Halepçe Katliamı’nı belgeleyen Ramazan Öztürk: ‘Halepçe’de kullanılan silahlar soyun devamını da yok etti’

0
1554

16  Mart 1988’de Saddam Hüseyin’in liderliğindeki Irak Baas Rejimi’ne ait uçak ve helikopterlerle gerçekleştirilen kimyasal silah saldırısında çoğunluğu çocuk, kadın, yaşlı 5 bin Kürt hayatını kaybetti; 7 ila 10 bin arasında kişi de yaralandı. Dünyanın o dönem sessiz kaldığı katliamı fotoğraflarıyla dünyaya duyuran ise “Sessiz Tanık” adlı fotoğrafıyla Ramazan Öztürk oldu. Öztürk o dönemi ve yaşadıklarını anlattı:

 

‘Kürtlerin Hiroşiması’ olarak tanımlanan Halepçe Katliamı’nın üzerinden 31 yıl geçti. İran – Irak savaşı döneminde 16 Mart 1988’de Saddam Hüseyin’in liderliğindeki Irak Baas Rejimi’ne ait uçak ve helikopterlerle gerçekleştirilen kimyasal silah saldırısında çoğunluğu çocuk, kadın, yaşlı olmak üzere 5 bin Kürt hayatını kaybetti; 7 ila 10 bin arasında kişi de yaralandı. Katliamın etkileri deri ve ciğer hastalığı, kısırlık olarak devam ediyor.

Halepçe Katliamı’nı çektiği fotoğraflarla belgeleyen gazeteci ve belgesel yapımcısı Ramazan Öztürk, Halepçe’de kullanılan kimyasal silahların etkilerinin devam ettiğini belirterek “Bir bölgede yaşayan halkın çoğu toplu halde öldürüldü. Aynı zamanda aileler kökten yok edilerek soyun devamı kurutuldu” diyor.

Öztürk ile Halepçe Katliamı’nı ve sonrasını konuştuk: 

Halepçe Katliamı gibi büyük bir faciayı fotoğraflamak zor olsa gerek. Oradan döndükten sonra ne yaşadınız, kendinizi nasıl rehabilite ettiniz?

İran – Irak savaşı sırasında özellikle Basra cephesinde ve dünyanın farklı bölgelerinde takip ettiğim savaşlarda toplu cesetler gördüm. Çoğu ateş hattında savaşan askerlerin cesetleriydi. Ancak Halepçe bambaşkaydı. Ölenler arasında savaşçı yoktu. Kadınlar, yaşlılar, çocuklar, bebekler vardı. Kendi evlerinde, sofrada yemek yerken, anneler bebeklerini emzirirken, çocuklar sokakta oynarken zehirli gazlarla öldürüldü. Binlerce insanın cesetleri yerlerdeydi. O an insan olduğunuzdan utanıyorsunuz. ‘Bu nasıl bir kin, nasıl bir nefret’ diyorsunuz.

Cevabı yok bunun. Tamam, gazeteciyim, mesleğim beni oraya götürdü ama sonuçta ben de bir insanım. Etkilenmemek mümkün mü? O bebeklerin yüzleri, genç kızların cesetleri, oyun oynayan çocukların ölüm biçimleri çok kötüydü. Genç adamın yanında çocuklar yatıyordu. O çocukların öldüğünü zannediyordum. Yıllar sonra Halepçe’ye gittiğimde o çocuklardan biriyle karşılaştım. Yaralı kurtulmuş. ‘O yatan dayımızdı. Biz yanına koştuk. Ama biz de etkilendik, düştük. Biz sizi duyuyorduk. Hareket edemedik. Bizi kurtardınız’  demişti. Ama ben değildim kurtaran, bizden sonra İran’ın sıhhiye ekibiydi.

Ömer Hawar isimli babanın çocuğunu korumaya çalışırken öldükleri Sessiz Tanık fotoğrafıyla özdeşleştim. Sanki Ömer Hawar bendim, kucağındaki ise benim çocuğum gibi bir duygu var bende. O fotoğrafı ben kendimden bir parça olarak görüyorum. Yıllarca bir çocuk sesi duyduğumda ağlardım ya da bir yerde bir müziğin tınısını duyduğumda ya da gittiğim bir yerde yaşlı bir kadın gördüğümde yanına oturur, duygulanır ve gözyaşlarımı tutamazdım.

Halepçe Katliamı’nda binlerce insan hayatını kaybetti. Ancak batı buna uzun bir süre sessiz kaldı. Siz bu sessizliği nasıl değerlendiriyorsunuz?

Halepçe Katliamı olduğu dönemde İran- Irak savaşı devam ediyordu. Batı dünyası ve ABD, İran’da yeni kurulmuş olan İslam rejimine karşı çıkıyordu. Bu amaçla Irak’ın başında bulunan Saddam Hüseyin’e her türlü desteği verip cesaretlendiriyordu. Batı dünyası, henüz çok yeni olan İslam devrimini zayıf buluyordu. Çünkü İran’da iktidarı ele geçiren Humeyniciler, şah yanlılarını ve diğer muhalifleri yakalayıp ya zindanlara atıyor ya da idam ediyordu. Böylesine zayıf durumdaki bir İran’a karşı başlatılacak bir savaş, İslamcıların kurduğu rejimi yıkabilirdi. Savaş bu amaçla başlatıldı ama tam tersi sonuçları oldu. Çünkü ‘sudan sebeple’ çıkartılan bu savaş   (İran-Irak Savaşının yazılı sebebi Şat Ül Arap Suyolu üzerindeki anlaşmazlıktır) aslında İran İslam rejiminin kök salmasına ve bugüne gelmesine sebep oldu. İşte o dönemde batı dünyasının Saddam’ı böylesine kayıtsız şartsız desteklemesinin bir sonucu da Halepçe Katliamıdır diyebiliriz. Adeta Batı’nın şımarık çocuğu haline gelen Saddam, Halepçe’de kimyasal silah kullanmaktan hiç çekinmedi. Irak, İran ile savaşın başladığı ilk yıllar itibariyle cephelerde ve sivil yerleşim birimlerinde kimyasal silahlar kullandı. Batı dünyası buna hep sessiz kaldı. Saddam aynı sessizliğin Halepçe’de de sürdürüleceğinden emindi. Nitekim öyle de oldu. 16 Mart 1988’de Irak savaş uçakları Halepçe üzerinde kimyasal bombalar yağdırırken, şımarık çocuğun sahipleri üç maymunu oynadılar ‘görmedik, duymadık, bilmiyoruz.’  Halepçe, Duceyde ve İnap’ta 5 binden fazla sivil insan acımasızca katledilirken, dünya sessiz kaldı. Kürt halkı dünyaya sesini duyurmak için çırpındı durdu ama Saddam’ı doğru dürüst kınayan bir ülke bile çıkmadı.

Medya nasıl gördü?

Yabancı ajanslara ve bölge ülkelerinin gazete merkezlerine ’Halepçe bölgesine kimyasal atılmış ölenler var’ türünden küçük bir haber şeklinde ulaşıyordu. Dünya kamuoyu beklenen tepkiyi vermedi ne yazık ki. Ne siyasetçiler ne de medya kuruluşları tarafından önemsendi. Dünyanın farklı ülkelerinden Halepçe’ye gelen basın mensupları katliamı gözleriyle görmelerine rağmen sıradan bir habermiş gibi geçiştirildi.

Türkiye medyası peki?

Benim Halepçe’de çektiğim ve katliamın en önemli belgeleri olan fotoğraflar, Türkiye’de sadece çalıştığım Sabah Gazetesi’nde manşetten verildi. Diğer gazetelerde bir iki sütunluk haber olarak çıktı. Çoğu da fotoğrafsızdı. Sanki burnumuzun dibindeki bir toprak parçasında böyle bir olay yaşanmamıştı. Sanki orada acımasızca öldürülen insanlar, Türkiye’de yaşayan milyonlarca Kürdün soydaşı ve akrabası değildi. Sanki bu katliam Türkiye’yi hiç ilgilendirmiyordu. Türkiye’de Kürt meselesinde iyi bir iklim varsa bütün yayın kuruluşları Halepçe Katliamı’na ilgi gösterip, gündeme getiriyor. Ama iklim iyi değilse kimseden çıt çıkmıyor. Katliam olduğunda ben Sabah gazetesinde çalışıyordum (Dinç Bilgin’in sahibi Olduğu), kendi gazetem dışında diğer gazeteler katliama ilişkin tek sütun haber girdi. Halepçe’yi günlerce yazdım ama kimse sormadı, görmedi. Kullanmak istemedi, kullandırmadılar. Aynı günlerde çektiğim fotoğraflar merkezi Paris’te bulunan Sipa Press tarafından dünyaya dağıtıldı.

Uzun bir sessizliğin ardından Halepçe Katliamı’nı yeniden gündeme getiren neydi?

Ne zaman ki Batı’nın şımarık çocuğu Saddam artık onların sözünü dinlememeye başladı, İngiltere ve ABD’ye zaman zaman kafa tuttu, işte her şey o zaman tersine döndü. Saddam’ın halkını öldüren acımasız bir diktatör olduğu dillendirildi. En somut delil de Halepçe Katliamıydı.  Siyasetçiler konuştu, medya manşetlere çıkardı. Halepçe’de çektiğim o fotoğraflar sanki katliam yeni olmuşçasına bir anda dünya medyasında yer almaya başladı.

Bu süreç devam ederken 1990’da Saddam Kuveyt’i işgal edince, Halepçe Katliamı dünya gündemine iyice oturdu. Sanki yeni olmuş gibi makaleler, haberler yazıldı. Fotoğraflarım hemen her gün dünya medyasında yer aldı. En ünlü dergilere kapak yapıldı. ‘Saddam’ın nasıl bir diktatör olduğu, Enfal’de kaç kişinin öldürüldüğü’ konuşuldu. Raporlar hazırlandı. Saddam’ın kimyasal silahlar ürettiği fabrikaların krokileri ortaya çıktı. Saddam’ın “Kıyamet topu” yaptığı gazete sayfalarına taşındı. Saddam’ın bu topla hem bölge ülkelerini hem de daha uzak ülkeleri hedef aldığı yazıldı. 1988’in 16 Mart’ında gerçekleşen katliam, gerçek manada 1990’da gündeme geliyordu. Bu, Batı Dünyası’nın ikiyüzlülüğüydü. Aynı zamanda bölge ülkelerinin de.  Katliama 2 yıl boyunca sessiz kaldılar.

Birinci Körfez Savaşı’nın başlangıcından sonuna kadar bölgedeydim. Kuveyt’in işgali sırasında Suudi Arabistan’ın Dahran kenti savaşın yönetim merkezi olarak belirlenmişti. O dönemde benim Halepçe Katliamı’nı duyuran gazeteci olduğum öğrenilince Arap basını tarafından aşırı bir ilgi görmüştüm. Araplar da o zaman Halepçe’yi sahiplenmeye başladı. Yani herkes kendi adına korku yaşarken, Halepçe’yi hatırladı.

Katliamdan sonra bölgeye gittiğinizde Kürt siyasetçiler bu sessizliği nasıl yorumladı?

O dönem Celal Talabani ile röportaj yapmıştım. En çok Filistin’i eleştirmişti. Talabani ‘Filistin’in özgürlük mücadelesinde biz her türlü yardımı yaptık. Gönüllü olarak çok sayıda Kürt insanı davalarına destek vermeye gitti. Onlar bizim davamızı bir gün olsun sahiplenip bir şey söylemediler. Halepçe Katliamı sonrasında Filistin yetkilileri tek bir açıklama yapmadı’ demişti. Çünkü Saddam Filistin’i destekliyordu, kamp yeri temin ediyor, para yardımı yapıyordu. Bu nedenle Filistin de susmuştu.

5 bin insanın öldüğü Halepçe yeteri kadar sahipleniliyor mu sizce?

Etkin ülkeler, Halepçe Katliamını, bölgedeki dengeler için her zaman bir malzeme olarak kullandı. Kimse ne Saddam Rejiminin ne de diğer baskıcı rejimlerin Kürtlere zulüm yaptığıyla insan öldürdüğüyle ilgilenmiyor. Çünkü samimi değiller. Çünkü aradan kaç yıl geçti ama hâlâ Halepçe ‘soykırım’ olarak tanınmadı.  Suriye’deki iç savaşta kimyasal silah kullanımı gündeme gelindiğinde Halepçe Katliamı’nın fotoğrafları kullanılıyor. Ama Halepçe sahiplenilmiyor.

Oysa Halepçe için zamanında gerekli tepki verilmiş olsaydı, Miloseviç Bosna’da ve Kosova’da on binlerce insanı toplu mezarlara gömme cesaretini gösteremezdi. Suriye’de de kimyasal kullanmaya kimse cesaret edemezdi.

Buradan şu sonucu çıkarmak gerekiyor; sessiz kalınan her katliam, sonraki katliamların basamağıdır. Saddam’ın başında bulunduğu Baas Rejimi Halepçe’de bu soykırımı yaparken bölge ülkeleri ‘ölenler Kürt’ diye ses çıkarmadı. Çünkü birçoğunun Kürt sorunu var. Diğerleri de ‘Kürtler özgür kalırsa, bizdeki bazı halklar özgürlük ister’, korkusunu yaşıyorlar. Ancak her sessiz kalışın sonraki adımı, avazı çıktığı kadar bağırmanın sebebi olabiliyor işte.

Medyanın görmezden geldiği Halepçe’nin fotoğrafları nasıl ‘150 yılın fotoğrafı’ seçildi?

1989’da Halepçe Katliamı’nın sembolü olan ve dünya medyasında ‘Sessiz Tanık’ olarak isimlendirilen fotoğrafla, Amerikan Gazeteciler Birliği’nin ‘Manşet Haber Fotoğrafı’ dalında birincilik ödülü aldım. Amerika’ya gidip ödül törenine katıldım. Ortadoğu’dan bunu alan ilk gazeteciydim ama bizim gazetelerde haber bile olmadı. 89’da yine Newsweek ve Time dergileri, Halepçe’nin fotoğraflarını yılın fotoğrafı, Life Dergisi 150 yılın fotoğrafı olarak seçti.  World Press Photo, Stern gibi daha birçok ünlü dergi ve basın kuruluşları ödüller verdi. Bunlar Türkiye’de haber bile olmadı.  Aynı yıl, merkezi Ankara’da bulunan Foto Muhabirleri Derneği’nin açtığı yarışmaya ‘Sessiz Tanık’ fotoğrafıyla katıldım, ödüle layık bulmadılar. Onların ödül vermeye değer bulmadığı fotoğraf, yukarıda özetlediğim dünyanın en önemli kuruluşlarından ödül aldı.

Siz yıllar sonra Halepçe’ye gittiğinizde kimyasal silahların sonuçlarını nasıl gördünüz?

Kimyasal silahlar kullanıldığında çok yakınındaysanız ölüyorsunuz, biraz daha uzaktayken yakalanmışsanız etkisi 5-10 yıl sonra ortaya çıkabiliyor. Halepçe’de 5 çeşit kimyasal kullanılmıştı. Çocukken etkilenenlerin bir kısmı şimdi kısır, çocuk sahibi olamıyor. Gözleri iyi göremeyen, ciğerleri rahatsız olanlar var. Yaralıların bir kısmı belki hastanelerde tedavi gördü ama sonraki yıllar geçtikçe ölüyorlar. İran’da resmi kayıtlara geçmiş 100 bin kimyasal mağduru var ve bunlar da zaman içinde ölüyor.

Soykırım, Halepçe için yerinde bir deyim. Bir bölgede yaşayan halkın çoğu toplu halde öldürüldü. Aynı zamanda aileler kökten yok edilerek soyun devamı kurutuldu. Ömer Hawar’ın yeğeni mesela şu an kısır, çocukları olmuyor. Hâlâ Halepçe’de bunu tedavi eden doğru düzgün hastane yok.  Tedavinin yanı sıra Halepçe’ye yakışan bir anma bile yapılmıyor.

Halepçe ve Enfal’de kullandığı silahlar nedeniyle ‘Kimyasal Ali’ olarak bilinen Irak Ordusu Kuzey Cephesi Komutanı Ali Hasan El Mecit El Tikrit’in Bağdat’taki duruşmasında çektiğiniz fotoğraflar nedeniyle tanık olarak yer aldınız. Tanıklığınız mahkemeyi nasıl etkiledi?

ABD’nin Irak’a müdahalesi sonrası Saddam idam edildi. Ancak Halepçe’de yaptıklarından dolayı yargılanmadı. Başka suçtan yargılandı. Celal Talabani o dönem Cumhurbaşkanı idi. Ama Saddam’ın idamını onaylayan yasayı imzalamadı çünkü yargılamanın devam etmesi gerektiğini söylüyordu. Ancak alelacele idam ettiler, çünkü Saddam konuşsaydı o dönem ona yardım eden ülkeleri de söyleyecekti.  Saddam’dan sonra Irak Ordusu Kuzey Cephesi Komutanı Ali Hasan El Mecit  ‘Kimyasal Ali’ 2009’da Bağdat’ta yargılanmaya başladı. Mahkemeye tanık olarak çağrıldım. Gittiğimde Halepçe’de çektiğim 40 fotoğrafı da mahkemeye sundum. Mahkeme heyeti ve sanıklar bazı fotoğrafları ilk kez görüyorlardı. Hâkimler, avukatlar ağlamıştı. Ama Kimyasal Ali donuk gözlerle bakıyordu. Daha sonra bana orada olup olmadığımı sordu. Ben de hem orada olduğumu gösteren fotoğrafları hem de o fotoğrafları çektiğim fotoğraf makinesini gösterdim. Tanıklık ettiğim zamana kadar Kimyasal Ali, katliam yaptıklarını reddediyordu, İran’ı suçluyordu.  Ben de tanıklıklarımı anlattım. Benden bir duruşma sonra da 2010’da Kimyasal Ali hem Halepçe hem de başka yerlerde işlediği suçlar nedeniyle mahkûm oldu ve idam edildi.

Halepçe’nin yaşandığı dönemde Türkiye’de de iç karışıklıklar vardı. O dönem nelere tanıklık ettiniz?

Gazeteci olarak Maraş Katliamının da tanığıyım. O dönemde Günaydın Gazetesinin Muhabiriydim (Haldun Simavi’nin sahibi olduğu Günaydın) Çektiğim fotoğraflar şimdi internet ortamında dolaşıyor. 12 Eylül döneminin cezaevlerini dolaştım. Siyasi tutukluların bulunduğu Diyarbakır, Metris ve Bayrampaşa cezaevlerinin duvarlarında yazılı sloganlar bile nasıl bir dönemden geçtiğimizi ve oradaki insanların hangi şartlarda yaşadıklarını anlatmaya yetiyordu.

Ramazan Öztürk kimdir?

1956’da Malatya’da dünyaya gelen Ramazan Öztürk, 1975 yılında aktif gazeteciliğe başladı. Sırasıyla Günaydın, Sabah, Star, Yeni Binyıl gazetelerinde muhabir olarak görev aldı. 2004-2010 yılları arasında TRT’de Kırılma Noktası adıyla Haber Belgeseli hazırladı ve sundu. 108 ülkede savaşın insanlar üzerinde açtığı derin yaraları anlatan 108 belgeseli yayımlandı.

Kosova savaşını, Bosna savaşını, Körfez savaşını, İran-Irak savaşını, Rus-Çeçen savaşını, Pakistan, Lübnan, Azerbaycan, Ermenistan’daki olayları izleyen Öztürk, İrlanda’da IRA ve liderleri ile röportajlar yaptı.  Türkiye’de de birçok olayı takip eden Maraş Katliamı’nı, 12 Eylül hapishanelerini fotoğraflayan Öztürk, Halepçe Katliamı’nı belgeledi. Halepçe’de çektiği, bebeğine sarılan Ömer Hawar’ın fotoğrafı dünya çapında birçok ödül aldı.  Öztürk fotoğrafa ‘Sessiz Tanık’ adını verdi. 1995’te aynı isimle kitabı yayımladı. Öztürk gazeteciliğe devam ediyor.

Merkezi Hollanda Lahey’de bulunan Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nün bahçesinde,  Ramazan Öztürk’ün Ömer Hawar’ın heykeli yer alıyor. Ömer Hawar’ın ve Ramazan Öztürk’ün heykeli Halepçe müzesinin bahçesinde de bulunuyor.