Mezopotamya’nın en yakışıklı çocuğu Hasankeyf’te sona doğru

0
117

Dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri olan Hasankeyf’in yok olmasına sayılı günler kaldı. Ilısu Barajı su tutmaya, Hasankeyf de sona doğru yaklaşmaya başlandı. “Mezopotamya’nın en yakışıklı, ancak en şansız çocuğu” olarak bakılan Hasankeyf kritik aşamada olmakla birlikte, hala kurtarılabileceği görüşü hakim.

 

Bir çok medeniyete, kültüre ev sahipliği yapmış, 12 bin yıllık bir tarihe sahip ve dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri olan Hasankeyf, gün geçtikçe yok oluyor. Bütün tartışmalara rağmen Ilısu Barajı su tutmaya, Hasankeyf’te de son yaklaşmaya başladı. Yöre insanının “Mezopotamyanın en yakışıklı, ancak en şanssız çocuğu” nitelendirmesi yapılan Hasankeyf’i kurtarmanın hala mümkün olduğu da ifade ediliyor.

Bir açık hava müzesi olarak da bilinen Hasankeyf’in boşaltılmasına geçtiğimiz günlerde başlandı. Hasankeyflilerin büyük bir kısmı, ilçenin 3 kilometre uzağındaki karşı alana inşa edilen yeni Hasankeyf’e taşındı. Hasankeyflilerin kentten çıkarılmasının ardından tarihi kentle simgeleşen 150 yıllık taş dükkanlar, esnafların tepkilerine rağmen dozerlerle yıkıldı. İş makinalarının aralıksız yıkım çalışmasını sürdürdüğü kentte, taşınması planlanan son tarihi eser ve bir kaç aile kaldı geride.

Hasankeyf yerlilerinden Çetin Batu ve Hasankeyf Yaşatma Girişimi üyesi Ercan Ayboğa Hasankeyf’teki son durumu Halagazeteciyiz.net’e değerlendirdi.

‘HASANKEYFLİLER YERLERİNDEN ZORLA EDİLDİ’
Çetin Batu oldukça üzüntülü, “Ne yazık ki kadim Hasankeyf’te sona yaklaştık” diye konuşmaya başladı. Hasankeyf’in geçmişine dair çok fazla bir şey bırakılmadığını, bazıları yıkılarak, bazıları taşınarak anlamlarından koparıldığını kaydeden Batu; Hasankeyflilerin  zorla yerlerinden  edildiklerini de söyledi. Batu şunları anlattı: “Devlet, insanları oradan daha çabuk kopartmak için elinde olan bütün kozları kullandı. Birincisi oradaki devlet daireleri, bankalar vs.  bütün kurumlar yeni Hasankeyf şantiye alanıyken taşındı. İnsanlar en ufak resmi işlerini halledebilmek için oraya gitmek zorunda kaldı. Ayrıca bu eğitim öğretim yılında tarihi Hasankeyf’teki tüm okullar kapatılıp, öğrenciler Yeni Hasankeyf’e taşındı. Öğrenciler için okul servisi de devreye konulmadı.  Bu da halkı bir an önce Hasankeyf’i terk etmeye zorladı. En son darbe ise, mevcut Batman-Hasankeyf yolunun trafiğe kapatılması oldu. Bununla bir nevi Hasankeyf’in şah damarı kesildi. O yolu tamamen kapatarak, ‘Artık kimse Hasankeyf’e gelmesin, görmesin, burayı bir an önce yıkalım’ politikası izlediler. Bu aşamayla da insanları orada tutabilecek mekanizmalar ortadan yok edildi.”

Hasankeyflilerin yeni yerleşim alanına geçtiklerini ancak yaşamlarını idame ettirecekleri altyapı, elektrik hatları, yol vs. gibi hizmetlerin eksik olduğunu belirten Batu, verilen evleri de ‘ucube’ olarak nitelendirdi. Yeni yerleşim yerinde işsizliğe de dikkat çeken Batu, eski Hasankeyf’te turistlerin bir gelir bıraktığını ve gerek esnafın gerek orada yaşayanların yaşamlarını sürdürebildiklerini söyledi. Yeni Hasankeyf’te çok sayıda esnafın dükkanını açmadığını da kaydeden Batu, “Ne olacağını bilmiyor, çaresizce bekliyoruz” diye konuştu.

‘HASANKEYF’İ HERKES SAHİPLENMELİ’
Doğduğundan beri Hasankeyf’te yaşadığını söyleyen 38 yaşındaki Batu, “Çocukluğuma, gençliğime, anılarıma ve geleceğime dair ne varsa önce bir enkazın altına bıraktılar. Sonra da suyun altında bırakacaklar. Hasankeyf sadece benim için değil, dünyadaki bütün toplumlar için önemlidir” dedi.

İnsanların Hasankeyf’i sahiplenmelerini isteyen Batu, “Bu kentte kim bir iz bırakmışsa onlar buranın asıl sahipleridirler. Kendi aramızda şöyle derdik: Hasankeyf Mezopotamya’nın en yakışıklı çocuğu ama bir nevi o kadar da şansız çocuğuydu ki kurban edildi” dedi.

‘SULAR ALTINDA BIRAKMA ISRARI’
Uzun yıllardan beri Hasankeyf mücadelesinde yer alan Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi üyesi Ercan Ayboğa ise, devletin Hasankeyf’i su altında bırakmada ısrarına dikkat çekti. Ayboğa, projenin, finans yokluğu, şirketlerin çekilmesi gibi çeşitli nedenlerle çoğu defa durduğunu ancak devletin ısrarının sürdüğünü söyledi. Ayboğa, “Devlet Ilısu Barajı projesine stratejik olarak bakıyor. Elbette Ilısu Barajı faaliyete geçerse elektrik üretecek. Ancak bu elektrikten hükümet ve şirketler kazanacak, toplum kaybedecek. Ayrıca Ilısu Barajı yapılırsa Cizre Barajı da inşa edilebilir. Cizre Barajı ile birlikte 120 bin hektar alanda sulama projeleri düşünülüyor. Bununla da amaç tarımsal ürünleri ihraç edebilmek. Bunun başarılı olacağı şüpheli çünkü yakın bir Fırat Havzası başarısızlığı örneği var” dedi.

‘HASANKEYF İÇİN KRİTİK AŞAMADAYIZ’
Baraj kapaklarının açıldığını, şu anki su seviyesinin Garzan Suyu’nun Dicle’ye aktığı noktaya kadar ulaştığını söyleyen Ayboğa, binlerce insanın şu an itibariyle o bölgeden çıkmak zorunda kaldığını ve bu sayının her geçen gün artığını ifade etti. Baraj gölünün dolmasının ilkbaharın sonunu bulabileceğini, bunun biraz da yağışlara bağlı olduğunu kaydeden Ayboğa, Hasankeyf için kritik aşamada olduklarını söyledi.

‘HASANKEYF YAŞAMAYI HAK EDİYOR’
Ayboğa, “Hasankeyf ve Dicle Vadisi gibi önemli bir mirasın kurtarılması için hiçbir zaman geç değildir. Bu yıkım, sömürü ve tahakküm projesinin neresinden dönersek dönelim dünya toplumu için bir kazançtır. Biz bu süreçte kamuoyundaki herkese çağrı yaptık ve gerçekten bu sene karşı çıkan siyasetçiler, sanatçılar, sivil toplum ve duyarlı kesimler daha önce hiç olmadığı kadar var oldular. Çok geniş bir toplumsal kesim bu baraja karşı çıktığını ifade etti” dedi.

Çağrılarını yineleyen Ayboğa, “Böylesi olağanüstü bir zenginlik barındıran alanın yok edilmemesi gerekir. Toplumun her kesimine çağrıda bulunmak istiyorum: Hasankeyf ve Dicle Vadisi’ne sahip çıkalım, kurtarılabilecek halen çok şey var. Belki Hasankeyf’in yüzde 10’u yok edildi ama yüzde 90’ı halen kurtarılabilir. Böyle bakmak lazım” diye konuştu.