Hâlâ Gazeteciyiz-Medya Raporu-12 (Mart-2019)

Medya Ağları Ve Demokrasi: 24 Haziran 2018 ve 30 Mart 2019 Seçimlerinin Karşılaştırmalı Değerlendirmesi

Hande DÖNMEZ

GİRİŞ

Bu rapor, Türkiye’nin demokrasisindeki krizin bir unsuruna odaklanıyor: Medyaya yönelen sistematik baskının özellikle seçim dönemlerindeki temsile ve genel olarak demokrasiye etkisine. Özgür bir basın, herhangi bir demokraside, hesap verebilirliği sağlayan ve sağlıklı bir halk tartışmasını teşvik eden hayati bir aktördür. Türkiye’de zayıf bir muhalefet ve yargı sistemi göz önüne alındığında serbest ve özgür basının önemi daha da hayati olmaktadır. Basının tek sesli bir hal alması demokrasinin krizinin hem bir belirtisi hem de bir nedenidir.

Medya özgürlüğü sorunu -ve medya sahiplerinin hükümetle işbirliği yapmak için istekli olması- AK Parti ile başlamadı. Siyaset ve devlet, Türkiye’de uzun süredir gazetecilik ve medya faaliyetlerinin bağımsızlığı aleyhine çalışmaktadır. Askeri “vesayet” sırasında, Türk ordusu ve bürokratik müttefikleri, laik milliyetçiliğin dar sınırları dışındaki etnik kimlik, din ve tarih tartışmalarını sınırlayan bir dizi kırmızı çizgiyi yürürlüğe koydu. Bununla birlikte, Türkiye’deki ana akım medya, şimdi, büyük işletme ve medya şirketlerinin yalnızca iktisadi çıkarları tehdit edildiğinde bile haber medyasına yönelik hükümeti ve baskıcı taktiklerini sorgulayabileceği yeni bir sansür ekonomisi altında çalışmaktadır.[1] Denilebilir ki, hükümetin medya üzerindeki en büyük kozu ekonomiktir.[2]

Kamuoyu, demokrasinin temel taşlarından birini oluşturur. Vatandaşların belirli politikalar için tercihte bulunmaları, meclis veya mahalli idareler için parti ve adayların ilgili politika boyutlarında nerede olduklarını bilmeleri ve oylarını buna göre kullanmaları beklenmektedir. Başka bir deyişle demokrasinin, vatandaşlar siyasi olarak bilgilendirildiğinde en iyi şekilde işleyeceği varsayılır. Bilgiye erişim, demokrasinin sağlığı için en az iki nedenden ötürü esastır. Birincisi, vatandaşların cehalet veya yanlış bilgi verme eylemlerinden ziyade sorumlu, bilinçli seçimler yapmalarını sağlar. İkincisi, bilgi, temsilcilerin verdikleri sözleri tutmalarını ve onları seçenlerin isteklerini yerine getirmelerini sağlayarak bir kontrol işlevi görür.[3] Bu işlevler özellikle seçim kampanyaları döneminde daha da önem kazanır. Keza, farklı politik perspektiflerden adayların medyada eşit şekilde ve yoğunlukta görünür olmaları, vatandaşların, farklı siyasi parti adaylarının vaatlerini ve olası icraatlarını anlayabilmelerini ve bu çerçevede seçim yapma şansına sahip olmasını sağlar.

24 Haziran Seçimleri ve Medya Temsili

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Seçim Gözlem Heyeti’nin 24 Haziran 2018 seçimleri final raporunun[4] medya bölümüne baktığımızda ilk göze çarpan, kampanya süreçlerinin medyada tek taraflı yansımasıdır. Yani, “medya ortamı, sahiplerinin daha ziyade hükümet ile bağlantılı olduğu düşünülen ya da devletle yaptıkları sözleşmelere bağlı olan medya kuruluşlarının hakimiyetindedir ve bu da çeşitlilik gösteren görüşlerin var olmasına kısıtlama getirmektedir.” Ticari yazılı basının sıklıkla kamunun verdiği ilanlara ve kamu dağıtım kanallarına bağımlı olduğuna, televizyonun hala ana bilgi kaynağı iken internet kullanım oranıın büyüdüğüne ve sosyal ağların önemli haber kaynakları halini aldığına dikkat çeken heyet; ancak bu durumun daha çok kentlerde geçerli olduğuna ve bunun karşılığında online gözetimin arttığına da vurgu yapmıştır[5].

Anayasa’da ifade özgürlüğü hakkı konusunda genel bir hüküm bulunmakla birlikte, başka gerekçelerin yanı sıra, Terörle Mücadele Kanunu ve İnternet Yasaları kapsamında da medyaya kısıtlamalar getirilmesine müsaade edilmektedir. Türk Ceza Kanunu’nda Türk Milletine ve devlete, kamu çalışanları ve cumhurbaşkanına hakareti de kapsayan hakaretle ilgili geniş kapsamlı hükümler yer almaktadır. Seçim kampanyaları süresince hakaret gerekçesi ile gazetecilere karşı pek çok ceza davası açılmıştır.[6] Aynı raporda, gazetecilerin alenen hakarete uğradığı ve tehdit edildiği de vurgulanmıştır.[7]

Tüm bunların yanı sıra, yasalarda Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu’nun (TRT) yükümlülüğü “resmi yayın kuruluşu hukuki gerekliliklere bağlı kalmalı ve haberler ile bedelli siyasi reklamlar da dahil olacak şekilde kampanyalara eşit, adil ve tarafsız yer verilmesini sağlamalıdır,” şeklinde belirlenmiş olmasına rağmen; zorunlu propaganda süresi dahil olmak üzere, TRT’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhur İttifakı’na toplam 181 saat yer verdiği, CHP ve partinin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’ye 15 saat 40 dakika, İYİ Parti ve Meral Akşener’e ise 3 saat 38 dakika ayırdığı ve o sırada tutuklu olan Selahattin Demirtaş ve HDP’ye ise sadece 31 dakika ver verdiği açıklanmıştır.[8] Nitekim Anayasa’ya göre Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nda (RTÜK) mecliste bulunan her siyasi partiden bir temsilci olması gerekirken Kasım 2017’de HDP temsilcisinin üyelik süresinin dolması üzerine MHP’den ikinci aday gösterilmiş bir üye olduğu için HDP’nin kampanya süreci boyunca RTÜK’te temsil hakkı olamamıştır. Tüm bunlar daha önce de belirttiğimiz gibi medyanın çok sesliliğinin sistematik olarak azaltıldığı ve kısıtlandığının göstergeleridir. Denilebilir ki, çok sesliliğin azalması, farklı bakış açılarının ve düşüncelerin kriminalize ve marjinalize edilmesi, demokrasinin en önemli gereklerinden vatandaşın siyasal olarak bilgilenmesinin önündeki en önemli engellerdendir.

Değişen Bir Şey Var mı: 31 Mart Yerel Seçim Kampanya Dönemi

31 Mart 2019 Mahalli İdareler Genel Seçimleri kampanya dönemine geldiğimizde ise muhalefetten benzer iddialar gelmeye davam etti. Ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 31 Mart yerel seçimi öncesi hazırladığı “Otoriterleşen Türkiye’nin Çölleşen Medyası” başlığıyla hazırladığı raporda[9] Kadir Has Üniversitesi tarafından 2018 yılında yapılan bir araştırmaya gönderme yapılıyor ve Türkiye’de her 5 kişiden 3’ünün ülkede basın özgürlüğünün olmadığını düşündüğü dile getiriliyor. Raporda, Oxford Üniversitesi Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü ve Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi verilerinin de bu tespiti doğruladığı görülüyor. Endekse göre 2002’den 2018 yılına gelindiğinde Türkiye’nin 99. sıradan 157. sıraya gerilediği görülüyor.[10]

Kamu yayıncılığı yapmakla yükümlü olan TRT’nin yasayla düzenlenmiş görev ve yetkilerine göre siyasal yelpazeyi tüm çeşitliliğiyle yansıtması gerekirken, yerel seçim öncesi kampanya döneminde, 16-20 Mart 2019 tarihleri arasındaki ana haber bültenlerinde TRT, AKP ve MHP’ye toplam 27 saat 3 dakika lehte, CHP ve İYİ Parti’ye ise toplam 3 saat 29 dakika lehte, 1 saat 21 dakika aleyhte yer verdi. Bu süre içinde HDP’ye sıfır saniye lehte, 15 saat, 53 dakika ise aleyhte yer verilmiştir.[11] Bu veriler, kamu yayıncılığı yapmakla yükümlü TRT’nin, bu doğrultuda eşit yayın hakkına riayet etmediğini, siyasi partilere ve adaylara adil bir propaganda imkânı sunmadığını göstermektedir. Veriler incelendiğinde, ana muhalefet partisi olarak CHP’nin diğer muhalefet partilerine kıyasla görünürlüğünün daha yüksek olduğu söylenebilir, ancak bu durumda da yayınların önemli bir bölümünün parti içi karışıklıklar ve kimi suç iddiaları gibi olumsuz içeriklere ayrıldığı görülmektedir.[12]

TRT’nin muhalefet adayları aleyhine propaganda söyleminin haberleştirerek kullanması 31 Mart Yerel Seçimlerini diğer seçim dönemlerinden ayıran en önemli noktadır. Önceki seçimlerde, kamu yayıncılığı sorumluluğu ile hareket etmesi gereken TRT muhalefet partilerine az ekran payı vererek tarafsızlık ilkesini ihlal ederken, 31 Mart seçimlerinde iktidar partisinin siyasal söylemlerini destekleyecek şekilde haberler yaparak olumsuz propaganda yapmıştır.[13]

İkinci çarpıcı değişiklik ise iktidarın nefret söylemi dili inşasıdır. Aşağıdaki gazete başlıklarından da görüleceği üzere, iktidar partisi, yasal olarak seçimlere girmeye hak kazanmış neredeyse tüm parti ve adayları terör örgütleriyle ilişkilendiren dışlayıcı bir dil inşa etmiş ve bu dilin kamuoyuna yayılması konusunda medya desteği almıştır:

CHP’nin Ä°stanbul adayı Ekrem Ä°mamoğlu FETÖ şüphelisi[14] Sabah, 20 Aralık 2018

Ä°YÄ° Parti FETÖ'yü destekleyen ismi aday yaptı![15] Sabah, 14 Şubat 2019

[16] Star, 3 Şubat 2019

SONUÇ YERİNE

Herman ve Chomsky, medyanın ekonomi politiği üzerinden yaptıkları değerlendirmeye göre, egemen sınıfların ideolojilerinin, medya mesajlarıyla sıradan vatandaşın bilişsel sınırlarını daralttığını iddia ederler. Bu görüşe göre, medya mesajları ve özellikle haberler sıradan izleyici ya da okuyucunun düşündüklerini etkileyen düzenli bir propaganda işlevi görür. Böylece her türlü haber, basın toplantısı ve haber bülteni bir anlamda kamuoyunu yönlendiren ve şekillendiren bir propaganda aracı olarak karşımıza çıkar.[17] Medyanın asıl olarak ekonomi politiği üzerinden değerlendirme yapan bu yaklaşım, medyanın mülkiyetini elinde bulunduranların medyayı aynı zamanda sanki kamu çıkarına hizmet ediyormuş gibi gösterirken, aslında özellikle siyasal ve kişisel çıkar ilişkisi içinde bulundukları siyasal gücün görüşlerini meşrulaştıran bir araca dönüştürdüğünü iddia eder. Böylece siyasal gücü elinde bulunduranların aynı zamanda medya gücünü de ellerinde bulundurdukları zaman, haberlere kamu çıkarlarından ziyade medyada ve politikada özel çıkarların yerleştirildiğini savunurlar. Bu güç ve mülkiyet yapısı, bir tartışma platformu olarak bilgiye ve medyaya erişimi kontrol etmektedir. Chomsky’ye göre medya, haberlerin içeriklerini yerleşik ayrıcalıkları destekleyen bir çerçevede sunarak tartışmayı sınırlayarak iç içe geçmiş bir yapılanma olan devletlerin ve şirketlerin çıkarlarına uygun hareket eder. Ekonomi politik yaklaşım, medyadaki demokratik olmayan temsili böylece, esas olarak mülkiyet yapısındaki eşitsiz dağılıma ve yoğunlaşmaya bağlar.

Aslında Türkiye’de özellikle AKP döneminde yoğunlaşan medya sermayesinin özellikle hükümet destekçisi sermaye kesimine aktarılmasını açıklamakta bu yaklaşım bize yol gösterir. Ancak bu eksik temsil konusundaki sorunu, özellikle kamu yayıncılığı yapmakla sorumlu TRT’nin sorumluluğunu göz önünde bulundurduğumuz zaman tek başına mülkiyet yapısıyla açıklamak zaman zaman zorlaşmaktadır. Burada karşımıza Türkiye’deki demokrasi geleneğinin eksikliği ve buna bağlı olarak kamu kaynaklarının da klientalist bir şekilde eş dost ve akrabalar arasında paylaştırılması geleneğinin yaygın olması önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Zira her ne kadar AKP iktidarı dönemi kadar olmasa da TRT ve Anadolu Ajansı gibi kamu kurumlarının her hükümetin arka bahçesi olarak kullanılması geleneği yeni bir şey değildir. Ancak AKP dönemindeki iktidar yoğunlaşması nedeniyle bu tür kurumlar artık neredeyse parti yayın organı gibi çalışır hale gelmiştir.

Bianet ve Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün birlikte hazırladığı Medya Sahipliği İzleme Projesi (MOM) tarafından yayınlanan araştırmaya göre[18], Mayıs 2019 itibarıyla, Türkiye’de medya sektöründe toplam 2 bin 474 gazete, 3650 dergi, 899 radyo istasyonu ve 108 televizyon kanalı yayın yapmaktadır. Ülkenin en büyük 40 medya kuruluşu, medya haricinde sanayi ve ticaret alanlarında faaliyet gösteren şirketler tarafından kontrol edilmektedir. Doğan Medya Grubunun alımıyla büyüyen Demirören Grubu, Doğuş, Ciner, Albayrak, Kalyon, İhlas grupları ve Ethem Sancak’a ait şirketler; inşaat, enerji, maden, turizm, telekomünikasyon, bankacılık ve finans alanında da faaliyet gösteriyor.[19] Raporda, bu şirketlerin, medya dışı işlerinde kamu ihalelerine de girmesi ve devletle ticari ilişkileri olması, kontrol ettikleri medya organlarının bağımsızlığı ve özgürlüğü noktasında eleştirilere neden olduğu vurgulanmaktadır. Bu vurgu Herman ve Chomsky’nin medya analizine paraleldir: siyasal, ekonomik ve medya gücünün birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğu sistemlerde medyanın kamu yararı ilkesinden ziyade, bu üçlü mekanizmanın çıkarları doğrultusunda hareket etmektedir.

Türkiye’de, Mayıs 2019 itibarıyla, televizyon izlenme oranı yüzde 77’dir. İzlenen kanalların 165’i yerel, 19’u ulusal ve 13’ü devlet kontrolündeki kanal ve yayıncı kuruluşlardır. MOM raporuna göre Türkiye’deki televizyon seyircisinin yüzde 45’i hükümete yakın sermaye sahiplerinin televizyon kanallarını seyrederken, bu oran yazılı basın okurlarında yüzde 52 ve online haber sitelerinin takipçileri arasında yüzde 73’e yükselmektedir. Türkiye’de medyanın yüzde 10’unu oluşturan Doğan Medya’nın Demirören’e satışı medyadaki dengeleri değiştirmiştir. Bünyesinde Milliyet ve Vatan gibi gazeteleri de bulunduran Demirören Grubunun Türkiye’deki medya payı yapılan bu satışın ardından yüzde 16’ya yükselmiş ve ülkenin en büyük medya kuruluşu haline gelmiştir.

Kamu yayıncılığı ilkelerini yerine getirmekten uzak olan TRT ve iktidar partisine yakınlığıyla bilinen Demirören Grup kontrolündeki araçlarından ibaret hale gelen Türkiye medyasının; demokrasinin temel gereklerinden birini oluşturan siyasal olarak bilgilendirilmiş ve bu doğrultuda seçimler yapabilen vatandaşlar yaratmaktan uzak olduğu aşikardır. Bilgi ve haberleşme araçları üzerindeki tahakküm bitmedikçe temelden yayılan bir demokrasi modelinden bahsetmek zordur. Bu nedenle, medyada temsil konusunu sadece seçimlerin selameti açısından ele almak yerine; Türkiye demokrasisinin krizinin unsurlarından biri ve hatta bu krizin nedenlerinden biri olarak analiz etmek önem taşımaktadır.

Kaynakça

Aalberg T. & James Curran (2012) “How media inform democracy: central debates” in How Media Inform Democracy: A Comperative Approach, Routhledge.

Akser M. & Baybars-Hawks B. (2012) “Media and Democracy in Turkey: Toward a Model of Neoliberal Media Autocracy”, Middle East Journal of Culture and Communication 5(3):302–321.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı -Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosu Seçim Gözlem Heyeti (2018) T.C. Erken Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimleri Sonuç Raporu, Varşova.

BBC Türkiye, 8 Haziran 2018, https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-43501280

CHP Bilim Platformu Politika Notları No:37 (2019) Otoriterleşen Türkiye’nin Çölleşen Medyası, https://chp.azureedge.net/4e54401749ee4f9a9696541ccaf119d1.pdf (26.05.2019)

Cumhuriyet, 26 Haziran 2018, http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/1009203/Bahceli_den_tuhaf_tesekkur_ilani__Gazetecilerin_isimlerini_tek_tek_yazdi.html

DW türkiye, 24 Mart 2018, https://www.dw.com/tr/trtnin-ekran-adaletsizli%C4%9Fi/a-44353897 (25.05.2019)

Eşit Haklar için İzleme Derneği (2019) 31 Mart 2019 Mahalli İdareler Genel Seçimleri Ara Raporu, http://www.esithaklar.org/wp-content/uploads/2019/03/Se%C3%A7im-ara-raporu_31-Mart2019.pdf (26.05.2019)

Herman, E. ve Chomsky, N. (2006) Rızanın İmalatı, Aram Yayınevi, İstanbul.

Media Ownership Monitor Turkey (2019) https://turkey.mom-rsf.org/tr/medya/ (26.05.2019)

Özarslan O., Hatipoğlu Y., Bahçeli N., Atman İ. (2019) 2019 Yerel Seçim Raporu, Uluslararası Şeffaflık Derneği, http://www.seffaflik.org/wp-content/uploads/2019/04/Yerel-Se%C3%A7im-%C4%B0zleme-%C3%87al%C4%B1%C5%9Fmas%C4%B1-10.pdf (20.05.2019)

Reporters without Borders, https://rsf.org/en/ranking (25.05.2019)

 

DİPNOTLAR

  1. Akser M. & Baybars-Hawks B. (2012) “Media and Democracy in Turkey: Toward a Model of Neoliberal Media Autocracy”, Middle East Journal of Culture and Communication 5 (2012) 302–321
  2. Bkz: https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-43501280
  3. Aalberg T. & James Curran (2012) “How media inform democracy: Central Debates” in How Media Inform Democracy: A Comperative Approach, Routhledge, ss.3
  4. AGİT-Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosu (2018) “T.C. Erken Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimleri Sonuç Raporu” https://www.osce.org/tr/odihr/elections/turkey/399938?download=true
  5. 28 Mayıs-2 Temmuz 2018 tarihleri arasında 3,375 kadar sosyal medya kullanıcısı terör örgü desteklediği, devletin bölünmez bütünlüğüne ve toplumun can güvenliğine kast etmeye yönelik nefret söylemlerinde bulunduğu için soruşturmaya tabi tutulmuş 1,431 kişi hakkında yasal işlem yapılmıştır. Bkz: İç İşleri Bakanlığı Haftalık Faaliyet Raporları (https://www.icisleri.gov.tr/basin-aciklamalari-yeni)
  6. Örneğin, Fox TV ve Evrensel Gazetesi’nden gazeteciler hakaret sebebiyle soruşturma altındadırlar, bağımsız bir gazeteci bir kamu yetkilisine hakaretten yargılanmıştır, Diken.com.tr’den bir gazeteci cumhurbaşkanına hakaretten sorgulanmıştır, diğer bir bağımsız gazeteci ise cumhurbaşkanına hakaretten suçlanmış ve beraat etmiştir. İstanbul’daki bir Ceza Mahkemesi 19 Haziran tarihli 3229 Sayılı İnternet Yasasına ilişkin kararı ile CHP cumhurbaşkanı adayının Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlunun karıştığı bir trafik kazası hakkında yorumda bulunduğu konuşmayı içeren 24 kadar URL adresinin engellenmesine karar vermiştir.
  7. Bkz: 26 Haziran tarihinde, açık bir mektup ile, MHP Lideri Bahçeli 58 gazeteci, 9 kamuoyu araştırma kuruluşu sahibi ve 3 akademisyeni MHP’ye karşı karalama kampanyası düzenlemekle suçladı: http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/1009203/Bahceli_den_tuhaf_tesekkur_ilani__Gazetecilerin_isimlerini_tek_tek_yazdi.html)30 Haziran tarihinde hapis yatmakta olan mafya lideri Çakıcı açık bir mektupla gazetecileri ölümle tehdit etti: https://bianet.org/english/human-rights/198760-imprisoned-mafia-leader-cakici-threatens-journalists-with-death
  8. RTÜK üyesi İlhan Taşçı’nın açıklaması için bkz: https://www.dw.com/tr/trtnin-ekran-adaletsizli%C4%9Fi/a-44353897
  9. CHP Bilim Platformu Politika Notları No:37 (2019) Otoriterleşen Türkiye’nin Çölleşen Medyası, https://chp.azureedge.net/4e54401749ee4f9a9696541ccaf119d1.pdf
  10. Reporters without Borders: https://rsf.org/en/ranking
  11. Uluslararası Şeffaflık Derneği (2019) “Yerel Seçim Raporu” http://www.seffaflik.org/wp-content/uploads/2019/04/Yerel-Se%C3%A7im-%C4%B0zleme-%C3%87al%C4%B1%C5%9Fmas%C4%B1-10.pdf
  12. Eşit Haklar için İzleme Derneği (2019) “31 Mart 2019 Mahalli İdareler Genel Seçimleri” http://www.esithaklar.org/wp-content/uploads/2019/03/Se%C3%A7im-ara-raporu_31-Mart2019.pdf
  13. Bkz: Uluslararası Şeffaflık Derneği, 2019
  14. Sabah, 20.12.2018, https://www.sabah.com.tr/gundem/2018/12/20/chpnin-istanbul-adayi-feto-suphelisi
  15. Sabah, 14.02.2019, https://www.sabah.com.tr/gundem/2019/02/14/iyi-parti-fetoyu-destekleyen-ismi-aday-yapti
  16. Star, 03.02.2019
  17. Herman, E. ve Chomsky, N. (2006) Rızanın İmalatı, Aram Yayınevi, ss.75
  18. Media Ownership Monitor Turkey (2019) https://turkey.mom-rsf.org/tr/medya/
  19. Bu konuda yine Halagazeteciyiz.net sitesinde yayınlanan medya raporlarının 1. Ve 2.’sinde medya sermayesindeki değişim ve yoğunlaşma detaylı bir şekilde analiz ediliyor.

Yazar Hakkında:

Hande Dönmez, lisans derecesini Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nden 2013 yılında aldı. Aynı yıl eğitimine başladığı Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi bölümünden 2017 yılında yüksek lisans derecesini aldı. Araştırma görevlisi olarak da çalıştığı üniversiteden, Barış İçin Akademisyenler tarafından yayınlanan “Bu Suça Ortak Olmayacağız” metnini imzaladığı için 686 No’lu KHK ile ihraç edildi. İktidar-istisna ilişkisi, toplumsal hareketler ve gündelik hayat politikalarıyla ilgileniyor. Halen doktora eğitimine devam ediyor.