Canan Güllü; ‘Güçsüz kadın, biat eden aile düzeni isteniyor’

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “100 Günlük Eylem Planı”nda “Nafaka sistemi daha adil hale getirilsin” dedi; bakanlıklar nafakanın sınırlandırılması için çalışma başlattı. Sonrasında “Ömür boyu nafaka olmaz”, “nafaka sistemi daha adil hale getirilsin”, “süre sınırı konulsun” gibi sesler yükseldi… Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü, nafakanın hedefe konulmasına karşı kadın derneklerinden yükselen tepkiyi dile getirdi: “Güçsüz kadın, biat eden aile düzeni isteniyor.”

Sultan Özer

Kadına yönelik şiddet had safhaya çıkmışken, her gün en az 3 kadın, boşanmak istediği veya boşandığı kocası tarafından öldürülürken, hükümetin bu sorunlara çözüm yerine, nafakayı hedefine alması kadın örgütlerinin tepkisiyle karşılandı. Tepki gösterenlerden biri de Adalet Bakanlığı ile Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın ortaklaşa düzenlediği “Nafaka Çalıştayı”na katılan Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü oldu.  “Güçsüz kadın, biat eden aile düzeni” istendiğini ifade eden Canan Güllü, nafaka sistemi, uygulama örnekleri, hükümetin bu düzenleme ile ne amaçladığı ve çalıştay konusunda halagazeteciyiz.net’in sorularını yanıtladı:

Öncelikle nafaka nedir ve neden önemlidir diye sorsak, ne söylersiniz?

Nafaka, Medeni Kanun’un 175-176 maddelerinde düzenlenen ve boşanma ile yoksullaşacağı düşünülen tarafa getirilen bir koruma biçimidir. Evlilik birliğinin bitmesi ile yoksullaşacak tarafa, evlilik süresi, bu sürede taraflardan birinin kariyerindeki gerileme üzerine takdir yetkisi kullanacağı ve süre kısıdı getirmeye karar yetkisini dosyayı inceleyen hâkime bırakan maddeler ile organize edilen, kişiyi koruma mekanizmasıdır. Bu kadın ya da erkek olabilir. Tabiki ülkemizde bu daha çok kadın olduğu için nafakayı ‘erkeği parasal yönden sömürme’ olarak gören yanlış bir bakış açısı var. Bireyin evlilik birlikteliği baz alınarak yoksullaşmasını önleme adına devletin uyguladığı hukuki bir düzen yani.

Dediğiniz gibi daha çok kadınların aldığı nafaka bugün hangi şartlarda alınıyor? Kadınlar için yeterli mi?

Nafaka, boşanma için mahkemeye başvuran çiftelere hakimin kararı ile inceleme sonrası, ‘kişinin yoksullaşacağı düşüncesi ve oluşmuş kriterler sonrası hüküm verdiği bir hukuki durum’ demiştik. Takdir ile belirlenen para miktarı üzerinden yapılan ödeme yani. Çoğu zaman da ödenmediği için alıyor gözüken sayısının fazla olduğu şartlar haiz.

‘Kadınlar için yeterli mi?’ diye soruyorsunuz ya, tam da bu konuda Adalet ya da Aile Bakanlıklarının yaptırdığı bir araştırma olmadığı için veriler üzerinden yanıt veremiyorum. Size sadece saha verileri üzerinden cevap verebilirim.

ADALET BAKANLIĞI’NDA VERİ YOK

“Kaç kişi boşanmış; cinsiyete göre dağılımları ne; kaç kişi yoksulluk nafakası ödemekte; artan nafaka miktarlarına karşı itiraz davası açan kaç kişi; ödenen meblağların ödeyenin gelir duruma oranı ne?” gibi soruların cevapları lazım bize. Adalet Bakanlığı’nda, UYAP sisteminden girerek alınmış kararlar bize yansıtabilir. En azından Adalet Bakanlığı’nın bilgisayar sistemine geçtiği zaman diliminden bu yana genel bir bakış açısı sağlanabilir Ama yok böyle bir rapor. (Ortada  Bakanlık tarafından  böyle bir sorun olduğunu gösteren rapor olmamasına rağmen, Cumhurbaşkanlığı 100 günlük eylem planı içinde en önemli sorun olmasının da nasıl sağlandığını sorgulamayı bir tarafa bırakıyorum)

SAHADAN GÖZLEMLER VAR

O halde sahada gözlemlerimizi anlatalım:

1-Erken yaş evliliğinin yoğun olduğu ve gitgide de arttığı ülkemizde kızlar 11-18 yaş arası okullardan alınarak evlendiriliyorsa meslek sahibi olma şansları da ellerinden alınmış oluyor. Bu evlilikte 30 yıl sonra boşanma gerçekleştiğinde (Tabi resmi nikah varsa. Malum çoğunda bu nikah olmadığı için mağduriyetler had safhada. 2016 Yılında Anayasa Mahkemesi’nin resmi nikah olmadan dini nikah kıyılamaz maddesini iptal etmesine bu nedenle karşı çıkmıştık. Yine 4+4+4 eğitim sistemi ile ikinci dört sonrası okuldan ayrılan kız çocuğu sayısı 2016 verileri üzerinden 676 bin ise) çalışmadığı için geliri olmayan, SGK güvencesinden mahrum ve Türkiye’de tapuda gayrimenkul kaydı olan kadın oranı yüzde 1 iken o nafakaya ihtiyaç var mıdır? sorusu karşımıza çıkar.

Erkeklerin boşanma öncesi ailesine, arkadaşına malları transfer ettiği çok bilinen bir gerçek iken, net maaş üzerinden bağlanan, hele de asgari ücret ise tabii ki yeterli değil.

ÇALIŞMADIĞI İÇİN YOKSULLAŞACAK KADIN

2-Kızlar okula gönderildi, liseyi bitirdi. Bir işyerinde çalışmaya başladı. Karar verdi evlendiler. Çocuk olduğunda iş yerlerinde Devletin kreş konusundaki yeterli desteği olmadığı, var olan kamu kurum kreşleri de kapatıldığı için haydi ilk işten çıkan kadın oluyor çocuğa bakma adına. Kadın kariyerinden ve ayağı yere sağlam basan ekonomik özgürlüğünden ödün veriyor. Boşanma olursa bu arada, evliyken süren şartlar aynen devam, yine çocuk bakımı sırtında; nereye bırakıp gidecek. Her mahallede makul ücretli kreş açan bir ülkede yaşamıyoruz. Neredeyse kadınlar kreş için çalışır konumda ülkemizde.

Çalışamayacağı için yoksullaşacak bu kadını yoksullaştıran, evlilik birlikteliğinin onu çalışma hayatından uzaklaştırmasıdır.

Nafaka ile ilgili çalıştaya siz de katıldınuz. Nedir bu düzenleme? Neleri içeriyor?

Adalet – Aile (Kadın olması gereken ) Bakanlığının ortaklaşa çalışmasında yer aldım. Amaç, “kadını boşanmadan uzaklaştıracak tedbirleri hayat geçirmek.” Kendileri hazırlamış zaten. 5 dakikalık konuşma hakkımızda tüm kadın örgütleri, Medeni Kanunun 175-176. maddelerinde nafakaya herhangi bir sınır getirilme değişikliğine ihtiyaç olmadığı söyledik. Ama bu ülkede yaşadıklarını düşünmediğim, çünkü ortaya koydukları karşılaştırmaların ülkemiz gerçekliği ile ilgisi olmayan akademisyenler “madde değişsin” dediler. Toplantı kapanış konuşmasını yapan her iki bakanlık bürokratı sanki uzlaşılmış gibi değişimi işaret etmekle kalmayıp, ilk imzacısı olmakla övündüğümüz Uluslararası İstanbul Sözleşmesinin bazı maddelerinin boşanmayı kolaylaştırdığı düşüncesi ile maddelere Meclis onayı ile çekince koymayı düşündüklerini ifade ettiler ki, asıl vahim olanı bu. Bilmeyenler için bir hatırlatma yapayım, İstanbul Sözleşmesi der ki; şiddetin temel mevzu olduğu boşanmalarda arabuluculuk teklif edilmesi yasaktır.

‘ŞİDDET DE OLSA, EVLİLİK SÜRSÜN’

Şimdi, “şiddet olsun ne yapalım, ama kutsal aile yapımız da bozuluyor nasıl önleyelim” tasasına düşen bakanlık, “nafaka verilmediğini bilir ise boşanmaz, bu arada devletimiz de arabuluculuk yapar barıştırır. Mesele kutsal aile yapısının devamı ise böylelikle başarırız” diye düşünerek yanılıyor. Malum kadın cinayetleri çok fazla bu ülkede ve öldüren hep koca ya da eski eş. Kadınlar canları pahasına, birlikte olmak istemedikleri adamdan uzaklaşıyorlar, gözlerini karartarak. “Asıl hükümet etmek ‘bu cinayetler neden işleniyor, nasıl çözüm buluruz, kadınları nasıl güçlendirir, erkekleri nasıl bilinçlendiririz?’ demek yerine, kolay yolu seçip, bunu yaparken de ‘1988’e dönülmeli’ diyen yargı mensuplarının olduğunu görmek de çok üzücü

Nafakaya sınır getirerek kadınları vaz geçirmeyi düşünüyorlar. Kanunda böyle bir sınır yok, tamamen hakimin karar yetkisine bırakılmış. Her boşanma farklı olduğu için oluşan duruma göre karar alması gereken kişiler hakimler. Şimdi onlara ‘sen bu kararı ver’ diyerek de adaletin oluşmasını beklemek de ayrı bir sorun. Onu hukukçu arkadaşlara bırakıyorum.

Peki hükümet ne yapmak istiyor bu düzenleme ile? Kadınlar iyice savunmasız bırakılıp, şiddet bile görse evli kalsın mı deniliyor?

Tam da anlatmak istediğim bu. Yıllarca, ‘kol kırılır yen içinde kalır’ düşüncesi ile tükenmiş ömürler. Son yıllarda, ‘sen bireysin sana şiddet uygulama hakkı yok’ diyen toplumsal cinsiyet eşitliği baz alınmış yasalar çıkarılmış bu ülkede. Yasal uygulamaların doğru yapılması adına süren çalışmalar varken, şimdi ‘bu yasalardan vazgeçelim’, neden? Ben oynamıyorum, bu oyun erkeklerin elinden egemen gücü alıyor diyerek oyun bozanlık yapmaya ve bu hareketle ülkeyi 30 yıl geriye götürmeye kimsenin hakkı yok. Sahada uzun zamandır çalışan bir aktivist olarak… TBMM kadın erkek eşitliği komisyonu kurulması çalışmaları sırasında da son anda önerge vererek eşitliği değil fırsat kelimesinin eklenmesini sağlayan zihniyet yine devrede. Bu eşitlikten ne zarar görülüyor ya da kim zarar görüyor diye bakmak lazım. Kadının güçlenmesi, sorgulama bilincinin gelişmesi ve biat etmemesinden rahatsız olanlar tabi ki . Öyleyse sokakta sigara içilmesinden, pantolon giymeye, üniversiteye giderse kötü yola düşer sığ düşüncelerini besleyenlere gün doğurmamak lazım

2016 yılında gündeme gelen Boşanma Komisyonu’nun amacı da bu muydu? Niye böyle bir komisyona ihtiyaç duyulur?

Bizim de en çok sorduğumuz soruydu bu. Sorunu iyileştirme adına yapılması gerekenler var iken, ‘meselenin üstünü nasıl örterim’ diyen düşünce neyin aklıdır. O zaman itiraz edip, ‘bu komisyon kazanılmış kadın haklarını geriye götürmeye çalışıyor’ dediğimizde  fikrimize karşı çıkılmış, ama yine de rapor taslak rapor olarak kalmıştı Genel kurula inememişti. Çocuksuz evlilikler için içeriğinde miras hakkının engellenmesinden, üniversitede evlenenlere yurt yardımına, nafakanın süresiz olmasının engellenmesinden, mesai saatlerinde şiddet gören kadınların karakol yerine Adliyeye yönlendirilmesine kadar toplumsal sorunların  çözümsüzlüğe yönlendirilmesi vardı. Önceleri, ‘böyle bir rapor yok’ denildi; sonra revize edildi. Ama ilk hali bizlerde mevcut. Komisyon raporu taslak olarak kalmışken şimdi yine gündemde olması acı.

Toplumda nafaka ile ilgili yanlış bilgiler egemen. Örneğin, kadının sürekli nafaka aldığı gibi? Durum böyle mi?

Genel olarak kadın eşini terk ederek, parasını çatır çatır yiyen bir figür olarak gösteriliyor. Oysaki yıllar süren evlilik bittiğinde yaşanmış yılların hâkim tarafından yapılan muhasebesi ile tespit edilen bir miktarın ödemesinin yapıldığı bir durumdur nafaka ve miktarı. Ama her zaman olduğu üzere erkeği zeytinyağı gibi su yüzüne çıkarıp kadını kötü ilan etme gibi bilinen alışkanlık devreye giriyor hemen.

30 yıl evlilikten vazgeçerek, daha genç bir kadın için terk edilen kadındır.

Evlilikle kariyerini, ev işleri daha iyi yürütülsün diye ya da kıskançlık krizleri için ya da geleneksel rol kalıpları için çalıştırılmayan kadın ve evlenmek için okulu bıraktığı, yaşı ilerlediği için iş bulamayan  kadın  ödenen nafaka ile yaşayacaktır.

Tam da burada Adil Gür’ün 2015 yılında kadın konusunda yaptığı saha çalışmasını okumanızı öneririm. Kadınların istihdam alanında olmayışlarını çok iyi analiz etmişti diğer konular gibi.

Sürekli nafaka  alan  kaç vaka vardır bilmiyoruz, ama gerekiyor ki hakim uygun görmüştür ve yukarıda tarif etmeye çalıştığım durumlar mevcuttur ki nafaka bağlanmıştır.

Nafakanın kaldırılması ya da sınırlandırılması ‘ekonomik şiddet’ olarak nitelendiriliyor? Siz de buna katılıyor musunuz?

Tabiî ki bu bir ekonomik şiddettir. Diyor ki bakanlık ‘bak, uslu dur, boşanmaya filan kalkma. Kalkarsan sana nafaka yok, zaten o aşamaya gelene kadar İstanbul Sözleşmesinin arabuluculuğu yasaklayan maddelerine de şerh koyduracağız. Sen arabuluculuk alacaksın, boşanamaz sürünürsün.’ Bazı kadınlarda bu etkin olacaktır. Evdeki şiddete ya da geçimsizliğe ‘kaderimdir’ diyerek razı gelecektir.

Ama bazıları da ‘böyle yaşamaktansa…’ diyerek boşanma için mücadelesine devam edecektir.

Peki bu, kadına yönelik şiddeti etkiler mi?

Kamuoyunda bu kadar zamandır konuşuluyor olması, kadını biçare ve çaresiz bırakma gayretine devlet desteğinin verilmesi bile artış yaratır. ‘Nasılsa boşanamazsın, bana mecbursun’ fikrinin artmasına sebep olur. ‘İş bulamazsın, nafaka alamazsın, ev geçindiremezsin’ fikirleri kadını bulunduğu sürece mahkûm eder.

Oysaki kadınlar için istihdamın önündeki engelleri kaldırmayı, erken yaş evliliklerinin engellenmesini, evliliklerin resmi nikahla yapılmasını, esnek çalışma modellerinin alt yapısını güçlendirmeyi, kreş ve yaşlı bakım merkezlerini her mahalleye, karar mekanizmalarında kadınların temsilini arttırmayı sağlayarak kalkınmamızı arttırabilir ve aile yapısını da mutlu, huzurlu bireylerle güçlendirebiliriz.

Güçlü birey, güçlü toplum ve güçlü aile yapısı varken güçsüz kadın, biat eden aile düzeni, sorgulamaktan uzak eğitimle kim neyi hedefliyor çoğumuz biliyoruz.