Ankara’nın demokratik reform sürecine geri dönmesini isteyen AB, Türkiye’deki gelişmelerden duyduğu endişesini koruyor. AB’nin Türkiye’ye verdiği sözleri yerine getirmediğini düşünen Ankara ise AB ile ilişkileri nasıl yürüteceğine kafa yoruyor.

Hilal Köylü

AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Johannes Hahn ve AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogheri’nin katılımıyla Ankara’da gerçekleştirilen Türkiye-AB Yüksek Düzeyli Siyasi Diyalog Toplantısı, Türkiye-AB ilişkisinde son dönemde yaşanan gerilimin dozunu daha da artırdı.

Ankara’ya gelmeden çok kısa süre önce “Türkiye’yle üyelik müzakereleri bitirilsin” diyen Hahn, bu açıklamasının hemen ardından Osman Kavala soruşturması kapsamında İstanbul’da akademisyenlerin gözaltına alınmasını, Ankara’nın AİHM’in Demirtaş’ın serbest bırakılması yönündeki kararına karşı koymasını tek tek not etmişti adeta. Hahn Ankara’da bu gelişmelerin AB’de “büyük endişe” yarattığını açıkça dile getirmekten çekinmedi. Mogherini de olağanüstü hal döneminin geride kaldığını belirterek, Türkiye’nin bir an önce hukukun üstünlüğüne uyan bir pozisyon alması gerektiğinin önemine vurgu yaptı.

Toplantıda Türk hükümetini Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuoğlu temsil etti. Türk toplumunda AB’ye güvenin kalmadığını dile getiren Çavuşoğlu, terörle mücadele ve Suriyeli mülteciler konusu başta olmak üzere AB’nin Türkiye’ye destek vermediğinden yakındı.

Toplantı sonrasında yayımlanan ortak açıklamada ise Türkiye reform sürecine, hukukun üstünlüğüne bağlılığını yineledi. AB, Türkiye’yi yakından izlemeye devam edecekti. Ankara, önümüzdeki günlerde güncellenen Yargı Reformu Strateji Belgesi’ni açıklamaya hazırlansa da, AB yolunda ‘tam üyelik hedefi’nden sapmayacağını dile getirse de, Brüksel koridorlarında Türkiye’yle ilişkilerin nasıl yürütüleceği tartışma konusu oluyor.

Öyle ki; Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raportörü Kati Piri de kısa bir süre önce ‘mevcut koşullarda anlamı kalmadığı için Türkiye ile katılım müzakerelerinin resmen askıya alınmasını’ istemişti. Piri’nin raporu Avrupa parlamentosunda tartışılacak ancak Türkiye ile katılım müzakerelerinin askıya alınması için AB’ye üye 28 ülkenin bu konuda oybirliğine varması gerekiyor. Böylesi bir oybirliği zor göründüğü, oybirliği olsa bile Türkiye ile ilişkilerin nasıl bir formata oturtulacağı konusunda kafalar karışık olduğu için Türkiye-AB katılım müzakerelerinin birden askıya alınması zor görünüyor. Ama açık olan bir şey var ki; Türkiye ile müzakerelerde yeni hiçbir başlık açmama konusunda kararlı olan AB Komisyonu, Türkiye’ye ev ödevlerini hatırlatmayı, tam üyelikten çok ‘stratejik ortaklıktan’ bahsetmeyi sürdürecek.

‘İLİŞKİ İLERLEMİYOR’

Peki, Türkiye-AB ilişkisi nasıl ilerleyecek? Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi Başkanı Sinan Ülgen’e göre ancak Türkiye kendisi isterse AB’ye tam üyelik sürecini bitirebilir. Bu noktada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Biz AB üyeliğini referanduma götürebiliriz” çıkışını hatırlatan Ülgen, “Üyelik ilişkisinin ilerlemediği bir gerçek. Bunu iki taraf da pratikte görmüş durumda” diyor. İlişkinin ilerlemesi için taraflardan birinin mutlaka ileri bir adım atması gerektiğine vurgu yapan Ülgen, gelinen noktada Türkiye’nin reformist yaklaşımını öne çıkarak ilişkileri düzeltebileceğini düşünüyor. Ancak, bu yaklaşımını gösterecek adım bir türlü atılamıyor. Bu adım atılamadığı için de yakın gelecekte Türkiye-AB ilişkisinin ilerleme şansı çok düşük.

Türkiye’nin bir dönem AB Daimi Temsilciliği görevini de yapmış olan emekli büyükelçi Selim Kuneralp ise bu şansın yakın gelecek bir yana, bundan böyle hiç yakalanamayacağını düşünüyor. “Çünkü Batı’dan tamamen kopmuş bir Ankara var. Hükümetin reform konusunda uzun süredir isteksiz olduğunu AB de anlamış durumda” diyen Kuneralp, Türkiye-AB ilişkisinin ‘koptu-kopacak’ noktasında olduğu tespitini yapıyor.

Emekli bir diğer büyükelçi Faruk Loğoğlu Ankara’nın AB’den gelen eleştirileri ‘samimiyetle dinlemesi gerektiğine’ vurgu yapanlardan. Loğoğlu, ‘hukukun üstünlüğü’ prensibinin Türkiye’yi daha da güçlü kılacağını, Türkiye’ye yatırımları ve güveni artıracağını söylüyor. Loğoğlu, “Tamam AB istiyor diye değil ama halkımızın geleceği için, çağdaş dünyadaki payımızı, katkımızı artırmak için Türkiye’nin reformist yaklaşımı ortaya konabilir. Batı’yla kavganın hiçbir yararı yok. Kavgayı bırakalım” diyor.

İLİŞKİLER NORMALLEŞİR Mİ?

Türkiye; 15 Temmuz sonrası ilan edilen OHAL, on binlerce kamu çalışanının işine son verilmesi, basın özgürlüğü konusundaki eksikler ve seçilmiş vekillerin tutuklanması gibi uygulamalar nedeniyle Nisan 2017’de Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) tarafından “denetim” sürecine alındı. AKPM denetim sürecine alınmak siyasi planda Kopenhag siyasi kriterlerini yerine getirmemek anlamına geliyor. Türkiye’ye Haziran 2004’te AKPM’nin denetim sürecinden çıkarılmasının ardından AB ile üyelik müzakerelerine başlayabileceğinin söylenmesi tesadüf değildi. Ankara’nın AB ile siyasi planda yeniden normalleşme için öncelikle bu süreçten yeniden çıkması gerekiyor. Burada da en büyük görev AKPM’deki Türk parlamenter heyetine ve TBMM’ye düşüyor.

AKPM; Nisan 2017’de Türkiye’yi denetim sürecine aldığı kararında, bu sürecin nasıl sonlanabileceği konusunda bir de yol haritası sunmuştu. Mutlaka ve öncelikli yapılması gerekenler listesi şeklinde hazırlanan yol haritasında; OHAL’in kaldırılması, TBMM onayı olmaksızın KHK’lar ile yönetime son verilmesi, tutuklu tüm vekillerin tutuksuz yargılanması, gazetecilerin tutuksuz yargılanması, OHAL Komisyonu’nun etkin ve bağımsız çalışması, bağımsız ve tarafsız yargının güvence altına alınması, ifade ve basın özgürlüğünün AKPM, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri ve Venedik Komisyonu kriterleri ve AİHM içtihadıyla uyumlu hale getirilmesi ve son anayasa reformuyla ilgili Venedik Komisyonu tavsiyelerinin hayata geçirilmesi istenmişti. Bu reformlar ve yasal değişiklikler denetim sürecinden çıkmanın olmazsa olmazını oluşturuyor.

AİHM’LE İLİŞKİLER NE OLACAK?

Buna ek olarak AİHM cephesinde son zamanlarda Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) bireysel başvurularda etkin bir iç hukuk yolu olup olmadığı konusunda soru işaretleri doğmuş durumda. AİHM’nin gelecekte bu yönde karar alması halinde Türkiye’den Strasbourg Mahkemesi’ne on binlerce dava başvurusu riski bulunuyor. Terörle mücadelede gözaltı süreleri, ifade ve medya özgürlüğü önündeki engeller, cumhurbaşkanına hakaretle ilgili dava dosyaları bugün Türkiye’den gelen şikayetlerde öne çıkan belli başlı sorunlar. AİHM kaynakları özellikle hakaret davalarında Türk mahkemelerinin aşırı tazminata hükmettiğine dikkat çekiyor. AİHM buna karşılık Ankara’nın son zamanlarda sistematik olarak başvurduğu “dostane çözümlerde” durumun iyiye gittiğini söylüyor.

AB VE TÜRKİYE İÇİN KRİTİK TAKVİM

Türkiye’nin AB ile temel sorunlarından biri de Avrupa Parlamentosu (AP) ile ilişkiler. Bundan 10-15 yıl önce AP içinde Türkiye’nin üyelik perspektifini ilke olarak destekleyen, çoğu sosyal demokrat, liberal ve çevrecilerden oluşan önemli bir kesim vardı. Bu kesim Gezi Parkı olaylarından sonra Türkiye’den uzaklaşmaya başladı, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ise Türkiye’yi tamamen bıraktı. Hatta bu gruplar bugün Türkiye’yle AB arasındaki müzakere sürecinin tamamen sonlandırılmasını isteyenlerin başını çekiyor.

AP’nin 2014-2019 yasama döneminin son Türkiye raporu Şubat 2019’da nihai oylamaya sunulacak. Raporda, ilk defa, Türkiye ile katılım müzakerelerinin askıya alınması çağrısı yer alacak. Rapor Türkiye’de bazı çevreler tarafından “bağlayıcılığı yok” iddiasıyla küçümsenecek de olsa, ilk defa bir AB organının katılım sürecindeki bir aday ülkeyle müzakerelerin sonlandırılmasını isteyecek olması bakımından önem taşıyor. AB’nin yükselen yıldızı olan AP’nin alacağı bu karara Avrupa Komisyonu ve AB Konseyi’nin vurdumduymaz kalması mümkün değil.

Dahası, Mayıs 2019’da AP seçimleri yapılacak. Bu seçimler AB’de şu anda iktidarda olan birçok lider ve parti için hayati öneme sahip. Bu lider ve partilerin AB toplumları bünyesinde pek popüler olmayan Türkiye dosyasında önümüzdeki aylarda adım atmaları olası görünmüyor. Yükselişte olan aşırı sağcılık, milliyetçilik, muhafazakarlık, popülizm ve İngiltere’nin AB’den çıkışıyla ilgili müzakereler de genişleme süreci konusunda ılımlı liderlerin elini kolunu bağlamakta. Mayıs 2019 seçimleri sonrası AB’nin geleceği konusunda yepyeni bir tartışmanın başlayacağı beklentisi hakim.

Türkiye-AB arasında son yıllardaki krizlere rağmen “al şunu-ver şunu” olarak nitelenebilecek pragmatik bir ilişki yaşanıyor. Görünebilir bir gelecekte, üyelik perspektifinin tamamen geri plana itildiği bu pragmatik ilişkinin bitmesi beklenmiyor. Bu da tarafları bu pragmatik ilişkiyi, vize serbestisi veya gümrük birliğinin güncellenmesi gibi dosyalarda elden geldiği kadar ilerletmeye, hatta karşılıklı çıkarlara odaklı sıkı ve özel bir ilişki formatıyla sonsuzlaştırmaya itebilir.