Çalışanlar dilim dilim soyuluyor

0
1070

2019 yılında geçerli olacak yeni asgari ücretin belirlenmesi çalışmaları sürerken; mevcut vergi sisteminin özellikle ücretli çalışanları, sendika uzmanı Onur Bakır’ın deyimi ile “dilim dilim soyduğu” da ortada. Mevcut vergi sistemi işvrenden yüzde 20, çalışandan ise yüzde 27’ye varan oranlarda vergi kesilmesini getiriyor. Asgari ücretli yılın başında aldığı ücreti, yıl sonunda alamadığı gibi yılda iki ay vergiye çalışıyor.

İrfan Uçar

Yeni asgari ücret rakamı bu ay bitmeden belli olacak. Ancak çalışanların eline geçecek ücret miktarını Gelir Vergisi’ndeki dilimler doğrudan etkiliyor. Sendika uzmanı Onur Bakır çalışanların “Dilim dilim soyulduğu” iddiasında. Vergi dilimleri tavanının düşük tutulması sonucunda asgari ücretli yılda 2 ay vergiye çalışıyor. Sendika uzmanı Onur Bakır, işverenden sadece yüzde 20, çalışandan ise yüzde 27’ye kadar çıkan oranlarda kesinti yapan vergi sistemini halagazeteciyiz.net’e anlattı:

Gelir vergisi dilim sınırları kim tarafından ve nasıl belirleniyor?

Gelir vergisi dilim sınırlarının nasıl güncelleneceği Gelir Vergisi Kanunu ve Vergi Usul Kanunu ile düzenlenmiştir. Mevzuata göre her yıl, Ekim ayının sonunda, geriye doğru bir yıllık Üretici Fiyat Endeksinin (ÜFE) ortalamasına bakılır. 12 aylık ortalama ÜFE oranı, yeniden değerleme oranıdır ve takip eden yılbaşında gelir vergisi dilim sınırları bu oranda artırılır. Ancak bu biçimde elde edilen vergi dilimi sınırlarını, yine kanun uyarınca yüzde 50’sine kadar artırmaya veya eksiltmeye Cumhurbaşkanı yetkilidir. Bu yetki, Anayasa değişikliği yürürlüğe girmeden önce Bakanlar Kurulu’ndaydı. Sonuç olarak eskiden Bakanlar Kurulu’nun, artık Cumhurbaşkanının son sözü söylediği vergi dilimi sınırları, Maliye Bakanlığı’nın her yıl yayınladığı tebliğ ile ilan edilir.

Tavan belirlenirken esas alınan kıstas doğru ve rasyonel midir? Bu konuda bir yanlışlık ya da manipülasyon yapılıyor mu?

İki sorunla karşı karşıyayız.

Birinci olarak, ücretlere ne kadar vergi uygulanacağı, tüketici enflasyonuna yani TÜFE’ye göre değil üretici enflasyonuna göre belirleniyor. Oysa ücret ve maaş artışlarında dikkate alınan kıstas ÜFE değil TÜFE’dir. Dolasıyla vergi dilimi sınırları belirlenirken uygulanan ÜFE kıstası ne doğrudur, ne de rasyoneldir. Öte yandan yıllık ÜFE artışı yerine Ekim ayından geriye giderek 12 aylık ortalamanın alınması da isabetli değildir.

Ücret ve maaşların her yıl en az bir önceki yılın TÜFE’si oranında arttığını varsayarak söyleyecek olursak, ÜFE’nin TÜFE’nin altında kaldığı yıllarda, ücret ve maaş geliri elde edenler yani işçiler ve kamu personeli daha çok vergi öderler. Çünkü ücret ya da maaşları, vergi dilimi sınırlarından daha çok artmış olur. Bu nedenle 2. ve 3. vergi dilimine daha erken girerler ve daha yüksek oranda vergi ödemeye daha erken başlamış olurlar. Eğer ücret ya da maaş artışları TÜFE’nin de üzerinde olursa, kayıp daha da büyük olur. 2009-2018 yılları arasına baktığımızda TÜFE’deki toplam artışın ÜFE’den yüksek olduğunu ve bu nedenle kayıp yaşandığını görüyoruz.

Ancak sorun bununla sınırlı değil. Çünkü ÜFE’ye göre belirlenmiş değerleme oranı ne olursa olsun, bu orana göre güncellenen rakamlar kaç çıkarsa çıksın, son sözü geçtiğimiz yıllarda Bakanlar Kurulu söyledi, artık Cumhurbaşkanı söyleyecek. 2009-2018 yılları arasında Bakanlar Kurulu, vergi dilimi sınırlarını hep ÜFE oranının altında güncelledi. Yani Bakanlar Kurulu, son 10 yıldır takdir yetkisini her seferinde işçilerin ve kamu çalışanlarının aleyhine kullandı. Böylece vergi dilimi sınırları, bırakalım TÜFE oranında artmayı, ÜFE oranında bile artmadı.

2. vergi dilimi sınırı bakımından normalde olması gereken nedir, bugünkü durum nedir?

2008 yılında 2. vergi dilimi sınırı 7 bin 800 TL’ydi. Bu rakam 2018 yılı itibariyle 14 bin 800 TL. Eğer 2008 yılında 7 bin 800 TL olan 2. vergi dilimi sınırı her yıl bir önceki yılın TÜFE’si oranında güncellenmiş olsaydı, bugün bu sınır 17 bin 519 TL olacaktı. Eğer 2. vergi dilimi sınırı, kanunda öngörülen yöntemle ÜFE üzerinden güncellenseydi, bugün 16 bin 413 TL olacaktı. Dolayısıyla TÜFE-ÜFE farkından kaynaklı olarak bin 106 TL’lik emekçi aleyhine bir fark doğuyor. Ancak gerçek kayıp bu değil. Çünkü Bakanlar Kurulu, her yıl ÜFE’nin altında bir güncelleme yaptı. Buradan da bin 613 TL’lik emekçi aleyhine bir fark oluştu. Toplamda 2 bin 719’luk TL’lik bir fark var. Bu kaybın 3’te 1’i TÜFE yerine ÜFE’nin tercih edilmesinden, 3’te 2’si ise Bakanlar Kurulu’nun yetkisini emekçinin aleyhine kullanmasından kaynaklanıyor.

3. vergi dilimi sınırında da aynı sorun yaşanmış olsa gerek…

Üçüncü vergi dilimi sınırına baktığımızda fark daha da büyüyor. Çünkü 2010 ve 2017 yıllarında Bakanlar Kurulu, 3. vergi diliminde hiçbir artış yapmadı ve bir önceki yılın rakamını uyguladı. 2008’de 3. vergi dilimi sınırı 19 bin 800 TL’ydi. 2018 itibariyle bu sınır 34 bin TL. Eğer sınır TÜFE oranında güncellenseydi 44 bin 471 TL olacaktı. Arada 10 bin TL’nin üzerinde devasa bir fark var. Eğer Bakanlar Kurulu, yetkisini kullanmasa, ÜFE üzerinden güncelleme yapılsaydı, bu sınır 41 bin 663 TL olacaktı. Yani 10 bin TL’lik farkın 4’te 1’i TÜFE-ÜFE farkından, 4’te 3’ü ise Bakanlar Kurulu’nun işçiyi, emekçiyi daha çok vergiye boğma iştahından kaynaklanıyor.

Somutlayacak olursak, vergi dilimi sınırlarındaki bu fark işçilere nasıl yansıdı?

Birinci vergi dilimi sınırı içinde vergi oranı yüzde 15, ikinci dilimde yüzde 20, üçüncü dilimde yüzde 27, dördüncü dilimde ise yüzde 35. Mantık olarak düşük ücretlilerin hep 1. vergi dilimi sınırı içinde kalması gerekiyor. Ancak açıkladığım nedenlerden kaynaklı olarak Türkiye’de asgari ücretliler 2014 yılından bu yana yıl içinde 2. vergi dilimine de giriyor. Yani bırakalım düşük ücretlileri, en düşük ücret alanlar bile yılın belli bir döneminde yüzde 20 üzerinden vergi ödüyor.

‘ASGARİ ÜCRETLİ 2 AY VERGİ İÇİN ÇALIŞTI’

Asgari ücretlinin vergi kaybının karşılanması yönünde bir düzenleme vardı?

Asgari ücretlilerin 2. vergi diliminden kaynaklanan kayıplarının karşılandığı iddiası koca bir yalan! Eğer işçinin 2. vergi dilimi nedeniyle eline geçen ücret bin 603,12 TL’nin altına düşerse, sadece bu ücret ile bin 603,12 TL arasındaki fark karşılanıyor. Örneğin iki çocuğu olan, eşi çalışmayan asgari ücretli işçi, asgari geçim indirimi ile birlikte Ocaktan Ağustosa kadar bin 679,23 TL aldı. İşçi Eylül ayında 2. vergi dilimine kısmen girdi ve eline geçen tutar bin 642,93 TL’ye düştü. Yılın geri kalan aylarında işçi tümüyle 2. vergi diliminden vergilendirildiği için 1 bin 603,12 TL alabiliyor. Aslında işçinin ücreti bin 603,12 TL’nin de altına düşmüştü ama sadece bu tutarın altındaki kayıp iade ediliyor. Yine de asgari ücretli, iki çocuklu, eşi çalışmayan işçi bu yıl sırf vergi dilimlerindeki manipülasyon nedeniyle 264,63 TL fazladan vergi ödedi. Asgari ücretli işçinin 2018’de ödediği toplam gelir vergisi ise 3 bin 369,76 TL oldu. Yani asgari ücretli 2 ay vergi için çalıştı.

İşçinin ücreti arttıkça, vergi dilimi soygunundan kaynaklı olarak yaşadığı kayıp da artıyor. Örneğin Ocak ayında Asgari Geçim İndirimi dâhil 3 bin TL alan bir işçinin ücreti, işçinin 2. vergi dilimine kısmen girdiği Mayıs ayında 2 bin 893,52 TL’ye, 2. dilime tamamen girdiği Haziran-Ekim ayları arasında 2 bin 830,71 TL’ye, 3. dilime kısmen girdiği Kasım ayında 2 bin 603,55 TL’ye, 3. dilime tamamen girdiği Aralık ayında ise 2 bin 593,69 TL’ye düştü. Yani yılbaşı ile yıl sonu arasında 400 TL’yi bulan bir fark var. Eğer son 10 yılda vergi dilimleri TÜFE oranında güncellense bu işçi 3. dilime hiç girmeyecek, patronu yüzde 20 vergi öderken, işçi yüzde 27 oranında vergi ödemeyecekti. Eğer TÜFE oranında güncelleme yapılsaydı işçi 2. vergi dilimine Mayıs’ta değil, Haziran’da girecekti. Bu işçi, TÜFE oranında güncelleme yapılmadığı için 2018 yılında fazladan 600 TL daha gelir vergisi ödedi. İşçinin son 10 yılda gelir vergisi dilimi soygunu nedeniyle fazladan ödediği vergi ise 3 bin TL’yi geçiyor.

Ayda 3 bin TL ile ev geçindirmeye çalışan bir işçinin bu yıl toplam ödediği gelir vergisi 7 bin 850 TL’yi buldu. Yani işçi yılın 2,5 ayı vergi için çalışmış oldu.

Emek örgütleri vergi dilimi sınırlarının belirlenmesinde söz sahibi olmalı mıdır?

Kesinlikle! Emek örgütleri söz sahibi olmadığı için bu noktadayız zaten. Asgari ücretlinin 2. dilime girdiği, 3 bin TL alan işçinin 3. dilime bile girip patronundan daha çok vergi ödediği bir sistem; akla, mantığa, hakka, hukuka, hakkaniyete, Anayasa’nın 73. maddesinde yer alan “herkesten mali gücüne göre vergi alınması” ve “vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı” ilkesine aykırıdır. Tam da bu yüzden örneğin asgari ücret vergi dışı bırakılmalı, düşük ücretlilerin vergi oranı yüzde 10’da, yoksulluk sınırı altında ücret alanların vergi oranı ise yüzde 15’te sabitlenmelidir. Rakam ve oranlar tartışılabilir. Ama mevcut vergi sisteminin adaletsiz olduğu ve baştan aşağı değiştirilmesi gerektiği tartışmasızdır.