Siyaset Bilimci Ali Rıza Güngen, Türkiye’nin ekonomik anlamda zor zamanlardan geçeceğini belirterek, “2019’un ilk aylarında ne görüleceği önümüzdeki 2-3 ayda gerçekleşecek sermaye girişlerine ve kredi genişlemesine bağlı. Teknik olarak ekonomik kriz (2 çeyrek üst üste daralma) kaçınılmaz görünüyor” dedi.

Ayça Onuralmış

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) verilerine göre, yıllık enflasyon Eylül’de yüzde 24,52’ye ulaşarak 15 yılın zirvesini gördü. İktidar ise “Enflasyonla Topyekun Mücadele Programı” ile duruma müdahale etmeye çalışıyor. Peki, krizin aşılması mümkün mü?

“Sermaye girişlerinin temposu değişirse ve krizin maliyeti topluma yayılabilir, halkın bedeli ödemesi sağlanırsa daralma sonrası toparlanma görülecek” diyen Siyaset Bilimci Ali Rıza Güngen, ekonomideki son gelişmeleri ve yeni yılda ülkeyi nelerin beklediğini halagazeteciyiz.net’e değerlendirdi…

-TÜİK verilerine göre, enflasyon aylık bazda yüzde 6,30 artarken yıllık yüzde 24,52’ye yükseldi ve Haziran 2003’ten sonraki en yüksek seviyeye çıktı ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 13,75 artış gerçekleşti. ÜFE ile TÜFE arasında ise 22 puan fark bulunuyor. Üretici ve tüketici açısından bunlar ne anlama geliyor, nasıl sonuçlar doğuracak, halka yansıması nasıl olacak?

ÜFE’nin yüzde 46’ya varması, önümüzdeki aylarda tüketici fiyatlarında artışların devam edeceğini gösteriyordu. Ancak Enflasyonla Mücadele Programı kapsamında 50 üründe yıl sonuna kadar fiyat indirimine gidileceğinin açıklanması nedeniyle fiyat artışları temposunun azalmasını bekleyebiliriz.

Üretici fiyatları enflasyonu uzunca bir süredir çok yüksek; ancak bu rakamlar tüketici fiyatlarına olduğu gibi yansımak durumunda değil. Gecikmeyle yansıyor. Dezenflasyon adına alınan önlemler ve durağanlaşma şirketlerin karlarından feragat etmelerini gereksiniyor. Borçlu şirketlerin bu atmosferden çıkışı kolay değil. Her koşulda yüksek enflasyonun halka yansımasının son derece olumsuz olacağını söyleyebiliriz. Bugün ertelenen fiyat artışları Ocak’tan itibaren gelecek. Politika yapım vadesi 2,5 aya inmiş olan bir yönetimin Türkiye’deki krizden çıkış yolunu maliyetleri halka yansıtmadan bulması oldukça düşük bir olasılık.

-TÜİK’in açıkladığı 2017 yılı “Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması” sonuçlarına göre, en yüksek gelire sahip yüzde 20’lik grubun toplam gelirden aldığı pay yüzde 47,4 iken en düşük gelire sahip yüzde 20’lik grubun aldığı pay yüzde 6,3. Nüfusun yüzde 69,2’sinin konut alımı ve konut masrafları dışında taksit ödemeleri veya borçları bulunuyor. Gelir dağılımındaki eşitsizliğin nedenleri nelerdir? Bu farkın yıldan yıla artmasını neye bağlayabiliriz?

Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması çarpıcı sonuçları önümüze koyuyor. Son 11 yılda en yoksul yüzde 5’lik kesimin geliri sadece yüzde 0,1 artarken, en zengin yüzde 5’lik kesimin geliri bunun 9 katı artmış. Her 10 kişiden 6’sı evinden uzakta bir haftalık tatil masrafını karşılayamıyor. Ya da örneğin, yoksulların yüzde 61’i evini ısıtamıyor, yüzde 62’si beklenmedik harcamalarını karşılayamıyor.

Gelir dağılımındaki eşitsizliğin nedenleri izlenen ekonomi politikalarıdır. Dağıtılmamış şirket karları da eklendiğinde Türkiye’deki gelir dağılımı eşitsizliğinin çok daha yoğun olduğunu görmek mümkün. Bu farkın yıldan yıla artması bir yandan sosyal politikaların eşitsizliği azaltıcı değil, idare edici olduğunu gösteriyor. Öte yandan da Türkiye’de reel ücretler azalmasa ve sosyal yardım bütçesi artsa da en tepedekilerin gelirlerinin daha fazla arttığını görüyoruz. Kriz bağlamında durum bir süreliğine daha da kötüleşecek. Reel ücretlerin baskılanması ve hane halkına yapılan transferlerde kesintilerin görülmesi olasılığı güçlü.

-Yeni Ekonomi Programı’nın (YEP) enflasyon tahmininin tutması mümkün mü?“Enflasyonla Topyekûn Mücadele Programı” hakkında neler söyleyebilirsiniz? Bu programın ekonomiye etkisi nasıl olacak?

Yeni Ekonomi Programı’nın enflasyon tahmininin (2018 sonu yüzde 20,8) son mücadele programı açıklanmadan önce tutması mümkün değildi. Bugünkü zorla indirim koşulları altında ise artık mümkündür. Ancak ertelenen zamların Ocak’tan itibaren, bir kısmının yerel seçimler sonrasında görülmesi 2019’daki enflasyon hedefinin tutmasını zorlaştıracak.

2018 yılı ilk 9 ayına baktığımızda yüzde 19,3’lük bir fiyat artışı olduğunu görüyoruz. Yılsonunda tüketici fiyatları artışının yüzde 20’ye yakınsamasının Enflasyonla Mücadele Programı’ndaki gibi bir fiyat indirimi dayatması dışında başka bir yolu yoktu. Bunu sağlamaları ise ücret artışlarını kontrol altına almak ve asgari ücret artışını sınırlandırabilmek açısından önem taşıyor. Kısa vadeyi kurtarmak adına alınan önlemlerin orta vadedeki hedefleri tutturmayı zorlaştırması kriz yönetiminin krizini gösteriyor. Ekonomiye etkisi daha yüksek enflasyon rakamlarının ötelenmesi olacak. Ancak daralma altında hanelerin temel tüketimleri dışındaki tüketimlerini erteleme eğilimlerini değiştirecek bir program söz konusu değil.

-Konkordato ilan eden 3 binden fazla şirketin yüzde 75’ini inşaat şirketleri, beton santralleri, yapı malzemeleri satanlar ve hırdavatçılar oluşturdu. Bunu (özellikle emekçiler açısından) nasıl değerlendirirsiniz?

Uluslararası Finans Enstitüsü’nün hesaplamaları yabancı para cinsi borçlardan en fazla gayrimenkul şirketlerinin etkileneceğini gösteriyor. İnşaat şirketlerinin ve genel olarak imalat sanayinin de etkilenmemesi mümkün değil. Son haftalarda takibe düşen kredilerde inşaat sektörünün ağırlığını henüz bilemiyoruz. Bu kredilerin ne kadarının Eylül tarihli borç yapılandırma çerçevesinden faydalanacağını da önümüzdeki aylar gösterecek. Ancak inşaat sektöründe daralma kaçınılmaz görünüyor.

Nasıl ekonomik canlanma döneminde inşaat sektörünün genişlemesi, emek arzını emme işlevi gördüyse, daralma döneminde de, örneğin YEP’in öngördüğü üzere 1 milyon yeni işsizin ortaya çıkması sürecinde de bu işsizler büyük oranda inşaat sektöründen gelecek gibi görünüyor.

Emekçiler açısından daralma işsizlik anlamına geldiği kadar yedek işgücü arzının çoğalması da reel ücretlerde baskılamaya yol açacak. Bu koşullar altında İşsizlik Sigortası Fonu’nun işsizler ve kamu yararına kullanımı için acilen harekete geçirilmesi gerekiyor.

-McKinsey Türkiye’ye neden davet edildi? Ve anlaşmadan vazgeçilmesinin nedenleri neler olabilir?

IMF ile anlaşmanın “politik maliyeti” çok yüksek. Yıllar boyunca IMF’yi kovmaktan, IMF’ye borç vermekten bahseden bir kadro; IMF’nin kapısına gitmeyi en son çare olarak görebilir. Bu dönemde yatırımcıların güvence isteği karşısında, McKinsey bir çare olarak görünmüş olabilir.

16. yüzyılda artık egemen kralın kendi bedenini teminat olarak göstermesi yetmediği için Fransa’da kralın borçlanma karşılığında Paris’in gelirlerini teminat göstermesi gerekliydi. Bugünün karmaşık dünyasında Cumhurbaşkanı’nın politik kendisini ve gücünü işaret etmesi yeterli değil. Bir danışmanlık şirketinin önerilerinin dikkate alınacağını açıklamak muhtemelen bazı AKP kadroları açısından çare olarak göründü. Ancak oy kaybının devamı karşısında bu hamle de bizzat Cumhurbaşkanı tarafından bertaraf edildi. AKP kriz arka planında hızla oy kaybediyor olmasaydı, McKinsey anlaşması sürdürülür ve AKP tarafından işlevsel olarak kullanılabilirdi.

Burada önemli olan nokta uluslararası finansal sermayeye ve yatırımcılara güvence verilmesi gereğidir. McKinsey gitmiş olabilir (bunu kesin olarak bilemeyeceğiz dahi) ancak uluslararası finansal sermayeyle olan “güvence” sorunu devam etmektedir.

-Yılın son aylarında ve 2019’da ekonomide neler yaşanabilir? Krizin aşılması mümkün mü? Türkiye’yi neler bekliyor?

2018’in son aylarında ekonomik daralmayı hissedeceğiz. Eğer kısaca bahsettiğim güvence sorunu devam ederse Mayıs ve Ağustos aylarındakine benzer bir kur atağına da şahit olabiliriz. Daralmanın boyutunu kontrol altına alma önlemleri finansal sektörde bir soruna yol açacak. Bu sorunu bir başka kurtarma operasyonuyla aşmaya kalkacaklar.

2019’un ilk aylarında ne görüleceği ise önümüzdeki 2-3 ayda gerçekleşecek sermaye girişlerine ve kredi genişlemesine bağlı. Teknik olarak ekonomik kriz (2 çeyrek üst üste daralma) kaçınılmaz görünüyor. Ancak bu daralma sonrası hemen bir toparlanma, iki koşulda sağlanabilir: Sermaye girişlerinin temposu değişirse ve krizin maliyeti topluma yayılabilir, halkın bedeli ödemesi sağlanırsa daralma sonrası toparlanma görülecek. Ancak dikkat ederseniz, ekonomik toparlanmanın da halkın daha kötü durumda olduğu bir tabloyu 2019’da önümüze koyacağını söylüyorum.

Zor zamanlardan geçeceğiz. 2018 krizinin bedelinin geniş toplum kesimlerince ödenmesini engellemenin yolu düşüncelerimizi dillendirmekten vazgeçmemekten ve kendi sesimizi çoğaltmaktan geçiyor.