Bizim Ali-Anarşist Bir Demiryolcunun Hikayesi

0
301

Abel Paz, 2011 yılında KAOS Yayınları’nın Gün Zileli’nin çevirisiyle Türkçe olarak yayınladığı “Halk Silahlanınca- Durruti ve İspanya Anarşist Devrimi” adlı kitabında 20 Kasım 1936’da öldürülen Buenaventura Durruti’nin görkemli cenaze törenini şöyle anlatır:

Törende yarım milyondan fazla insan bulundu; fakat olayın büyüklüğü bu kalabalığın fiziki varlığına bağlı değildi. Bu, İspanya’yı boydan boya kaplayan devrimciliğin ortaya çıkardığı derin duygusal bir dalgaydı… Genç liberterlerin yayın organı Ruta şöyle yazmaktadır: Durruti fabrikayı hiçbir zaman unutmayan savaşçı, kibirden ve rütbelerden nefret eden, birliğin sorumlu adamı ve Genç Liberterler için sarsılmaz bir örnek görevi yapan insan…

Arkadaşımız Cem Gök’ün titiz bir çalışmayla kaleme aldığı “Bizim Ali- Anarşist Bir Demiryolcunun Hikâyesi” kitabı da Durruti’nin ve İspanya Devriminin hikâyesini yayınlayan KAOS Yayınları’ndan çıktı. Ali’nin dostları Gazi ve Zelha, Cem’in onlarca kişiyle görüşerek yazdığı kitap üzerinde özenle çalıştılar ve Ali’yi bizden alan 10 Ekim Ankara Katliamı’nın yıl dönümüne yetiştirdiler kitabı.

Alimiz’i bu yıl, “Bizim Ali” kitabıyla ve kendisi de 10 Ekim Katliamının tanıklarından olan, Ali’nin anarko-sendikalist bir yoldaşının “Falkland Hâkimi” mahlasıyla yazdığı “Benim Adım 10 Ekim” adlı öykü kitabıyla andık.

“Bizim Ali” kitabının yazarı Cem Gök şöyle diyor giriş yazısında “Ali’yi anlatırken inanç, mücadele, çatışma ve kayıplarla dolu 12 Eylül dönemini, 80’lerin ortasında İngiltere’deki işçi grev ve direnişlerini, 90’lı yıllarda yükselen ve 12 Eylül sonrası toplumsal mücadelelerin taşıyıcılarından biri hâline gelen kamu emekçilerinin mücadelelerini, nihayetinde Türkiye’de anarşizmin ilk ortaya çıkışını, iç tartışma ve çelişkilerini anlatmış olacağız. Kavgalarıyla, aşklarıyla, umutlarıyla, yenilgileriyle birkaç kuşağı… Her biri kendinden öncekiler gibi hatalar yaparak tarihi yazan sıradan insanları… Umutsuzluğa kapıldığımız her dönemde asfaltı çatlatarak yeşeren çınar tohumlarını…”

Ve şu sözlerle noktalıyor kitabı:

…her hikâyenin bir bitiş anı olmalıydı. Ama bu hikâyenin yok. Çünkü hikâyesi kendisinden sonra devam edecek bir kahramanı anlatıyor; baskı, zorbalık, sömürü ve bunlara karşı direniş ne zaman bitecekse o zaman bitecek olan…

Kitabı görür görmez Ali’yi tanıyan herkesin yorumu şu oldu: Hem kitabın adı hem de kapaktaki fotoğraf tam da Ali’yi anlatıyor.

O, hangi siyasi gelenekten gelirse gelsin, herkes için Bizim Ali’ydi. Koca bedeninde bir çocuk saklıydı. Kimi zaman muzip kimi zaman alıngan bir çocuk. Gülünce gözlerinin içi gülerdi. Elinde kara kızıl bayrakla bir eylem alanında gülerken çekilmiş o fotoğraf Ali’nin ta kendisi…

Anarko-sendikalizme sıkı sıkıya bağlıydı. Her yaştan her renkten anarşistin yoldaşıydı. Demiryollarının “Anarşist Ali”siydi. “Trenleri durduran adam”dı. Karşılaştığı herkesin hayatına dokunurdu. Hepimizinkine de dokundu. Hem de ne dokunmak!..

Ali mücadeleye inanırdı. Bir anarko-sendikalist gibi yaşadı ve öyle öldü. Hayat arkadaşı, yoldaşı Emel, Ali’nin mezarı başındaki cenaze töreninde yaptığı konuşmada ona şöyle seslenmişti, “Yoldaşım bin kez selamlıyorum seni, yoldaşım bin kez selamlıyorum seni, bin kez selamlıyorum seni, bin kez, binlerce kez selamlıyorum seni. Sana yakışan bir tek bu ölüm, kendine yakıştığı gibi öldün…”

Anarşizmin en önemli pratiklerinden İspanya Devriminin önde gelen isimlerinden anarko-sendikalist Durruti’nin şu sözü yazıyor anarko-sendikalist Ali Kitapcı’nın kara bayrak biçimindeki mezar taşında:

Yüreğimizde yeni bir dünya taşıyoruz.
Bu dünya şu anda büyümekte.