Bir katılım biçimi olan sokakta siyaset konusunda uzman akademisyenlerin başında gelen Prof. Dr. Ayşen Uysal, Fransa’daki sarı yeleklilerin eylemlerinin hükümetin attığı adımlarla düşüş eğiliminde olduğunu söyledi. Uysal bu eylemlerin Türkiye’de ise hükümeti hem kaygılandırdığı hem de ona fırsatlar sunduğu görüşünde.

İrfan Uçar

İkinci yüksek lisansını ve doktorasını Paris Sorbonne Üniversitesi’nde yapan ve Sokakta Siyaset araştırma kitabının da yazarı olan Prof. Dr. Ayşen Uysal, hükümetin attığı adımlarla düşüş eğilimine giren Fransa’daki sarı yelekliler eylemlerinin Türkiye’de ise hükümeti bir yandan kaygılandırırken, bir yandan da fırsatlar sunduğunu söyledi. Uysal ile Fransa’daki eylemleri ve Türkiye’ye yansımalarını konuştuk.

Ayşen Uysal

Fransa’daki Sarı Yeleklilerin eylemleri amacına ulaştı mı?

Sarı Yelekliler eylemleri bazı kazanımlar elde etmekle birlikte, henüz amaçlarına ulaşamadı. Her ne kadar eylemler akaryakıt zamlarına karşı başlamış olsa da talepleri bu zamların durdurulması ile sınırlı kalmadı. Üstelik ekonomik taleplerle de sınırlı değildi. Temsili demokrasinin eleştirisi niteliğindeki çok önemli talepleri de içeriyordu. Siyasilerin siyaseti bir meslek olarak görmelerinden, ayrıcalıklı bir sınıf oluşturmalarına kadar bir dizi temel rahatsızlığı da dile getirdi eylemciler. Tüm bunlar temsili demokrasinin kadim sorunları ve bugünden yarına bir çırpıda çözülebilecek sorunlar değil. Diğer yandan, zenginlerden alınan servet vergisinin kaldırılması, buna karşılık düşük gelirlilerin vergiler altında ezilmesi ve satın alma gücünün düşüklüğü gibi meselelerde de hükümet önemli adımlar atamadı. Macron’un eylemleri sonlandırmak adına verdiği sözler ve nihayetinde bunların Fransız parlamentosunda yasal düzenlemelere dönüşmesi meselenin küçük bir bölümüne çözüm getirdi.

Eyleme henüz katılmayanların gözaltına alınması yani “önleme gözaltıları” eylemi nasıl etkiledi? Ve eylemler sönümleniyor mu?

Eylemlerin altıncı Cumartesi’si geride kalırken, Macron’un açıklamalarının ertesinde eylemlere katılım azaldı. Ancak bu, eylemlerin hemen sönümleneceği anlamına gelmeyebilir. Eylemlere, katılımcı sayısının çok üstünde bir halk desteği en baştan beri mevcuttu ve bu destek halen devam ediyor. Siyasal yelpazenin sağından ve solundan gelen geniş bir destek bu. Elbette eylemler ilelebet sürmeyecektir, her eylem döngüsü üç aşamadan geçer: Her şeyin mümkün gibi göründüğü yükseliş dönemi, radikalleşme aşaması ve düşüş aşaması. Yeni örgütlerin kurulması, kolektif eylemin rutinleşmesi, taleplerin en azından kısmen karşılanması ve eylemcilerin aktivizmlerini sonlandırmaları nedenleriyle eylemler düşüşe geçer. Diğer yandan, 6-7 hafta boyunca eylemleri sürdürmek yorucudur, eylemcilerin enerji ve zaman vakfetmeleri zaman içinde azalabilir. Kimi zaman baskı, kimi zaman taleplerin elde edilmesi, eylemlerin sönümlenmesine neden olabilir. Ya da sokak protestoları başka eylem biçimlerine dönüşebilir. Aslında eylemler kaçınılmaz olarak düşüşe geçer ve sönümlenir. Ancak söz konusu sorunlar devam ettiği sürece başka bir zamanda, benzer ya da başka biçimlerde yeniden ortaya çıkma olasılığı her zaman vardır. Dolayısıyla da düşüşe geçmeye başlayan Sarı Yelek eylemleri hemen bugün olmasa da sönümlenecektir.

Önleyici gözaltıların eylemlere katılımı düşürdüğüne dair ise elimizde bir veri yok. İfade ettiğim gibi, katılımdaki düşüş daha çok hükümetin attığı adımlarla ilintili görünüyor.

Türkiye’de hükümetin sarı yelek eylemcilerine yönelik söylem ve açıklamaları sert oldu. Bu, Gezi benzeri bir endişesinin ürünü olarak yorumlanabilir mi?

Ayşen Uysal

Sarı Yeleklilerin eylemleri Türkiye’de hükümeti hem kaygılandırdı hem de ona fırsatlar sundu. Arap Baharı olarak adlandırılan eylemlerin başlamasından itibaren hükümetin eylemlere dair endişesi giderek arttı. Gezi eylemleri bu endişeyi zirveye çıkardı ve yerleşik hale getirdi. Artık eylem düzenlenmesi olasılığından bile korkuyorlar. Tabi kendi teşvikleri ile düzenlenmediği sürece.

Sarı Yeleklilerin eylemlerinin hükümete sunduğu fırsatları da iki eksende düşünmek mümkün. İlki, AKP hükümetine insan hakları ihlalleri karşısında başta Fransa olmak üzere AB ülkelerinden sıklıkla eleştiriler geliyordu. Sarı Yeleklilere Fransız güvenlik güçlerinin uyguladığı baskı ve şiddet Türkiye hükümetine argüman sundu. Hükümet artık bu konuda “karşı sözünün” olduğunu düşünüyor. İkinci fırsat ise, kutuplaştırma siyasetini Gezi ve olası Sarı Yelek eylemleri üzerinden sürdürmesini sağlaması noktasında. Sürekli bir tehdit algısı çerçevesinde yönetmenin bir başka zeminini elde etti hükümet. “Kendisini alaşağı etmek isteyen güçler” yaklaşımı seçime giden süreçte tabanını konsolide etme konusunda söylemlerine malzeme oluşturdu, oluşturmaya da devam edecek gibi görünüyor. Beka siyasetine dayanan kampanyası, bekanın karşısına tehdit olarak eylemleri konumlandırıyor.

Artık sokak sadece iktidara ait bir mekân mıdır? Ekonomik krizin geniş kesimleri etkileyeceği önümüzdeki dönemde muhtemel protesto eylemleri beklenebilir mi?

Elbette sokak sadece iktidara ait bir mekân değil, artan baskıya rağmen farklı örgütler ve toplumsal kesimler sokağı açık tutma ve ona bir siyasal katılım mekânı ve biçimi olarak sahip çıkma mücadelesi veriyor. Bununla birlikte, Türkiye’de eylem düzenlemek çok zorlaşmış durumda. Çok büyük riskler üstlenmeyi ve bedeller ödemeyi gerektiriyor. Ancak baskı hiçbir zaman protestoyu tamamen ortadan kaldırmaz, bunu dünya tarihi açık bir biçimde ortaya koyuyor. Bununla birlikte, Türkiye’de eylem düzenlemekle ilgili tek sorun devletin uyguladığı baskı değil. Örgütlenme özgürlüğünün önündeki engellerden, mevcut örgütlerin durumuna, haber alma özgürlüğünün önündeki engellere kadar bir dizi faktör de eylem düzenlemeyi ve eylemlere katılımı etkiliyor.

Ekonomik krizler otomatik olarak eylemleri beraberinde getirmez. Ancak eylemler için bir kaynak oluşturur. Eylemlerin ve toplumsal hareketlerin ortaya çıkması için başka bir dizi kaynağa ihtiyaç vardır. “Ekonomik kriz var, Türkiye’de de eylemler başlayacak” yaklaşımı oldukça düz bir yaklaşım. Diğer kaynaklarda (örgütler, bilgiye erişim, vs.) sorun olduğu müddetçe kolektif eylemlerin düzenlenmesi son derece güç görünüyor. Ekonomik krize karşı Fransa’da, Yunanistan’da, İspanya’da, vs. eylemler yapılmış olabilir, ama bu Türkiye’de de yapılacağı sonucunu doğurmaz. Zira bağlamlar, siyasal sistemler, siyasi gelenekler son derece farklı.

Gezi davalarının yenilenmesi ve genişletilmesi, muhtemel eylemlerin önünü almaya yönelik bir gelişme olarak ele alınabilir mi? Yoksa seçime gidilirken krizin faturasının “darbe” gibi kodlanan Gezi eylemcilerine yıkılmak istenmesinin sonucu mudur?

Ben soruşturmaların genişletilmesinin olası eylemlerin önüne geçmek için yapıldığını düşünmüyorum. Daha önce de belirttiğim gibi, sürekli tehdit algısı yaratmada iktidara elverişli bir malzeme sunduğunu, kutuplaştırma siyasetinde yenilenen “düşman” profilleri yaratmayı mümkün kıldığını düşünüyorum. Seçim döneminde son derece elverişli bir propaganda aracı hükümet açısından.