Türkiye’de üniversite sayısı sürekli artarken, eğitimin niteliği de  düşüyor. OHAL KHK’ları ile 5 bin 904 akademisyen, bin 408 idari personel olmak üzere toplam 7 bin 312 kişi üniversitelerden ihraç edilirken, üniversite özerkliği ile akademik özgürlük iktidar tarafından baskı altına alınmaya devam ediyor. Eğitim sendikaları ve siyasi partiler de yükseköğretimin getirildiği bu durumdan şikayetçi.

Ayça ONURALMIŞ

YÖK 2017-2018 öğretim yılı resmi istatistiklerine göre, toplam 206 üniversite, bin 785 fakülte, 464 yüksekokul, 996 meslek yüksekokulu ve 708 enstitünün olduğu yükseköğretim sistemi her geçen yıl daha da büyüyor. Yükseköğretimde bu büyüme eğitimin niteliği ile ters orantılı olarak gerçekleşiyor. Her yıl öğrenci kontenjan sayıları artarken, barınma sorunu da büyümeye devam ediyor. 7 buçuk milyondan fazla yükseköğretim öğrencisi için devlet yurtlarının 629 bin 762 kişilik kapasitesi bulunuyor, yani her 12 öğrenciye sadece 1 yatak düşüyor. Bu yurtlara yerleşebilenler 6-8 kişilik odalarda kötü koşullarda yaşamak zorunda kalıyor, geri kalanlar cemaat ve vakıf yurtlarının insafına terk ediliyor. Ayrıca 69 bin 731 öğrenci hapishanelerde bulunuyor. TÜİK’in Haziran 2018 dönemi İşgücü İstatistiklerine göre, yükseköğretim mezunu işsizlerin oranı yüzde 12,7 olarak hesaplanmıştı. OECD ortalamasının 2 katı olan bu oran, Türkiye’de 1 milyona yakın üniversite mezununun işsiz olduğunu gösteriyor. Tüm işsizlerin yüzde 28’ini üniversite mezunları oluşturuyor.

‘ÜNİVERSİTELER TAMAMEN SARAY’A BAĞLANDI’

HDP’nin yayımladığı “Yükseköğretim Raporu”nda, özellikle AKP’nin ‘Her İl’e Bir Üniversite’ projesinin 2006 yılında hayata geçirilmesinin ardından, üniversitelerin “siyasi iktidarın kadrolaşma seferberliğinin, otoriter, piyasacı, cinsiyetçi, ırkçı ve muhafazakar politikalarının odağına yerleştiği” yorumu yapıldı. “Böylece bilim insanı olmaktan ziyade hükümet memurluğuna soyunan kişilerin, ele geçirdikleri üniversitelerin iktidar ilişkilerini eleştirel ve muhalif görülen akademisyenler, öğrenciler üzerinde baskı ve denetim aracına dönüştürdükleri” aktarılan raporda, “OHAL sürecinde üniversitelere yönelik en ciddi darbelerden birisi de rektörlük seçimlerinin kaldırılarak yerine doğrudan atama sisteminin getirilmesidir. Yapılan bu düzenleme ile hükümet, üniversite bileşenlerinin iradesini yok sayarak üniversiteleri tamamen Saray’a bağlamıştır. Üniversitelerde liyakat ve akademik yeterliliğin yerini yozlaşmış ilişkiler ve itaat kültürü almıştır” denildi.

AKP’NİN HEGEMONİK GÜCÜNÜ ÖRGÜTLEMEK’

Üniversitelere ilişkin HDP’nin raporunda yer alan eleştirileri, sendikaların görüşleri de doğrular nitelikte. Hükümete yakınlığı ile bilinen Eğitim-Bir-Sen, defalarca aramamıza rağmen görüş vermezken, diğer eğitim sendikaları da üniversitelere ilişkin sistemden şikayetçi.

Özgür Bozdoğan

KESK’e bağlı Eğitim Sen Genel Yükseköğretim ve Eğitim Sekreteri Özgür Bozdoğan, halagazeteciyiz.net’e yaptığı değerlendirmede, AKP iktidarının, “Her İl’e Bir Üniversite” projesiyle Türkiye’de üniversite sayısının sürekli artmasına rağmen eğitimin niteliğinin düştüğünü belirtti. Kütüphanesi ve gerekli donanımı olmayan, fiziki alt yapıdan mahrum, yurdu bulunmayan, yeterli akademik ve idari personelden yoksun yerlere üniversite tabelası asıldığını belirten Bozdoğan, “Bu plansızlığın arkasındaki asıl amaç, yeni kurulan üniversitenin bulunduğu ilin ekonomisine katkı sağlaması ve yeni kadrolaşma alanları yaratılarak akademide de AKP’nin hegemonik gücünü örgütlemekti. Yani asıl amaç hiçbir zaman yükseköğretimde bir nitelik sıçraması yaratmak olmadı” dedi.

Üniversitelerin getirildiği yerin, Türkiye’nin siyasi atmosferinin bir sonucu olduğunu söyleyen Bozdoğan, demokrasinin varlık kazanmadan, temel hak ve özgürlüklerin güçlendirilmeden, evrensel hukuk ilkelerinin yaşam bulmadan üniversitelerdeki niteliğin artmasının mümkün olmadığını kaydetti.

‘AKP’NİN ‘YENİ TÜRKİYE’ LABORATUVARLARI’

OHAL KHK’larının özel olarak hedef aldığı kesimlerin başında üniversiteler ve akademisyenler geldi. Bu süreçte 15 vakıf üniversitesi kapatıldı, bin 176’sı devlet, 401’i vakıf üniversitesinde olmak üzere bin 577 dekanın istifası istendi. OHAL KHK’ları ile 5 bin 904 akademisyen, 1408 idari personel olmak üzere toplam 7 bin 312 kişi de üniversitelerden ihraç edildi.

Orhan Yıldırım

Eğitim İş Genel Başkanı Orhan Yıldırım, OHAL kapsamında çıkarılan KHK’larla ilerici, devrimci, aydın, bilim insanlarının herhangi bir kanıt, dayanak bulunmasına gerek olmadan işlerine son verildiğini söyledi. Bilimin yuvası olması gereken üniversitelerin, AKP’nin “Yeni Türkiye” laboratuvarlarına dönüştürülme yolunda olduğunu ifade eden Yıldırım, şöyle konuştu:

“Bu gidişe ‘dur’ demenin yolu, üniversite bileşenlerinin birlikte hareket ederek, bu haklı talepleri daha gür bir şekilde, hep bir ağızdan duyurmalarıdır. Üniversitelerin yaşaması ve toplumsal işlevlerini yerine getirebilmeleri için özgür düşünce ve özerklik şarttır. Üniversitelerin özerk-demokratik bir yapıya kavuşması için 12 Eylül’ün artığı olan YÖK kaldırılmalı, üniversiteler hakkındaki kararlar üniversite bileşenleri tarafından verilmelidir. Akademide ilerici akademisyenlerin tırpanlanmasına, bilim yuvalarının cehaletin temsilcisi niteliğinde yöneticilerle dağıtılmasına, kazanılmış hakların iktidar yandaşlarınca gasp edilmesine karşı verdiğimiz mücadelemizi sonuna kadar ve yılmadan sürdüreceğiz.”

‘ÜNİVERSİTELER ÖZERK OLMALI’

Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan da “üniversite özerkliği ile akademik özgürlüğün baskı altında olduğu” değerlendirmesini yaptı. Üniversitelerin beklenen değişimi, dönüşümü yakalayamamasının en önemli nedenlerden birinin üniversiteler üzerinde kurulan baskı ve otoriter yönetim tarzı olduğunu vurgulayan Geylan, şunları söyledi:

“Merkeziyetçi yönetim anlayışından vazgeçilmeli, üniversiteler özerk olmalıdır. Akademik ve mali özgürlüklerin artması bilimsel çalışmaların artmasına da katkı sağlayacak, akademisyenleri teşvik edecektir. Başta rektör atamaları olmak üzere üniversitelerdeki yönetici atamalarının tepeden dayatmalı bir usulle yapılması, üniversite çalışanlarının sürece dahil edilmemesi demokratik bir seçim ve atama usulünün olmaması üniversitelerin özerk yapısını doğrudan olumsuz etkileyen unsurların başında gelmektedir. Üniversitelerin üzerinden siyasetin ve kamu idaresinin gölgesinin kaldırılması gereklidir.”

‘SON 16 YILDAKİ BASKILAR, HİÇBİR DÖNEM YAŞANMADI’

CHP Eğitim Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı, Ankara Milletvekili ve Eğitim Sen’in Kurucusu ve İlk Genel Başkanı Yıldırım Kaya ise üniversitelerin, demokrasinin sorunlu olduğu ülkelerde çöldeki bir vaha gibi olduklarını dile getirdi. Kaya, Türkiye’deki üniversitelerin, hiçbir dönemde tam anlamıyla özgür olamadığını söyledi. Son 16 yılda üniversitelerde yaşanan baskıların hiçbir dönem yaşanmadığını dile getiren Kaya, “Üniversiteler, toplumsal sorumluluklarını, bilimsel araştırmalarını, özgürlük alanlarını tamamen kaybetmiştir. Binlerce akademisyen beyin göçüyle giderken, binlercesi de ihraç yoluyla üniversitelerden uzaklaştırılmıştır” dedi.

Akademik kadrosu olmayan, özgürlükleri elinden alınan, bilimsel araştırmalara yeterli pay ayrılmayan bir üniversitenin başarılı olmasına imkanı olmadığını da dile getiren Kaya, “Üniversiteleri zapturapt altına alarak Türkiye’yi geleceğe taşıyamazsınız. Belki bugünkü konjonktürde iktidar sürenizi uzatabilirsiniz, ancak geleceğimizi kaybederiz” uyarısı yaptı.