Google ya da herhangi bir arama motoruna ismi girildiğinde, başta hukukçu olarak kazandığı onlarca tazminat davası çıkıyor karşınıza. Kendisi adına değil de işçiler, yoksullar, hakkını arayanlar için kazanılan davalar. Engel tanımayan Turan Hançerli: CHP PM üyesi, İstanbul Avcılar Belediye Başkan aday adayı…

Sultan Özer

18 yaşında, babasının buğday tarlasında çalışırken, iki kolunu da patoz makinesine kaptıran, protez kollu bir hukukçu, örgütçü, siyasetçi Turan Hançerli. Kendi deyimiyle “Hukuk, adalet arayışçısı. Yoksulun, dezavantajlıların yanında, halktan yana bir kişi, bir siyasetçi”. CHP PM üyesi, Avcılar Belediyesi başkan aday adayı Turan Hançerli. CHP yönetimi bugün-yarın adayını açıklayacak ama dikkatler Hançerli de. Çünkü o seçimin ‘en engelsiz adayı’ olarak büyük ilgi topluyor.

Turan Hançerli 1975, Tokat doğumlu. Lise öğrencisiyken, 1993’te babasının buğday tarlasında çalışırken, patos makinesi iki kolunu birden omuzdan alıyor. Hançerli destekle, dayanışma ile gittiği Almanya’da iki koluna da protez taktırarak yaşamını engelli olarak sürdürüyor. Milyonlarca engelli insan evde oturmak zorunda bırakılırken, Turan Hançerli büyük azimle İstanbul Hukuk Fakültesi’ni bitiriyor. Eğitim yaşamı sürerken, Türkiye Sakatlar Federasyonu’nda da aktif rol üstleniyor, engellilerin, yoksulluların haklarını savunuyor.

“5 yılda bir seçimi beklemeden geri çağırma hakkının Türkiye’de de tanınmasını” isteyecek kadar iddialı Turan Hançerli ile belediye başkan aday adaylığını, siyaseti ve projelerini konuştuk.

Turan Hançerli kimdir?

Turan Hançerli aslında 25 yıllık yaşamı boyunca hiçbir siyasi  ayrım gözetmeksizin yoksulların, dezavantajlıların, hak arayıcılarının yanında olmuş biri. 1993 yılında geçirdiği kaza sonrasında, 1994 yılında üyesi olduğu Türkiye Sakatlar Derneği’nde 25 yıldır engellilerin, yaşlıların, dezavantajlı grupların haklarını alması için her türlü yolu deneyen, her türlü mücadelede yer almış bir kişi. Onlarca, yüzlerce dava açmış, yüzlerce, binlerce kişiye dilekçe yazmış, yine onlarca sokak eylemi, etkinliği yapmış, Avrupa’da, Birleşmiş Milletler nezdinde savunuculuk faaliyetlerinde bulunmuş biri. Ve 2009 sonrasında da sivil toplumdaki çalışmaların yeterli olmadığı, siyasetin asıl belirleyici olan ve kamunun gücünü ve kaynağını da kullanarak toplumun sorununu çözmek yerine engel olan siyasete başka bir bakış açısı, farklı bir yaklaşım iddiasıyla siyasete girmiş biri. Sırasıyla ilçe yönetimlerinde bulunmuş, ilçe, mahalle  çalışmaları yapmış, belediye meclis üyesi olmuş, CHP PM üyesi olan, milletvekili adayı olmuş eski ve hala sivil toplumcu. Yeni siyasetçi. Hukuk, adalet arayışçısı. Yoksulun, dezavantajlıların yanında, halktan yana bir kişi.

Neden Avcılar, neden belediye başkanlığı adaylığı?

Avcılar benim evim. Çocuklarımla, ailemle birlikte çok uzun süredir yaşadığım, siyaset yaptığım bir yer. Tabi yerel yönetim; orada yaşayanların bir mahallesini ya da bir yöresini bir ilçeyi yine orada yaşayanların yönettiği, merkezi idare değil de yerelden yönetim. Yani kendi kendilerini yönettikleri bir mevzi, bir basamak. Bu nedenle yerel yönetim.

Avcılar’daki seçmen neden Turan Hançerli’ye oy versin?

Avcılar 450 bin nüfuslu, tüm siyasi partileri temsil eden Türkiye’nin aynası bir ilçe. Avcılar’dan Türkiye’ye, dünyaya bir mesaj göndermek istiyoruz o da şu:  Eşitliğin olduğu, ayrımcılığın yaşanmadığı bir kentte mutluluğun varolacağına iddiasındayız.

Belediyenin kaynağını etkin, verimli ve her kuruşunu Avcılar halkına harcayacağı sözü olan bir kişiye niye oy vermesin halk. Avcılar halkının yaşamına dokunacağız.

Partinizden bir belediye başkanı vardı, farklı ne yapacaksınız?

Daha güzelini.. Bağcılar, Esenler, Esenyurt insanların nefes almasının mümkün olmadığı, yoğun yapılaşmanın olduğu, kentte yaşayanların ihtiyaç duydukları park, kültürel yerler bakımından oldukça yoksul kentler. Avcılar ise bu yönden farklı ve olumlu olanaklar sunuyor. Biz daha farklı ve daha güzelini yapma iddiasındayız.

Ne yapacaksınız?

Gerçek sorunlara gerçek çözümler üreteceğiz.  Sadece çocuk parkları değil her semtte her yaştan vatandaşımızın kullanacağı parklar yaratacağız. Yani kent, sosyalleşecek. Çözümlere odaklanacağım.

Engellerini aşan, engel tanımayan, parmakla gösterilecek engellilerden birisin. Belediyelerin engellilerle ilgili sürekli ertelenen görevleri var…

Toplumun çeşitli kesimlerinin birbirleri ile karşı karşıya getirildiği, kutuplaştırıldığı bir Türkiye ile karşı karşıyayız. Engellilerin yaşadığı sorunlar ile engelli olmayanlar aslında aynı sorunları yaşıyorlar. Ama engelliler derece farkı ile daha yoğun, ciddi ve katmerli yaşıyor.

Ama engelli sokağa çıkamıyor…

Derece farkı dediğim bu. Bütüncül bir yaklaşımla toplumun gerçek sorununu çözmeye egemen olan bir siyasete ihtiyacımız var. Engellilerin bu alanda yaşadığı sorunların başında erişebilirlik meselesi var. Fiziksel erişebilirlik meselesi. Bunu tabi sadece engelliler yaşamıyor. Engelliler çok yoğun yaşıyor, ama yoksulların da minibüs parası bulamamak nedeniyle erişebilirlik sorunu yaşadığını biliyoruz. Yine çocuğu olan ve çocuk arabası ile sokağa çıkmak isteyen annenin problemi de bizim çözüm üreteceğimiz konuların başında geliyor.

Nasıl bir çözüm peki?

Bu meseleyi çözmek için iyi niyetli olmak ve sorumlusunun bu ülkeyi yönetenler olduğunu açık ve net ifade etmek lazım. Ülkeyi yönetenler, siyaset yapanlar, verilen hizmetleri iyilik olarak sunuyorlar. Halbuki belediye başkanlarının, devleti yönetenlerin görevidir bu hizmetler. Bunun için maaş alırlar, ücret alırlar. Aslında belediye başkanı, cumhurbaşkanı ve bakanlar bu ülkenin memurları ve çalışanlarıdır. Ama şimdi sanki bunlar ülkenin gerçek sahibi, vatandaş onların tebası gibi gösteriliyor.

‘Seçtiğini geri çağırma’ mekanizmasının da hayata geçmesini istiyorsunuz? Nasıl?

Yurttaşlar olarak seçtiğimiz kişileri denetleyecek, kontrol edecek, onlara müdahale edecek mekanizmaların kurulması lazım. Çağdaş dünyada sivil toplum örgütleri ve bağımsız basın bu işlevi üstlenir. Ama ülkemizde bağımsız basın, sivil toplum örgütü olmadığını biliyoruz. Bu nedenle de yöneticiler ali kıran, başkesen davranışı içindeler. Bunu değiştirmek zorundayız.

Biz oy isterken, ‘oy vereceksiniz ama seçtikten sonra da hata yaptığımızda hatamızı güçlü bir sivil toplumla, örgütlülükle yüzümüze vurun. Hata yapmamamız için müdahale edin’ diyoruz.

5 yılda bir seçimi beklemeden geri çağırma hakkının Türkiye’de de tanınması gerekiyor. Belediyede 10 bin, 20 bin, 50 bin kişinin imzası ile  halk yanlış yapan belediye başkanını geri çağırmalı ve yeni bir başkan seçebilmeli. Merkezi hükümet için de olması gerekir bu mekanizmanın.

Çok farklı bir broşür çıkardınız, boyama kitabı. Nereden çıktı?

Biz; yaş, cinsiyet, mesleklerine baktık Avcılar halkının.  Mahallelerimizden birinde 0-4 yaş arası 8 bin çocuk olduğunu tespit ettik. ‘Bu mahalle gecekondu mahallesi, şu şehirliler yaşıyor’ derlerdi. Biz de baktık ki bu mahalle 0-4 yaş arası 8 bin, 4-9 yaş arası bir o kadar çocuğun yaşadığı bir çocuk cenneti. Bu mahallelede 65 yaş üstü 1600 kişi var. İnanılmaz bir tablo.. Hiç konuşulmamış.

Çocuğun ihtiyaç duyduğu parktır, eğitim için bir yer, kreş, anaokullarıdır.  Yok. Sınıflar 60 kişilik ve ikili öğretim. Bu soruna dikkat çekmek, çocukların bugünümüz, yarınımız olduğunu toplumla da paylaşmak için… Bugüne kadar çocuklarımızın bir boyama kitabı ile tanışmadığı düşüncesi bizi şaşırttı.  Çalışma yaparken, çöpe atılan, etrafı kirleten broşürler yerine çocukların boyayabileceği, bunu yaparken de kentimizi boyayıp güzelleştirmede bize fikir verecekleri bir çalışma hazırladık. Türkiye’de muhtemelen ilk. Ama hızla kopya edilmeye başlandı.

İddialı projeleriniz da var sanırım…

Biz kentle köy arasındaki farkı şöyle biliriz. Köyde ilkokuldan sonra okul yoktur, okul için kente gidilir. Köyde hastane yoktur, tedavi için kente gidilir. Köyde sosyal ve kültürel  imkanlardan yararlanma şansı yoktur, sinema, tiyatro; resim sergisi için kente gidilir. Fakat çok acı bir şey söylemek istiyorum. İstanbul’un neredeyse tüm ilçelerinde köylerde olmayıp, kentlerde bulunması gereken tüm ihtiyaçların neredeyse tamamının eksik olduğunu gördüm. Ve büyükşehirlerdeki, il büyüklüğündeki ilçelerin yatakhane olarak kullanıldığını gördüm.

Trafik sorunlarını çözmenin en önemli yollarından biri de ilçeleri büyük nüfuslu kentleri yatakhane olmaktan çıkarıp yaşayan, sokaklarında o kentlilerin yaşadığı, 24 saat sokaklarının kullanıldığı kentlere dönüştürmektir, çağdaş kent anlayışı budur. İstanbul’dan birçok ilçeden gençler, kültür ve sanat etkinliğinden yararlanmak isteyenler 50-60 km mesafe, 1-1,5 saatlik yol katederek başka ilçelere gidiyorlar. Bunun yarattığı trafiği, enerji ve zaman kaybını, para kaybını siz düşünün.

Biz projelerimizle buralardan ciddi tasarruflar yapacağız. Huzurlu, içinde keyifle yaşanan ve güvenli bir kent üreteceğiz. Sadece polisiye önlemler yeterli değil, güvenli kent için. Eğer sokakları canlı, yaşanılır olursa, aydınlanmamış bir sokak kalmazsa, gecenin herhangi bir saati dahil o kentte güvenlik sorunu yaşanmayacak. Biz Avcıları çok kısa bir süre içerisinde gecenin herhangi bir saatinde, cumhurbaşkanının söylediğinin aksine Avcılar’da ‘o saatte senin ne işin vardı?’ sorusunu kimse sormayacak. Herhangi bir saatte, herhangi bir kişiye, çocuk, kadın, yaşlı müdahale edilmediği, sorun yaşanmadığı bir kent haline dönüştüreceğiz.