Eğitim İş Genel Başkanı Orhan Yıldırım, Hükümetin eğitimde 16 yıldır uyguladığı yanlış politikaların, ülkenin birkaç kuşağının geleceğine mal olduğunu söyledi. Yıldırım, acilen eğitimde çağdaş, Atatürkçü, laik ve bilimsel bir yol izlenerek yepyeni ve köklü değişikliklere gidilmesini istedi.

Aylin Özdemir Erdemoğlu

Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikası (Eğitim İş) Genel Başkanı Orhan Yıldırım, “eğitim yap-boz gibi denenecek bir alan değil. Burada kaybedilen ortak geleceğimiz oluyor. Nitekim 16 yıldır yanlış eğitim politikaları yüzünden, ülkemizin birkaç neslini, kuşağını kaybettik ne yazık ki” dedi. Yıldırım ile AK Parti’nin 16 yıllık eğitim politikalarını ve yeni hükümet sisteminin eğitim politikalarına yansımalarını konuştuk.

– 2018- 2019 eğitim yılından beklentilerinizle başlayalım. Bu eğitim dönemi çok önemli. Başkanlık sistemi ve yeni Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’dan sonraki ilk dönem. Bu anlamda Eğitim İş olarak beklentilerinizi merak ediyorum.

Tabi ki her yıla biz Eğitim İş olarak yeni bir umutla bakıyoruz. Yeni bakanın kamuoyuna yansıyan ifadeleri, söylemleri, öğretmen ve eğitim açısından olumlu. Eğitim camiasından gelmesinin de etkisi var tabi ki. Ancak biz, söylenen olumlu ifadelerden ziyade pratikte yaptıklarına bakacağız. Geçmiş dönemde 16 yıl boyunca, AKP bakanlarının yaptıkları yanlışlar göz önüne alınınca, yeni bakanın eski hataları ne kadar sürede temizleyeceği ve neler yapacağı konusunda temkinliyiz. Umutlu, ama temkinliyiz. Kesinlikle çok pozitif olamıyoruz. Çünkü çok olumsuz süreçler yaşadık ve yaşıyoruz. Ama esas olarak biliyorsunuz yeni bakan, 15 Ekim’de 3 yıllık eğitimle ilgili projesini açıklayacağını söyledi. Biz onu bekliyoruz. Çünkü söylemlerinden ziyade orada ne yapmak istediğinin emarelerini göreceğiz.

-Peki 15 Ekim’de açıklanacak “Vizyon Belgesi”nden sizin beklentiniz nedir?

Beklentimiz, mevcut sorunları çözen ve Türkiye’deki eğitimi ileriye doğru götüren adımların atılabilecek olması ve tabi bu arada emek dünyasında, yani çalışanların özlük haklarında kayıplarının karşılanması, düzensizliklerin tekrar düzenlenmesi, öğretmen yetiştirme ve atama biçimindeki aksaklıkların çözülmesi, mülakat sisteminin kaldırılması, sözleşmeli, ücretli öğretmenlik sistemin tamamen kaldırılarak, kadrolu ve öğretmen odaklı bir eğitim modelinin hayata geçirilmesi. Çünkü şu ana kadar öğretmen odaklı olunmadı, tam tersi öğrenci-veli üzerinden gidildi ve bakanlık kendi kendine bir şeyler tasarlayıp, “Bu yıl da bunu uygulayacağız” şeklinde tepeden inme bir yöntem geliştirdi. Bizim beklentimiz, yapılacak olan her değişikliğin paydaşlarla iletişim haline geçilip, onların da görüşleri alındıktan sonra hayata geçirilmesi.

-O zaman hemen sorayım: Bakanlık eğitim konusunda sizin görüşlerinize başvuruyor mu? Özellikle yeni bakan açısından soruyorum.

Başvuruyorlar. Yeni bakan özellikle bu anlamda olumlu. Herkesin hakkını vermek gerekiyor. Hem İstanbul’da, hem Ankara’da yapılan çalıştaylarda Eğitim İş sendikasının görüşlerini dinlemek adına çalıştaylara ve toplantılara çağırdılar. Biz de görüşlerimizi hem rapor halinde, hem de sözlü olarak oraya katılan arkadaşlar üzerinden ilettik. Bu anlamda şu ana kadar iletişime açık görünüyorlar. Bu işin olumlu tarafı. Tabi samimiyetlerini, tecrübelerimizin ve görüşlerimizin hayata geçirilmesi noktasında bekleyip göreceğiz.

-Eğitimde şu an çok büyük sorunlar var. Çözülmesi gereken sorunlar anlamında Eğitim- İş olarak sizin önceliğiniz var mı?

Öncelik var tabi ki. Öncelik bir kere, Türkiye’de eğitim çağındaki tüm çocukların okullarda örgün eğitim içerisine alınarak, okulsuz ve eğitimsiz çocuğun kalmaması. Bu birinci esastır. Şu anda okul dışında kalan, milyonlarca çocuğumuz var. Bu devletin kendi açıkladığı istatistiklerden. Dolayısıyla da bu konu, büyük bir sorundur. Çünkü okulun dışında çocuğun o bilgileri edinebilme şansı yoktur. Bu da ülkenin ve o çocuklarımızın geleceği açısından çok olumsuz sonuçlara sebep olacaktır. Biz bu yüzden okuma çağındaki çocuklarımızın tamamının, devlet tarafından okullara kaydının yapılarak okullara döndürülmesini istiyoruz öncelikle.
Sonra da çocuklarımıza, akılcı ve bilimsel eğitim verilmesi. Yani eğitim süreci içerisinde çocukların yeteneklerinin keşfedilme sürecinin doğru tespit edilmesi lazım. Ne yazık ki bizim mevcut sistemde, çocuk yıllarca okuyor, lise sona geldiğinde kendi yeteneğinin ve becerisinin farkında değil. Çünkü süreç, çocuğa becerisini ortaya çıkarma fırsatı vermiyor. Bu, Türkiye’deki eğitimin en büyük eksiklerindendir, tam bir felakat yani.

 

-Zaten bunu üniversite sınavlarında alınan sonuçlarda da görüyoruz. Sıfır alan çocuklar var. Bu ülkenin eğitim tablosu açısından son derece utanç verici değil mi?

Evet maalesef. Yani şöyle düşünelim. Çocuk eğitim anlamında çok zayıf ve üstelik bu bilgi eksikliğinin boyutunun farkında bile değil. Dediğiniz gibi sınava giriyor. Sıfır çekiyor, olacak şey değil.

-Öğretmen atamaları, sendika olarak sizin de öncelikli taleplerinizden birisi. Ama ne yazık ki atamalar hala çok ciddi bir sorun. Bu konuda Eğitim İş olarak sizin girişimleriniz neler oldu?

Bu konu elbette bizim için çok önemli. Türkiye’de kadrolu öğretmensiz okul ve sınıf kalmamalı. Okul açılır açılmaz, çocuklar sınıfta öğretmenlerini karşılarında görmeli. Atanamayan bütün öğretmenlerin acilen atanması lazım. Zaten bu konudaki görüşlerimizi ve raporlarımızı da bakanlığa çok açık ve net bir şekilde ifade ettik. Devletin bu konuda açıkladığı son resmi rakamlara göre, 117 bin öğretmen açığı var.

-Peki öğretmen açığı çok net ortadayken neden atanamıyor bu öğretmenler?

Bu tamamen, Maliye Bakanlığı’nın ve AKP’nin eğitime bakışındaki olumsuz vizyonla ilgilidir. Dışarıda 400 binin üzerinde öğretmen, elinde diplomasıyla bekliyor. Bugün atansalar bugün derse girebilecek durumdalar. Bu aynı zamanda şu anlama geliyor: Devlet 117 bin öğretmeni bilerek atamıyor. Bu açığı, ücretli öğretmenlerle kapatıyor. Bakın diyeceksiniz ki “Ne fark var? Niye kadrolu atamıyor da aynı öğretmeni aynı sınıfa ücretli atıyor?” Sebep basit. Ücretli öğretmenin aldığı maaş 1500 tl. kadrolu öğretmenin aldığı maaş 3500 tl. Yani devlet burada öğretmen başına 2000 tl kâr peşinde koşuyor. Yani 2 bin çarpı 117 bin diyor ve ona göre, çarpma, bölme ve toplama işareti yapıyor ve bundan kârdayız diyor. Ama eğitimden asla kâr olmaz.

-Tabi bir de köy okulları da kapalı. Dolayısıyla oralara da öğretmen atamıyorlar.

Eğiitim açısından neresinden bakarsanız bakın, tutulacak tarafı yok. Bizim sendika olarak görüşümüz elbette köy okullarının yeniden açılması yönünde. Bakanlık ne diyordu? : “Herkes evine en yakın okula gitsin”. Evine en yakın okul, köyündeki okul . Madem öyle, aç köyündeki okulu, çocuk gitsin okuluna.

-Şu an eğitim sistemine en büyük zararı liyakat sisteminin yok edilmesi verdi sanırım. Siz neler söyleyeceksiniz bu konuda?

Bu çok yanlış tabi. Ne yazık ki iktidar, özellikle yönetici atamalarında kendilerinden birini atamayı tercih ediyor. Kendinden biri yaklaşımı bile yanlıştır ama hadi bunu kabul etsek bile, kendinden liyakatlı kişiyi ataması lazım. Kendinden bile liyakatlı kişiyi atamıyor. Yeteneğine, bilgisine, birikime bakılmaksızın atanan kişi, eğitimden anlamadığı için sistemi kötü yönetiyor. Dolayısıyla, bir kuşağın geleceği heba ediliyor.

Basından takip ediyoruz. Daha şu son zamanlarda Milli Eğitim Bakanlığı’na çocuk doktoru, Sağlık Bakanlığı’na müzik öğretmeni atamalarını. Madem bu atadıklarının yetenekli yönetici olduğunu düşünüyorsun, o zaman Milli Eğitim Bakanlığı’na müzik öğretmenini, Sağlık Bakanlığı’na çocuk doktorunu ata ki, en azından bir mantığı olsun.

  • Ders kitapları konusuna gelecek olursak.. Ücretsiz dağıtılan kitapların içerikleri son derece yetersiz. Dolayısıyla kaynak kitaplara başvuruluyor. Kaynak kitaplar konusunda bakanlık geçtiğimiz günlerde açıklama yaptı: “Kaynak yayın aldırtan okullara soruşturma açın” şeklinde.
    Bu yıl bir kere özellikle, ücretsiz dağıtıkları ders kitaplarını, okulların açılma dönemine yetiştiremediler.

– Geçen sene de sanıyorum ders kitapları basıldı sonra o kitaplar iptal edilip yenileri basıldı.

Evet. Değiştirildi. Bu, Talim Terbiye Kurulu’nun çok kötü çalıştığının, düzensiz çalıştığının bir göstergesi zaten. Kitapların içeriğine gelirsek, bu kitapları inceleyen uygun ve gerekli olduğunu düşünen Talim Terbiye’deki yetkililerin beceriksizliğidir.. Biz bu işin arka planını görmeye çalışıyoruz. Bu kadar boş kitapları nasıl kabul ediyorlar. O zaman da şu plan akla geliyor: Ya dolaylı yönden velilere dışarıdan kitap aldırtmak istiyorlar, ya da devlet okullarında iyi eğitim vermeyerek, “Özel okullara gidin” mesajının altyapısı oluşturmaya çalışılıyor.

-Krizde ilk kesinti MEB bütçesinden yapldı bu konuda nele söyleyeceksiniz?

Yani bir ülkede tasarruf, eğitimden olmaz. Bir ülkenin geleceği açısından en önemli ve asla tasarruf yapılmaması gereken konu eğitimdir. Çünkü yetiştirdiğiniz bir insanın size kattığı zenginliğin fiyatı, hesabı olmaz. Her bir çocuğun kendini geliştirerek, ailesine ülkesine yapacağı katkının değeri ölçülemez. Dolayısıyla böyle bir şeyi riske attığınız zaman, bunun olumsuz dönüşü rakamların çok ötesinde olacaktır. Her bakanlıktan tasarruf olmaz. Hele de milli eğitim ve sağlık gibi insan odaklı çalışma yapan bakanlıklardan asla olmaz.

-Ama bir de işin şu boyutu var: Devlet okullarında tasarrufa gidilirken, özel okullarda teşvik devam ediyor.

Tabi. “Özel okullara teşvik vermeyelim. Biraz da oradan tasarruf edelim” demediler. Çünkü amaç o zaten. Fakir çocukların okumasına gerek yok.” Zaten bizim çocuklarımız okuyor. Fakirler de gitsin fabrikada işçi olarak çalışsın” diyorlar. Hayata ve eğitime bakışları baştan son derece yanlış zaten.

Bir kere eğitim kurumlarına eşit davranılmıyor. Mesela ihtiyacın çok üzerinde imam hatip okulları açılıyor. Dolayısıyla bilimsel bir eğitim alınmayan yere de aileler çocuklarını göndermek istemiyorlar. Çünkü bilimden uzaklaştığınız anda dünyada kendinizi iyi bir yere getirme şansına sahip olamazsınız. Bu yüzden de aileler hükümetten daha bilinçli bu konuda. Hükümetin yanlış politikasını bir şekilde kabul etmediklerini çocuklarını o okullara göndermemekle yapıyor. Ama bunu anlamamak için de Hükümet direniyor. Talep olan yere buyursun açsın. Ama istenmeyen yere niye zorla açıyor? Zaten imam hatip mezunlarının üniversite sınavlarındaki yüzdelik dilimini gördük. İstatistikler, rakamlar ortada.
Sonuçta eğitim yap-boz gibi denenecek bir alan değil. Burada kaybedilen ortak geleceğimiz oluyor. Nitekim 16 yıldır yanlış eğitim politikaları yüzünden, ülkemizin birkaç neslini, kuşağını kaybettik ne yazık ki.