İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Erdoğdu: Seçimden Sonraki Ekonomik Tablo Çok Daha Karanlık

CHP Genel Başkan Yardımcısı Aykut Erdoğdu, Türkiye’nin büyüme hızının 2,6 olmasının ve üretimdeki  daralmanın ardından ekonomik krizin derinleşerek süreceği uyarısında bulundu. Dış politikadaki kavganın Türkiye’yi fakirleştirdiği görüşünde olan Erdoğdu, yerel seçimlerle ilgili olarak,“Seçimi alabilmek için tekrar para pompalayacaklar” dedi.  Erdoğdu, hükümetin seçim sonrası IMF’nin kapısını çalacağını da iddia etti.

Cengiz Aldemir

Seçimlere günler kala Cumhur İttifakı ortakları AK Parti ile MHP seçim meydanlarında ülkenin bekaa sorunu olduğunu iddia ederken, CHP ile İYİ Parti’den oluşan Millet İttifakı ve diğer partiler ise ülkenin gerçek sorununun ekonomik sıkıntılar olduğu görüşünde.  CHP Genel Başkan Yardımcısı Aykut Erdoğdu da asıl sorunun ekonomik sıkıntılar ve ülkenin giderek fakirleşmesi olduğu görüşünde. Erdoğdu, döviz kurlarındaki hareketliliğin ekonomiye nasıl yansıdığı, ülkenin asıl sorunu, ekonomik daralmanın neden ve sonuçları, iç ve dış politikaların ülke ekonomisi üzerindeki etkilerine yönelik sorularımızı Halagazeteciyiz.net’e yanıtladı.

Hükümet, döviz kurlarında yaşanan hareketlilikleri, ekonomide iyimser bir hava olarak gösteriyor.  Bu durumu siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dolar düştü diye Türkiye’de kriz bitmiyor. Üretim yapabilmek için ithalat yapmak zorundayız. Ama para olmadığı için ithalat yapamıyoruz o yüzden de döviz talebi yok. Ayrıca Türk Lirasına fahiş faiz var. Dünya ortalamasının 5-6 katı, yüzde 24 faiz ödüyoruz. İnsanlar elindeki TL’yi alıp faize koyuyor. Böylesi bir durumda, ‘kur düştü, Türkiye iyiye gidiyor’ demek meseleyi anlamamaktır. Hatta ‘cari fazla veriyoruz, kriz bitti’ demek cehalettir. Şu an üretim yapamıyoruz diye ithalat yapamıyoruz. Çünkü üretim kafa üstü düştü. İthalat olmadığı için de cari açıktaki makas daralıyor. Piyasada nakit yok, kimse kredi alamıyor.

 

Türkiye ekonomisi 2018’de yüzde 2,6 büyürken, geçen yılın son çeyreğinde yüzde 3 daralmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

TÜİK tarafından açıklanan 2018 yılına ve 2018 yılının Ekim-Aralık arasındaki üç aylık dönemine ilişkin Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) verilerine göre 2,6. Bu ise ekonominin resesyona girdiğinin devletin resmi rakamları ile tescili demektir. Yani artık arkasına gizlenecek hiçbir bahane kalmadı. Çok açık ve net: Başkanlık sistemi, ekonomiyi çökertti. Başkanlık sistemi, Türkiye ekonomisini yüksek işsizlik yüksek enflasyon ve ekonomik küçülme ile vurdu. Vatandaş, Başkanlık sisteminin faturasını işsizlik ve pahalılıkla ödüyor. Saray büyürken ekonomi daralıyor. Türkiye ekonomisi resesyonda. Yeni Ekonomi Programı’ndaki (YEP) içi boş bir vaat olan 2018’de yüzde 3,8’lik büyüme havada kaldı. Son on yıldır görülmedik bir daralma yaşandı. Ekonomik daralma bir önceki yılın aynı çeyreğine göre inşaatta yüzde 8.7, imalat sanayinde yüzde 7.4 olarak kaydedildi. Daha önemlisi daralmanın 2018’in son çeyreğinde şiddetlenmesi oldu. Örneğin inşaatta ve imalat sanayinde bir önceki çeyreğe göre yüzde 4,2 daralma kaydedildi.

Ekonomideki bu daralma en çok hangi sektörlerde etkisini göstermiştir?

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış veriler, ekonominin 2018 3’üncü çeyrekte bir önceki çeyreğe göre yüzde 1,6 daraldığını, 4’üncü çeyrekte ise yine bir önceki çeyreğe göre yüzde 2,4 daralma yaşandığını gösteriyor. Gayrisafi sabit sermaye oluşumunda yüzde 13 oranında azalma gerçekleşti. Bu kalem altında makine teçhizat yatırımı bir önceki yılın aynı dönemine göre dörtte bir oranında azaldı. ‘Lokomotif sektör’ inşaattaki gayrisafi sabit sermaye oluşumu da son çeyrekte yüzde 5,8 daraldı. İnşaat ve imalatta agresif bir daralma var. Göstergeler en kırılgan sektörün inşaat olduğunu gösteriyor. Sanayi tarafında da kırılganlık devam ediyor. İhracat artış hızı da ciddi biçimde zayıfladı. Tüm bu verilere baktığınızda diplerde olduğumuz çok açık.

Bu daralma devam eder mi?

Aynı ürünlere olan talep, yıllık bazda yüzde 16 oranında azaldı. Yarı dayanıklı mal tüketimi de benzer bir seyir izledi. Taksit sayısını arttırmanın bir işe yaramadığı görülüyor. Yüksek enflasyon ve kredi maliyeti nedeniyle iç talep adeta çakıldı. Dayanıklı ve yarı dayanıklı mal alımındaki gerileme, tüketimin sadece temel ihtiyaçları karşılamak için gerçekleştiğini gösterdi. Dayanıksız mallarda dahi tüketim bir önceki yılın aynı dönemine oranla yüzde 2,3 azaldı. Devletin nihai tüketim harcamaları ise yerinde saydı, daralmayı telafi edemedi. Bu veriler Türkiye ekonomisinin derin bir krizden geçmekte olduğunu gösteriyor. 2008-2009’da küresel krizin Türkiye’yi derinden vurmasının nedeni AKP’nin politikasızlığıydı. Bugün benzer bir küresel kriz olmamasına karşın ekonomisi 2018’in sonunda en çok daralan ülkelerden olan Türkiye’de siyasal iktidarın hesap vermesi gerekiyor. Ciddi önlemler alınmazsa daha da ciddi sorunlarla karşı karşıya kalabiliriz.

31 Mart yerel seçimleri sonrası ekonomide ne gibi bir değişim bekliyorsunuz ?

Seçimi alabilmek için tekrar para pompalayacaklar. Para pompalamanın  sonucunda seçim sonrası enflasyon artacak, hali hazırda bozuk olan mali istikrar daha da bozulacak. Eğer büyük şehirlerde seçimi kaybederlerse milletin gırtlağına binecekler. Bunu istikrar için geçici fedakârlık zannetmeyin. ‘Bütçemiz fazla verdi’ diyorlar. Senin bütçen neden fazla verdi?  Bedelli askerlik, imar barışı çıkarttın; bunlardan 25-30 milyar lira para geldi. Buna rağmen bütçen açık veriyor.  Durum oldukça  vahim.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim meydanlarında ekonomi yerine ezan tartışmasını gündemde tutmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Son 10 yıl lafla geçti. Oluşturmaya çalıştıkları sahte gündemler, ekonomideki bu tablo konuşulmasın diye. ‘Beka sorunu’, ezan tartışması gibi ortaya attıkları yalan ve iftiralar, tüm bu kara tabloyu gizlemek için. Üstelik yaşadığımız bu kriz önceki krizler gibi ‘V tipi’ yani dibe çöküp hızla yükselme şeklinde de olmayacak. Çünkü bu kez hasar daha çok reel sektöre gitti. Vergi teşvikleri, istihdam teşvikleri ve kamu bankalarından finanse edilen kredi teşvikleri var ama ortada yüzde 40 artmış bir kur, yüzde 20’lerde bir enflasyon ve yüzde 24’lerde faiz var. Fakat çözüme yönelik somut bir adım hâlâ atılmadığı gibi bu yönde bir niyet de yok.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Rusya S-400 meselesinde Türkiye’nin ABD’ye verdiği yanıtla dolar kurunun bir alakasının olmadığını söyledi. Sizce de öyle mi?

Kur 5,30’du, sonra 5,45’e çıktı. TL iki gün içinde yüzde 3 değer kaybetti. Bu işler talimatla olmuyor. Piyasa bütün bu gelişmeleri izliyor. Faiz yüzde 24, repo yüzde 26. Enflasyon yüzde 19 diyorlar. Yüzde 7’lik bir fark ile reel faiz vermemize rağmen, kimse bize para vermiyor. Dünden bugüne bakacak olursak, enflasyon patlamış durumda. Gıda enflasyonu son 1 yılda yüzde 30. Yaş meyve ve sebze enflasyonu ise yüzde 46. 1,5-2 milyon kişi işinden oldu.  Bugün geldiğimiz noktada 7 milyon işsizimiz var. Döviz kuruyla ithal edilen her şeyin fiyatı artacak demektir. Üzülerek söylüyorum krizin daha başındayız. Maalesef bu kriz daha da derine gidecek bir kriz olacak. Erdoğan seçim öncesi aleme posta koyuyor diyelim. Siz bunu yapamazsınız. Bu kadar düşüncesiz hareket edemezsiniz. Sizin saray ve özel uçağınız olabilir ancak vatandaş domates biber almak zorunda. Yöneticilerin bu sorumsuz davranması sonucunda vatandaşlar mağdur oluyor.

Ekonomi çevrelerinde hazinenin borçlandırıldığı konuşuluyor. Bu ne anlama geliyor?

Evet hazinemizi sürekli borçlandırıyorlar. Piyasada para yok, insanlarda güven kalmamış. İş dönmüyor, çek dönmüyor. Parayı gören dövize yöneliyor. Çünkü kimse ülke ekonomisine güvenemiyor. Sürekli döviz mevduatı artıyor. İhaleler ve yandaşların işleri hep dövizle. Vatandaşa ‘dövizini bozdur TL al’ diyorlar, kendileri ve yandaşları ise sürekli dövize yöneliyorlar. Yurt dışından döviz borcunu alıyor, sonra o dövizi götürüp Merkez Bankası’na veriyor. Merkez Bankası’ndan TL alıp, ama burada şunu söylemem lazın sürekli bu paralarla yandaşının hakedişini ödüyor ki o kazansın diye. Emekliye bir maaş zammı vermiyor. Çiftçiye, işçiye bir şey vermiyor. Merkez Bankası’ndan hazineye aktarılan o parayı haziranda alacaklardı, zorla ocak ayında aldılar. 35 milyar açık var. Şubat ayında ise imar affı, bedelli askerlik gibi bir çok parasal harekete rağmen şubat ayındaki açık 57 milyar lira. Ne yapıyor hazine ? sürekli borç. Yurt dışında bir çok ülke, Erdoğan yönetimini riskli olarak gördüğü için yüksek faizle borç para veriyorlar.

TÜİK’in ekonomi verilerini güvenilir buluyor musunuz?

Hayır asla güvenmiyorum. TÜİK’in başkan yardımcısı görevden alındı. Çünkü istedikleri gibi bir rakam çıkmayınca görevden aldılar. Bununla da güvenilirliği hiç kalmadı. Bakın TÜİK başkanı meclis kayıtlarında var. Bize  aynen, ‘Biz Ortadoğu toplumuyuz ve Ortadoğu toplumunun özelliği ise yalan söylemektir’ dedi. Bize alt hesaplar konusunu anlat dedik. Güvenilir bilgiler veremedi. TÜİK güvenilirliğini yitirirse ekonomiye teşhisi nasıl koyacaksınız? Hastanın ölümü ekonomide krizdir. Bizde de durum budur.

AK Parti’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yerel seçimler hakkında değerlendirmelerde bulunurken CHP’li belediyeler tarafından yönetilen bölgelerde yaşayan vatandaşları “Türkiye’nin kaymağını yiyenler” olarak tarif etmesini nasıl yorumluyorsunuz?

Erdoğan’ın söylediği o ilçelerde yaşayan insanlar bu ülkenin kaymak tabakası değil. Eğitim görmüş ve bu ülkenin geleceği için kaygılanan Anadolu insanları. Kaymak tabakası aranacaksa sarayın etrafına baksınlar. Yolsuzluk yapanlara baksınlar. 81 milyon insanımızı, Kürt-Türk, Alevi-Sünni,  Laik- muhafazakar diye bir çok kere bölmeye çalıştılar. Şimdi de semtler üzerinden bölmeye çalışıyorlar.  Bu bölücülüğe insanımız hiçbir zaman geçit vermemeli. İşte bu yaklaşımlar, hem de dünya insanını çok korkutuyor.  Bize düşen 31 mart tarihi itibarıyla bu kötü gidişe bir dur demek.

Seçim sonrası Türkiye IMF’ye gider mi?

Gider. 31 Mart seçimleri sonrası fatura bu ülkenin emekçilerine, köylüsü, çiftçisine, emeklisine kısaca bütün vatandaşlara kesilecek. Bu ülke hızla IMF’nin paketine doğru götürülüyor. Böylesine büyük bir kurtarmayı dünyada IMF dışında hiçbir kurum yapamıyor. Bizi götürdükleri nokta tam da burası.  Bu IMF paketi önlerine konacak ve bu ülkenin ücretlisinden emeklisine kadar her kesimin belini kıracak. Bu kötü gidişe dur diyemezsek halimiz fenadır.  Türkiye’nin bir bekaa sorunu iktidar ve 17 yıldır ortaya koyduğu kötü bir ekonomi politikasıdır.

Yorumlar kapatıldı.