Ankara, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’nin AB üyeliğini referanduma götürme çıkışının ne anlama geldiğini tartışıyor. Tartışmalarda Erdoğan’a hak veren de var, eleştiren de.

Hilal Köylü

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ankara’nın AB ile ilişkileri rayına sokmaya çalıştığı bir sırada Türkiye’nin AB üyeliğini referanduma götürebileceğinin sinyalini vererek herkesi şaşırttı. Şimdi; Hollanda ve Almanya’yla başlayan yakınlaşma sürecini diğer Avrupa ülkeleriyle de sürdürme hedefiyle ilerleyen Ankara’nın aklında “Referandum nasıl olur?” sorusu da var. Peki; Erdoğan neden bu çıkışı yaptı, referandum ne anlama geliyor, Türkiye AB yolunda nasıl ilerleyecek?

‘BOŞ MEYDAN OKUMA’

AKP’nin ilk Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, Erdoğan’ın sözlerinde bir ‘mantık hatası’ olduğunu düşünüyor. Yakış, Erdoğan’ın “AB Türkiye’yi üyeliğe alıp, almayacağını söylesin, biz de halkımıza sorarız” mesajı verdiğini belirtirken, AB’nin hiç kimseye önceden “Sizi üye yapıyoruz, ya da yapmıyoruz” tarzında bir yaklaşım sergileyemeyeceğini dile getiriyor.

Peki Erdoğan ne demişti? Erdoğan, Almanya ziyaretinin hemen ardından düzenlenen TRT World Forum programında değerlendirmişti Türkiye-AB ilişkilerini. AB’nin “sona yaklaştığını” düşündüğünü dile getiren Erdoğan, AB’nin Türkiye’ye bir oyalama taktiğiyle yaklaştığından şikayet etmişti. Erdoğan, AB’ye “Sene olmuş 2018, halen bizi oyalıyorlar. Böyle zulüm olmaz. AB bu mantıkla giderse bize düşen de 81 milyon ne karar veriyor ona bakmak” sözleriyle çıkışmıştı.

Yaşar Yakış, Erdoğan’ın bu sözleri için “Hissiyatını dile getiriyor” diyor. Yakış’a göre Erdoğan’ın sözlerinin pratikte bir anlamı yok, Erdoğan sadece seçmenin duygularına hitap ediyor. Yakış, “Erdoğan’ın çıkış noktası yanlış. AB Türkiye’ye hiç ‘sizi alıyoruz’ der mi? Demez, hele şu ortamda hiç demez” derken, AB’nin Türkiye’yi üyeliğe almayacağını açıklaması ihtimalinde AB üyeliğini halka sormanın da anlamının kalmayacağına vurgu yapıyor. Yakış, Erdoğan’ın sözlerinin arkasındaki asıl nedenin AB’nin Türkiye’ye temel hak ve özgürlükler konusunda yaptığı eleştiriler olduğunu öngörüyor ve “Türkiye otursun da temel hak ve özgürlükleri nasıl geliştiririm diye düşünsün. Böyle meydan okumaların arkasının boş olduğunu hepimiz biliyoruz” değerlendirmesi yapıyor.

‘ERDOĞAN HAKLI’

Erdoğan’a hak veren de var. ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Prof. Hüseyin Bağcı, Erdoğan’a hak veriyor ancak “Gidebilir mi referanduma, cesaret edebilir mi?” diye de soruyor. Bağcı, Erdoğan’a neden hak verdiğini anlatmak için de Ankara-Avrupa hattında büyüdükçe büyüyen vize problemine dikkat çekiyor. Bağcı, “AB, Türkiye ile işbirliği yapmak istiyorsa işadamlarına, öğrencilere, akademisyenlere, sanatçılara, sporculara doğru düzgün vize versin, insanları süründürmesin. AB neden korkuyor ki, Türkiye’ye karşı serbest vize rejimi uygulamıyor” çıkışında bulunuyor.

Erdoğan’ın referandum konusunu AB’ye karşı ‘elinde bir koz’ olarak kullandığını belirten Bağcı’ya göre, AB Türkiye konusundaki tavrını netleştirmedikçe Erdoğan Avrupa’ya sert mesajlar vermeyi sürdürecek. Bağcı, “Avrupa’daki insan hakları tezi geçerli değil artık. Türkiye ile işbirliği yapılacaksa vize politikasında bir düzene gidilmeli. Türk halkının AB’ye üyelik konusunda ciddi endişeleri var artık” diyor.

Bağcı, AB’ye vize konusunda sert eleştirilerini “Türkiye’ye Kuzey Kore muamelesi yapılıyor. Profesörümüz, öğrencimiz, işadamımız AB’ye gidemiyor. Erdoğan, referanduma gitsin bir görelim. Bakalım ne olacak. AB, Türkiye’yi kaybetti kaybedecek” sözleriyle tamamlıyor.

‘TARAFLAR NET OLMALI’

Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Prof. Nail Alkan’a göre de Hollanda ve Almanya ile ilişkileri yumuşatmayı başaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, AB ile ilişkileri gözden geçirmek istiyor. AB’nin Türkiye’ye üyelik konusunda hiç yeşil ışık yakmadığını ve Türkiye kamuoyunda AB karşıtlığının arttığını gözlemlediğini anlatan Alkan, “Türk insanı AB’ye küsmüş durumda ve Erdoğan da bu küskünlüğü kullanıyor” diyor. AB’nin Türkiye politikasını netleştirmesi gerektiğini düşünen Alkan, “Eğer bir netlik görülürse, her şeyden önce Türkiye kamuoyu AB’ye daha sempatik yaklaşabilir. Ama AB Türkiye konusunda belirsiz bir tutum içinde. AB-Türkiye ilişkisi ilerleyecekse taraflar net olmalı” değerlendirmesini yapıyor.

Alkan, AB’ye üyelik konusunda referandum seçeneğinin sonuç verici olmayacağını söylüyor. Referandum ihtimalinde ‘evet’ de çıksa, ‘hayır’ da çıksa Türkiye-AB ilişkisinin bir şekilde ilerleyeceğini her iki tarafın da bildiğini söyleyen Alkan, Erdoğan’ın sözlerinin daha çok iç politikaya dönük olduğunu vurguluyor. Alkan, AB’nin de bu sözleri ciddiye alması ve Türk kamuoyuna daha sıcak mesajlarla yaklaşması gerektiğini dile getiriyor.

MÜZAKERE SÜRECİ DURDU

3 Ekim 2005’te AB’yle tam üyelik müzakere sürecine giren Türkiye, şimdi bu sürecin neredeyse tamamen durduğu bir noktada AB ülkeleri ile ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor. 16 yıllık AKP iktidarının ilk dönemlerini ‘reformist’ bulan ve Türkiye’yi AB’ye üyelik konusunda her fırsatta motive eden Avrupa ülkeleri, Türkiye’nin son yıllarda Avrupa değerlerinden uzaklaştığından yakınıyor. Basın ve ifade özgürlüğü, hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı ve şeffaflık gibi konular AB’nin Türkiye’ye dönük eleştirilerinin başında geliyor. 15 Temmuz’da yaşanan darbe girişiminin ardından yürürlüğe giren OHAL sürecinde Türkiye’ye dönük eleştirilerinin dozunu artıran AB ülkeleri, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde meclisin nasıl görev yapacağından, Türkiye’de temel hak ve hürriyetlerin korunup korunmayacağına dair sorularını ve endişelerini Ankara’daki muhataplarıyla paylaşıyor. Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecinin neredeyse 60 yıllık bir geçmişi olduğunu hatırlatan AB’li ve Türk diplomatlar “Müzakere sürecinin önünün açılacağı konusunda umutlu olmalıyız ancak her iki tarafın siyasi yöneticilerinden bu konuda ortak çaba bekliyoruz” diyor.