Mesleğe ömrünü veren mimarlar yekpare bir Cumhuriyet mimarisi olmadığını, var olanın da korunamadığını söylüyor. Mimarlar, son dönemde öne çıkan TOKİ, AVM gibi yapılaşmaları “patates baskı binalara”, “günümüzün gecekondularına” benzeterek, bu dönemin mimarisine yoğun eleştiri getiriyorlar.

İrfan Uçar

Mimarlar Odası Ankara Şubesi, mesleğinde 30, 40, 50, 60 yılını dolduran mimarlara ödül verdi. Mimarlığa ömrünü vermiş insanlar Cumhuriyet döneminin özgün bir mimari üretip üretmediği konusunda ayrışırken; TOKİ, AVM gibi yapılaşmaların da “patates baskı binalara benzetmede” ortaklaşıyorlar.

Mahmut Erdem

60 yıllık mimar Mahmut Erdem Cumhuriyet döneminin kendine özgü bir mimariyi “belli ölçüde” oluşturduğunu ama noksanlıklar bulunduğunu söylerken, 30 yıllık mimar Gül Güven “Cumhuriyet dönemi mimarisi diye bir şey olduğu, devamının olmadığı” görüşünde.

Gül Güven

Güven, Sedat Hakkı Eldem’in İstanbul’da yaptığı binaların Cumhuriyet döneminin tipik örneği olduğunu söylüyor. Mimar Yakup Hazan ise Ankara Ulus ve civarındaki yapıları örnek olarak göstererek, “1960’larda modern mimarinin Türkiye’ye gelmesiyle birlikte bir takım izleri görüyoruz. Ama daha sonra Cumhuriyet dönemi mimarisinden söz etmek mümkün değil” diyor.

Ruşen Keleş

Cumhuriyet’in bir mimari yarattığı görüşünde olan Kent bilimci Prof. Dr. Ruşen Keleş ise “Erken Cumhuriyet döneminin çok güzel yapıları vardı” vurgusunu yapıyor. Keleş ekliyor: “Cumhuriyet dönemi mimari yapıtları gereği gibi korunamadı. İller Bankası binası olsun, başka yapılar olsun göz kırpmadan yıkılmıştır. Türkiye için çok büyük kayıp.” Mimar Aslı Özbay da, Cumhuriyet döneminin en önemli başyapıtlarını birer ikişer kaybettiklerini ifade ediyor ve “Mesela İller Bankası binası bizim için bir kalp yarasıdır. Bu binanın ne kadar önemli bir eser olduğunu maalesef bu iktidara anlatamadık” eleştirisinde bulunuyor.

CUMHURİYET MİMARİSİ YEKPARE DEĞİL

Nazi döneminde Almanya’dan kaçıp gelen ve Türkiye’deki üniversitelerde ders veren hocaların mimari stilinin 1950-60’lı yıllardaki binalarda görüldüğünü ifade eden Gül Güven, Ankara’nın başkent ilan edilmesiyle birlikte Mustafa Kemal Atatürk’ün davet ettiği Alman mimarların da etkisine dikkat çekiyor. Aslı Özbay ise mimarideki stili etkileyenlerin çerçevesini biraz daha genişletiyor “Tek başına Alman hocalar değil, o dönemlerde gelen İtalyan, İsviçreli hocalar da vardı” diyor. Özbay, Osmanlı’da yetişmiş Mimar Kemalettin Bey’in etkilerinin de göz önünde bulundurulması gerektiğini savunuyor ve “O kadar yekpare bir Cumhuriyet dönemi mimarisinden bahsetmek doğru değil bence. Kendi içinde çeşitliliği bulunan ama niteliği üst düzeyde olan bir yapı üretim dönemiydi” diyor. Özbay bu etkileşimi ve üretimin 1930-50 hatta 1970’lere kadar uzandığını da ekliyor. Prof. Dr. Ruşen Keleş ise İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’dan kaçıp gelen Ernst Ruter’ın Ankara Üniversitesi SBF’de ilk Şehircilik Kürsüsü’nü açtığını ve kendisinin de buraya asistan olarak girdiğini, 65 yılını geçirdiğini hatırlatarak, “Onlar Türkiye’nin şartlarını olabildiği ölçüde dikkate alarak, değerlerini hesaba katarak mimari eserlerdeki danışmanlıklarını sürdürdüler” değerlendirmesini yapıyor.

TOKİ’LER GÜNÜMÜZÜN GECEKONDULARI GİBİ…

Son dönemde öne çıkan TOKİ üretimi binalar ile AVM’lere ilişkin görüşlerini açıklayan mimarlardan Mahmut Erdem, “Memlekete ve sosyal yaşantıya etkisi olacağını düşünüyorum, ama henüz faydalarını görmedik” diyor. Mimar Gül Güven ise “Günümüzün gecekondularını inşa ediyorlar. Kendi ağızlarından bir söylem bu” diyerek “İklim, yerellik, topografla gözetmeksizin patates baskısı gibi her ile, her semte aynı binaları yapmaktalar. Dolayısıyla fevkalade kötü sonuçlar doğurmakta” eleştirisini yöneltiyor. Mimar Aslı Özbay ise, “Aslında TOKİ çok önemli bir sosyal konut projesi olabilecekken çok önemli bir fırsatı kaçırdı” görüşünde. Özbay, “terk edilmiş tünel kalıp yöntemiyle yerel dokunun dikkate alınmadan nereye denk gelirse gelsin aynı tip binalar yapıldığı” eleştirisini yapıyor.

TOKİ ÇALIŞANLARI DA TOKİ’LERİ ELEŞTİRİYOR

Yakup Hazan

Mimar Yakup Hazan, “TOKİ ile yapılan yapıldı artık” diyerek geç kalındığını ifade ederken bunlar için “Hızlı üretilmiş gecekondu” tanımlamasını yapıyor. Hazan, TOKİ’lerin bir kısmının yıkılıp yeniden yapılacağını öne sürüyor ve Karayolları’nın şehirlerde yaptığı kimi üst geçitlerden vaz geçilmesini örnek gösteriyor. Aslı Özbay ise “Belki 50 yıl sonra dönüş mümkün olur. Yani artık olan oldu. Türkiye’nin bütün kentlerinde son derece çirkin, niteliksiz TOKİ siteleri var, geçmiş olsun” diyor. Gül Güven de “Hiçbir zaman çok geç değil. İnsanlık tarihini düşünürseniz süreçler aslında çok kısa. Elbette geri dönülür, doğa da kendini onarır” diyerek iyimser bir gözle yaklaşıyor. Prof. Dr. Ruşen Keleş ise TOKİ’nin aylık bültenlerinde çıkan yazıları referans vererek “Çok geç olduğu” kanısında. Keleş, TOKİ mensuplarının yazdığı yazılarda Kuzey Ankara girişinin çirkin şekilde ışıklandırıldığını, estetik problemlerin yanında enerji savurganlığı yapıldığını anımsatıyor. Keleş, TOKİ bültenindeki yazılılarındaki; ekonomik, sosyal ve estetik sorunların dışında uzun dönemde kanser vakalarına yol açabilecek sağlık sorunlarının kaynağı olduğu eleştirilerine de dikkat çekiyor.

OSMANLI MERMERLE CAMİNİN FERİŞTAHINI YAPTI

Aslı Özbay

Mimar Aslı Özbay, son dönem yapılan camilerin sahicilikten uzak olduğu eleştirisini yaparak Osmanlı ve Selçuklu’nun tek tip cami yapmadığını söylüyor. Özbay, kendileri gibi işin içinde olmayanların Ankara Hergele Meydanı’nda mermerlerle yapılan camiye bayılabileceğini belirterek, “Siz eğer 16. yüzyılda betonun, çeliğin, demirin olmadığı bir dönemde bunun feriştahının yapıldığını bilirseniz bunu yapmak insana ayıp gelir” diyor. Türkiye’nin bu dönem yapılan camilerine işaret ederek, “düşünsel olarak nerede olduğumuzun göstergesi” olduğunu ifade eden Özbay, “Bir kuble ve dört minare yapmakla güzel cami yapılmıyor” eleştirisini getiriyor.