Gazeteciler neden yargılanıyor, nasıl hedef gösteriliyor? Cumhuriyet Gazetesi muhabiri Alican Uludağ, yaşadıklarını anlatıyor

0
734

Bir gazetecinin mesaisi: Alican Uludağ hakkında 6 dava açıldı; şimdiye kadar iki ayrı davada 10 ay hapis, 10 bin tl para cezasına mahkum oldu. akreditasyonu iptal edildi, haberlere keyfi olarak alınmadı…

Cumhuriyet Gazetesi Muhabiri Alican Uludağ, 12 yıldır aktif olarak gazetecilik yapıyor. Hala Cumhuriyet Gazetesi’nde yargı muhabirliğine devam eden Uludağ hakkında, yaptığı haberler nedeniyle 6 dava açıldı. Bir davadan 10 ay hapis; başka bir davadan ise 10 bin TL tazminat cezasına mahkum edildi.

Alican Uludağ, Ankara’da ikamet ediyor ancak davalarının büyük bir kısmı İstanbul’da açılıyor. Uludağ, davalara gitmek, duruşmalarda kendisini ifade etmek konusunda büyük sıkıntılar yaşıyor. Yargılamalardan kendisine kalan deneyim, hakim ve savcıların özellikle gazetecilere yönelik cezalandırma sisteminin önemli bir parçası olduğu.

Bugün gazetecilere yönelik cezalandırma ya da sistem dışına itme pratikleri sadece dava ve soruşturma açma ile sınırlı değil. Alican Uludağ, yazdığı haberler nedeniyle akreditasyonunun iptal edildiğini, keyfi biçimde haberlere alınmadığını, izlemeye gittiği duruşmalarda polis engeliyle karşılaştığını anlatıyor.

Gazeteci Alican Uludağ, nasıl yargılandığını, yargılama süreçlerinde neler yaşadığını ve bu durumun gerek iş gerekse özel hayatına nasıl yansıdığını Hala Gazeteciyiz’e anlatıyor:

Uzun süredir gazetecilik yapıyorsunuz ancak son dönemlerde yazdığınız davalarla değil; size açılan davalarla gündemdesiniz. Hakkınızda şimdiye kadar kaç dava açıldı? Kaçı derdest, kaçı sonuçlandı?
Gazeteci olarak yazdığım haberlerden çok, açılan davalarla gündeme gelmek kuşkusuz rahatsız edici. Gazetecilik okurken, bize denilen şuydu: Gazeteci haber olmaz, haber yapar. Ancak Türkiye’deki gazetecilik pratiği maalesef bunun tersi şekilde işliyor. Bugüne kadar sayısını hatırlayabildiğim 6 dava açıldı hakkımda. Bunun dışında 7 soruşturmada ise takipsizlik kararı verildi. Sayıştay raporunda Saray’ın yapımının hileli olduğuna dair haber nedeniyle Cumhurbaşkanlığı, hakkımda gizli ibareli yazı ile suç duyurusunda bulundu. Belki de bu, yargı tarihinde ilkti o dönem.

Gazeteciliğe, Gazi Üniversitesi Gazetecilik bölümünden mezun olduktan sonra 16 Haziran 2008’de Cumhuriyet gazetesi Ankara Bürosu’nda stajyer olarak başladım. Burada bir aylık staj yaptım. Bunun ardından yaklaşık 2 yıl büro gece sorumlusu olarak çalıştım. 2010 yılında adliye muhabiri olarak görevlendirildim. Halen yargı muhabiri olarak çalışmaya devam ediyorum. 12 yıldır aktif olarak gazetecilik yapıyorum.

Güvenpark patlamasına ilişkin haber, Erdoğan’ın Can Dündar hakkındaki suç duyurusu dilekçesini yayımlamak, ABD’li Rahip Brunson’un tahliye edilmesine ilişkin analiz haber, gizli tanığın hakimlerle ilgili ifadesini yayımlamak ve BİM’in sahte ürün sattığına dair haberler nedeniyle hakkımda açılan davalar oldu. Bazı hakimlerle ilgili ifade veren gizli tanığın ifadesini yazdığım gerekçesiyle gizliliği ihlal suçundan 10 ay hapis cezasına çarptırıldım. Bu ceza ertelendi. Hüseyin Avni Coş’a ilişkin yazdığım haber nedeniyle açılan davada 10 bin TL tazminata mahkum edildim. Ancak bu ceza Yargıtay tarafından bozuldu. BİM ve Brunson davaları devam ederken, diğer davalarda beraat ettim.

Bu soruları yanıtlarken İstanbul Başsavcılığı’ndan Gar patlamasında saklanan dosya haberine ilişkin açılan soruşturma tebligatı geldi.

Yargılama süreçleri sizin açınızdan nasıl yaşanıyor? Soruşturmalar, ifade süreçleri, davaların açılması, dosyaları inceleme ve duruşmalara katılma süreçlerini nasıl yaşadınız? Ne kadar vaktinizi aldı? Bu süreçlerin sizi hem çalışma hayatından hem de özel hayatından soyutladığını hissettiniz mi?
Hakkımda açılan dava ve soruşturmaların büyük bölümü İstanbul’da oldu. Özellikle İstanbul’da açılan davalara gidip gelmek gazeteciyi yoran bir süreç. Bu nedenle buradaki davalara ilk duruşma dışında katılmamayı tercih ediyorum. Ancak talimatla alınan ifadelerin de sağlıklı olduğunu düşünmüyorum. Çünkü hakim veya savcı, dosyayı bilmiyor ve üstün körü ifade alıp dosyayı İstanbul’a gönderiyor. Bu da yeterince “suçsuzluğunuzu” anlatamamanıza neden oluyor.

 

Yargılama süreçlerinin adil olduğunu, soruşturma süreçlerinde soruşturucuların adil hareket ettiğini düşünüyor musunuz?
Yargılama süreçleri adil değil. Örneğin İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde basın davalarına tek bir mahkeme bakıyor. O da İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi. Bütün basın davalarına tek bir hakimin bakıyor olması, her ne kadar uzmanlaşma olarak açıklansa da gazeteci aleyhine işliyor. Buradaki mahkemenin verdiği kararların büyük bölümünün hükmün açıklanmasının geri bırakılması olduğu düşünüldüğünde beraat ettirmek yerine hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına karar verilmesi ile kendini kurtarma derdine düştüğü anlaşılıyor.

Bir de bazı hakim ve savcılarla ilgili yayımladığım gizli tanık ifadesi nedeniyle açılan, gizliliği ihlal davasında mahkeme, müştekiler meslektaşları olduğu için özellikle bana ceza verme yoluna gitti. Burada bir meslektaşını koruma güdüsü yaşandı. Bu anlamda hakimin tarafsız davrandığını düşünmüyorum.

Tayyip Erdoğan’ın Can Dündar hakkında yaptığı suç duyurusu dilekçesini paylaştığım için hakkımda gizliliği ihlal davası açılmıştı. Bu davanın soruşturma aşamasında emniyete ifade verdim. Buradaki ifademde ayrıntılı ifademi savcılıkta vereceğimi, delillerimi sunacağımı söyledim. Ancak savcı, ifademi almadan dava açmış. O savcıyı Ankara Adliyesi’nde tanıyordum. Ve neden ifademi almadan dava açtığını sorduğumda “Gerek görmedim” dedi. Bunun üzerine “o dilekçe zaten aleni, zamanında haber yapılmış, hatta A.A. o dönem haber yaptı” dediğimde, “Onlar hakkında şikayet yok ki” deyip geçiştirdi. Yani davada savcı, olayın tarafı Erdoğan olduğu için hukuku atlayarak dava açma yoluna gitti.

Nerede yargılandınız? Yargılamalar sürecinde duruşma saatlerine uyuldu mu? Ankara ve İstanbul’daki mahkemelerde yargılandım. Duruşmalar, çoğu kez vaktinden sonra başladı.

İfadeniz/savunmanız hakim/savcı tarafından kesildi mi? Kendinizi ifade edebilmenize olanak tanındığını düşünüyor musunuz?
Davalarımın çoğunluğu İstanbul’da görüldü. Duruşma saatlerine uyulduğunu söyleyemem. Davalarda “kendimi ifade edebilmeye olanak verilip verilmediği” kısmına gelince, yargı muhabiri olarak bunun çok önemli olmadığını düşünüyorum. Çünkü ülkemizde mahkeme, daha henüz sanığın savunmasını almadan kafasında hükmünü kurmuş oluyor. Salonda yaptığınız savunma, usulen bir eksikliği gidermekten ibaret.

Örneğin bir davada mahkeme hakimi, henüz ifadeye başlamadan önce gazetenin durumunu sordu. Bir süre konuştuktan sonra “hükümet baskısıyla gazeteye kimse reklam vermiyor, o yüzden iyi değiliz” deyince hakimin yüzü düştü, “neyse konuyu kapatalım” diyerek kestirip attı. Bu yaşadığım olay dahi, hakim ve savcıların iktidar korkusuyla davalara baktığını gösteriyor.

Kendinizi savunacak bir avukat bulma konusunda zorlandınız mı? Avukatlarınızı ifade özgürlüğü davalarında yeterli buluyor musunuz?
Bugüne kadar avukat bulma konusunda sorun yaşamadım. Cumhuriyet Gazetesi Hukuk Servisi, açılan dava ve soruşturmaları takip ediyor. Avukatların ifadelerinde de bu zamana kadar eksiklik bulmadım.

Hakim ve savcıların ifade özgürlüğü davalarındaki reflekslerini nasıl buluyorsunuz?
Hakim ve savcıların davalardaki refleksi konusunda Ankara ve İstanbul ayrımı yapabilirim. Ankara Adliyesi’nde görev yapan hakim ve savcıların, hukuka daha bağlı kalmaya çalıştığını gördüm. Ancak İstanbul’da durum farklı. Buradaki savcılar, her şikayete soruşturma açıp ifade alma yoluna gidiyor. Örneğin 10 aylık cezayı İstanbul’daki mahkeme verdi. Cumhuriyet, Sözcü gibi büyük gazeteci yargılamalarını düşündüğümüzde gazetecilere yönelik operasyonların merkezinin İstanbul olduğu öne çıkıyor.

Mahkumiyetle sonuçlanan davalar oldu mu (tazminat ve ceza) ? Bu mahkumiyetleri (özellikle tazminat) nasıl karşıladınız?
Eski Adana Valisi Hüseyin Avni Coş’un açtığı davada 10 bin TL manevi tazminat ödemeye mahkum edildim. Bu tazminat miktarını gazete ödedi. Yargıtay, daha sonra tazminat kararını bozdu. Yeniden yapılan yargılamada Hüseyin Avni Coş’un açtığı dava reddedildi.

Davlardan kaynaklı seyahat özgürlüğünüz kısıtlandı mı? Adli kontrol hükümlerine tabi tutuldunuz mu? Mal varlıklarınıza şerh konuldu mu?
Hayır, hiçbiri olmadı.

Beraat ya da hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına ilişkin kararların durumu nedir? Bazı davaların beraatle sonuçlanacağı ortada olmasına karşın, savcılar tarafından takipsizlik kararı verilmesi gerekirken, dava açılması bu davaların gazetecilere yönelik bir baskı aracı olarak kullanıldığı anlamına gelir mi?
İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin hakkımda verdiği 10 aylık bir ceza var.  Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildi. Ancak bu davada da şöyle ilginç bir durum oluştu. Ankara’da yapılan talimat duruşmasında HAGB’yi (Hükmün açıklanmasının geriye bırakılması) kabul etmedim. Ancak buna rağmen hakim, tutanağa ‘kabul ediyorum’ diye geçmiş. İstanbul’daki mahkeme de bunu fırsat görerek, beraat yerine ceza verdi ve bunu erteledi. HAGB, maalesef hakimler için fırsat. Bir hakim, beraat kararı verip kendisini riske atmak yerine ceza verip HAGB uygulamayı tercih ediyor. Bu durum da gazetecilerin tepesinde ‘Demokles’in Kılıcı’ gibi sallanıyor. 5 yıllık erteleme süreci içinde gazeteci, yeni ceza almamak için yeri geliyor, kendisine oto-sansür uyguluyor.

Takipsizlik verilmeyen soruşturmalara gelince. Hakkımda yapılan şikayetlerin neredeyse yüzde 90’ına dava açıldı. Savcılar ya kendileri yönünden risk almak istemeyip gazeteci aleyhinde dava açıyor ya da kasıtlı olarak gazeteciye dava açıyor. Hakkında dava açılan bir insan, her zaman kendisini tedirgin hisseder. Artan dava sayıları, mesainin bir kısmını mahkemelerde harcamak ister istemez her gazeteci için baskı unsurudur. Maalesef ülkemizde yargı, gazetecileri susturmanın bir aracı haline geldi. Bu ülkede bir dönem çok fazla gazeteci öldürüldü. Bu dönemin özelliği ise gazetecileri yargılamak ve hapse atmak.

Hakkınızda çok sayıda dava açılmış olmasının adli yönünün yanı sıra sosyal yönleri de var. Bu davalar sizi sosyal anlamda etkiliyor mu? Biraz daha açalım, bu davalar nedeniyle sosyal medyada hedef alındınız mı?
Bugüne kadar sosyal medyadan ciddi bir hedef alınmadım.

Bu davalar gerekçe gösterilerek, sistem dışına itildiğinizi düşündüğünüz oluyor mu? Mesela bu davalar ve soruşturmaların, çalıştığınız gazeteden başka bir gazeteden size iş teklifi gelmesinin önünde engel olduğunu düşünüyor musunuz? Açılan davalardan çok, yaptığım haberler nedeniyle başka gazetelerin bana teklifte bulunmayacağı konusunda bir düşüncem var. Mevcut medya düzeninde sermaye patronlu hiçbir gazete ve televizyon iktidar aleyhinde haberler yapan bir gazeteciyi işe almaz. Bir nevi bu haberler gazetecinin sicilidir.

Hakkınızdaki davalar ve soruşturmalar direkt gerekçe olarak gösterilmese de buradan kaynaklı hedef gösterildiğiniz için haber amaçlı gittiğiniz kurumlardan geri çevrildiğiniz oldu mu? Haber kaynaklarınızın sizinle iletişim kurmadığını düşündüğünüz oldu mu?
Doğrudan dava ve soruşturmalar nedeniyle haber takibinde sorun yaşamadım. Dediğim gibi yaptığım haberlerden kaynaklı kamu kurumlarında haber takibi yaparken sorunlar yaşadım.

Örneğin haber kaynaklarıyla olan ilişkiler….

Bir yerden sonra artık haber kaynaklarım zarar görmesin diye kamu görevlisi olan kaynaklarımı ziyaret etmemeye çalışıyorum. Cumhuriyet muhabiri ile görüştüğü için görev yerinin değişmesinden korkan çokça hakim-savcı var. Yeri geliyor, kaynağınız olmayan ancak zamanında ayak üstü sohbet ettiğiniz bir hakim-savcı, adliye koridorunda sizi gördüğünde selam vermekten çekiniyor. Çünkü selam verirse, onun size haber verdiği havası oluşur. İstisnaları hariç, yargı dünyasındaki tablo bu. 

Soruşturma ve davalar dışında ne gibi sıkıntılarla karşılaşıyorsunuz? (Tehdit edilme, fiili olarak engellenme, akreditasyonunuzun iptal edilmesi, basın kartınızın ya da kurum giriş kartınızın iptal edilmesi, güvenlik görevlileri tarafından haber izlemenizin engellenmesi, takip edilme, taciz edilme vs.)

Son dönemde karşılaştığım bir sorun, akreditasyon. Örneğin geçen yıl Eylül ayında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapılan Adli Yıl Açılış törenine, Yargıtay’ın davetlisi olmama karşın kapıdaki Saray görevlileri tarafından içeri alınmadım. Yargının organize ettiği bir açılıştaki davetli listesinden adım, bizzat yürütme organı tarafından çıkarıldı. Ve maalesef Yargıtay görevlilerini uyarmama karşın, kendi davetlisine sahip çıkmadı. Diğer gazeteciler içeri girerken, Cumhuriyet muhabiri olarak içeri alınmaman onur kırıcıydı. Bunun nedeni de bir yıl önce yine sarayda yapılan adli yıl açılışında hakim ve savcıların nasıl AKP mitingine götürülür gibi belediye otobüsleriyle taşınması, Sarayda memur gibi muamele görmesiydi.

Gar katlimında emniyetin ihmalini gösteren belgelerin dava dosyasında saklandığı haberini yaptığım için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, gazetecileri bilgilendirmek için oluşturduğu whatsApp grubundan beni çıkardı. Bu da basın özgürlüğüne müdahale açısından önemli bir olaydı.

Yaşadığım dikkat çeken bir olayı ise, Selahattin Demirtaş’ın yargılandığı duruşmayı izlemek için gittiğim Sincan Cezaevi’nde yaşadım. Kapıda görevli olan ve duruşmaya gelenlerin kaydını bilgisayara giren polis, daha önce görülen Demirtaş davasında tweet attığım imasıyla duruşmaya almak istemedi. Mahkeme kararı olmadan duruşmaya girişimin engellenmesinin suç olduğunu anımsatıp ısrar etmem üzerine içeri girebildim. Haber takibi sırasında polislerin bu tür keyfi tutumları son dönemde arttı.

Bu davalar ve soruşturmalar nedeniyle aile ve sosyal hayatınız etkilendi mi? Eşinizin, çocuğunuzun, ailenizin tepkisi ne oldu? Bu süreçler özel hayatınızı nasıl etkiledi?
Tabiki ailem bu davalardan tedirgin oldu. “Başına iş gelir” korkusu kimde yok ki?

Uzun süredir gazetecilik yapıyorsunuz. Gazetecilere dava açılma süreci hep aynı mıydı? Bu süreçte daha fazla hız kazandığını düşünüyor musunuz? Gazeteciler yargının neden hedefinde?
Gazeteciler yargının hedefinde çünkü yargı iktidarın emrinde. İktidar aleyhinde haber yapan hangi gazetecinin başına bir iş gelmedi ki? Yargı bu anlamda üzerine düşen görevi yapıyor! Anayasal haklardan olan basın özgürlüğünü koruması gereken yargı, son dönemde artık basın özgürlüğünün önündeki ciddi tehditlerden birisi haline geldi. Yargı içinde elbette bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesi kapsamında görevini yapmaya çalışan hakim ve savcılar var. Ancak bunların ömürleri de çok fazla olmuyor. İktidar güdümüne girmedikleri için kısa süre sonra görev yerleri değiştiriyor.

Gazetecilere dava açılma sürecine gelince… Çoğu aynı süreçte. Sadece dava açılmasına neden olan etki; davanın niteliğini değiştiriyor. Örneğin son dönemde gazeteciler aleyhinde açılan çoğu davalar, savcılar tarafından resen açılmamıştır. Bir çoğunda muhbir vatandaş devreye girmiştir. Bir haberle ilgili sıradan vatandaş görünümlü kişilerin savcılıklara yaptığı ihbarlar sonucunda savcılar hemen dava açmıştır.

Diğer yandan başta Cumhurbaşkanı Erdoğan, bakanlar ve kamu görevlilerin yaptığı suç duyuruları var. Bunlarda yargı daha hızlı hareket ediyor. Ve maalesef bu tür şikayetlerin sonunda açılan davalarda verilen ceza miktarları yüksek.

En önemlisi ise Cumhuriyet, Sözcü davalarında olduğu gibi doğrudan iktidardan gelen emirle açılan davalar var. Bu davalarda görevli hakim ve savcılar sonradan terfi etti.