Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri ve Kadın Meclisleri Üyesi Fidan Ataselim, kadınların ve kız çocuklarının tehdit ve istismar şüphesinde devlet tarafından korunması gerektiğini söyledi. Ataselim, “Bir ülkenin meclisinde ‘İstismara uğrayan çocuklar, istismar eden kişi ile evlendirilebilir’ diyen bir önerge konuşulabiliyorsa, yüksek orandaki çocuk yaşta zorla evlilikler işte bunun sonucudur” dedi.

Ayça Onuralmış

Fidan Ataselim

Yoksul, emekçi ailelerin çocukları başta olmak üzere, kız çocukları, kırsal kesimde yaşayan çocuklar; eğitim hakkından eşit koşullarda yararlanamıyor ve önemli bir bölümü dini vakıf ve derneklerin kucağına itilmiş durumda. Yeni müfredatta bilime, sanata, emeğe, mücadeleye, sevgiye, paylaşmaya, kadına yer yokken aile yaşamını kutsayan ve kadını yok sayan cinsiyetçi eğitim politikalarının sürdürüldüğü görülüyor. Son 10 yılda 482 bin 908 kız çocuğu devletin izniyle evlendirildi, son 6 yılda 142 bin 298 çocuk doğum yaptı. Türkiye’de yoksul kız çocuklarının erken yaşta evlenme olasılığı, varlıklı olan yaşıtlarına göre 2,5 kat daha fazla. Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre, erken yaşta evlilik ve nişanlılık nedeniyle eğitime devam edemeyenlerin yüzde 97,4’ünü kız öğrenciler oluşturdu. Adalet Bakanlığı verilerine göre ise Türkiye’de çocuk istismarıyla ilgili dava sayısı son 10 yılda yaklaşık 3 kat arttı, yılda ortalama 17 bin istismar davası açıldı ve bu davaların yüzde 45’i mahkûmiyetle sonuçlanmadı.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri ve Kadın Meclisleri Üyesi Fidan Ataselim, kız çocuklarının uğradığı ayrımcılık, çocuk istismarı, çocuk yaşta zorla evlendirme konusunda mücadele eden Kadın Meclisleri adına halagazeteciyiz.net’in sorularını yanıtladı…

-2016-2017 döneminde açık öğretim imam hatip lisesine kayıtlı öğrencilerin yüzde 64’ünü kız öğrenciler oluşturuyor. Eğitimin dinselleşmesi hakkında neler söylersiniz?

Çocuk Koruma Kanunu, Lanzarote Sözleşmesi uyarınca ‘Çocukları koruma görevi devletindir’. Bu bağlamda ve kapsamda olan birçok konu var aslında, bunlardan biri de çocukların eğitim ve barınma hakkıdır. Normalde ücretsiz olması gereken eğitim alanı ülkemizde  rant kapısı haline getirilip, paralı olmuştur. Yoksul aileler, çoğu zaman imkanları olmadığı için, çocuklarını dini vakıf ve derneklerin yurtlarına göndermek zorundalar. Buralarda da ne yazık ki denetimden uzak bir işleyiş sürmektedir. Ki, denetim olsa bile bu iktidarla bir şey değişeceğini sanmıyorum.

Her okul imam hatip okuluna dönüştü, liseye geçen çocukların ciddi bir oranı bir yere yerleşemedi. Çünkü imam hatibe gitmek istemiyorlar ama gidebilecekleri başka okul yok. Eğitim bilime dayanmalıdır. Ayrıca herkes kendi inancı doğrultusunda ne öğrenmek istiyorsa öğrenebilir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin derin olduğu bizim gibi ülkelerde çocuklar da cinsiyetleri dolayısıyla ayrımcılığa maruz bırakılıyorlar. Bu nedenle de kız çocuklarının eğitim almasının önündeki engeller daha fazla. ‘Uzunca bir süre eğitim almasına gerek yok’ diye düşünülüp hareket edilmiştir. Halen daha çocuk yaşta zorla evlendirmede Türkiye üst sıralarda. Okuması gereken küçük kız çocukları çocukluktan itibaren toplumun yüklediği kadınlık rolüne ne yazık ki gömülüyor.

-Eğitimdeki cinsiyet ayrımcılığını ve karma eğitime karşı yapılan hamleleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Karma eğitimin kaldırılması tartışmaya dahi açılamaz ve kabul edilemez. Fakat fiili olarak birçok eğitim kurumu ve öğrencilerin yaşam alanları kadın erkek olarak ayrıştırılıyor. Kimi liselerde kantini ayırmaya çalıştılar, kimi okullarda sınıfları. Üniversitelerde şimdi karma yurtları ve kantinlerin lobilerini bile ayırmaya başladılar. Bütün bunlar eğitimi nasıl ele aldıklarının göstergesidir. Sadece bir kesim inanca göre her şeyi kurgulama gayesidir. Eğitimde niteliğin nasıl düştüğünü ülke sıralamalarındaki yerimize bakarak görebiliriz. Çağdışı, gerici uygulamaları tarihin bu ilerleyişinde geri getirme çabasıdır. Ama toplumsal karşılığı yoktur.

Son 10 yılda 482 bin 908 kız çocuğu devletin izniyle evlendirildi, son 6 yılda 142 bin 298 çocuk doğum yaptı. Oranların bu kadar yüksek olmasının nedenleri nelerdir?

Bir ülkenin meclisinde ‘İstismara uğrayan çocuklar istismar eden kişi ile evlendirilebilir’ içerikli bir önerge konuşulabiliyorsa, yüksek orandaki çocuk yaşta zorla evlilikler işte bunun sonucudur. Kadınlar ve kız çocuklarının güçlendirilmesi, herhangi bir tehdit ve istismar şüphesinde korunması gerekir. Bizde ise çocuk yaşta zorla evlendirilen birinin düğününe devlet yetkilileri şahit olarak gidiyor. Ama artık genel olarak toplumda bir farkındalık oluştuğunu düşünüyorum. Düğün salonundan polisi arayıp kaçan bir kız çocuğu bunun göstergesidir. Artık zorla evlendirilmeye çalışılan çocuklar bizlere başvuruyor, sosyal medyadan sesini duyurmaya çalışıyor, arkadaşları ile paylaşıyor; demek ki artık bir cesaret var, ‘Hiçbir şey yapamam’ umutsuzluğu yok.

-Çocuk istismarıyla ilgili mevcut kanunların çocukların yararına olduğunu düşünüyor musunuz? Hukuki düzenlemeler yeterli mi? Bu konuda neler yapılmalı?

Yasa ve tarafı olduğumuz uluslararası sözleşme yeterli, fakat uygulanmıyor. Ancak bizim takip ettiğimiz ve devreye girdiklerimizde süreç daha sağlıklı ilerleyebiliyor. Çocuk istismarının toplumsal olarak açığa çıkması kolay bir süreç değil. Bu zorluğu aşıp, gündem edilip dava açılmasını, bir adalet ve hukuk sürecinin başlamış olmasını çok önemsiyoruz; fakat bu noktada konuların istismarın üstünün örtülmeye çalışılması ya da münferitmiş gibi devlet yetkililerinin konuşmalar yapması, istismar ile anılan kurumlarla işbirliği yapılması toplumu olumsuz etkilemektedir. Bu yüzden halen daha istismar vakalarını hep ne yazık ki toplu toplu olunca duyuyor ve peşine düşüyoruz.

Çocuk istismarını önlemenin yolu açık ve nettir; fakat bizler burada bile yine iktidar eli ile konuyu önce sonucu üzerinden yani ceza kısmı ile konuşmaya başlayıp idam ve hadımı tartışmaya başlıyoruz. Evet, cezasızlık suçun tekrarı ve sürmesi için çok önemli bir etkendir. Fakat bu süreci evrensel hukuka uygun işletmeyenler idamı ve hadımı çözüm olarak getiremez, en azından bunun büyük bir çelişki olduğunu görmeliyiz. Ve bu tür ceza tartışmaları ile aslında gerçek istismar sorunu ve kaynağının üstü örtülmektedir.

‘İstismar suçu açığa çıkmadan önleme’nin önemli olduğuna vurgu yaparak bir broşür çıkardık, çalışmasını yaptık. Çocuğu korumak devletin görevidir. Devlet kaç çocuğun istismar edildiği verilerini tutmalı, analiz etmeli ve kamuoyu ile paylaşmalıdır. Çocuklara ilişkin riskleri önceden fark etme ve gerekli yönlendirmelerle önleme çalışmaları önemlidir. Erken uyarı için risk tarama formu tüm okullarda uygulanmalıdır. Çocuk istismar edildiğinde başvurulabilecek: Çocuk İzlem Merkezleri (ÇİM),Üniversite Hastanelerine bağlı çocuk koruma merkezleri, Aile Sosyal Politikalar İl, İlçe Müdürlüğü, Sosyal Hizmet Merkezi, polis veya jandarma kurumları ile ilgili bilgiler yaygınlaştırılmalı. Her ilde çocuk izlem merkezleri kurulmalı ve amacına uygun işlemelidir. Çocuklar için adalet sağlanmalı, çocuğun yüksek yararı gözetilerek tüm süreç planlanmalıdır. İstismarı durdurmak bütünlüklü bir süreç olmalıdır.

-Risk tarama formunun okullarda uygulanması neden gereklidir?

Milli Eğitim Bakanlığı’nın sitesinde de var olan form; çocuklara ilişkin risklerin önceden fark edilmesi, değerlendirilmesi ve sonucunda gerekli yönlendirmelerin daha sağlıklı yapılabilmesi için önemlidir. Bu yüzden bütün okullarda rehber öğretmenler, sınıf öğretmenleri, okul idaresi  uygulamadan sorumludur. Ama bizde bunu denetleyen bir mekanizma da yok, bu yüzden bizler tüm velilere ve öğretmenlere çağrıda bulunarak okulunuza gidin, ‘Risk tarama formu uygulanıyor mu?’ diye sorun ve uygulanmasını sağlayın diyoruz. Kız çocuklarının uğradığı ayrımcılık, çocuk istismarı, çocuk yaşta zorla evlendirme ile ilgili Kadın Meclislerini durumlarından haberdar etmelerini istiyoruz. Yalnız olmadıklarını hissetsinler, adalet arayışlarında onlarla olacağımızı bilsinler istiyoruz.