Üretici ithalatla terbiye ediliyor

0
740

Tarım konusunda yazı ve değerlendirmeleriyle öne çıkan gazeteci yazar Ali Ekber Yıldırım, 1980’lerde Özal ile başlayan tarımda ithalatın, bugün ürün fiyatı nedeniyle üreticiyi terbiye eden bir sopaya dönüştürüldüğünü söyledi.

İrfan Uçar

Türkiye tarımda kendi kendine yeten bir ülke olarak bilinirken bugün soğanı, patatesi, eti, samanı dahi ithal eder hale geldi. Bu durum hem piyasalarda hem de siyasi arenada en çok konuşulan konuların başında geliyor.  Ankara’da toplanan Türkiye Ziraatçılar Derneği 18. Ulusal Tarım ve Gıda Kongresi’nde pek çok uzman ve taraf kendi açılarından tarımı ve gıdanın güvenliğini konuştular.

Kongreye katılanlardan, Dünya Gazetesi’nde uzun yıllar tarım sektörü üzerine yazılarıyla bilinen gazeteci yazar Ali Ekber Yıldırım ile tarım sektörünün ağır sorunlarını konuştuk. “Üretici keyifle, para kazanayım diye, işi ciddiye alarak artık üretim yapamıyor” diyen Yıldırım, tarımda ithalat sorununa dikkat çekti.

Ali Ekber Yıldırım

Yıldırım, 1980 öncesinde ithal ikameci, korumacı bir tarım politikası yürütüldüğünü, 1980 sonrasında Özal ile birlikte tarımın tamamen korumasız olarak dışa açıldığını, muz ve peynirle ithalata başlandığını söyledi. “İthalat bugün üretici üzerinde bir sopa olarak kullanılmaya başlandı. İçeride eğer fiyat yükselirse, ithalat ile terbiye edelim diye bir anlayış gelişti. Bu, son dönemde de doruğa çıktı” diyen Ali Ekber Yıldırım, “Hangi ürünün fiyatı biraz artarsa, bunu da ithal edelim. Soğanın fiyatı arttı, ithal edelim. Patatesin fiyatı arttı, ithal edelim. Saman öyle… Bugüne kadar ithal edilmemiş ürünler ithal edilmeye başlandı” dedi.

‘İTHALAT ÇİTÇİYİ ÜRETİM DIŞINA İTİYOR’

Fiyatı düşürmek için yapılan ithalata işaret eden Yıldırım, bu konudaki döngüyü şöyle açıkladı: “Yaptığınız her ithalat, rekabet edemeyen çiftçilerin bir bölümünü üretimin dışına itiyor. Bu sefer çiftçi üretim yapmadığı için, ürün miktarı düşüyor. Üretim düşünce fiyat yükseliyor, fiyat yükselince de tekrar ithalat yapılıyor. Bu döngüyü kırmak lazım. Bunun en son örneği de hayvancılık. İthalatla fiyatı kısa süreli düşürüyorsun ama uzun vadede fiyat ve toplumsal maliyet artıyor.”

Türkiye’deki tarım politikasını etkileyen faktörlerden birinin de 1999-2000’lerden sonra Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası ile yapılan tarımsal reform projeleri olduğuna işaret eden Ali Ekber Yıldırım, “ Niyet mektuplarında tarımla ilgili sürekli tavizler veriliyordu” diye konuştu. Yıldırım şunlari ifade etti:

“IMF mektubunda buğday fiyatının, tütünün fiyatının ne olacağı gibi şeyler bile yazılmaya başlandı. Bu da aslında tarım politikalarının bu kurumlar tarafından belirlendiğinin göstergesi. Bugün de hem çok uluslu şirketler, hem de IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlar Türkiye tarımı üzerinde etkililer.”

‘TOHUMCULUKLA BİYO ÇEŞİTLİLİK YOK EDİLİYOR’

Tohum üretip satan dev şirketlerin dünyadaki biyo çeşitliliği yok ettiğini vurgulayan  Yıldırım, “Çiftçiye satılan tohumlar kısır tohumlardır. Çiftçi her seferinde yeniden patentli bu tohumları satın almak zorunda kalıyor. Tek tip ürün, tek tip üretime yönlendiriliyor. Pazarda, her yerde tek tip ürün, tek tip meyve, tek tip sebze oluşuyor” dedi.

Türkiye’de tohumun arttığı yönündeki iddialara da Yıldırım, “Zaten yurt dışındaki büyük şirketler Türkiye’de yerel şirketler kurarak bunu yapıyorlar. Türkiye’de olup da 5 kıtada tohum satan firmalar da var. Antalya’da Yüksel Tohumculuk firması gibi. Hatta yurt dışındaki firmaların bu firmayı satın almaya çalıştığı, tehdit ettiğini de biliyoruz” diyerek bu piyasadaki sertliğe de işaret etti.

‘SURİYELİLER OLMASA ÜRÜNÜ TOPLAYACAK KİMSE YOK’

Ali Ekber Yıldırım, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) Teknik İşbirliği Programı kapsamında Osmaniye’deki Suriyeli Mülteci Kampı’nda mahsul üretimine destek amacıyla proje yürüttüğünü ancak gelecekte Türkiye tarımında Suriyelilerin olacağı iddiasının abartılı olduğunu da söyledi. Yıldırım, İzmir ve Antalya’ya ilişkin gözlemlerini de şu şöyle aktardı:

“Antalya turistik bir bölge. Turistik bölgeye Suriyelilerin girmesi bile yasak. Ancak bugün seraların çoğunda Suriyeliler çalışıyor. Suriyeliler işçi, toplayıcı olarak çalışıyorlar. İzmir’de de Suriyeliler olmasa ürünü toplayacak kimse yok. Kırsalda verilen sosyal destekle insanlar geçiniyor, tarlada çalışacak, ürünü hasat edecek insan bulunamıyor. Suriyeliler bu anlamda en çok kullanılan kesim. Hayvancılıkta Afganlılar var, Moldovyalılar var. Birçok ülkeden gelip Türkiye’de tarım ve hayvancılıkta çalışan bir kesim var.”

FAO TEMSİLCİSİ: 1 TRİLYON DOLARLIK KAYIP

Dr. Ayşegül Selışık

 

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) Türkiye Temsilci Yardımcısı Dr. Ayşegül Selışık ise dünya genelinde üretilen ürünün üçte biri olan 1 milyar 300 milyon ton gıdanın zayi ve israf olduğunu söyledi. Gıda kaybı ve israfın ekonomik maliyetinin 1 trilyon dolar olduğunu belirten Selışık, “Hasat ve depolamada meydana gelen kayıplar küçük çiftçi için gelir kaybı; dar gelirli tüketici için daha yüksek fiyatlar anlamına geliyor” dedi.

Selışık, Avrupa ve Kuzey Amerika’da israfın kişi başına 95-115 kilogram olduğunu, Sahra-altı Afrika, Güney Asya ve Güneydoğu Asya’da ise yılda kişi başına israfın 6-11 kilogram olduğunu söyledi. Gelişmekte olan ülkelerde kayıpların yüzde 40’ının “hasat” ve “işleme” düzeylerinde meydana geldiğini belirten Selışık, gelişmiş ülkelerde ise kaybın yüzde 40’ının “perakende” ve “tüketici” düzeyinde olduğunu ifade etti.

Gıda kayıp ve israfının çok önemli çevresel etkilerine de dikkat çekerek, “Dünya genelinde 1.4 milyar hektar alan, ziyan olan ve hiç sofralara ulaşmayan gıdaların üretimi için kullanılıyor” diyen  Selışık, 1.4 milyar hektar alanın ise Çin’in yüzölçümünden daha büyük olduğunun altını çizdi. Selışık, kayıp ve israf edilen gıdanın küresel ısınma ve iklim değişikliğinin en önemli sebeplerinden biri olan sera gazı salınımının yüzde 8’ine sebep olduğuna da dikkat çekti.

Türkiye’de en çok kayıp ve israfın sebze ve meyvelerde olduğunu belirten Selışık, “Gıda kayıp ve israfı küresel bir sorun ve bu nedenle ulusal, bölgesel ve küresel düzeyde çaba gerektiriyor” dedi. Selışık, özellikle gelişmekte olan ülkelerde gıda arz zincirlerinin güçlendirilmesi ve altyapı, ulaştırma, gıda sanayi ve paketleme sanayine yatırım yapılması gerektiğini de ifade etti.