bir dolar olarak veriyor. Zımnen bir hesap yaptığımızda 2018 ortalama dolar kuru 4.90, 2019 5,59, 2020 6.00, 2021 6.20. Nasıl olacak bu iş. Bu, dışarıdan döviz akacağı varsayımı. Ama bu sadece varsayım.

Eski OVP’de 2018 için 3.73 ortalama dolar kuru. 2019’da 3.92, 2020’de 4.02. O da aynı varsayımı yapıyordu, ama tutmadı. Hiçbiri gerçekçi değil çünkü.

Şöyle rakamlar çıkarttım: 2018 Ocak’ta kur 3.78, Şubat’ta 3.79, Mart’ta 3.89, Nisan’da 4.07, Mayıs’ta 4.48, Haziran’da 4.64, Temmuz’da 4.76, Ağustos’ta 5.75, Eylül’de 6.30 oldu bir ara. Ekim, Kasım…Aralık’ta bu hesaba göre 4.90’ı tutması için 5.80 olması gerekir. Olacak iş değil, 6.20-30’lardan bahsediyoruz. Üstelik yeni açıklanan bir model, dışarıda heyecan yaratması lazım ama kur arttı bir ara.

Bırakın 2019, 20, 21’i 2018’in ortalama dolar kuru bile daha mürekkebi kurumadan gerçekçi olmadığını gösteriyor. Bu oranlar üzerinden kurulmuş bir model çöker zaten.

Spekülasyonla böyle oluyor, kriz mıriz yok’ diyorlar

İthal girdilere bağımlı ekonomi olursa, senin 5-6 bandına oturman çok kolay. 7-8 -9 oluyorsa o spekülasyondur. Niye 6’ya inemiyor. Ekonominin cari açığının getirdiği bir düzey olur, diyelim 5.  Artık bunun daha altına inmez. Spekülasyonlar bunu daha yukarı çıkarır. Ama 5’tir o. Nitekim 2021’de 6.20 öngörüyor. O zaman hükümete ne diyelim, spekülatör hükümet. 6.20 niye diyorsun belki 4.5’da kalacak. Spekülasyona sen meşruiyet kazandırıyorsun demez miyim ben.  Bunu ‘spekülasyon’  diyenlere söylüyorum.

Yine kıdem tazminatına gözlerini diktiler, fona devretme…

Yani buradan geniş halk yığınlarına, maalesef yeni bir şey yok, hatta eskisinden daha kötü bir manzara var.

Aslında krizin de itirafı değil mi?

Tabii, krizin de itirafı. O kadar gayri ciddilik var ki, yeni ekonomik model açıklıyoruz diye 19 Ağustos’ta bakanımız bir ceo edasıyla modeli açıkladı. 2019 için öngörüleri verdi, 10 ağustos itibariyle, “2019 büyüme oranımız yüzde 3-4 bandında olacak” dedi. Bugün ne diyor, resmi belge, 2,3. Bu nasıl bir ciddiyetsizlik. O kadar yorumcu çıktı tv’lere biri demiyor ya, sen daha 10 Ağustos’ta ne söyledin, bu rakama nasıl düştün.

2018’de öngörülen bütçe açığı 65.9’du geçen yılın OVP’sinde. Program hedefi buydu. Gerçekleşme 72.1. Seçimdi falan derken, ipin ucu kaçmış.

Faiz dışı fazla gerçekleşme tahmini 4.3. milyar tl. Tamamıyla program tanımlı, IMF tanımlı faiz dışı fazlaya bakarsanız bu rakamın şişirilmiş olduğunu görüyoruz. Şundan dolayı, bir defalık gelirleri IMF faiz dışı fazla hesabına katmıyor. Askerlik için ödemeler, vergi afları, merkez bankasının kağıt temettülerini dağıtması hazineye, imar affı gibi bir defalık gelirler var. Onlar bir daha tekrarlanmayacak. Dolayısıyla diyor ki, ‘ben o gelirlere bakarak senin durumunun iyi diyemem.’

Onu okuduğumuz zaman 4.3 fazla, eksi 38.2, negatife dönüyor. Faizini dışarıda bıraktığımız zaman dahi açık var. Eskiden derdik ki, faizi dışarıda bırakırsan fazla olur. Şimdi faizi dışarıda bıraksak bile açık var.

TASARRUFTA MEKSİKA, PAKİSTAN HATIRLATMASI

Tasarruf öngörüyor mu? Nedir?

Bir tasarruf öngörüyor ama esas can damarında, saray ve masraflarında yapmıyor. Meksika’nın yeni başkanı “ben maaşımı yüzde 60 azaltıyorum, koruma da bulundurmayacağım, halk tarafından korunacağım” diyor. 10 bin koruması varmış galiba. Ayrıca Başkan bir tarifeli uç akta 3 saat beklemesine rağmen yine de oldukça lüks olan başkanlık uçağını satmakta kararlı olduğunu ve başkanlık sarayının müze ve kültür merkezine dönüştürüleceğini söylemiş.

Var mı bizde böyle bir arayış.

İkincisi Pakistan. Yeni başkan, “makam araçlarını satıyorum, 16 milyon dolarlık gelir bekliyorum” dedi. Başbakanlık konutunu da üniversite yapıyor. Bu tedbirlerin bir kısmını bizde de görseydik, OVP’de saraydan başlayarak böyle bir açılım yapılsaydı…

Cumhurbaşkanı diyor ya ‘itibarda tasarruf olmaz’, tam tersine bu tür tasarruflar itibarı daha da yükseltir.

Programda şöyle bir madde var: Enflasyonla mücadele için kamunun alacağı tedbirlerin yanında, ekonominin tüm paydaşlarının ve vatandaşların destek vereceği bir enflasyon ile top yekün mücadele programı hayata geçirilecektir. Tepedekilerin makam araçları, konut kiraları dahil bütün bunlardan başlatacağı tasarrufa vatandaştan da destek gelir ve enflasyonla mücadele ciddi bir boyuta ulaşır. Ama daha siz bu programı yazıp, arkasından onun gereği olması gereken Meksika ve Pakistan örneklerine yer vermezseniz bu tür programların kredibilitesi düşük olur.