“Kalemler vardır, yılmadan, usanmadan, eğilmeden, bükülmeden yazar” sözünün sahibi, Gazeteci Yazar Uğur Mumcu; arabasına yerleştirilen bomba ile katledilmesinin üzerinden 26 yıl geçmesine rağmen unutulmadı.  Cinayet hala aydınlatılmadı; ancak Uğur Mumcu gazeteciliği yol göstermeye devam ediyor. Uğur Mumcu’nun dostlarından Cumhuriyet gazetesi yazarı Işık Kansu, Uğur Mumcu’yu “işaret fişeği” olarak tanımlayarak, “yaklaşık 40 yıl önceden başlayarak günümüze gönderdiği uyarıların çoğu bugün gerçektir” dedi.

Ayça ONURALMIŞ

Araştırmacı Gazeteciliğin öncülerinden Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993’te Ankara Karlı Sokak’taki evinin önünde arabasına yerleştirilen bombanın patlaması sonucu yaşamını yitirdi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1965 yılında mezun olan Uğur Mumcu, gazetecilik hayatına Yön dergisine yazdığı yazılarla başladı. Akşam, Milliyet, Cumhuriyet gazetelerinde ve ANKA Haber Ajansı’nda çalışan Mumcu, herhangi bir güç odağı, siyasi parti, oluşum ya da örgütlenmeden bağımsız biçimde yalnızca gerçekleri yazmayı ve aktarmayı görev edindi. Gazeteciliği yalnızca bilgiye değil aynı zamanda etik bir zemine oturtan bir anlayışın öncülerinden olan Uğur Mumcu, gazeteciyi ‘haber ve bilgi kaynağına en çabuk ulaşan ve bu kaynaklardan edindiği bilgi ve haberleri okurlara sunan insan’ olarak tanımladı.

Uğur Mumcu’nun gazetecilik anlayışını dostları Cumhuriyet gazetesi yazarı Işık Kansu ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcayto ile konuştuk…

‘UĞUR MUMCU GAZETECİLİĞİ İŞLEVSELCİDİR’

Cumhuriyet Yazarı Gazeteci Işık Kansu, halagazeteciyiz.net’e yaptığı değerlendirmede, Uğur Mumcu gazeteciliğinin, 1961 Anayasasının tanıdığı özgürlük ortamında benliğini bulduğunu belirterek, “Devrim dergisi ile deneyim kazanmaya başlayan, anti-emperyalist, bağımsızlıkçı, devrimci ve toplumcu bir gazeteci benliğidir bu. Bu açıdan bakıldığında Uğur Mumcu gazeteciliği işlevselcidir, toplumu bilgilendirme ve aydınlatma sorumluluğu üzerinde temellenir” dedi.

Kansu, 12 Mart döneminde Uğur Mumcu’nun da yaşadığı gözaltına alınma, tutuklanma, yargılanma ve sakıncalı askerlik gibi baskıcı uygulamaların, Mumcu gazeteciliğinde var olan sorgulayıcılığı, araştırıcılığı kamçıladığını ve ince zekasını da beceriyle kullanmasını sağladığını söyledi. Zaman zaman çok sert ve ödünsüz yazıların, kimi kez alayla karışık kara mizaha dönüşüverdiğini anlatan Kansu, ancak her tür yazı biçeminin tek amacının “ivedilikle demokratik yönetime ve basın özgürlüğüne kavuşmak” olduğunu vurguladı.

1970’li yılların ortasından başlayarak giderek yoğunlaşan kanlı ortamın, Uğur Mumcu gazeteciliğinin işlevselci, araştırmacı yanının güçlenmesine yol açtığını belirten Kansu, şunları söyledi:

“1 Mayıs gibi, Kahramanmaraş gibi katliam boyutuna ulaşan olaylar, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı, Abdi İpekçi’nin öldürülmesi gibi toplumu sarsan olaylar da bu cinayetlerin derinlemesine araştırılmasını getirir. Uğur Mumcu gazeteciliği bu işlevi de başarıyla yerine getirir. 12 Eylül; işkencesi, idamları, siyasi davaları ile toplumun üzerine karabasan gibi binmesine karşın Uğur Mumcu gazeteciliğinin üstlendiği sorumluluk bütün cesaretiyle sürer.  Basının sindirildiği, birçok aydının susturulduğu ya da sustuğu bu dönemde Uğur Mumcu gazeteciliği, DİSK davası gibi, barış davası gibi tümüyle siyasi davaların askeri savcılarını doğrudan eleştiren yürekli yazıları ile dimdik ayaktadır.”

Toplumun, 24 Ocak 1980 kararları denilen ekonomik seçeneğin katıksız bir faşizan yönetime yol açacağını Uğur Mumcu gazeteciliğinden öğrendiğini kaydeden Kansu, “Tıpkı Turgut Özal’ın arabesk-liberalizminin Türkiye’yi çıkmaz sokağa saptıracağını öğrendiği gibi. Uğur Mumcu gazeteciliğinin eleştirdiği o Özal liberalizmidir ki, ülkemizi bugünkü duruma yüz milyarca dolar iç ve dış borca sürüklemiş, uçurumun eşiğine getirmiştir. Özal’ın arabesk yanı da, çağdaş yaşamı çöl bedevisinin yaşamına yeğ tutan şeriat özlemcilerini kışkırtmış, dinci partilerin giderek palazlanmasına ve sonunda da tek başlarına iktidara taşınmalarına yol açmıştır” dedi.

UĞUR MUMCU GAZETECİLİĞİNİN GÜCÜ

Işık Kansu, son 40 yılda Türkiye basın yaşamının önemli bir alt üst oluşa tanıklık ettiğine dikkat çekti. Bu 20-25 yılın ilk 10 yılındaki değişimlere ve dönüşümlere Uğur Mumcu’nun çoğu kez değindiğini ifade eden Kansu:

“Genellikle gazeteci ailelerin elindeki basın-yayın yaşamının holdingleşmesi, iş insanlarının eline geçmesi, sonra da tümüyle iliştirilmiş bir yandaşlık durumuna gelmesi olarak tanımlayacağımız bu dönem sonuçta tekelleşmeye ve ‘siyaset-ticaret-tarikat-medya’ dörtlemesinin işbirliği ile sonuçlanmış görünüyor” dedi.

Kansu; “Uğur Mumcu bir işaret fişeği gibi yaklaşık 40 yıl önceden başlayarak günümüze gönderdiği uyarıların çoğu bugün gerçektir, vardır, olmuştur, olmaya da devam etmektedir” görüşünü ifade ederek,  Uğur Mumcu gazeteciliğinin gücünün de burada olduğunun altını çizdi. Kansu, “O gücü de araştırmacı, sorgulayıcı mantıktan almaktadır. Uğur Mumcu gazeteciliği, Uğur Mumcu kişiliği ile birdir. Birbirini tamamlar ve birbirinden ayrılamaz. Her ikisi de sıra dışıdır, farklıdır, öncüdür, örnektir. Kendi deyimiyle, ‘Kalemler vardır, yılmadan, usanmadan, eğilmeden, bükülmeden yazar.’ İşte Uğur Mumcu gazeteciliği budur!” diye konuştu.

‘BASKILARA RAĞMEN DOĞRUYU ARADI’

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcayto, Uğur Mumcu’nun 1990’lı yıllarda yaşanan saldırılarda hayatını kaybeden değerli insanlardan biri olduğunu belirterek, “Bu cinayetlerin ortak özelliği tetikçileri yakalansa onları yönlendiren, cinayete azmettiren kişilerin bulunamamasıdır. Bu olayların pek çoğunun faili meçhul olarak kalmasıdır. İktidarların ve TBMM’nin faili meçhulleri bulmak için ciddi ve titiz bir çalışma yapmadıkları içindir ki, günümüzde de faili meçhul cinayet dosyaları tozlu raflara terk edilmiştir” eleştirisini getirdi.

Turgay Olcayto

Uğur Mumcu’nun, söyleyeceklerini hiç dolaştırmadan okurun anlayacağı bir dilde kaleme alan usta bir gazeteci olduğunu vurgulayan Olcayto; “Doğal olarak siyasi iktidarların sıcak bakmadığı bir yazardı. Bu nedenle de türlü baskılar altında kalmasına rağmen doğruyu aramak, gerçekleri halkla paylaşmak inadından hiç vazgeçmedi. Ülke içinden ve dışından aldığı tehditler onu yıldırmadı. Günümüzde ‘araştırmacı gazetecilik’ diye bir tanım varsa o tanımı mesleğe yerleştiren gazeteci Uğur Mumcu’dur. Onun aramızdan ayrılışıyla gazetecilik mesleği değerinden çok şeyi yitirmiştir” dedi.

‘BARIŞI DEĞİL, SAVAŞI SAVUNUYORLAR’

Olcayto, eleştirel gazeteciliğin, ‘özgürlük ve barış’ sözcüklerinin bile suç sayıldığı bir dönemden geçildiğini ifade etti. Olcayto şunları söyledi: “Düşünceyi ifade özgürlüğünün bulunmadığı, temel hak ve özgürlüklerin askıya alındığı bir ortamda nasıl gazetecilik yapılabilir? Kaldı ki, bugünlerde yazılı ve görsel basında Uğur Mumcu’nun ‘bilgisi olmadan fikir sahibi olanlar’ diye tanımladığı birçok insan toplumda yanlış, tehlikeli algılar oluşturacak konuşmalar yapıyor. Barışı değil, savaşı savunuyorlar. İnsan odaklı haberi değil, içinde şiddet unsuru bulunan haberleri savunuyorlar. Uğur Mumcu’dan aldığımız güçle genç gazetecilerle birlikte basın tarihimizin bu zor döneminde de dimdik ayakta durmaya çalışıyoruz. Bizi yıldıramayacaklar.”