‘Bu Yürek Hiç Susmayacak!’

23 yıl önce, 8 Ocak 1996’da haber izlerken gözaltına alınan ve polisler tarafından “gazeteciye özel muamele” diye dövülerek öldürülen Evrensel Gazetesi muhabiri Metin Göktepe hala gazeteciliği öğretiyor. Birlikte çalışmaktan onur ve gurur duyduğum Metin Göktepe 23 yıldır, “Bu Yürek Susmayacak” denilerek anılıyor, O’nun gazeteciliği yeni gazeteci adaylarına ders olarak okutuluyor.

Sultan Özer

23 yıl öncesi an be an gözlerimin önünde. Sabah (9 Ocak) Evrensel Gazetesi’nin Ankara bürosunda haber toplantısı yapacağız. Temsilcimiz Veli Özdemir, “kötü bir haberi olduğunu” söyledi. Zaten suratından da kötü bir şeyler olduğu belliydi. Büroda 12 kadar gazeteciydik. Biz, “kötü haber ne olabilir ki” diye düşünürken, “Metin, Metin Göktepe öldürülmüş” dedi. Anlamadık önce, “böyle şaka mı olur” dedik. Sonrasında kocaman ve soğuk bir sessizlik… Nasıl yani, ne demek “Metin öldürüldü”. Tamam bir gün önce gözaltına alınmıştı ama, “öldürüldü” ne demek…

Kaldık öylece… Algılayamadık önce… Sonra büyük bir uğultu, haykırışlar, hıçkırıklar… Balkona koştum, gözyaşlarıma hakim olamıyorum, 1993’den beri, Gerçek Dergisi ve sonrasında Evrensel Gazetesi’nde birimiz İstanbul Merkez, birimiz Ankara’da çalışıyoruz. İki ayrı büroda da olsa birlikte çalıştığımız, sık sık telefonlaştığımız, İstanbul ya da Ankara’da görüştüğümüz, ortak haberlere imza attığımız Metin yoktu…

Yok, yok, bu kötü bir şakaydı, inanılır gibi değildi… Balkona benden önce sığınıp, çömelmiş hüngür hüngür ağlayan biri vardı, baktım genç gazetecilerden Nafiz Kaya’ydı. Acımı bırakıp, onu teselli ediyorken buldum kendimi.

ONBİNLER UĞURLADI METİN’İ

Hemen akşam yola çıktık, trenle kalabalık bir grup İstanbul’a, cenaze törenine gittik.  Gazete binasının önünde mahşer bir kalabalık!. Saatler süren bir yürüyüş… Metin Göktepe’nin annesi Fadime Göktepe’yi ilk orada tanıdım; 10 Ocak 1996. Ondan beri de “Hepiniz birer Metinsiniz benim için” dediği gazetecilerin annesi oldu. Annem oldu.

Metin Göktepe adı, gerçeğin açığa çıkarılmasında, halkın haber alma hakkını savunmada, gerçekten yana gazetecilikte bir ekol, iletişim fakültelerinde öğrencilere öğretilen bir ders oldu. Çünkü Metin Göktepe, kim olduğu,yaptığı haberler ve nerede çalıştığı bilinerek gözaltına alınmış, dövülerek öldürülmüştü.

İSTANBUL’A ‘KAFA KOPARMAYA’ GİTMİŞ!

Metin Göktepe’nin gözaltına alındığı dönemde İstanbul Emniyet Müdürü, gazetecilere, “İstanbul’a kafa koparmaya” geldiğini söyleyen, daha önce de  Ankara’da özellikle memurların sendikalaşma mücadelelerine şiddetle karşılık veren Orhan Taşanlar’dı. Ankara’da memurların bir eyleminde aşırı şiddet uygulanmış, Kızılay Sakarya Caddesi’ndeki bu şiddetin ardından Taşanlar, yerlerde sürüklenen, coplanan, gözaltına alınan memurlara, “erkekseniz çıkın karşıma” diye seslenmişti.

O gün cezaevinde öldürülen iki tutuklunun cenaze töreni vardı, Metin de gazetesinde “bu haberi mutlaka ben izlemeliyim” diye ısrar etmişti. Zaten farklı bir davranış da beklenemezdi Metin’den.

Diğer gazetecilerle birlikte Metin de haberi izlerken önlerine polis barikatı çıktı. Polisler gazetecilerden sadece sarı basın kartı olan birini alırken, Metin ısrar etti, “Yeniden konuşalım, girmeye çalışalım” diye. Bu ısrar karşısında bir polis “Sen fazla konuştun, seni gözaltına alıyorum” dedi. Kendisi ile haber izleyen bir arkadaşı da ısrar edince  o da gözaltına alındı, ama Cumhuriyet’te çalıştığı öğrenilince “bırakın, başınıza iş alırsınız” talimatıyla bırakıldı.

‘GAZETECİYE ÖZEL MUAMELE’

Metin, kendisi gibi o gün gözaltına alınan bin kişiyle birlikte Eyüp Kapalı Spor Salonu’na götürüldü. Çünkü Orhan Taşanlar’ın “cenazeye gelen herkesi gözaltına alın” talimatı vardı.

Metin sürekli gazeteci olduğunu söylemesine, adını yüksek sesle bağırmasına rağmen, “gazeteciye özel muamele” denilerek dövüldü. Her bir yanına tekmeler, coplar, yumruklar, sopalar indirildi, hiç durmamacasına. Fenalık geçirip, yaşamını yitirince de spor salonu dışında bir parka attılar cansız bedenini.

Ertesi gün gazetelerde küçücük bir haberdi Metin, “duvardan düşen”, “sandalyeden düşen” gazeteci parkta ölü olarak bulundu diye…

Ama özellikle genç meslektaşları O’nun gözaltına alındığı konusunda tanıklıkta ısrar ettiler. Dövüldüğüne tanık olanlar da tüm tehdit ve baskılara rağmen tanıklıklarını geri çekmediler. Gazeteciler, avukatlar, Göktepe ailesi, siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri peşini bırakmadılar bu ölümün.

O güne kadar onlarca gazeteci öldürülmüş, “faili meçhul” bırakılmıştı. Ama Metin’in “duvardan düştüğü”, “sandalyeden düştüğü” yalanına kimseyi inandıramadılar. Adli tıp raporu, tanıklar Metin’in polisler tarafından öldürüldüğünü ortaya koyuyordu.

 

GAZETECİLİĞİ GİBİ DAVASI DA ÖRNEK OLDU

Nitekim ısrarlı takip ile Metin’i polislerin döverek öldürdüğü kabul edildi, “güvenlik” gerekçesiyle önce Aydın’da açılan, kitlesel katılım nedeniyle ertesi ay Afyon’a sürülen davanın peşini ne meslektaşları, ne yaşlı annesi ve ailesi, ne gazetesi ne de parti ve kitle örgütleri bıraktı.  Her ay binlerce insan duruşma için Afyon’a aktı, polis şiddetine, saldırılara rağmen davanın peşi bırakılmadı.

Metin Göktepe gazeteciliği gibi, davasının takibi de Türkiye’de bir ilk’i getirdi. “Faili meçhul” gösterilen bir dava, ısrarlı takip, yaklaşık beş yıllık bir yargılama süreci sonunda “katiller cezalandırılmış, devlet terörü mahkum edilmiş” oldu.

Gazeteciliğin bitirilme noktasına geldiği bugün, öldürülmesinin 23. yılında Metin Göktepe, gerçek gazeteciliği, halkın haber alma hakkını savunmaya devam ediyor.