Anadolu’nun bereketli  toprakları ve bu topraklar üzerinde yer alan güzelim orman alanları,  göz göre göre katlediliyor.  Ormanları  yok eden nedenler  farklı gibi gözükse de, sonuç hep aynı hedefi işaret ediyor:  “Sermaye çevrelerine rant sağlamak.”  Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği Başkanı Ahmet Demirtaş isyanda:  “Sermaye çevrelerinin çıkarı için ormanlarımız katlediliyor.”

Aylin Özdemir Erdemoğlu

Anadolu’nun bereketli topraklarında yeşeren ormanlar yok ediliyor.  “2B” denilen  ve  orman  vasfını  yitiren arazilerin orman sınırı dışına çıkarılmasını öngören yasa,  ardından da  “2A” ile bu arazilerin satışının önünü açan gelişmeler,  ormanlara büyük  zarar verdi. Madencilik faaliyetleri,  HES’ler (Hidroelektrik santralleri), termik santralleri,  sonu gelmeyen orman yangınları, liyakat dışı atamalar ve yanlış ormancılık politikaları, ormanlara vurulan darbeyi daha da derinleştirdi. Türkiye ormanlarının yok edilme sürecini,  Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği  Başkanı  Orman Mühendisi Ahmet Demirtaş ve derneğin onur kurulu üyesi Orman Mühendisi  Salih Usta ile konuştuk:

– Öncelikle son 16 yılda Türkiye ormanları nasıl bir değişime uğradı bunu sorarak başlamak istiyorum. Çünkü  yaşanan bu değişim, çok da olumlu gözükmüyor gibi…

A.D:  O zaman şöyle başlayayım: Bugünkü iktidar, 2003 yılında, 2B diye adlandırılan yerlerin satılarak 25 milyar dolar gelir elde edileceğini öne süren bir tasarı hazırladı. Bu 2B’yi kısaca açıklayacak olursak,  6831 sayılı Orman Yasası’nın  2. maddesinin b bendi.  Zaten 2B denmesinin nedeni de bu. Buna göre,  “1981 yılından önce tarla, bağ, bahçe, ahır gibi yapıların yapıldığı ve orman niteliğini tam olarak kaybetmiş ve bir daha ormana dönüştürülmesi mümkün olmayan yerler orman sınırı dışına çıkarılır” der.  Dönemin Orman Bakanı, televizyonlara çıkarak bu yasanın ne kadar olumlu olduğunu anlatıyordu.  Biz o zaman, derneğimiz  öncülüğünde çevreci grupların da aralarında bulunduğu  demokratik kitle örgütleriyle beraber, “Ormanlarımıza Sahip Çıkalım” (OSB) birliğini kurduk ve kamuoyuna, Orman Bakanlığı’nın 2B’yi öven açıklamalarının yanlış olduğunu anlatmaya çalıştık.  Zaten dönemin  Cumhurbaşkanı bunu veto ettiği için, yasa çıkarılamadı. Ama iktidar bu konuda çok ısrarcıydı. Çünkü sermaye çevreleri,  rantın yüksek olduğu bu yerlerle ilgili 2B sorununun bir an önce çözülmesini  istiyordu.

S.U:  1937’den beri var olan 6831 sayılı bir orman yasamız var. Bu yasada, “Emekle yetiştirilen ağaç toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır” şeklinde bir ibare var.  Yani orman sınırı içindeki ağaçların yanı sıra, oradaki toprak da orman sayılır. Bu, aynı zamanda şu anlama geliyor: Orman alanındaki ağaçlar bir şekilde yok olsa bile, bu alanın orman niteliği hukuken kaybolmaz. Orman köylüleri, tarım alanı kazanmak, ev, sera, ahır gibi şeyler yapmak için ya da başka nedenlerle ormandaki ağaçları kesiyor.  Aslında bu Anayasaya göre bir suç. Siz ormandan bir ağaç kesseniz  bile bunun  cezası var. Yani diyelim ki vatandaş, gidip ormandan 5 dönüm bir alanı açmış. Orman kolluk kuvvetleri bunu tespit etmişler ve zapta geçirmişler. Ama teknik olarak sürece baktığımızda suç işleyen insan ödüllendiriliyor.  Mesela yasada zapta geçen kişi “hak sahibi” diye geçiyor. Yani “suçlu” filan değil.  Anayasaya göre buraların satılamayacağı yani, mülkiyetin devrolunamayacağı çok açık bir şekilde ifade edilir. Ama ne yazık ki bu iktidar, bir sürü yalanla 2A ve 2B’yi ortaya sürdü.

-2B’yi yıllardır biliriz.  Ama 2A kamuoyunda çok fazla bilinmiyor.  Biraz 2A’nın içeriğinden söz edebilir misiniz?

A.D:   2A maddesi şöyle: “Orman olarak muhafazasında yarar görülmeyen, tam tersine tarım ve hayvancılıkta kullanılması daha uygun olan yerler, orman sınırları dışına çıkarılır.”  Yani kesinlikle bu 2A, 2B’den çok daha tehlikeli.  2012’de 6292 sayılı yasada, “Tarım, hayvancılık ve diğer amaçlarla kullanılması daha uygun olan yerler” şeklinde buna bir ekleme yaptılar. Şimdi burada kastedilen diğer amaç ne olabilir?  Her tür şey olabilir, ucu esnek. En son  KHK ile de  (Kanun Hükmünde Kararname) bunu biraz daha genişlettiler.   “Kayalık, taşlık, orman yetişmeyen alan”  gerekçesiyle bu alanları orman sınırı dışına çıkarmayı daha da kolaylaştıran bir değişiklik yaptılar. “Orman yetişmeyen yer” dediği alan aslında zaten orman. Ormana diyorsun ki, “Burada orman yetişmez”.

S.U: Zaten ormanın her metrekaresinde ağaç olacak diye bir şey yok. Ekolojik açıdan bir bütündür orman ve bu alan içinde açıklık bölgeler olabilir. “Burası kayalık, taşlık, burada ağaç yok. O yüzden bu alan orman değildir” demek eko sistemi  inkar etmek demektir.

AD:  Evet.  ormanın, üzerindeki ağaç örtüsü kaldırılmış olsa bile orası ormandır gene de. Orman alanı, hiçbir şekilde orman niteliğini, bilim ve fen bakımından tam olarak kaybetmez.  Ağacı da kesseniz, toprağı da kazsanız, yangın da çıkarsanız kaybetmez.  Orman niteliğini kaybetmesinin bir  iki istisnası vardır. O da şu: Ormanın ortasında büyük bir yanardağ patlaması olur, orman alanı, kayaların, küllerin, tüflerin altında kalır. O zaman orman niteliği kaybolur. Ya da büyük bir deprem olur. Fay hattı kırılır, o bölge alt üst olur, toprağın derinliklerine girer. Ancak bu durumlarda orman niteliğini kaybetmiş olur. Onun dışında orman niteliği hiçbir şekilde asla kaybolmaz. Zaten bunu inkar etmek, bilime de aykırı, yasanın özüne de aykırı, Anayasaya da aykırı.

‘ORMANLARIN RANTA AÇILMASINDA İKTİDAR KADAR, MUHALEFET DE SUÇLU’

Muğla Yatağan’ın güzelim ormanları delik deşik olmuş durumda. (Kırsal-Çevre Arşivi)

– Anayasaya aykırı olduğu bu kadar net olduğu halde, bunu nasıl yapabiliyorlar?

S.U:  Şöyle: Anayasaya aykırılık konusunda dava açıyor musunuz? diye bazen bize soruyorlar.  Anayasaya aykırılık konusunda davayı herkes öyle kafasına göre açamaz. Başta Anamuhalefet partisi açabilir. Bir de mahkemelerden gelen itirazlarla oraya gidebilir. Zaten dernek olarak biz, bu uygulamalara, bir takım yönetmelik maddelerine yönelik yıllardır dava açıyoruz ve her platformda sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Ama burada kamuoyunun bilmesi gereken çok önemli bir şey var:  2012’deki değişiklik, bu iktidarın ürünü.  Ama burada AKP kadar, CHP  ve MHP de sorumlu. Çünkü biz o süreçleri çok yakından izledik. Partilerle de, milletvekilleriyle de görüştük, komisyonlarda da bulunduk.  Yani AKP bu tasarıyı yasalaştırırken, diğer muhalefet partileri, buna karşı çıkmak yerine popülizm yarışına girdiler. Bu yüzden bunlara göz yumuluyor. Çünkü hiçbiri itiraz etmiyor.

– Ama yanlış hatırlamıyorsam  CHP’nin 2B ile ilgili bir seçim bildirgesi vardı o dönemde…

S.U:  Evet doğru hatırlıyorsunuz. Böyle bir seçim bildirgeleri vardı.  Ama dediğim gibi bu 2B’ye karşı çıkan bir yaklaşım değildi. Sadece yöntemle ilgili popülist itirazları vardı o kadar. Yani bu yüzden, ormanlara yönelik bu katliamlarda muhalefet partileri de iktidar partisi kadar sorumludur.  Bunu o partilere oy veren insanların bilmesi lazım. Neden öyle?  Çünkü politika yapan insanlar, parası olan insanlar. CHP’de de , MHP’de de o zengin politikacıların bilmem kaç hektarlık 2B’lik arazisi vardır. Yani o lobiler kendi partisi içinde hâkim olduğu için, buna göz yumuyor. Dolayısıyla, o parti içindeki çevreye, doğaya saygılı kitle bunlardan habersiz.  Önceki yıllarda bizlerin dürtüklemesiyle Anayasa Mahkemesi’ne giden bir CHP vardı. Şimdi o da kalmadı. Zaten Anayasa Mahkemesi’ne gitse ne olacak? O da ayrı bir mesele şu an. Ama burada önemli olan kamuoyu oluşturmak.

‘2B’DE CHP POPÜLİST, AKP KAPİTALİZMİN RUHUNA UYGUN DAVRANDI’

Muğla İl Sınırları İçindeki 3 Termik Santral ve Açık Ocak Linyit İşletmelerinin Orman Ekosistemlerine Etkileri’ (Kırsal-Çevre Arşivi)

A.D:  6292 sayılı yasanın Meclis’ten çıkarılma sürecinde bütün komisyon çalışmalarına katıldım.  Tasarı Meclis Genel Kurulu’na gelmeden önce alt komisyonda görüşülür, tartışılır, düzeltmeler yapılır, sonra komisyonda görüşülür. Tabi bu komisyonda bütün partilerin temsilcileri de var. Ama iktidar partisi daha fazla olduğu için, itirazlar olsa da oy çokluğu ile kabul edilir. İşleyiş bu şekilde.  Bu görüşmeler sırasında CHP grup başkanvekili Akif Hamzaçebi de,  MHP temsilcisi de  “Biz de böyle bir yasanın çıkmasını istiyoruz. Hükümetin, bizim tekliflerden de yararlandığını görüyoruz. O nedenle teşekkür ediyoruz” dediler. 2B konusunda itiraz ettikleri tek şey detaylardı. MHP orman köylülerine bu 2B arazilerinin çok ucuza satılmasını, CHP ise, parasız verilmesini öneriyordu.

– Ama orman arazileri milletin ortak malıdır. Bu konuda mülkiyetin devreye girmesi tuhaf değil mi?

A.D:  Elbette öyleZaten yasada da buraların satılamayacağı açık ve net. CHP ve MHP de suçlu derken bunu söylüyoruz.  Zaten hazırladıkları tasarı da, popülist ve sığ bir tasarıydı. İşin doğrusunu söylemek gerekirse, AKP’nin hazırladığı tasarı daha kapsamlı ve kapitalizmin ruhuna da daha uygundu. Satacaksan kuralına göre satacaksın. Biz o dönemde şöyle bir öneri getirmiştik: “2B arazileri gerçekten sorunsa, orman köylüsünün tarım arazisi yoksa, bunlara tahsis edin, ama asla mülkiyetini devretmeyin” diye. Çünkü dediğim gibi yapılan şey, Anayasaya aykırı. Tahsis etmeyi hiçbir şekilde kabul etmediler. “İlla satacağız “diye direttiler ve nitekim 2012’de 2B yasası çıktı.

-Peki bu yasadan sonra neler oldu?

A.D:  Sonra şu oldu: Bu 2B arazilerinin isteyene peşin, isteyene de uzun vadede taksitlendirilmesi öngörüldü. Çünkü dönemin Orman Bakanı, konunun detayını ve içeriğini bilmediği için satılan bu 2B arazilerinden çok büyük paralar kazanılacağını ve bu parayı tahsis eden Maliye Bakanlığı’ndan da payına düşeni alacağını sanıyordu. Bir kere zaten orman köylüsünün bu 2B’leri alacak parası yok. Hatta o dönemde Antalya Serik köylüleri, “Devlet bize pahalı satıyor” diye yürüyüş filan yapmıştı. 6 ay sonra Hükümet, fiyatları düşürdü ve vadeyi uzattı. Ama gene alamadılar. Hak sahibi gözüken köylüler burayı alamayınca, parayı verene satma yöntemine geçtiler. Ki  zaten asıl amaçları da buydu. Biz yıllardır bu 2B’nin orman köylüsü için değil, sermaye çevreleri  için çıkarıldığını söylemiştik. Dolayısıyla bizim yıllardır söylediğimiz her şey ne yazık ki bir bir gerçekleşti.  Tabi bu arada sistemdeki her şey baştan sona yanlış. Bir kere bu yerlerin, orman sınırı dışına çıkarıldıktan sonra kadastrosunun yapılması, tescil edilmesi gerekiyor. Üstelik, Orman Bakanlığı’ndaki  orman kadastro komisyonları ile, genel  kadastro komisyonlarının çalışmaları çoğu yerde örtüşmüyor. Bu çok önemli. Diyelim ki orman kadastro komisyonu  bir bölgenin 2B arazisi olarak haritasını yaptı, koordinatlarını çizdi, orman sınırları dışına çıkardı. Genel kadastro geldiğinde sonucu farklı çıkarıyor. Bu sorunlar çözüldükten sonra tescil edilip tapuya geçilir. Bu ilk tasarı gündeme geldiğinde 473 bin hektarlık 2B arazisi satışa konu olmuştu. Halbuki bunların içinde kadastrosu yapılan yerler, yanlış hatırlamıyorsam 380 bin falandı. Yani yaklaşık 100 bin hektarlık arazi mahkemelikti  ve sorun çözülmemişti.  2012’deki tasarıda ise 473 bin dönüm 2B arazisi, 410 bin hektara düştü. 2B arazilerinin satışa konu edilmesi demek, yeni yapılacak orman kadastrosu çalışmalarını da baskı altına almak demekti.  Çünkü kadastro çalışması yapanlara siyasilerin ve bölgedeki egemen güçlerin “Burayı 2B’ye al, gerisine karışma” diyeceğini söylemiştik. Maalesef öyle de oldu. Şu anda orman kadastro komisyonları Karadeniz  Bölgesi’nde doğru dürüst çalışamıyor. Çünkü baskı var.

-Bu 2B ile elde edilen ranttan payını en çok hangi bölgeler  aldı?

A.D: 410 bin hektarlık 2B arazilerinin büyük çoğunluğu İstanbul, Bursa, İzmir, Muğla, Mersin, Antalya gibi daha rantı çok yüksek olan kıyı şeridinde. Buradan anlaşılıyor ki,  2B’ye konu olan yerleri daha çok orman köylüleri değil, başka sınıflardan birileri açmış. Fabrika yapmış, villa yapmış ya da yapmayı düşünüyor. Türkiye’de en çok orman varlığı olan yerlerden biri Kastamonu. Kastamonu’da 2B alanları yok mu? Var. Şimdi Türkiye’de Karadeniz şeridindeki ve İç Anadolu  Bölgesi’ndeki orman köylerinin büyük çoğunluğu boşaldı. Orman köylüleri, artık kendi tarım arazilerini ekip, biçerek, hayvancılık yaparak geçimlerini sağlayamadıkları için kentlere göçüyorlar.  Zaten var olan bağını bahçesini bile ekip biçmiyorlar. Onların ekip biçmediği yerler kendiliğinden ormana dönüşüyor.  Yani 2B’ye konu olan yerler de aslında kendiliğinden ormana dönüşüyor ama ne yazık ki buna izin vermiyorlar.

‘SİNOP İNCEBURUN’DA NÜKLEER SANTRAL VE DOĞA KATLİAMI’

– Karadeniz kıyı şeridindeki Sinop İnceburun’da Mehmet Cengiz’in kurduğu santral var. Biraz bu konudan söz edebilir miyiz?  Çünkü bu konu çok önemli…

A.D:  Türkiye’nin en kuzey ucu olan Sinop İnceburun’da yapılan nükleer alanın yer aldığı ormanlık bölge çok büyük.  Dolayısıyla burada çok büyük bir doğa katliamı var. Buna Artvin halkının tamamı ve Türkiye’nin birçok yerinden gelen çevre örgütleri karşı çıktı, ayaklandı. Ama buna rağmen Hükümet ve Müteahhit Mehmet Cengiz, güvenlik güçlerini de kullanarak, Artvin halkına karşı bir kalkan oluşturdu ve Artvin’in o güzelim ormanlarını, hepimizin gözü önünde yok ettiler.  Şu anda da oralara hiç kimseyi yanaştırmıyorlar.  O bölgenin ormanı, yeraltı suları ve ekosistemi her şeyi tam anlamıyla yok ediliyor ve zehirleniyor. Daha önce Artvin Murgul’da bakırın çıkarılması sonrasında, oradaki ormanlar kurudu ve insanlar zarar gördü. Sinop’daki tehlike ise çok daha büyük.

Genel tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz  Türkiye ormancılığı açısından? Çünkü Hükümet zaman zaman “Biz orman açısından dünyada birinciyiz” filan diyor…

S.U:  Siyasal iktidar bu konularda çok atılgan ve cevahir çıktı. Karşısında da bir güç bulamayınca istediğini yapıyor.  Elbette bu anlamda tablo çok kötü. Bunların verdiği bütün rakamlar şaibeli. “Şu kadar fidan diktik” filan diyorlar. Fidan sayısı hiç önemli değil. Siz birim alana 10 tane fidan dikilmesi gerekirken, 100 tane dikiyorsanız,  bu yanlışla mı övüneceksiniz? Ayrıca diktiğiniz fidanların akıbeti ne oldu? Bölgeye uygun fidan dikildi mi?  Zaten dikilen yüz fidanın 90’ı kuruduysa bu, ekonomiye de zarar. Sadece kamuoyunu yanıltmaya yönelik rakamlar sunuyorlar. Yaşanan ne? Türkiye’de orman envanterinde bir artma gözüküyor. Ama bu artma iktidarın mahareti  filan değil, köylerin boşalması, köyden kente göç, hayvancılık baskısının azalması. Yani ülkede  tarım ve hayvancılık öldüğü için orman alanı büyüdü.  Mesela bu iktidar döneminde plansız ormancılık yapılmaya başlandı. Eskiden Türkiye ormancılığının iyi-kötü planlı bir  ilerleyişi vardı.  Şu anda Türkiye ormanlarının içi delik deşik.  Burada bizim şöyle bir yakınmamız var: Bazı nedenlerle ormanlar gündeme geliyor, madencilik, HES (Hidrolektrik santralleri) yangınlar vs. Ama ormanların içinde olup bitenler çok gözden saklı. Ormancılık uygulamalarında halkın biraz daha katılımı gerekiyor.  Çünkü Orman Bakanlığı artık, ormanları koruyan bir bakanlık değil, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın madenle ilgili kararlarını mevzuata uydurmak durumunda kalan bir bakanlık haline geldi. Hiçbir karşı çıkış yok. Koskoca bir orman yok edilecek, yol için, maden için, bilmem ne için, Orman Genel Müdürlüğü’ne soruyorlar “Ormana bu zarar verir mi?” diye, “Vermez” diyor. Ya orada bin hektar orman tıraşlanıyor. Hala “Ormana zararı yok”  diyor. Kurumlar bu hale getirildi. İmzala geç. Meslek etiği  filan hak getire.

–  Genel anlamda yanlış politikalar sonucu size göre en çok hangi bölgeler zarar gördü?

A.D:   Milas-Yatağan bu konuda çok çarpıcı bir örnek. Hatta burayla ilgili dernek olarak bir rapor da hazırladık.  Milas ve Yatağan’da 3 tane termik santral var biliyorsunuz. O termik santrallerin kömürünün elde edildiği  yer şu anda orman. Öyle hoyratça bir uygulama var ki. Kömür, toprağın derinliklerinden çıkarılıyor.  olayısıyla, bunu yaparken de, üzerindeki o orman örtüsünü ve toprağı yarıp, kaldırıyorlar. Aşağıda birkaç metre kalınlığındaki kömür termik santralde yakılıp elektrik elde ediliyor. Çıkan kül de tekrar ormana dökülüyor.

Yatağan’daki termik santrallerin zehirli atıklarından oluşmuş asit göletlerinden içen böcekler ve diğer canlılar da ölüyor. (Kır-Çev Arşivi)

-İşletme açan yerler, daha sonra oraları yeniden ağaçlandırmak zorunda diye biliyorum, yanılıyor muyum?

S.U:  Evet öyle ama.  Sadece Milas-Yatağan’da, dünyadaki  49 ülkenin alanından büyük bir katliam yapıldı. Ve şimdiye kadar 5 bin hektara yakın linyit işletmesi yapılmış. Gidin bakın yüzlerce metre kazılmış, ana kaya falan ortaya çıkmış. Büyük çukurlar çıkmış. Göstermelik bir iki yerde ufak ağaçlandırma yapmışlar. Geri kalan yerler çırılçıplak. Zaten ağaçlandırmak çok pahalı. Üstelik arazinin topoğrafyası değişmiş.

A.D:  Şimdi bu iktidar gene yasalara aykırı bir yöntem daha buldu. Madencilik için ormanlara izin verilince, izini veren Orman Genel Müdürlüğü ile, izini alan ilgili kişi ya da şirket arasında “Oradaki ormanın değeri neyse, o kadar para yatıracaksın, işin bittikten sonra da burayı tekrar doldurup, ağaçlandıracaksın” diye bir sözleşme  imzalanır. Mesela, İstanbul’da Belgrad Ormanları’nın altında linyit kömürleri vardı. O bölgeden ölçüsüzce linyit kömürü çıkarıldı. Büyük çukurlar oluştu. Çok yağış alan bir yer olduğu için arazi gölleşti.  Çukurları işini bitince ilgili şirketin doldurup ağaçlandırması gerekiyordu. Bakanlık bu işe göz yumarak, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne, o çukurlara inşaat artığı ve molozlarla doldurulması için yetki verdi. Böylece yanlış bir yöntemle orayı düzeltmiş  gibi gösterip, bir yandan da belediyeye gelir elde etme olanağı sağladılar. Yani sonuca gelirsek, bu ülkenin güzelim ormanlarını, çeşitli nedenlerle yasalara aykırı şekilde hepimizin gözü önünde katlettiler ve  üzülerek söylüyorum ki, bunu yapmaya da ne yazık ki devam ediyorlar.

(soldan sağa) Salih Usta, Ahmet Demirtaş
Muğla Yatağan. (Kır-Çev Arşivi)
Ahmet Demirtaş – (Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği Başkanı)
Muğla-Yatağan’daki turkuaz rengi bu güzel  gölet sizi yanıltmasın.  Çünkü göle rengini veren zehirli metaller.