Türkiye’de Medyaya Güvenmeyenlerin Oranı Yüzde 40

0
247

Reuters’ın yaptığı araştırmaya göre, Türkiye’nin yüzde 40’ı medyaya güvenmiyor. Son bir haftada yalan haberle karşılaştıklarını söyleyen katılımcı oranlarında, Türkiye yüzde 49 ile birinci sırada yer alıyor.  Araştırma sonuçlarını değerlendiren Barış Akademisyeni ve um:ag Genel Yayın Yönetmeni Doç. Dr. Tezcan Durna, “Türkiye, fake haberler cenneti olarak karşımıza çıkıyor. Bir toplumun bilgi alma kaynakları tıkanırsa, yalan ve riya yaygınlaşır” dedi.

Ayça ONURALMIŞ

Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü 2018 Dijital Haberler Raporu’nun Türkiye eki yayımlandı. Araştırmaya göre, Türkiye’de medyaya güvenenlerin oranı yüzde 38 iken güvenmeyenlerin oranı yüzde 40 oldu. Medyaya güvensizlik oranının geçen yıla göre yüzde 2 arttığı Türkiye, araştırmaya katılan 37 ülke arasında habere güvensizlikte Yunanistan, Bulgaristan ve ABD ile birinciliği paylaşıyor. Kendilerini sağ görüşe yakın olarak beyan eden kişilerin haberlere ulaştıkları öncelikli mecra yüzde 59 oranı ile televizyon olurken, kendini sol görüşe yakın olarak tanımlayan kişiler yüzde 45 oranı ile haberlere internet üzerinden ulaşıyorlar.

Kendini sağcı olarak nitelendirenlerin yüzde 59’u, solcu olarak nitelendirenlerin yüzde 48’i, merkezde görenlerin ise yüzde 49’u yalan haberlere maruz kaldığını ifade ediyor. Anket katılımcılarının yüzde 53’ü sadece belirli bir gündemi öne çıkarmak için doğru bilginin çarpıtıldığı hikayelerle karşılaştıklarını belirtiyor. Katılımcıların yüzde 49’u karşılaştıkları yalan haberlerin ‘siyasi veya ticari amaçlı üretilmiş haberler’ olduğunu; bir o kadarı da ‘yanıltıcı başlıklar, çarpıtma ve yanlış bilgi içeren kalitesiz gazetecilikten kaynaklı yalan haberlere’ maruz kaldıklarını belirtiyor. Üçüncü sırada ise yüzde 44 oranıyla yeni bir haber gibi gözüken fakat içeriği reklam olan başlıklar’ geliyor. Başta politikacılar ve diğer herkes tarafından ‘yalan haber’ ifadesinin beğenilmeyen haberlere karşı yanlış kullanımı da katılımcıların son bir haftada maruz kaldıkları yanıltıcı içerikler arasında yüzde 40 oranla yer alıyor. Son olarak katılımcıların yüzde 32’si ‘sadece hiciv içerikli mizah amaçlı üretilen haberlere de sıkça rastladıklarını belirtiyor. Son bir haftada üretilmiş yalan haberle karşılaştıklarını söyleyen katılımcı oranlarına bakıldığında, araştırmaya dahil ülkeler arasında Türkiye yüzde 49 ile birinci sırada yer alıyor.

‘TÜRKİYE FAKE HABERLER CENNETİ’

Barış Akademisyeni ve Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı (um:ag) Genel Yayın Yönetmeni Doç. Dr. Tezcan Durna, araştırma sonuçlarını halagazeteciyiz.net’e değerlendirdi. Bu sonuçlara göre, Türkiye’nin ‘fake haberler cenneti’ olduğunu söyleyen Durna, son 16 yıl içinde AKP iktidarının, Türkiye’de daha önceki iktidarların defalarca deneyip de başaramadığı bir şeyi başardığına dikkat çekerek, şöyle konuştu:

“İyi kötü işleyen, her türlü arızasına ve sorununa rağmen, hiç değilse satır aralarını okuyarak bazı bilgi kırıntıları bulabildiğimiz medyayı tamamen teslim alarak, hatta bir nevi taşeronlaştırarak, neredeyse hiçbir şekilde medyanın yüzde 90’ından fazlasında gazetecilik yapılamaz hale getirdi. Kuşkusuz hala gazetecilik yapmaya çalışan minimalist gruplar var. Sol cenahtan da liberal cenahtan da hala gazetecilik faaliyeti yürütüp insanları bilgilendirmeye çalışanlar var. Ancak bu gruplar, her şeyden önce tiraj ve buna eşlik eden dağıtım ağındaki bağımlılık sıkıntısıyla karşı karşıya. Bu nedenle istediğiniz kadar haber yapın, dosya oluşturun, bunu geniş kitlelere ulaştıramadığınız sürece yaptığınız haberin etkisi sınırlı oluyor.”

‘BAŞKA TÜRLÜ ARAYIŞLARA GİRMEK GEREKİYOR’

Tezcan Durna, iktidarın 15 yıl içerisinde dini kullanarak oluşturduğu çıkar birlikteliğiyle ‘sisli, puslu bir kamuoyu’ yarattığını ve kitlenin AKP’nin yanlış işler yaptığı yönündeki haberlere inanmadığını söyledi. Bu kitlenin, sisin ve pusun ortasında gerçeklerin kendisine ulaşacak bir yol bulmasının imkansız hale geldiğini vurgulayan Durna, şöyle devam etti:

“Gerçeklerin buna inanmaya hazır kitlelere değil, bunlara kuşkuyla bakan kitleye ulaşması gerekir ki bir değişikliğin, en azından seçim yoluyla bir değişimin yolu açılabilsin. Bu kanal iktidarın oluşturduğu medya yapılanması tarafından tıkanmış durumdadır. Sosyal medya mecralarında, internet ortamında, alternatif mecralarda yapılan haberler, yayılmaya çalışılan bilgiler, ancak belirli bir kitleye ulaşabiliyor, bu kitle ise zaten bu bilgilerin arayışı içinde. Bu bilgilerin arayışı içinde olmayan kitle ise AKP’ye gerçek anlamda hesap sorup, onun gücünü kıracak kitle. Ancak bu kitleye ulaşmak da imkansız durumda. Aynı şeyin etrafından dolanıp duruyoruz. Aslında hem iktidar hem de muhalefet açısından fiili bir pata pat durum söz konusu. İktidar bunun pata pat değil de kendi lehine çoğunluk olduğuna hem iktidar odaklarını hem de uluslararası kamuoyunu ikna etmeye çalışıyor. İkna edemediği durumlarda baskı, sopa, yıldırma gibi yollara başvuruyor. Bunun gerçekten de böyle olduğunu geniş kitlelere anlatmak için artık iletişim araçları yetersiz gelmeye başladı. Başka türlü arayışların içine girmek gerekiyor.”

‘AKP, ANA AKIM MEDYAYI ORTADAN KALDIRILDI’

Durna, son 16 yıldır ortaya çıkan medya yapılanmasını daha öncekilerden ayıran en önemli şeyin, medyanın artık birtakım sermayedarların elinde bulunması olduğunu söyledi. 2000’li yıllarda medya gruplarının birkaç holdingin elinde bulunduğunu, Doğan Medya Grubu’nun bunlardan en öne çıkanı olduğunu anımsatan Durna, “Her ne kadar bu medya grupları da hükümete ortak olmuş bazı siyasi partilerle çıkar ilişkileri içindeydiyse de yine kendi çıkarları adına elde ettikleri bilgileri kamuoyuna duyurma gibi eğilimlere giriyorlardı. Bu sayede kamuoyu bazı gerçekleri öğrenebiliyordu” dedi.

AKP iktidarı döneminde, kademeli olarak ana akım medyanın tamamen ortadan kaldırıldığını ve bağımlı parti yayın organları haline getirildiğini aktaran Durna, şöyle konuştu:

“Doğan Medya Grubu’nun Demirören Grubu’na neredeyse talimatla devri, ağır aksak devam eden ana akım medyanın sonunu getirdi. Hürriyet kuşkusuz yıllarca Türkiye basınının amiral gemisi olarak tanımlanır. Bu geminin fırtınalı zamanlarda sık sık su aldığı, olmayacak işler yaptığı, neredeyse tetikçilik yaptığı zamanlar kuşkusuz oldu. Ancak yine de burada yapılan gazetecilik ve yayımlanan haberler sayesinde bir şekilde bu memlekette kısa ya da uzun vadede bizleri nelerin bekliyor olabileceğine dair birtakım kestirimlerde bulunabiliyorduk. Şimdi ise ne Hürriyet ne de ana akım kaldı.”

‘BİLGİ KAYNAKLARI TIKANIRSA YALAN YAYGINLAŞIR’

“Memleketin dört bir yanı yansa, şu andaki bağımlı iktidar medyasında hala ülke güllük gülistanlık resmediliyor” diyen Durna, insanların gözlerinin içine baka baka yalan söylendiğini ve bu yalanların, güdümlü medya tarafından büyük puntolarla, tekrarlanan anonslarla verildiğini kaydetti. Yalan/fake/uydurma haberin artık norm haline gelmiş olduğuna dikkat çeken Durna;

“Artık bunu soran, sorgulayan kimse yok neredeyse. Zira insanlar gazetelerden, televizyonlardan umudunu kesmiş durumda, en azından AKP’yi koşulsuz desteklemeyen insanlar bu umudu kesmiş durumda. Ancak koşulsuz destekleyenler de zaten ne verilirse onu almaya hazır durumdalar. Sorgulamak, hesap sormak, kuşkulanmak gibi bir niyeti olmadığı için, ne verilirse onu kabul ediyor” dedi.

Bu gelişmelerin memleketin geneline büyük zararlar verdiğini, ancak en çok da gazetecilik mesleğinin büyük zararlar gördüğünü dile getiren Durna şu değerlendirmeyi yaptı:  “Gazetecilik faaliyeti zaten uzun zamandan beri Türkiye’de en az güvenilen meslekler arasında yer alıyordu. Bunda magazin gazeteciliğinin büyük payı vardır. Sansasyon merakı, insanları ekrana bağlı tutma kaygısı gibi güdüler, gazeteciliğin içinden doğru gelişmesi gereken norm arayışlarını sekteye uğrattı yıllarca. Ancak bunlara son zamanlarda, bizzat iktidarın, geniş halk kitlelerine liderlik ettiği düşünülen kişinin bizzat gazetecileri, gazete patronlarını vs. azarlaması gazetecilik mesleğine duyulan son saygı kırıntılarını da ortadan kaldırdı. Şu anda demokrasiyle birlikte en fazla tehlike altında olan şey bizatihi gazetecilik mesleğinin kendisidir. Bu da çok vahim bir durumdur. Zira bir toplumun bilgi alma kaynakları tıkanırsa, yalan ve riya yaygınlaşır, ki son zamanlarda bunun etkilerini yoğun biçimde yaşıyoruz.”