Dört oktavlık güçlü ve eşsiz ses tekniğinin yanı sıra, enstrümansız sahne performansı ile bilinen dünyaca ünlü Caz Sanatçısı Yıldız İbrahimova, 8 Mart’ta şiddet gören kadınlar için söyleyecek. “Caz bir hüznün sesidir” görüşünde olan sanatçı, “Aynı zamanda öldürülen, taciz ve tecavüze uğrayan bütün kadınların sesidir. O gün bütün kadınlar için caz söyleyeceğim” dedi.

Cengiz Aldemir

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü çerçevesinde Ankaralıları, Klasik Caz ve Balkan müziği ile buluşturmaya hazırlanan dünyaca ünlü Caz Sanatçısı Yıldız İbrahimova’ya, kontrabasta kızı Alinda Suna Dinçer ve piyanoda Kaan Yüksel eşlik edecek. İbrahimova ve Dinçer, klasik müzik ve cazdan, halk müziğine kadar geniş bir yelpazede sanat severlerin karşısına çıkacak. Konserde  sanatçılar Bach, Brahms, Gershwin, Duke Ellington, Paisiell gibi bestecilerin eserlerini seslendirecekler.

İKİ YAŞINDA BAŞLAYAN SANAT YOLCULUĞU

Konser öncesi Halagazeteciyiz.net’e konuşan ünlü sanatçı Yıldız İbrahimova, Ankara eski Belediye Başkanı ve CHP eski Milletvekili Ali Dinçer’in de eşi. Müziğe çok küçük yaşlarda başlayan Yıldız İbrahimova,  henüz bir buçuk- iki yaşlarındayken annesinin söylediği melodilerin yanı sıra televizyon ve radyolardan duyduğu şarkıları söyleyerek büyümüş. İlkokulda iken okul etkinliklerinde sahneye çıkartılıp kendisine şarkı söylettirildiğini hatırladığını söyleyen İbrahimova, “Hatta ilkokul üç veya dördüncü sınıfta bir oyun oynamıştık, büyüyünce hangi mesleği yapacağımızla ilgili. Bana müzisyen – sanatçı yazılı kağıt çıkmıştı; öğretmen dahil herkes ”hiç şaşırmadık, zaten senin bu işi yapacağın belli” demişti. On yaşıma geldiğimde piyano ve solfej eğitimi almak üzere Çocuk Müzik Okulu’na gittim. On dört yaşımdayken Sofya Müzik Lisesi ile Bulgar Devlet Akademisi’nde eğitimime devam ettim. Akademide şan ve teori bölümlerinden muzun oldum. Bir müzisyen için teori bölümü çok önemlidir, sağlam bir müzik altyapısı kazandırır” diye anlattı müzik serüvenini.

Yıldız İbrahimova

DÖRT OKTAVLIK SES

4 Oktavlık sesi ile dünyanın sayılı sanatçıları arasında yer alan İbrahimova, liedler ve aryalar söylerken cazla buluşma sürecinin okul yıllarında başladığını söyledi. “Sofya Müzik Lisesi’ne girdiğimde öğretmenim sesimi koloratur soprano olarak belirlemişti. Oysa benim pes seslerim de vardı. Bir gün öğretmenime bunu söyledim ve ‘Lütfen dinler misiniz?’ dedim; dört oktavlık bir sesle karşılaşınca çok şaşırdı. Okulda soprano literatüründen liedler, aryalar söylemeye devam ettim. Birkaç ay sonra öğretmenim ‘Yıldız dört oktavlık bu sesi kullanamıyoruz, çünkü literatür yok. Bu şekilde devam etmek de pek anlamlı olmuyor’ dedi. O dönemde bir arkadaşım Ella Fitzgerald’ın kasetini getirdi ve ”Çok iyi bir cazcı, mutlaka dinle” diye bana verdi. Fitzgeral’ın ismini biliyordum, ama çok fazla tanımıyordum. Kaseti dinleyince ‘yapmak istediğim müzik bu işte’ dedim. Cazda en çok doğaçlamadan etkilendim” diye anlatan İbrahimova, sesinin tüm özelliklerini kullanabilme imkanı vermesinin kendisini caca yönelttiğini de ifade etti.

Lise ve sonrasında şan eğitimine devam eden İbrahimova’nın can hayatının ayrılmaz bir parçası haline gelmiş. George Gershwin’in şarkılarıyla caza başladığını belirten İbrahimova, Gershwin’in, klasikten caza geçişte çok önemli katkılar sağladığını söyledi.

EŞİM HAYATIMIN AKIŞINI DEĞİŞTİRDİ

5 kıtada 50’ye yakın ülkede konserler veren 20 albüm kaydı yapan Sanatçı İbrahimova Amerika, Japonya ve Avrupa’nın bir çok ülkesinde konserler verdi. İbrahimova, Fransa’ya yerleşmeyi düşünürken, Türkiye’ye yerleşme hikayesini ise şöyle anlattı: “Türkiye’den de caz festivali için davet gelmişti ama kaçabileceğim düşüncesiyle izin vermemişlerdi; burası bir nevi bana yasaktı. 1990 yılında Selim Selçuk’un daveti üzerine Bulgar müzisyenlerle birlikte Türkiye’ye yerleşeceğim aklımın ucundan bile geçmiyordu. O dönemlerde Fransız müzisyenlerle farklı ülkelerde birçok projemiz vardı. Fransa’dan da çok ciddi teklifler geliyordu, açıkçası Paris’e yerleşebileceğimi düşünüyordum. Ancak Türkiye’ye bir gelişimde tanıştığım rahmetli eşim Ali Dinçer hayatımın akışını değiştirdi. Kendisi çok değerli bir insan, başarılı bir politikacıydı. Tanıştığımızda milletvekiliydi. Aslında politika mesafeli olduğum bir alandı, hatta Bulgaristan’da 1990 yılında yapılan seçimlerde iki partiden milletvekili teklifi almış, ama kabul etmemiştim. Rahmetli eşimle 1992’de tanıştık, bir yıl sonra da evlendik. O tarihten bu yana Türkiye’de yaşıyorum, bu kararımdan da hiçbir zaman pişmanlık duymadım.”

ÖĞRENCİLER YURTDIŞINDA YAŞAMAYI TERCİH EDİYOR

Sanatçılığının yanı sıra birikimlerini de gençlere aktarmaya çalışan Yıldız İbrahimova, üniversitelerde caz ve vokal dersleri de veriyor. İbrahimova,  “Evet. Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) ve Hacettepe Üniversitesi’nde caz vokal dersleri veriyorum. Gençler tek kelimeyle müthiş. Çabuk öğreniyorlar ve kısa süre içinde inanılmaz işler yapıyorlar. Her sene üniversitede konserlerimiz oluyor. ODTÜ’de öğrencilerden oluşan bir caz orkestrası var. Bildiğim kadarıyla Türkiye’de bulunan konservatuarlarda bile caz orkestrası yok” diye konuştu.

Gençlere çok güvendiğini, onlarla birlikte olmaktan büyük mutluluk duyduğunu de belirten İbrahimova, “Türkiye’nin en büyük zenginliğinin genç nüfusu olduğunu, bu potansiyelin değerini iyi bilmek gerektiğini” söyledi. Mezun ettikleri öğrencilerin yurt dışında yaşamayı tercih etmelerinden üzüntü duyduğunu da vurgulayan İbrahimova; “Örneğin geçen yıl dört öğrenciden sadece biri Türkiye’de kaldı. Bu gerçekten bir kayıp. Beyin göçü bir ülkenin en önemli problemidir. Gençlere Türkiye’de kalmaları için gerekli imkanları sağlamamız lazım” uyarısında bulundu.

‘ÇOCUKÇA ŞARKILAR’ BİR AİLE PROJESİ

Çocuklara yönelik çalışmalar da yapan ve ‘Çocukça Şarkılar’ adında bir de albüm çıkaran Sanatçı İbrahimova, küçük dinleyicileriyle buluşmasını ise şu cümlelerle anlattı: “Bir gün televizyonda çocukların pop şarkıcılarını taklit ettikleri bir yarışma programına rastladım. ‘Bu küçük yaşta o parçaları değil, en güzel çocuk şarkılarını söylemelidirler’ diye adeta isyan ettiğim bir sırada eşim Ali Dinçer, ‘Niye yakınıyorsun? Bence çocuk şarkıları albümü yap’ önerisi getirdi. Bunun üzerine çalışmalara başladım. Tam bir aile projesi oldu; annem, yeğenim ve kızımla birlikte söyledik şarkıları. Türkiye ve Bulgaristan’da çıkan bu albüm iki de ödül aldı. Hiç tanımadığım insanlar beni gördüklerinde veya telefonda teşekkür ettiler, ‘Çocuğum sizin şarkılarınızla büyüdü’ diyenler oldu. Kızım Suna stüdyoya girdiğinde dört buçuk yaşındaydı. Onunla birlikte albümdeki şarkıları söylediğimiz ve enstrümanları tanıttığımız konserler verdik. Çocuklara her konuda olduğu gibi müzikte de en kaliteli örnekleri sunmak lazım. Bu açıdan ”Çocukça Şarkılar’ın benim için çok ayrı bir yeri var.”

TÜRKÜLERİ NESİLDEN NESİLE AKTARIYORUZ
Rumeli türkülerine caz yorumu katan İbrahimova, annesinden dinlediği türküleri kendisi gibi sanatçı olan kızı Alinda Suna Dinçer’e de öğrettiğini söyledi. İbrahimova, “Annem onlarca şarkı, türkü biliyor, olağanüstü bir hafızası var. Onun söylediği Rumeli türküleriyle büyüdüm. Türkiye’de yaptığım ilk albümlerde birkaç tane Rumeli türküsünü caz yorumu katarak farklı bir biçimde söyledim” dedi.

“Annemden Rumeli Türküleri-Balkanatolia II” adlı albümünün tamamen türkülerden oluştuğunu, “Mavi Yelekli Yarim” türküsünde birinci kıtayı kızının söylediğini de anlatan İbrahimova “Böylece çok büyük bir zenginliğimiz olan türkülerin nesilden nesile aktarılarak unutulmaması gerektiğine vurgu yapıyoruz” diye konuştu.

ENSTRÜMANSIZ PERFORMANS

Bazı konserlerinde bir buçuk, iki saat enstrümansız sahne performansı sergileyen İbrahimova, bu yorum için,“zor ama bir o kadar da keyifli, farklı ve zevkli bir deneyim” değerlendirmesini yaptı. Sanatçı İbrahimova  bu performansın ortaya çıkışını da “Bulgaristan’a dünya ve olimpiyat şampiyonluğu kazandırmış ritmik jimlastik antrenörü olan arkadaşıma dayanıyor. O bir gün ‘Şimdiye kadar piyano eşliğinde gösteriler yaptık. Bir de sadece sesle denemek istiyorum. Bizim için doğaçlama yapar mısın?’  diye sordu. Hazırladığımız parça eşliğinde gösterilerini sundular ve dünya şampiyonu oldular. Daha sonra bu çalışmayı geliştirerek enstrümansız konserler verdim, izleyicinin de büyük ilgisini çekti” diye anlattı.

CAZ AYNI ZAMANDA ŞİDDETE UĞRAYAN KADININ SESİDİR

Caz müziğinin bir hüzün yorumu ve dün olduğu gibi bugün de şiddet gören, taciz ve tecavüze uğrayan bütün kadınların da sesi olduğunu belirten Yıldız İbrahimova, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü için  şu mesajı verdi: “Türkiye’de kadınlar daha 30 ve 40’lı yıllarda erkeklerle eşit hakları bir çok Avrupa ülkelerinden daha önce kazanmalarına rağmen son yıllarda artan kadın cinayetleri, tecavüzleri yüzünden çok tedirgin ve rahatsız oluyorum. Basına da yansıdığı gibi neredeyse her gün bir kadın öldürülüyor. Şimdi niçin? diye sormak lazım. Kadının sadece ev hanımı olması doğru değildir. Üretmesi gereken bir durumdayken eve hapsedilmeleri kabul edilemez. Kadın dünyanın üreten en güzel varlığıdır. Kadın hayat veren, aynı zamanda cinsiyet ayırmadan kız ve erkek çocuklarını hayata hazırlayan bir bireydir. Yıllar sonra bilim de bunu söylüyor ki, erkeklere bile gerek kalmayacak bir dünyaya doğru gidiliyor. Kadınsız bir dünya düşünülemez. Tabii ki eğitimli, kadına saygılı erkekler de çok. Kadınların her sektörde olmasını canı gönülden istiyorum ve olmalıdırlar. Bilim, sanat, eğitim, sağlık gibi bir çok alanda kendini ispat etmiş kadınlarımız var. Kadınlar iyi ki varlar ve var olmaya devam edeceğiz. Caz bir hüznün sesidir. Aynı zamanda bu yorum öldürülen, taciz ve tecavüze uğrayan bütün kadınların sesidir. Dün olduğu gibi bugün de, yarın da  şiddet gören bütün kadınlar için caz söylemeye devam edeceğim. Bir kadın olarak bütün kadınların, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyorum.”