Hâlâ Gazeteciyiz-Medya Raporu-11 (Şubat-2019)

ALTERNATİF MEDYA ve SORUNLARI

Banu Durdağ – Funda Başaran

GİRİŞ

Günümüz küresel iletişim sistemleri ve baskıcı iktidarların giderek tekeline giren ana akım medya karşısında “alternatif medya”nın varlığı, manipüle edilen ve/veya gizlenen toplumsal gerçekliğe ve toplumsal olanın bilgisine erişimde farklı olanaklar sunmakta. Enformasyon ve iletişim teknolojilerinde (EİT’lerde) yaşanan gelişmeler, özellikle de 2000’lerin ortasından sonra Web 2.0 teknolojisinin mümkün kıldığı iletişim platformlarının çeşitlenmesi ve yaygınlaşması, yanı sıra günümüz toplumsal hareketlerinde alternatif medya pratiklerinin konumu, yeni olmak şöyle dursun bilakis kadim bir tartışmayı yeniden canlandırmıştır. Hans Magnus Enzensber’den, Walter Benjamin’e ve hatta Bertolt Brecht’e kadar uzanan bu tartışma, bugün dahi üzerinde tam olarak ortaklaşılamamış bir kavram olan “alternatif medya”nın politik işlevi ve daha demokratik bir kamusal alanın inşasındaki potansiyeline ilişkindir.

Raporda, hâlihazırda literatürde belli bir olgunluğa ulaşmış alternatif medya kavramını tartışmaya açmak ve daha ileriki çalışmalara katkı sunması umuduyla alternatif medyanın eleştirel ele alınışına dair bir izlek oluşturmak amaçlanmıştır. Oluşturulan izlek çerçevesinde Türkiye’deki alternatif medya oluşumlarına yer vererek, bu oluşumların sansür, erişim engeli, site kapatma ve hukuki yaptırımlardan, hedef gösterme ve dijital lince kadar uzanan sorunlarına yoğunlaşılmıştır. Birinci bölümde sosyal bilimler, özellikle de iletişim alanı içerisinde alternatif medya tartışmalarının genel bir görünümüne ve kavrama ilişkin farklılaşan tartışmalara yer verilmiştir. İkinci bölümde, literatürde ortaklaşan ve farklılaşan noktalara referansla eleştirel bir alternatif medya kavramsallaştırması için bir izlek oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu izlekle birlikte aslında hangi medya pratiklerinin ‘alternatif’ kategorisinde değerlendirilemeyeceğini de netleştirmek amaçlanmıştır. Sınırları daha belirgin bir alternatif medya tanımı, bizleri hem sağ, muhafazakâr ve baskıcı grupların internet temelli medya oluşumlarını hem de çevrimiçi forumlardan, blog sitelerine ve daha popüler ticari paylaşım site ve uygulamalarına kadar uzanan geniş bir skalada değerlendirilebilecek “sosyal medya” platformlarını “alternatif medya” kategorisine dâhil etme hatasından kurtarır. Üçüncü bölümde ise, Türkiye’deki alternatif medya örnekleri profesyonel gazetecilik deneyimi olmayan, aktivizm motivasyonuyla örgütlenen medyalar ve ifade ve basın özgürlüğünün giderek baskılanması sonucu işlerinden edilen basın emekçilerini, profesyonel gazetecileri bir araya getiren ticarileşme karşıtı medyalar olmak üzere iki farklı kategoride ele alınmıştır. Yine bu bölümde tüm bu oluşumların siyasi iktidar ve sermaye tarafından başta sansür ve gözetim olmak üzere formel ve enformel biçimlerde maruz kaldıkları sorunlar tartışmaya açılmıştır.

  1. Alternatif Medya Tartışmaları: Literatürden Genel Bir Görünüm

Alternatif medyaya ilişkin tartışmaların yeni bir iletişim teknolojisi gündeme geldiğinde ya da bir toplumsal hareket ortaya çıktığında popülerleştiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Pek çok farklı medya pratik ve deneyimlerini adlandırmak ve açıklamak için çatı bir kavram işlevi yüklenen “alternatif medya”ya ilişkin tanımlar, bir taraftan da anlamlı olmayacak kadar geniştir (Forde, 2011). Öyle ki, bir noktada muhafazakâr, sağ popülist ve baskıcı medya örnekleri de alternatif medya kavramı altına kolayca dâhil edilebilir. John Downing’in (2001: ix) de belirttiği gibi, her şey bir noktada başka bir şeyin alternatifi iken, alternatif medyayı tanımlamada şu sorulardan hareket etmek önemli gözükmektedir: Neyin alternatifi? Ana akım medyanın haber üretim ve dağıtım süreçlerinden, tekniklerinden farklılaşan her medya pratiği alternatif olarak tanımlanabilir mi? Kuşkusuz bu sorular da medya sahipliği, organizasyonel yapılanma, karar alma süreçleri, haber ve içerik üretimi ve dağıtımına ilişkin süreçler ve tekniklerle ilişkilendirildiğinde anlam kazanır.

Ancak yine de bu sorular ve bunların ilişkili olduğu boyutlar eleştirel bir alternatif medya tanımı ortaya koymakta yetersiz kalır. Başka bir ifadeyle, tek başına bu sorulara verilecek yanıtlar bizi sadece ana akım medyayı referans alan, kapsamı son derece geniş bir alternatif medya kavramına götürür. Ortaya çıkacak geniş kapsamlı çatı kavram altında muhafazakâr, baskıcı medya pratiklerinin ve hatta aşırı sağın faşist medyasının da yer alması söz konusu olur. Başta da ifade ettiğimiz gibi, alternatif medya kavramının ihtiva ettiği anlam, yalnızca ana akıma karşı bir alternatif sunmasında mı, yoksa bunun ötesinde hem egemen medyaya hem de toplumsal tahakkümün tüm formlarına meydan okuyarak özgürleşimci pratiklere alan açmasında mı aranmalı sorusu, eleştirel bir alternatif medya tanımı için belirleyicidir (Sandoval ve Fuchs, 2010). Buradaki tartışmamızın kerteriz noktası olarak bu soru, aynı zamanda hangi medya pratiklerinin “alternatif” kategorisine dâhil edilemeyeceğini de netleştirir.

Eleştirel yaklaşımlarda alternatif medya kavramına ilişkin sürdürülen tartışmaların gösterdiği çeşitlilik -ki kimi çalışmalar kavramı doğrudan günümüz yeni toplumsal hareketleriyle ilişkilendirirken, kimi çalışmalar ise alternatif medyanın küresel iletişim sistemleri karşısındaki konumuna odaklanır-  ve farklılıklara karşın ortaklaştıkları noktalar da söz konusudur. Bunlar da alternatif medyadan sahip olması beklenen niteliklere dair bir çerçeve sunar. Ana akım medyanın sermaye birikiminin merkezinde yer alması, hiyerarşik ve dikey yapılanması karşısında alternatif medyadan hiyerarşi ve ticarileşme karşıtı, profesyonelleşme karşısında amatör ve aktivist bir motivasyonla yarı-profesyonellik hali ve katılıma açık bir nitelik sergilemesi beklenir.

Bu tartışmalarda anahtar konumda olan, alternatif medyanın politik gündeminin toplumsal muhalefetten yana ve hegemonik olana “karşı-söylem” üreterek daha demokratik ve eşitlikçi bir iletişim ortamı yaratma çabasıdır. Örneğin, Raymond Williams (1973/1962: 54, 116-123) bugün dahi alternatif medya tartışmaları açısından güncelliğini koruyan Communications adlı çalışmasında demokratik bir iletişim sisteminin nasıl olması gerektiğini tartışmaya açar. Bu tartışmada mevcut iletişim sistemlerine referansla ve bunların siyasi iktidar ve/veya sermaye tarafından kontrol edilip edilmedikleri sorusundan hareket eder. Buna göre, “otoriter”, “paternal” ve “ticari” olmak üzere kategoriler belirler. Otoriter, paternal ve ticari gibi mevcut iletişim sistemlerine karşılık demokratik bir iletişim sisteminin, her türlü kontrol mekanizmasına karşı olması, demokratik bir sistemin temel yapı taşlarından olan haber alma ve haber verme hakkını savunması, profesyonelleşmeden kaynaklı handikapların üstesinden gelmesi ve ticarileşme karşıtı olması gerektiğini vurgular. Ki ancak tüm bu kriterler sağlandığında mevcut olan diğer iletişim sistemlerine karşı bir “alternatif”in varlığından söz edilebileceğine dikkat çeker. Chris Atton da (2006: 4, 9, 25-29) Williams’ın demokratik iletişim sistemi formülasyonundan yola çıkarak güncel bir alternatif medya kavramına ulaşmaya çalışır ve alternatif medya kategorisinde değerlendirilebilecek bir oluşumun içerik bakımından politik, yapısal olarak ise, radikal olması gerektiğini savunur. Bununla birlikte alternatif medyanın, içerik üretim ve dağıtım süreçlerinde yeni teknolojik olanaklara başvurması, profesyonelleşme ve hiyerarşi karşıtı olması gerektiğini de vurgular.

Alternatif medyayı günümüz toplumsal hareketleri ile ilişkilendirerek ele alan çalışmalarda Benjamin’den, Enzensberger’e ve Brecht’a kadar uzanan medya sisteminin katılımcı örgütlenmesi, yani bütün alıcıların aynı zamanda üretici oldukları demokratik bir medya sistemi vurgusu öne çıkar (Sandoval ve Fuchs, 2010: 142). Örneğin, Clemencia Rodriguez (2003: 190) “yurttaş medyası” terimini kullanarak alternatif medyanın katılımcı niteliğinin üretime katılanlara aktif yurttaşlar olma anlamında olanaklar sunduğuna dikkat çeker. Atton (2006) ise, katılımcı üretim süreçlerinin önemine vurgu yaparak alternatif medyanın kapitalizmin ötesinde bir toplum fikrini öngörmesi, dolayısıyla da esas olarak özgürleşimci pratikleri beslemesi gerektiğini savunur.

Yanı sıra, Downing (2001) ise, politik vurgusu ön planda olan “radikal medya” kavramıyla, alternatif medyanın hem örgütleniş hem de içerik bakımından egemen sistemin dışında ve tam karşısında konumlanarak hegemonyayla mücadelesine dikkat çeker. Başaran (2009: 407-415) da alternatif medyanın toplumsal hareketlerle ilişkisine dikkat çekerek Harold Innis’in “bilgi tekelleri” kavramsallaştırmasına göndermeyle Atton’nun alternatif medya tanımını yeniden formüle eder. Buna göre, alternatif medyanın şu kriterleri sağlaması gerekmektedir: Toplumu daha demokratik bir dönüşüme uğratmaya katkı sağlamayı amaç edinmesi, bilgi tekellerinin dışladığı bilgiyi üretmesi ve dolaşıma sokması, profesyonelleşme, hiyerarşik örgütlenme ve ticarileşme karşıtı olması. Leah A. Lievrouw (2011) ise, yine benzer biçimde yeni toplumsal hareketler perspektifinden alternatif medyayı tanımlamak için “alternatif/aktivist yeni medya” terimini kullanır. Buna göre, “alternatif/aktivist yeni medya toplumun, kültürün ve siyasetin baskın, beklenen ve kabul edilegelen biçimlerine karşı koymak veya bunları değiştirmek amacıyla iletişim olgularını, pratiklerini, yeni enformasyon ve iletişim teknolojilerinin toplumsal düzenlenmelerini kullanır veya yeniden düzenler” (Lievrouw, 2011: 19).

Sandoval ve Fuchs (2010) ise, buraya kadarki tartışmalardan farklı olarak, katılımcı medya olarak alternatif medya anlayışının yetersizliğine dikkat çekerler. Muhafazakâr ve sağ popülist medya oluşumlarının, yanı sıra kâr amacı güden medyaların da günümüzde katılımcı modele rağbet ettiklerine dikkat çekerler. Alternatif medyanın bu gibi oluşumlardan ayırt edici niteliğinin ise, toplumsal muhalefetten yana, dönüştürücü politik mücadeleyi ilerletecek eleştirel içerik üretmesi olduğunu vurgularlar. Bununla birlikte, ticari finansman ve profesyonel örgütlenmeyi benimseyen medyanın, eleştirel içerik ürettiği sürece alternatif medya dışında tutulmaması gerektiğini de iddia ederler. Bu iddialarını da, kolektif örgütlenme ve ticari olmayan finansmanı esas alan alternatif medyanın, kaynakların tahsisinde ve kamusal görünürlüğe ulaşmada çoğunlukla başarısız olmalarına işaret ederek savunurlar.

Ancak, kendilerinin de ifade ettiği gibi ticari örgütlenme biçimini benimsemek, her zaman içeriğin finansörlerin politik çıkarları hizasına çekilmesi tehlikesini taşır. Bu da “alternatif”in var olma gerekçesine ters düşer. Kaldı ki, sivil toplum kuruluşlarının (STK’ların) da, özellikle de giderek şirketleşme mantığını benimseyenlerin, siyasi ve ekonomik gündemleri söz konusu olabilir. Ticarileşme bir yana dursun, şirketleşmiş STK’ların finansörlüğünü üstlendiği alternatif medyaların içerikleri dahi “hesap verebilirlik” altında politik işlevini yitirme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu noktada da “alternatiflik” sorgulanabilir hale gelir.

  1. Eleştirel Bir Alternatif Medya Kavramına Doğru

Tartışmalı yanlarına karşın “alternatif medya” kavramı, yurttaş gazeteciliği, radikal, bağımsız, yerel ve topluluk medyası gibi farklı ve çeşitlilik gösteren medya oluşumlarını ve pratiklerini kapsadığından çatı bir kavram olarak işlevselliğini korur. Buraya kadarki tartışmalar ışığında alternatif medyaya dair daha ileri çalışmalar için bir izlek oluşturmak mümkündür. Alternatif medya pratiklerine ilişkin olarak yapısal/organizasyonel, bilişsel ve normatif, içerik ve de toplumsal olmak üzere birbiriyle ilişkili düzeyleri içeren bir hat çizmek anlamlı gözükmektedir. Yapısal/organizasyonel düzeyde, bu platformların/medyaların “hem ekonomik olarak hem de karar alma mekanizması olarak nasıl örgütlendikleri” sorusu öne çıkar. Bilişsel ve normatif düzeyde, bireysel ve kolektif içerik üreticilerinin kendi konumlarını nasıl tanımladıkları sorusundan hareket etmek, toplumsal mücadele içerisinde nasıl konum aldıklarını ve farklı kavrayışların farklı eyleyişler açığa çıkarıp çıkarmadığının izini sürmeyi olanaklı kılar. Bu sorulara alınacak yanıtlar, özellikle nesnellik ve yansızlık gibi profesyonel gazetecilik kodları karşısında nasıl “alternatif” değerler üretildiğini de açığa çıkarmayı sağlayabilir. İçerik düzeyinde ise, “içeriğin üretiminde ve dağıtımında hangi tekniklerin kullanıldığı”, “alternatif üretim ve dağıtım teknikleri için nasıl stratejiler geliştirildiği” soruları, üretim ve dağıtımdaki farklılıkları tespit etmeye imkân tanır (Durdağ, 2016: 363; Durdağ, 2018: 133-134).

Kuşkusuz bir diğer önemli nokta ise, bu üretim sürecinin çıktısı olan içeriğin kendisidir. Alternatif medya çalışmalarının içeriğe ve içeriğin niteliğine ilişkin soruşturmalarla desteklenmesi önemlidir. İçeriğe ilişkin bir araştırma, alternatif medyada içeriğin gerek ana akımdan gerekse ana akıma öykünen internet temelli “muhalif” medyalardan nasıl farklılaştığının izini sürmeyi de gerekli kılar. Son olarak toplumsal düzeyde ise, alternatif medya oluşumlarının, pratiklerinin, toplumsal dönüşüm bağlamında ne gibi olanaklar ve sınırlılıklar barındırdıkları sorusu anlamlı gözükmektedir (Durdağ, 2016: 363; Durdağ, 2018: 133-134).

Alternatif Medyanın Ele Alınışı İçin İzlek

Tablo 1: Kaynak: (Durdağ, 2018: 134)

Böylesi bir izlek, internet temelli reklam gelirlerine dayanan ticari haber platformlarını ve yukarıda değindiğimiz muhafazakâr, sağ medya oluşumlarını “alternatif medya” kavramı dışında tutmamızı zorunlu kılar. Bununla birlikte, genel olarak medya sahipliği ve haber dağıtım teknikleri bakımından ana akımdan farklılaşan buna karşılık, gerek örgütlenme ve karar alma yapısı, gerekse haber toplama, üretim teknikleri ve profesyonel gazetecilik kodlarını benimsemeleriyle ana akıma öykünen “muhalif” medyaları da “alternatif medya” kavramı dışında tutmamızı sağlar.

Bir sonraki bölümde detaylandırmadan önce burada bir parantez açıp Türkiye’den örneklendirerek tek sesli ana akım medyadan farklılaşarak “muhalif” ya da başka bir ifadeyle, egemen medyaya göre daha “demokratik” ve “çoğulcu” bir alan açan medya oluşumlarını “alternatif” kategorisinde neden değerlendiremeyeceğimizi açıklamaya çalışalım. Atton (2002: 493), radikal medya ve ana akım medyanın dolaylı olarak birbirini nasıl etkilediğini ve dönüştürdüğünü, bu etkileşim sonucunda birbirlerinden ödünç aldıkları hangi pratikleri kendi eyleyişlerine nasıl adapte ettiklerini tartışmanın önemine dikkat çeker. Gramsci’nin “hegemonya” kavramına atıfla, tıpkı hegemonyada olduğu gibi medya pratiklerinin de devingen olduğunu ve buna istinaden burjuva medya değerlerinin radikal olanlarla eklemlenebildiğini ve tam tersinin de mümkün olduğunu öne sürer. Yeni toplumsal hareketlerin kaleydoskopik sonuçları, yani sonuçlarının tekil olmayan ve sürekli değişiklik gösteren nitelikte oluşu ve de sosyalistler, yeşiller, anarşistler ve diğer bağlantısızlar arasında koalisyona evirilme eğilimi göz önünde bulundurulduğunda ortaya çıkan radikal medyanın ana akım medya pratiklerini de etkileyebileceğini iddia eder.

Şüphesiz ki Türkiye’de yeni enformasyon ve iletişim teknolojileri temelli alternatif medyanın ivme kazanmasında Gezi bir dönüm noktasıdır. Gezi süreci, ana akım medyanın iktidar ve sermayeye ne denli bağlı olduğunu, en temel işlevi olan bilgi ve enformasyon akşını yerine getir(e)mediğini, hatta dezenformasyonla gerçekliği manipüle ettiğini gözler önüne sermiştir. Bunun neticesinde de, direnişin neredeyse ilk gününden başlayarak aktivistler kendi medya platformlarını inşa etmişlerdir. Gezi sürecinde ortaya çıkan alternatif medyalar, ana akım medya pratiklerini dönüştürmediyse bile, ana akımın gerek hiyerarşik yapısını gerekse profesyonel gazetecilik kodlarını benimseyen ancak, daha “demokratik” ve çoğulcu bir alan açmayı hedefleyen internet temelli “muhalif” medyaların ortaya çıkışına ilham vermiştir. Bunun en belirgin örneklerinden biri de Medyascope TV’dır. Gazeteci Ruşen Çakır’ın önce bir sosyal medya platformu olan Periscope’la bağımsız yayıncılık yapması, ardından Medyascope TV’yi kurması, internetin olanaklı kıldığı sosyal iletişim ağlarının, sosyal medya platformlarının ana akım benzeri, ancak ona kıyasla daha çoğulcu ve demokratik bir habercilik platformu olarak da örgütlenebileceğinin örneklerindendir. Ancak yine de tek başına muhalif ve çok sesli bir medya ortamı sunmaları bu gibi oluşumları “alternatif medya” kavramı altında değerlendirmek için yeterli değildir.

İşin esası, Susan Forde’nin (2011: 176) de belirttiği gibi, tıpkı eskiden olduğu gibi bugün de “enformasyon ve haberleşmeyi meydan okumak, tahlil ve mobilize etmek”, özgürleşimci politik mücadeleye alan açmak amacıyla kullanmaktır. Alternatif medya açısından bunun yolu da piyasadan, siyasi iktidardan, egemen kurum ve pratiklerden bağımsız olmaktan ve de hegemonik olana karşı konumlanıp, onunla mücadele etmekten geçer. Giderek artan baskıcı rejimlerin kontrol ve tekeline giren ana akım medyanın, profesyonel gazetecilik ve meslek kodlarının demokrasiyle ilişkisinin ya hiç kalmadığı ya da giderek anlamsızlaştığı günümüzde (Radsch, 2016), alternatif olanın taşıması beklenen nitelikler, görmezden gelinenlerin, yok sayılanların bilgisine ulaşmada son derece önemlidir. Dolayısıyla alternatif medya, daha demokratik ve muhalif bir iletişim platformu sunmanın ötesine taşmakta, bizzat politik mücadelenin bir parçası olarak konumlanmaktadır.

  1. Türkiye’de Alternatif Medya ve Sorunları

Neo-liberal politikalarla birlikte dönüşen medya ortamına karşılık, 1990’ların ortalarından itibaren yaygınlaşmaya başlayan internet teknolojisi, bilgiye ve enformasyona erişimde farklı alternatiflerin ortaya çıkmasını mümkün kılmıştır. 1990’ların sonları, 2000’li yılların başlarından itibaren Türkiye’de de bilginin, enformasyonun sermaye ve siyasi iktidar egemenliğinden bağımsızlaşmasına yönelik çeşitli alternatif platformlar yaratılmıştır.

Bu bölümde alternatif medya örneklerini yapısal/organizasyonel ve bilişsel/normatif düzeylerde ele alarak, profesyonel gazetecilik deneyimi olmayan, aktivizm motivasyonuyla örgütlenen medyalar ve ifade ve basın özgürlüğünün giderek baskılanması sonucu işlerinden edilen basın emekçilerini, profesyonel gazetecileri bir araya getiren ticarileşme karşıtı medyalar olmak üzere iki farklı kategoride değerlendirmeye çalışacağız. Tartışmanın devamında ise, siyasi iktidar ve sermaye tarafından başta sansür ve gözetim olmak üzere formel ve enformel biçimlerde maruz kaldıkları sorunlara yer verilmiştir.

3.1. BİA ve Sendika.org’dan, Gezi’nin Alternatif Medyalarına: Aktivist Habercilik Örnekleri

2000’li yılların başında kurulan ve bugün de yayın hayatlarına devam eden Bağımsız İletişim Ağı (BİA) ve Sendika.org, Türkiye alternatif medyasının ilk ve en önemli örneklerindendir. BİA, “enformasyonun/içeriğin sermayeden ve devletten bağımsızlaşması, […] Türkiye’de ve dünyada bilginin -enformasyonun- yeniden üretilmesi ve dağıtılmasının maddi ve manevi araçları üzerindeki ticari egemenliğe karşı toplumsal yararı egemen kılan bir “Bağımsız Medya” oluşturma mücadelesini”[1] bugün de sürdürmeye devam ediyor. Diğer taraftan, sayısız erişim engeli ve site kapatma cezalarına boyun eğmeden halkın iletişim hakkını savunmaya devam eden Sendika.org ise, “kendisini, tüm dünya, ama özellikle Türkiye işçi sınıfının mücadele süreçleri içinde yeşerttiği deneyim ve birikimlerin takipçisi” sayarak, “emek hareketinin, solun ve toplumsal muhalefetin geniş kesimlerini içeren, düşünsel üretim adına harekete geçiren ve besleyen” bir iletişim platformu olarak yoluna devam ediyor.[2] Kuşkusuz, Sendika.org’un Tekel Direnişi ile birlikte ortaya çıkan Sendika.TV deneyimi, direniş alanından bir hafta boyunca internet aracılığıyla canlı yayın yaparak hem işçilerin seslerini duyurmuş hem de sonraki alternatif oluşumlar için önemli bir deneyimin aktarılmasını sağlamıştır. Bunun bir örneği de Çapul TV’dir.

Her iki platformun da Türkiye’de internet temelli alternatif medyanın gelişimine katkı sunarak bağımsız medya mücadelesinde mevzi oluşturmaya devam ettikleri aşikâr. Öte yandan, bir önceki bölümde değindiğimiz gibi, Türkiye’de alternatif medyanın yükselişe geçişinde Gezi önemli bir dönemeçtir. Şüphesiz bu süreçte egemen medyanın direniş karşısında gösterdiği “üç maymun” tutumunu da yabana atmamak gerekir. Egemen medyanın görmezden gelme, yok sayma tutumuna karşılık direniş, kendi bilgisini ilk elden üretme ve paylaşma çabalarının ürünü olarak kendi medyalarını yaratmıştır. Bugün dahi etkinliğini sürdüren Çapul TV, Direnişteyiz, İnadına Haber, Seyr-i Sokak gibi internet temelli platformlar bizzat direnişin ürünlerindendir.

Görsel 1: Çapul TV’nin Gezi Kafe’deki Sahra Stüdyosundan Bir Kare

Kaynak: (Evrensel, 2014)

Görsel 2: Seyr-i Sokak’ın ‘Bir Parçası Sizde’ Videosundan Bir Kare

Elbette bu platformların tek ortak keseni Gezi sürecinde ortaya çıkmaları değildir. Her biri ticarileşme ve kâr karşıtı oluşlarıyla, dolayısıyla da “gönüllü emek” ve “dayanışma” etrafında yapılanmalarıyla, karar alma, haber ve içerik üretiminde hiyerarşi ve profesyonelleşme karşıtı tutumlarıyla ve de sesi olmayanların sesi olarak, güç-iktidar ilişkileri ve kapitalist medya karşında eşitlikçi ve özgürleşimci bir alan açmalarıyla ortak kesenlere sahiptir. “Gönüllü emek” ve “dayanışma” üzerinde yükselen bir yapılanma biçimi, bir taraftan da kârı esas alan ilişkileri, hiyerarşik örgütlenme biçimini ve profesyonel gazeteciliğe yüklenen anlam ve kodların yaratmış olduğu sınırları reddederek hem karşı-hegemonik pratikleri hem de yaratıcı potansiyeli açığa çıkaran dinamikleri beslemektedir.

Dahası, bu saydığımız örnekler de dâhil olmak üzere, toplumsal hareketlerle birlikte ortaya çıkan alternatif medyaların, hareketin parçası olma ve onu “görünür kılma”, “güvenilirlik” ve “belgeleme” ya da başka bir ifadeyle, eylemcilerin maruz kaldığı şiddeti kayıt altına alarak hukuki süreçlerde delil niteliğinde belgeler oluşturma gibi yüklendikleri politik işlevleri de göz önünde bulundurmak gerekir. Tıpkı ana akım medya gibi, alternatif medya da toplumsal ve politik bir boşlukta var olmaz. Elbette, toplumsal hareketin sönümlenmesiyle birlikte, ortaya çıkan pek çok alternatif medya da ya sönümlenir ya da olası sınırlarına geri çekilir. Bir kısmı da ortaya çıkışındaki tüm değer ve niteliklerine bağlı kalarak, gönüllü emek ve dayanışma içerisinde var olmaya devam eder.

Her biri kendi özgünlüklerini de barındıran bu oluşumlar, haber alma hakkı ve ifade özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlüklerin ihlaline ve baskı altına alınmasına karşı kolektif refleks de geliştirirler. Örneğin, 2015’te yürürlüğe giren “yeni sarı basın kartı yönetmeliği” ile basın kartı olmayanların gazeteci değil, eylemci sayılacağı açıklamasının ardından Ankara Özgür Haber Platformu aracılığıyla haber yapma ve haber alma hakkını savunmak için Ankara’daki pek çok alternatif medya oluşumu bir araya gelmiş ve ortak bir bildirge yayınlamışlardır. Dolayısıyla, alternatif medyayı “alternatif” ve anlamlı kılan, maruz kaldığı türden baskılara ve engellemelere karşı geliştirdiği refleksler ve sürekli alternatif yollar arayışıdır.

Görsel 3: Basına ve gazetecilere yönelik artan baskılara dikkat çekmek için bir araya gelen alternatif medya platformlarının “Özgür Basın Susturulamaz” eyleminden bir kare (Gaiga Dergi, 2015).

3.2. Medya Profesyonellerini Bir Araya Getiren Ticarileşme Karşıtı Alternatifler

Gezi yalnızca alternatif medyanın yükselişe geçişini değil, aynı zamanda siyasi iktidar ve medya patronlarının girift çıkar ilişkileri temelinde medya üzerindeki tahakkümün gün be gün arttığı bir dönemin başlangıcını da imler. Artan baskılara gazetecilik faaliyetlerini eda ederek direnen medya emekçileri bu süreçte mobbinge uğramış, işten atılmış ya da istifa etmek zorunda bırakılmışlardır. Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Uğur Güç “Basın Sektöründe Sendikacılık” başlıklı konuşmasında bu duruma şöyle dikkat çekmiştir: “2013 yılında özellikle Gezi olaylarıyla birlikte çok sayıda gazeteci işsiz kaldı. 2014 yılında durum değişmedi. Geçtiğimiz ilk 8 ayda 981 gazeteci işinden oldu”.[3] Tam da böylesi bir dönemde, özellikle de internetin sunduğu imkânlar dâhilinde, gazetecilik mesleğini icra etmeye devam ederek direnenlerin “meslektaş dayanışması” ile oluşturdukları ticari olmayan, dolayısıyla da kâr amacı gütmeyen, çeşitli STK’larca finansman desteği alan alternatif platformlar kurulmuştur. Bunların en bilinen örneklerinden biri de 2013 yılında kurulan Punto24 Bağımsız Gazetecilik Platformu, P24’tür.

Ana akım medyanın güvenilirliğini kaybettiği bir ortamda, özgür ve bağımsız bir medyanın değerlerini öne çıkarmayı kendine amaç edinen P24, “gazetecilik mesleğinin yoğun siyasi ve ekonomik baskılar altında bulunduğu bir dönemde, editoryal bağımsızlığı desteklemek ve geliştirmek amacıyla başlatılan bir girişimdir”.[4] Konvansiyonel medya organlarındaki işini kaybeden ve/veya serbest çalışan profesyonel gazetecilere alan açan platform, güncel bilgi ve enformasyon akışının yanında ifade ve basın özgürlüğü ihlallerini raporlaştırmakta, yanı sıra 2016’da sansür ve otosansüre karşı kurulan Susma Platformu’nu da bünyesinde bulundurmaktadır.

Benzer saiklerle 2016-2017 yılları arasında TGS’nin işsiz ve/veya serbest çalışan gazetecilere yönelik projesi olan Journo.com.tr yine bu alandaki örneklerdendir. 2015 yılında dört sayı olarak çıkan Journo dergisinin ardından, basın ve ifade özgürlüğünün tehdit altında olduğu medya ortamında daha çok gazeteciye ulaşmak ve medya çalışanlarının sorunlarına eğilmek için Journo.com.tr hayata geçirilmiştir.[5]

Son dönemde ifade ve basın özgürlüğünü hiçe sayan politikaların hedefi olan, işsiz bırakılan, mesleklerinden el çektirilen gazeteciler ve akademisyenlerin ortaklaşa kurduğu alternatif bir bilgi paylaşma platformu olarak kendisini tanımlayan halagazeteciyiz.net bu alandaki örneklerden bir diğeridir. Ankara merkezli olarak oluşturulan ve işlerinden edilmiş gazetecilerle, akademisyenleri bir araya getiren Hâlâ Gazeteciyiz, bir yandan İngilizce ve Türkçe özel haberleriyle, diğer yandan da aylık yayınlanan medya takip raporları ve ifade ve basın özgürlüğüne yönelik özel raporlarıyla yayınına devam etmektedir.

Ağırlıklı olarak ana akım medyadan dışlanan profesyonel gazeteciler için sivil toplum örgütleri destekli bir alan açan bu gibi dijital platformlar, yukarıda sıraladığımız özellikle de toplumsal hareketlerle birlikte açığa çıkan örneklerden yapısal/organizasyonel ve bilişsel/normatif düzeylerde farklılaşmaktadır. Yapısal/organizasyonel düzeyde bu oluşumlar, profesyonel gazetecilik kodlarından kaynaklı birtakım handikapları barındırsa da yine de ana akımın hiyerarşik yapısı karşısında daha esnek bir örgütlenme biçimi ile editoryal bağımsızlığı destekleyecek ve geliştirecek alan açarlar. Bilişsel/normatif düzeyde de, yurttaş gazeteciliği veya aktivist habercilik gibi örneklerden farklılaştıkları açıktır. Buna karşın, bu oluşumlar da toplumsal mücadelede ifade ve basın özgürlüğünü, bağımsız medyayı bir mevzi olarak konumlandırmalarıyla sıraladığımız diğer örneklerle ortaklaşırlar.

Şüphesiz ki, daha önce de değindiğimiz gibi, STK’ların fonları, hibeleri ile desteklenen bu oluşumlar açısından da sürdürülebilirlik riski her daim gündemdedir. Dahası içeriğin fonların veya hibe programlarının kurallarına tabi olması da söz konusu olabileceğinden, bu gibi oluşumların başlangıçta yüklendikleri politik işlevlerini yitirme riskini de beraberinde getirir. Ancak yine de, OHAL ilanından bu yana işten çıkarılan gazeteci sayısının 3300’ü aştığı[6] dikkate alındığında bu gibi platformların varlığı daha da önem kazanır.

3.3. Sansürden Erişim Engeline İktidar ve Sermayenin Formel ve Enformel Denetim Stratejileri

Gezi’nin ardından siyasi iktidarın da internet ve sosyal medya bağlamında kendine birtakım “dersler” çıkardığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu doğrultuda formel ve enformel olmak üzere hem toplumsal kontrol ve gözetim mekanizmasını derinleştirmek hem de demokratik ve muhalif tartışmaları etkisizleştirmek üzere geliştirilen bir dizi strateji karşımıza çıkmakta (Durdağ, 2018: 167-168). Formel olanda, yasa yoluyla kurumlara verilen olağanüstü yetkilerle sansür mekanizması derinleştirilirken, aynı zamanda “sakıncalı bulunan” içerikleri paylaşanlara ilişkin adli ve idari soruşturmalarla toplumsal kontrol mekanizması olarak gözetimin, cezalandırma mekanizması ile birlikte daha da derinleştirilmesi yer alır. Bu uygulamaların başında da, “internet yasası” olarak bilinen yasa ile birlikte Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın (TİB) – bugünkü adıyla Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığı (BTK) – olağanüstü yetkilerle donatılması gelir. Böylelikle kurum, mahkeme kararı olmaksızın özel hayatın gizliliği, milli güvenlik ve kamu düzeni gerekçeleriyle doğrudan IP, DNS ve URL engelleme yetkisine sahip olmaktadır. Bunun yanı sıra, erişim engelleme belli bir içeriğe yönelik olmakla birlikte, teknik olarak içerik engellenmezse BTK internet sitesinin tümüne erişim engeli kararı verme yetkisine de sahiptir. Bu da doğrudan site kapatma anlamına gelir. Bunlara ek olarak, erişim ve yer sağlayıcıların, erişim engeli olan içeriği vaktinde kaldırmama ve şikâyetlere yanıt vermemesi halinde para cezası, IP bilgisi vermemesi gibi durumlarda ise, hapis ile cezalandırılmaları da söz konusudur. Dolayısıyla, içeriğin sansürlenmesinin ötesinde, erişim ve yer sağlayıcıların IP gibi kullanıcılarının gizli tutulması gereken bilgilerine de cezalandırma mekanizmasıyla erişilmekte.

Enformel olanda ise, sosyal medya platformlarında yürütülen muhalif tartışmaların troll hesaplarca sabote edilmesi, yine bu hesaplarca muhalif içerik paylaşanların hedef gösterilmesi, sosyal medya sitelerine giden trafiği daraltma [throttling], internet erişiminin yavaşlatılması ve erişimin kesintiye uğratılması yer alır (Durdağ, 2018: 168).

Diğer taraftan, içeriğe ilişkin kısıtlama ve/veya engellemeler yalnızca siyasi iktidardan gelmemektedir; bizzat arama motorlarının ve sosyal medya platformlarının çeşitli biçimlerde içeriğe erişimi kısıtlaması ve/veya engellemesi de söz konusudur. Bilindiği üzere internet temelli alternatif medya ağırlıklı olarak arama motorları aracılığıyla ve sosyal medya platformları üzerinden okuyucu/izleyicilere ulaşmaktadır. Reklama dayalı ticari şirketlerin sunduğu arama motorları ve sosyal medya alanında ise uluslararası düzeyde bir tekelleşme söz konusudur. 2016 itibariyle algoritmalarında birtakım değişiklikler yapan Facebook ve Twitter gibi sosyal medya platformları, bu yolla çok takipçili kurumsal veya şirket statüsünde olmayan hesapların paylaştığı içerikleri ancak sınırlı sayıdaki takipçilerine ulaştırıyor. Paylaşılan içeriğin daha fazla sayıda takipçiye ulaşabilmesi içinse belirli ücretler talep ediliyor. Bunun anlamı da sermayenin, öngöremediği alternatifleri veya çatlakları bir biçimde bypass etmeye çalışması olarak okunabilir.

Ayrıca milyarlarca kullanıcısı olan Google, Facebook ve Twitter gibi arama motoru ve sosyal medya platformlarının reklama dayalı olarak iş gören ve kâr amaçlı şirketler olması, formel olarak tanımladığımız ulus devlet temelli stratejilerin benzerlerinin küresel düzeyde arama motorları ve sosyal medya platformlarında uygulanmaya başlanmasına neden oluyor. Google ve sosyal medya platformları bu algoritmalar yoluyla uygulamaya koydukları küresel formel stratejileri, 2016’da Amerika Birleşik Devletleri başkanlık seçimlerinin sahte/yalan haberler yoluyla manipüle edildiği iddiasına dayandırıyor. Bu iddia nedeniyle yükselen tartışma ve sosyal medya platformlarının bağlı olduğu şirket yöneticilerini de içine alan soruşturmalar sonucunda geliştirilen yeni algoritmalar ise öncelikli olarak alternatif enformasyon kaynaklarının küresel trafik oranlarının gözle görülür biçimde azalması sonucunu getiriyor. Küresel düzeyde alternatif enformasyon kaynağı olarak tanımlanabilecek ve bu tanım gereği de alternatif medya içinde değerlendirilebilecek olan demokratik hak örgütlerine, savaş karşıtı örgütlere, sol ve ilerici örgütlere ait internet sitelerine erişen ziyaretçilerin önemli oranlarda azaldığı ölçümlerle tespit edilmiş durumda. Bu durum, geleneksel medyanın endüstriyel gücüne sahip olmayan ve ürettiği alternatif haber ve eleştirel içeriği interneti kullanarak insanlara ulaştıranların kontrol edilmesi gereken bir tehdit olduğu inancının sadece Türkiye’de siyasi iktidarın benimsediği bir görüş olmadığını, küresel ölçekte hem başka devletler, hem de reklama dayalı kar odaklı şirketler tarafından benimsendiğini gösteriyor. Öte yandan arama motoru ve sosyal medya alanında edindikleri tekel konumuyla bu şirketlerin küresel bir sansür aracına dönüşme potansiyeli de açıkça ortaya çıkıyor.

Gerek sermayenin gerekse siyasi iktidarın bu ve benzeri girişimlerine karşılık alternatif medyanın sürekli yarık ve çatlak oluşturacak arayışlar içerisinde olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Erişim engeli ve site kapatma cezalarına maruz kalan Sendika.org bunun en başta gelen örneklerindendir. 60’tan fazla kez erişim engeline maruz kalan ve bu sansür uygulamasını en çok aşan haber sitesi olarak Sendika.org, sansürün ulaştığı boyuta dikkat çekmek için Guinness Rekorlar Kitabı’na bile başvurmuştur. Sandoval ve Fuchs’un alternatif medyanın, sürdürülebilirliği ve kamusal görünürlüğü için ana akımda olduğu gibi ticari finansman ve profesyonel örgütlenme biçimini benimsemesi gerektiği önermesi şöyle dursun, alternatif medyayı “alternatif” kılan, tam da böylesi baskı, şiddet, sansür ve sınırlı kaynaklara karşın sürekli yarık ve çatlaklar aramaları, bu arayışlarında da yarık ve çatlakları bizzat kendilerinin yaratmasıdır.

SONUÇ

Enformasyon ve iletişim teknolojilerindeki gelişmelere koşut olarak, Türkiye’de de radikal medya, video aktivizm, yerel medya, bağımsız ve topluluk medyası, yurttaş gazeteciliği gibi alternatif medya olanakları çeşitlenmiştir. Diğer taraftan, günümüz toplumsal hareketlerinde alternatif medyanın konumu, toplumsal mücadelenin bir parçası olarak yüklendiği işlevler, hem bu pratikleri çeşitlendirmekte ve yaygınlaştırmakta hem de bunları dönemsel olarak yükselişe geçirmektedir. Başka bir ifadeyle, yeni iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmeler ve bu teknolojilerin kazandıkları yaygınlık ile eylemcilerin eylemin hem katılımcıları ve sözcüleri hem de eylemin bilgisinin üreticileri olmaları, yani eylemcinin çok yönlü vasıflı olma durumu alternatif medya oluşumlarını ve pratiklerini çeşitlendirmektedir. Egemen medyanın insanların ihtiyaç duyduğu haber alma, haberdar etme işlevini yerine getirmemesi/getirememesi ile ortaya çıkan boşluk, bizzat toplumsal hareketin özneleri tarafından refleksif biçimde doldurulmakta ve dönüştürülmektedir.

Türkiye’de egemen medya olarak adlandırılabilecek iletişim ortamını oluşturan ve sermaye birikiminin tam göbeğinde yer alan medya kuruluşlarının ürettiği enformasyon, piyasa kurallarına tabi, emek karşıtı ve toplumsal faydadan uzaktır. Dolayısıyla egemen medyanın dışladığı ve/veya manipüle ettiği bilgiye, habere erişim ihtiyacı gün be gün artmaktadır. Bugün hegemonik ideoloji dışında kalan tüm farklı sesler, ticari finansmana dayalı ya da çeşitli fon mekanizmalarıyla ayakta kalmaya çalışan “çoğulcu”, “muhalif” platformlardan tutun da “sade” internet kullanıcısına kadar hemen hemen herkes sansür ve gözetimden nasibini almakta. Sansür ve gözetimi aşmada, internette “kedi videoları” izlemek için gezinen “sade vatandaş”ın “bile” Tor Anomin Ağı, VPN servisleri ve DNS ayarlarını değiştirme hakkında fikri ve becerisi olması şaşırtıcı değildir.

Diğer taraftan, profesyonel gazetecilere yönelik baskıların (hukuki, fiziki, ruhsal vd.) 2015 yılından itibaren alternatif medyaların gönüllü emekçilerine, yurttaş gazetecilerine de itibarsızlaştırma, tehdit, gözaltı, yargılama, erişim engeli, trolleme, dijital linç gibi çeşitli biçimlerde yöneldiğini de görüyoruz (Alternatif Bilişim, 2016). Bizleri “penguen medyası”na mahkûm etmemek için maruz kaldıkları baskılara, engellemelere ve kaynak yetersizliklerine karşı yılmadan refleks geliştirerek alternatif arayışlarını sürdürüyorlar. Bu nedenle de, alternatif medyayı diğerlerinden ayıran hem egemen medyaya hem de toplumsal tahakkümün tüm formlarına meydan okuyarak güç-iktidar ilişkileri ve kapitalist medya karşında eşitlikçi ve özgürleşimci bir iletişim ortamı yaratma çabasıdır.

KAYNAKÇA

Alternatif Bilişim (2016). Türkiye’de İnternet’in Durumu 2015 Raporu. http://gorunumgazetesi.net/gorsel/Tu%CC%88rkiyede-I%CC%87nternetin-Durumu-2015.pdf Erişim tarihi: 07.03.2019.

Atton, C. (2006). Alternative Media. London: Sage.

Atton, C. (2002). “News Cultures and New Social Movements: radical journalism and the mainstream media”. Journalism Studies, Sayı 3 (4), ss. 491-505.

Başaran, F. (2009). “Alternative Communication on Internet in Turkey”. The Good, the Bad and the Challenging içinde B. Sapio (der.), Proceeding COST298, ss. 407-415.

Downing, J. H. (2001). Radical Media: Rebellious Communication and Social Movements. Sage: London.

Durdağ, B. (2016). “Towards a Critical Understanding of ‘Alternative Media’: Resistance, Technology and Social Change”. The Future Information Society: Social and Technological Problems içinde, W. Hofkirchner ve M. Burgin (der.), London: World Scientific Books, ss. 353-372.

Durdağ, B. (2018). Teknoloji ve Toplumsal Değişim İlişkisi: Toplumsal Başkaldırı Momentinde Karşı-Hegemonik İletişim Platformları/Medyaları, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Evrensel (2014). “Gezi’nin Birleştirici Gücü: Çapul TV”, http://www.evrensel.net/haber/86389/gezinin-birlestirici-gucu-capul-tv#.U6GJDhYbf34 Erişim tarihi: 05.02.2019.

Forde, S. (2011). Challenging the News. London: Palgrave.

Gaiga Dergi (2015). “Özgür Basın Susturulamaz!” https://gaiadergi.com/ozgur-basin-susturulamaz/ Erişim tarihi: 06/03/2019.

Lievrouw, L. A. (2011). Alternative and Activist New Media. Cambridge: Polity Press.

Radsch, C.  C. (2016). Cyberactivism and Citizen Journalism in Egypt: Digital Dissidence & Political Change. London: Palgrave.

Rodriguez, C. (2003). “The bishop and his Star: Citizens’ Communication in Southern Chile”. Contesting MediaPower: Alternative Media in a Networked World içinde, N. Couldry ve J. Curran (der.), Lanham: Rowman and Littlefield, ss. 177-194.

Sandoval, M. ve Fuchs, C. (2010). “Towards a Critical Theory of Alternative Media”. Telematics and Informatics, Sayı: 27, ss. 141-150.

Williams, R. (1973/1962). Communications, Harmondsworth: Penguin.

 

[1] Ayrıntılı bilgi için bkz. https://bianet.org/bianet/sayfa/bagimsiz-iletisim-agi Erişim tarihi, 05.03.2019.

[2] Ayrıntılı bilgi için bkz. https://sendika63.org/hakkimizda/ Erişim tarihi, 26.02.2019.

[3] Ayrıntılı bilgi için bkz. https://www.tgc.org.tr/raporlar/basin-raporlari/158-eylul-2014-raporu.html Erişim tarihi, 25.03.2019

[4] Ayrıntılı bilgi için bkz. http://platform24.org/hakkimizda Erişim tarihi, 25.03.2019.

[5] Ayrıntılı bilgi için bkz. https://journo.com.tr/hakkimizda Erişim tarihi, 25.03.2019.

[6] Ayrıntılı bilgi için bkz. https://halagazeteciyiz.net/2019/01/28/aralik-2018-medya-gozlem-raporu/ Erişim tarihi, 26.03.2019.

Yazarlar Hakkında

Banu Durdağ

2005 yılında Doğu Akdeniz Üniversitesi İşletme ve Ekonomi Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Yine aynı bölümden 2007’de “The Political Identity of the EU and Turkey’s Europeanness” başlıklı teziyle yüksek lisans derecesini aldı. İstanbul’da çeşitli uluslararası firmalarda ihracat koordinatörlüğü yaptıktan sonra, 2011 yılında Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nde doktora eğitimine başladı. 2013-2017 yıllarında aynı fakültenin Bilişim Anabilim Dalı’nda araştırma görevlisi olarak çalıştı. 2018’de “Teknoloji ve Toplumsal Değişim İlişkisi: Toplumsal Başkaldırı Momentinde Karşı-Hegemonik İletişim Platformları/Medyaları” başlıklı tez çalışmasıyla Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nden doktora derecesini aldı. Teknoloji ve toplumsal değişim, alternatif medya ve yeni iletişim teknolojileri üzerine çalışmaları bulunmaktadır. 7 Şubat 2017 tarihinde yayınlanan 686 Sayılı KHK ile üniversiteden ihraç edilmiştir. Akademik çalışmalarına serbest akademisyen olarak devam etmektedir.

Funda Başaran

1990 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Bilgisayar Mühendisliği bölümünü bitirdi. 1995 yılının Eylül ayında Yüksek Lisans öğrencisi olarak başladığı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nde 1996 yılının Ocak ayında araştırma görevlisi oldu. 7 Şubat 2017 tarihinde 686 nolu KHK ile ihraç edilene dek, 21 yıl boyunca aynı fakültede sırasıyla araştırma görevlisi, yardımcı doçent, doçent ve profesör ünvanlarıyla çalıştı. Akademik çalışmaları yanında TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası Ankara Şubesi’nde Yönetim Kurulu üyeliği, yine TMMOB’ye bağlı Bilgisayar Mühendisleri Odası’nın kurucu yönetim kurulu başkanlığı yaptı. Hala TMMOB Bilgisayar Mühendisleri Odası’nın Onur Kurulu üyesidir. İşçi Filmleri Festivali’nin başlangıcından bu yana değişik süreçlerinde gönüllü olarak yer almıştır.