‘Kentin belleğini hızla yok etmeye çalışıyorlar’

0
1140

Anadolu’nun ortasında bozkır diye küçümsenen bir kentti Ankara;  Atatürk, Cumhuriyetin başkenti ilan ederek, çağdaş ve aydınlık bir kent haline dönüştürene kadar. Şimdilerde ise ne yazık ki, o eski modern kimliğinden uzaklaştırılmaya çalışılıyor. Siyasetçilerin kendi dünya görüşlerini empoze etmek ya da rant uğruna yok etmek istediği Ankara’ya yıllardır sahip çıkan ise Mimarlar Odası Ankara Şubesi. Oda Başkanı Tezcan Karakuş Candan, her şeye rağmen Ankara’ya sahip çıkmak için bir umudun olduğunu söyledi.

Aylin Özdemir Erdemoğlu

“Hükümetin, neoliberal politikaları hayata geçirme hevesi ve rejimle hesaplaşma hırsı yüzünden Başkent Ankara’nın cumhuriyeti yansıtan kimliğinden koparılmaya çalışıldığını”, “kente büyük yaralar açıldığını” söyledi  Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan. Ama yine de Ankara’ya sahip çıkmak için bir umudun olduğunu belirten Candan ile Ankara’nın geçirdiği evreleri ve geçmişten günümüze Ankara’nın değişen çehresini; konuştuk.

İsterseniz AKP Hükümeti’nin göreve geldiği son 16 yıldan başlayalım. Mimarlar Odası Ankara Şubesi olarak siz bu süre boyunca Başkent Ankara’nın, kent kimliği ve genel görünümündeki değişimi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında bu soruyu, tek başına Ankara’nın son 16 yıllık değişimi olarak ele almamak gerekir. Çünkü bunun öncesinde 23 buçuk yıllık bir Melih Gökçek dönemi var yerelden, merkezileşen. Ama tabi 2002’den sonra, Ankara’da merkezi iktidar ve yerel iktidar eliyle kentsel süreçlerde çok daha hızlı bir dönüşüm ve yıkım yaşandı. Ankara, hep bir bozkır kenti gibi algılanıyor ve öyle söyleniyor. Oysa bu kent, birçok önemli medeniyete ev sahipliği yapmış ve dolayısıyla da çok kültürlü bir yapıyla şekillenmiş. Burada Atatürk’ün moderniteye ve çağdaşlığa bakışının çok önemli olduğunu görüyoruz. Çünkü Ankara, gerçekten cumhuriyet ideolojisinin nakkaş gibi işlendiği bir simge mekan haline geliyor. Biz bunu, “Cumhuriyetin Temsil Aksı” dediğimiz, Atatürk Bulvarı üzerindeki Ulus’tan başlayıp, Çankaya’ya doğru uzanan kamusal alanlardan ve mekanlardan rahatlıkla görebiliriz.

BAŞKENT KİMLİĞİNE NEOLİBERALİZM VE SİYASAL İSLAM TIRPANI

Peki bu kadar farklı kültür ve medeniyetler üzerinde taçlanan kentte daha sonra nasıl bir değişim oldu?

Şöyle ki: Başkent kimliği, 23 buçuk yıllık Melih Gökçek yerel yönetimi ile başlayan ve bu dönemin son 16 yılını kapsayan AKP iktidarı dönemi ile birlikte, iki ideolojik kıskaç arasında şekillenmeye başladı. Ankara, neoliberal politikaların azgın kentleşmesi ve siyasal İslamcı bakışın, rejimle hesaplaşmasının kentsel mekandaki tezahürü haline geldi. Melih Gökçek ile başlayan AKP Hükümeti’nin her döneminde Ankara’nın, cumhuriyeti temsil eden çağdaş, modern kentsel yapısına karşı sistematik bir yok etme süreci işletildi. Mimari dediğimiz, yapılı çevre dediğimiz şey, aslında iktidarların bakış açısını ve ideolojisini gösterdiği için, iktidarlar hep yapılı çevreye müdahale ederler. Çünkü, bu mekansal kavramların sürekliliği vardır ve iktidarlar gitse bile izleri kalır. Yıkım sürecine gelirsek: AKP Hükümeti döneminde kent yaşamı yoksunlaştı. Kültür, sanat, bilim gibi kavramlar kalmadı. Cumhuriyetle hesaplaşmak uğruna, Ulus ve Çankaya hattındaki cumhuriyetin temsil aksında bulunan bütün yapılara ilişkin ciddi bir itibarsızlaştırma süreci yaşandı. Aks değiştirildi. Bu itibarsızlaştırma süreciyle birlikte cumhuriyetin çok önemli temsil binaları yıkıldı. Çubuk Barajı’ndaki Baraj Gazinosu, Marmara Köşkü, İller Bankası binası, Su Süzgeci binası, Kumrular İkamet Sitesi, Havagazı Fabrikası, Etibank Binası, 19 Mayıs Stadyumu bunların hepsi yıkıldı. Diğer taraftan Cebeci Stadyumu ve Arı Stüdyosu’nun yıkımı için süreç devam ediyor. Başta İş Bankası olmak üzere, bütün bankaların finans merkezleri İstanbul’a taşındı. Başkentin içi boşaltıldı. Sağlık Bakanlığı ve Sıhhiye bölgesindeki köklü hastaneler de boşaltılıyor.

Baraj Gazinosu
İller Bankası

HORMONLU BİR ANKARA YARATTILAR

Size göre en fazla tahrip olan yeri ya da şu an Ankara’nın en önemli sorunu nedir?

Ankara, Gökçek döneminde neoliberal politikalarla, plansız bir şekilde, rant odaklı, kişiye özel emsal artışları, imar hakları ile hormonlu bir şekilde büyütüldü. Eskişehir Yolu aksı Çukurambar, İncek Kızılcaşar, Çavundur bölgesi gibi alanları da, bu şekilde büyüttüler. Ankara’nın son vadisi İmrahor Vadisi’ni betonlaştırdılar. Ankara’nın en önemli sorunu nedir derseniz ulaşımı bence. Bunun yanı sıra başta AOÇ olmak üzere ODTÜ gibi bütün yeşil alanlar ve vadilerin tamamı tahrip edildi. Oysa kentlerin, kendi içinde işleyen matematik gibi bir sistematiği vardır. Tıpkı insan vücudu gibi. Ankara’nın ciğerleri olan yeşil alanlarını, sindirim sistemi olan tarım arazilerini, boşaltım sistemi olan kanalizasyon ve atık su altyapısını mahvettiler. Şimdi Mustafa Tuna “Ameliyat yapıyoruz” filan diyor ama tabi bunlar geçici çözümler. Dolayısıyla Ankara, altyapıdan yoksun, ulaşım sorunu çözülmemiş ve “Katlı Kavşaklar” dedikleri yırtıklarla sürekliliğinin kesildiği bir kent haline geldi şu anda. Burası bir üniversite kenti mesela ama bunu bile hissedemiyorsunuz artık. Ulus’tan Kızılay’a, oradan Tunalı’ya ve Çayyolu civarına doğru taşınan bir kent merkezi haline geldi. Dolayısıyla kent merkezindeki en önemli cumhuriyet değerleri Saraçoğlu Mahallesi, Güvenpark, Zafer Parkı , Abdi İpekçi Parkı gibi kamusal alanlar da bir anlamda bu çöküntünün parçası haline getirilerek yok edilmeye çalışılıyor.

En büyük tahribatları yaşayan kamusal alanlardan biri AOÇ elbette, ama aynı zamanda cumhuriyet dönemine ait bütün kamusal alanlar ve dolayısıyla da kentin Başkent olma kimliği tahrip edildi. Laik ve entelektüel yaşamdan uzaklaştırılan bu kentte, Selçuklu-Osmanlı tarzı diye ifade edilen tuhaf binalar yapılmaya başlandı. Yani bütün bu ideolojik kafa karışıklığını kentlerden rahatlıkla okuyabiliyoruz. Dolayısıyla da tahribat yalnızca kentsel mekanlar ölçeğinde değil. Çünkü kentler bellektir, hafızadır aynı zamanda size birçok şeyi hatırlatır.

SİYASİLER HALKTAN KOPTU

Kent hafızası konusuna gelmişken Mimarlar Odası olarak Saraçoğlu Mahallesi ile ilgili pek çok çabanız oldu. Mevcut durumu hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?

Ankara’nın başkent olmasıyla birlikte, Bakanlıklar bölgesi ve TBMM aksı içerisinde bulunan işyerlerine giden idari yöneticilerin, bürokratların konut ihtiyacını karşılamak amacıyla Saraçoğlu Mahallesi yapıldı. Burası, cumhuriyetin yönetenlerle, yönetilenler arasındaki çok önemli kesişim noktasını ortaya koyuyordu. Bugün yönetenlerle, yönetilenler arsında bir kentsel kesişme alanı kalmadı. Bütün siyasi partilerin ve bakanlıkların, genel merkezleri Eskişehir Yolu aksına taşındı. Cumhuriyetin temsil aksı olan Atatürk Bulvarı’nın özü boşaltıldı.

AKP’NİN YAPTIĞI HER ŞEY SORUNLU PROBLEMLİ

Atatürk Orman Çiftliği arazisi üzerinde kurulan Ankapark hala işletmeye açılmamış durumda bildiğim kadarıyla. Çünkü burası da Ankara’nın tartışmalı yerlerinden biri…

AnkaPark’ın ihalesi Çinli bir şirket tarafından alındı. Ama çok açık söylüyorum, bir kere orası yasadışı. Ankapark, kaçak saray, 15 Temmuz Müzesi, yollar, otoparklar, yani AOÇ alanına yapılan bütün bu yerler, Atatürk’ün vasiyetine ve şartlı bağışına aykırı, hukuka aykırı, vicdana aykırı bir şekilde yapıldı. Ankapark’ın özeline gelirsek bakın şu çok önemli: AKP Hükümeti her şeye takdir-i ilahi diye baktığı için ilimi, fenni, teknolojiyi devre dışı bırakıyor. Aynı şey Ankapark için de geçerli. Biz defalarca, “ Oradaki zemin yumuşak. Çünkü tarım arazisi. Bu kadar hassas olan oyuncakları siz oraya koyamazsınız. Orada herhangi bir kaza olduğunda bunun sorumluluğunu taşıyamazsınız” diye uyardık. Hatta biz kendi aramızda: “AKP Hükümeti’nin yaptığı şeylere binmeyiniz, bir 10 yıl geçsin” deriz.

 VASAT VE DÜŞÜK PROFİLLİ YEREL YÖNETİCİLER DÖNEMİ

Melih Gökçek belediye başkanıyken bir ara sizinle çok uğraştı. Yeni Başkan Mustafa Tuna’yla Mimarlar Odası olarak diyalog ortamınız oluştu mu?

Melih Gökçek’i, kişilik olarak önemsemiyorum. Üslubu, tarzı, tasvip ettiğim birisi değil. Benimle defalarca televizyon programına çıkmak istedi. Kabul etmedim, “Onunla ancak, mahkeme salonunda o hesap verirken görüşürüm” diyerek reddettim. Düşünebiliyor musunuz, fotoğrafımdan afiş yaptırarak “Lanetliyoruz” diye Ankara’nın her yerine astırdı. Böyle ayarını şaşırmış insanların cumhuriyetin başkentini yönetmesi gerçekten fütursuzluk.

Gelelim başkanlık sisteminden sonraki belediye başkanlarının durumuna: Geçtiğimiz yıl görevden alınan belediye başkanları dönemine kadar, yerel yönetimlerin, iyi ya da kötü kendi içlerinde bir özerklikleri vardı. Dolayısıyla Melih Gökçek , kendi başına hareket edebilen, rantı kontrol edebilen, etrafını düzenleyebilen bir bakış açısıyla bizi hedef haline getirebiliyordu. 24 Haziran’dan sonra yerel yönetimlerin, kendi içerisindeki yerel özerklikleri de kalmayacak. Planlama süreçlerine müdahale ediliyor, mali olarak yukarıya bağlı, idari olarak kayyumlarla tehdit ediliyor. 3194 sayılı İmar Kanunu ve mekansal planlama yönetmeliği gibi yetkiler de tek elde toplanınca, zaten belediye başkanlarının herhangi bir işlevi kalmıyor. Şimdi vasat ve düşük profilli yerel yöneticiler dönemi geldi. Mustafa Tuna göreve geldiğinde, popülist bir yaklaşımla “Meslek odalarıyla, Mimarlar Odası ile görüşeceğiz” dedi. Biz bunun gerçekçi olmadığını biliyorduk. Bu nedenle ilk randevuyu biz talep ettik. Ama kabul etmedi. En üste sormadan onlar, randevu bile veremiyorlar. Dolayısıyla bir özerk yerel yönetim süreci beklenmesin bu rejimden. Buradan bir rant politikası beklentisi olanlar için de söylüyorum: Rant beklentisi de ancak Hükümet’in izin verdiği ölçüde, AKP ile işbirliği içerisinde olunursa, yan yana durulursa, el sıkışılırsa olabilir. Oysa biz, bilime ve meslek odalarının söylediklerine önem veren ve bunlarla birlikte işbirliği yapabilen bir belediye başkanı istiyoruz. Farklılıklarımız olsa da, hep birlikte çağdaş bir kentte, tüm kültürlerle barış içerisinde, birlikte yaşamak istiyoruz.

Siz bunları dile getirdiğiniz zaman kimileri sizin mimarlık değil siyaset yaptığınızı söylüyorlar, kimileri de kamuoyunun bilgilendirilmesi konusunda çok önemli bir misyon üstlendiğinizi söylüyor. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Yani şimdi mekan politiktir zaten. Siyasetten uzak bir şey değildir ki. Şimdi şöyle bir şey var: Ben bir bakış açısı ortaya koyuyorum ve “Kent bir uzlaşma alanıdır. Altyapısı, doğalgazı, elektriği, suyu buna göre örülmüş. Bizi bir arada tutabilme ortamıdır” diyorum. Sen ise başka bir ideolojiyi savunuyorsun “Kent ayrışma alanıdır “diyorsun. Bakın, mekan yapıyorsunuz, mekan siyasi hesaplaşma değil midir? Siyaset dediğiniz şey, hayatın kendisidir, kent de bir siyasettir, yaşamak da, nefes almak da bir siyasettir. Siyaset, sandığa tahvil edilmiş bir süreç değil.

Tarihi Ankara Garı’nın bir özel üniversiteye verileceği söyleniyordu, süreç hangi aşamada?

Ankara Garı, müzesiyle, konutlarıyla, işgal altındaki bir ülkeden özgür bir yaşama doğru açılmanın ilk kapısı olduğu için, çok anlamlı ve simgesel bir mekandır. Şimdi o gar alanının bir kısmını plan değişikliği yaparak bir özel üniversiteye ve hastaneye verdiler. Dolayısıyla oradaki bazı yapıların yıkılması gündemde. Ama Gar bir yerleşke ve bir bütün. Üstelik orada bir ulaşım aksı var. Siz bu ulaşım aksı içerisinde kurulmuş bir sistemi, yolun ortasından kesip başka bir şeye dönüştüremezsiniz. Hem kent merkezindeki hastaneleri kapatıp Bilkent’e taşıyor, hem buraya özel hastane yapmaya çalışıyorsun. Belliğimizi yok edip sıfırlayarak, kentsel ölçekte bir şoke etkisi yaratmaya çalışıyorlar. Tıpkı, Ulus’un altını oyup, bütün o Roma değerlerini falan ortadan kaldırmak istedikleri gibi.

Saraçoğlu, Güvenpark, Şehir Hastaneleri, 19 Mayıs Stadyumu… Bütün bunlarla ilgili dava süreçleri devam ediyor mu?

Evet davalarımız devam ediyor. 750-800’e yakın davamız var. Güvenpark’ın da, Saraçoğlu’nun da altını otopark yapmaya çalışıyorlar. Buralara otopark yapılması demek, bu değerlerin katledilmesi ve kent merkezinin bitirilmesinin başka boyutu.

Başkent belki eski çehresine kavuşamaz. Ama en azından bir şeyler düzelebilir mi?

Tabi ki… Biz, Mimarlar Odası olarak uzmanlarla birlikte “AnKARA Rapor” adı altında Gökçek dönemine ilişkin bir hasar tespit raporu hazırladık. Bu kara rapor içerisinde benim de kaleme aldığım bir bölüm var. Ankara’nın yaralarının nasıl sarılacağına dair düşler var orada. Tabi çok büyük tahribatlar yaşandı ve bu tahribatların bir kısmını onarmak çok zor ama imkansız değil. Ankara bir anda yeniden yaşayan bir kent haline dönüşebilir, dünyanın gözde başkenti olabilir. Bütün Roma Ankara’ya akabilir mesela, siz yeter ki Roma Hamamı’nı, tiyatrosunu, Augustus Tapınağı’nı görünür kılın, hak ettiği korumayı sağlayın.

İmrahor Vadisi

Mesela Büyük Çarşı’ nın olduğu 1800-2000 kişilik bir salon var. Sadece o salonu açın. Bakın Kızılay’ın formatı nasıl değişiyor. Dikimevi’nden Beşevler bölgesine kadar bisiklet yolları, yaya yolları, yavaşlatılmış trafik kararları alın. Bunların hepsi kenti bambaşka bir noktaya taşır. Meydan kavramını yeniden canlandırın, kentin altından geçen derelerini açığa çıkarın, kentin kileri olan AOÇ’u halka açın. İmrahor Vadisi, Zir Vadisi, Kıbrıs Köyü Vadisi’ni yeniden canlandırın. Avrupa’da olduğu gibi banliyö sistemi kurun. Bütün bunlar için çok geç kalınmış değil. Sadece fazla olan hançerleri çekip çıkartmak ve gerisini birlikte umut yaratarak çözmek gerekir. Çünkü yaşadığımız topraklar zaten bize o umudu veriyor.