Toplum sağlığı son yıllarda iyi değil, hekimlerin iş yükü de antidepresan kullanımını arttırıyor!

0
170

Yoksulluk, temel ihtiyaçlara eşit ulaşım, ayrımcılık, kitlesel travmalar, adalet ile ilgili sorunlar ruh sağlığını etkiliyor. Bu da Türkiye’de antidepresan kullanımını her geçen yıl sayısal olarak artırıyor. Uzmanlar bunun nedenleri arasında hekimlerin iş yükü nedeniyle hastaya tanı koyamadan ilaç yazmak durumunda kalmasını da  gösteriyor.  Uzmanlara göre çözüm yolu, biran önce Ruh Sağlığı yasasının çıkarılması, sağlık sisteminin değiştirilmesi ve insanların yoksunluklarının giderilmesi.

Türkiye’nin ruh sağlığına yönelik rakamlar, psikiyatrik sorun ve antidepresan tüketiminin arttığını ortaya koydu. Antidepresanları da kapsayan sinir sistemi ilaçlarında büyük artış gözlenirken, yaşanan artış birtakım tartışmaları da beraberinde getirdi. Tüm Eczacı İşverenler Sendikası, Türkiye’de antidepresan kullanımının son 15 yılda kadınlarda yüzde 27,03, erkeklerde yüzde 20,37 arttığını açıkladı. Diğer yandan CHP milletvekili İrfan Kaplan’ın soru önergesini yanıtlayan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca 2017-2019 yıllarını kapsayan üç yıllık dönemde tüm hastanelerdeki psikiyatri kliniklerine toplam 7 milyon 953 bin 651 kişilik başvuru olduğu bilgisini paylaştı. Antidepresan kullanımındaki artışı uzman hekimler değerlendirdi.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdülkadir Çevik antidepresan ilaçlarının çok uzun zamandan bu yana kullanıldığını ancak günümüze oranla çok daha az tüketildiğini ifade etti. Elli yıl öncesinde sadece 3 çeşit antidepresan olduğunu ancak 1970’li yılların sonundan itibaren yeni çeşitlerinin ortaya çıktığını söyleyen Çevik, “Bu antideresanlar eski antidepresanların bazı yan etkileri olabilecek kompikasyolarını gidermeye yönelik olarak sunuldu. Tabi ki her yeni ilaç eski ilaçtan misli ile pahalı oldu. Bu işin içinde her ne kadar daha az yan etki ve daha az zararlı olma etkisi söz konusu olsa da işin içinde  ekonomik sorunlarda var” dedi.

‘İLAÇLARI HER DOKTORUN YAZMAMASI LAZIM’

Psikolojik tedavi gören insanların durumuna göre antidepresan kullandıklarını ancak bu ilaçları her doktorun yazmaması gerektiğini vurgulayan Çevik, şunları söyledi:  “Ben nasıl bir kardiyolog hocasının ilaçlarını yazmıyorsam, onların da bu ilaçları yazmaması lazım. Ancak bizim vereceğimiz ilaçları bütün doktorlar yazabiliyor. Leblebi gibi reçetelendirip bunları kullanmasına yol açıyorlar. Bir dönem reçetesiz dahi alınabiliyordu. Bu ilaçlar kesinlikle reçete ile alınmalı ve o branşın hekimleri bu ilaçları yazmalı.  Ben ilacı yazarken, ‘Acaba ilaç mı vereyim? Yoksa konuşarak mı tedavi yapayım? Ya da ikisini yaparsam daha mı iyi olur?’ diye üzerine düşünüyorum. Hastayı psikotereapiye daha yatkın hale getirmek için, geçici ızdırabını, korkusunu, kaygısını dindirmeye yönelik ilaç veriyoruz. Yoksa ömür boyu kullanılacak diye bir şey yok. Hasta hem ilaç hem psikoterapi ile bir süre bilinçlendikçe ve kendisini tanıdıkça ilaca olan ihtiyacı da giderek azalıyor. İlaçsız kendi kendine de bu işin üstesinden gelebileceğini daha iyi öğrenmiş oluyor.”

‘SORUN YOKSA NİYE ANTİDEPRESAN KULLANILSIN?’

Toplum yapısının antidepresan kullanımında büyük rolü olduğunu belirten Çevik, “Bir insan neden depresyona girer? Her şey yolunda gidiyorsa, işin gücün varsa, sosyal güvencen varsa, geleceğin ile ilgili bir kaygın yoksa, gelecek ile ilgili planlar yapabiliyorsan, kendini güven içinde hissediyorsan neden anksiyete olasın. Ama böyle bir sistem olmadığı zaman ekonomik ve sosyal açıdan pek çok sorun da beraberinde geliyor. Belli bir düzen ve istikrarın olmaması hepsi bir bütünen toplumu etkiliyor. Ve stres altına giren insanlarda pek çok hastalık da beraberinde getiriyor” değerlendirmesini yaptı.

‘BİR DOKTOR 60 HASTAYA BAKAMAZ’

Antidepresan ilaçlarının Türkiye’de çok fazla tüketilmesinin temelinde birçok faktörün yer aldığını aktaran Çevik, “Burada sistemsel bir sorun yer alıyor. Hastanelerde çalışan doktorlar günde atmış hastaya bakmak durumunda kalıyor. Bu kadar kısıtlı bir zaman içinde bir doktorun hastası ile ilgilenmesi çok zor. Doktorun hastasına en az yarım saat zaman ayırması gerekiyor. Bu süreden önce hiçbir hastaya kolay kolay yardım edemezsin. Sistem bu konuda performans uygulamasını getirdi ve doktora ‘hastaya bakmazsan prim alamazsın’ diyor. Hasta görmezsen daha az maaş alıyorsun. Çok fazla hasta gördüğün zaman da sadece ismini soyismini sorup, ‘neyin var?’ diye sorup ilaç verirsin.” eleştirisini getirdi.

ABD’DEN ÖRNEK

Kendisi Amerika’da Virginia Üniversitesi’nde çalışırken günde 4 hastaya baktıklarını aktaran Çevik, “Bu durum hasta ile daha detaylı ilgilenmenize neden oluyor. Yani doktorların çalışma sistemi düzeltilmeden antidepresan kullanımını azaltmak mümkün değildir” dedi.

Sağlık Bakanlığı’nı bu konuda göreve çağırarak, “Bakanlığın önce bu sorunları düzeltmesi gerekiyor” diyen Çevik, “Nasıl ki bir hâkime ‘baktığın dava kadar maaş alacaksın’ denilmiyorsa, doktorlar için de bu durumun uygulanmaması gerekiyor. Yoksa bu kısır döngü sürüp gidecek. O yüzden bu sorunu temelden çözmek gerekiyor” diye konuştu.

‘TOPLUM OLARAK SON YILLARDA İYİ DEĞİLİZ’

Psikolojik  Danışman Dr. Sevgi Sezer Öztürk ise toplumun ruh sağlığının kişinin ruh sağlığı ile ilintili olduğunu belirtti. Toplumun ruh sağlığının son dönemde iyi olmadığını ve bu iyi olmayışın ekonomik açıdan ağır  bir şekilde kendini hissettirdiğini söyleyen Öztürk, “Hak, hukuk açısından çok ciddi sıkıntılar var. İnsanların en temel ihtiyaçlarından biri olan özgürlük ihtiyaçları da giderilmiyor. Eğlenme ihtiyaçları yeterince giderilmiyor.  Modern toplumun, özellikle şehir hayatının getirdiği sıkıntılar var. Şehir hayatının içinde çalışan anne babaların çocuk yetiştirme süreci ile birlikte düşündüğümüz zaman, hepsi beraber koskoca bir dağa dönüşüyor. İş sahibi olmak isteyen gençler, okuyanlar, genç yetişkin bekârlar bütün bu sorunlar her biri açısından farklı yansıyor” dedi. Öztürk, bu nedenle sosyolojik açıdan ciddi bir değerlendirme gerektiren bir boyut olduğuna da dikkat çekti.

‘RAKAMLAR GÖRÜNENİN ÇOK ÜZERİNDE’

 İnsanların psikolojik desteğe ihtiyacı olduğunu fark etmeleri ve bu yardımı almalarının önemli bir davranış olduğunu aktaran Öztürk, ancak bu yardımı alma noktasında yaşanan çeşitli sorunlara dikkat çekti.  Medyada yer alan verilerin devlet hastaneleri ve polikliniklere yapılan başvuruları kapsadığını ancak büyük bir oranın özel muayenehanelerde tedavi gördüğünü belirten Öztürk, “Bu sayı aslında görünenden de çok ötede. İlaç kullanımı açısından bile bakarsak, yakınlarının tavsiyesi ile ilaç kullanımı bile sözkonusu” diye konuştu.

Bütün bu sorunların ilaç kullanımını ekstra artırdığını dile getiren Öztürk,

“Normalde psikolog ve psikiyatris psikoterapi becerilerine de sahiptir. Ancak psikoterapi için üç beş dakika yeterli değildir. Polikliniklerde çok kısıtlı bir süre içinde tedavi olunuyor ancak sorunların anlaşılması ve kişinin kendini ifade etmesi bu sürede mümkün değildir” dedi.

Özel yerlerde bir saatlik seanslar yaptıklarını, poliklinik sistemi ile psikiyatri hizmetlerinin verilmesinin bu konudaki en büyük risk faktöründen biri olduğunu kaydeden Öztürk, şunları ifade etti: “Yine ilaca teşvik eden bir sistem var. Burada ilaç kullanımını sınırlayan bir şeylerin olması gerekiyor. Bunun için de psikiyatristlerin biraz daha sınırlı bir şekilde ve daha uzun süreli hasta görmesi için fırsat sağlanması gerekiyor. Eminim psikiyatristler de bu durumdan şikâyetçidir. Çünkü hiçbir ruh sağlığı uzmanı böyle bir sistem içinde işini iyi yapmış hissetmez.”

RUH SAĞLIĞI YASASININ ÇIKARTILMASI GEREKİYOR’

Psikoloji ve Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik (PDR) bölümünden mezun işsizin olduğunu belirten Öztürk, özellikle bu alanda istihdamın artırılmasının önemine dikkat çekti. Sağlık Bakanlığı’na bu konuda büyük bir rol düştüğünü ancak bunun yanında derneklerin de bu konuda daha sıkı çalışması gerektiğini belirten Öztürk, Ruh Sağlığı yasasının çıkarılması için daha sıkı çalışmalara ihtiyaç olduğunu söyledi.

‘YAŞANAN ARTIŞ CİDDİ BİR BOYUTTA DEĞİL’

 Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkanı Ömer Böke ise son verilere bakıldığında yaşanan artışın ciddi bir boyutta olmadığını savundu. 15 yıllık süre zarfında hizmet sektöründe de gelişme olduğunu ve bu sayının düşük bile sayılacağını ifade eden Böke, “Çünkü yaşayan kişilerin yaklaşık yüzde 25’i psikiyatrik bir tanı alıyor. Asıl sorun şu an ülkede bir miktar antidepresan suiistimali olabilir ama asıl tedavi alması gereken kişilerin hepsinin hala tedavi aldığını söylemek mümkün değil. Depresyon ciddi bir ruhsal hastalık ve tedavi edilmesi gerekir. Hala birçok kişide var olduğunu biliyoruz. Bu sayı sanıldığı kadar çok yüksek bir sayı değil” dedi.

Özellikle yoksulluğun kişinin ruh sağlığını bozan faktörler arasında olduğunu belirten Böke,  “Mesela temel ihtiyaçlara eşit ulaşım, ayrımcılık, kitlesel travmalar, adalet ile ilgili sorunlar ruh sağlığını etkileyen faktörler. Eğer artış varsa bu faktörler önemli yere sahip” dedi.

Böke şunları dile getirdi: “Depresyon hafif şiddetliyse diğer yöntemlerde tedavi etmek mümkün ama ağır bir depresyondan bahsediyorsak ilaç kullanmak zorunluluğu var. Bir de psikoterapi faydalı olur ama yanında ilaç kullanmak lazım. Maalesef Sağlık Bakanlığı neredeyse her beş dakikada bir randevu veriyor. Psikiyatri hekimleri idarecilere müracaat ediyorlar ve randevuların daha seyrek olmasını, süresinin azaltılmasını istiyorlar ancak gelen hastaya hizmet etme zorunluluğu yüzünden sık randevu veriliyor. Beş altı dakikalık bir muayene de tabii ki etkin bir psikiyatrik müdahaleden söz etmek mümkün değil.”