Dini saiklerle yapılan yardımlar düşüyor, dilencilere yapılan yardımlar azalmıyor

0
366

Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı (TÜSEV), “Türkiye’de Bireysel Bağışçılık ve Hayırseverlik” raporu, Türkiye’de bireylerin bağış yapma tercihlerini, vakıflara, derneklere ve bu kuruluşların çalışmalarına nasıl baktıklarını görmeyi ve sivil toplum faaliyetlerine yaklaşımlarını ortaya koymayı hedefliyor. Rapora göre, Türkiye’de dini saiklerle yapılan yardımlar 2004’ten bu yana düşüyor. Dilencilere yapılan yardım ise azalmıyor.

Onur Metin

İlki 2006 yılında “Türkiye’de Hayırseverlik: Vatandaşlar, Vakıflar ve Sosyal Adalet” başlığıyla, ikincisi on yıl sonra 2016’da “Türkiye’de Bireysel Bağışçılık ve Hayırseverlik” başlığıyla yayınlanan raporların, 2019 yılını kapsayan üçüncü versiyonu da yayınlandı.

Koç Üniversitesi Sivil Toplum ve Hayırseverlik Araştırmaları Merkezinden Prof. Dr. Ali Çarkoğlu ve Dr. Öğr. Üyesi Selim Erdem Aytaç’ın liderliğinde gerçekleşen araştırma, Sosyal Sermaye ve Sivil Toplum, Türkiye’de Bireysel Bağışlar ve Bağış Yapma Motivasyonları üst başlıkları altında, ihtiyaç sahiplerine doğrudan yapılan yardımlar, sivil toplum kuruluşlarına yapılan bağışlar ve faaliyetlere katılım ile bağış yapma motivasyonları ve tercih edilen yöntemler konularında güncel bilgi ve veriler sunuyor.

Temel olarak Türkiye’de bireylerin bağış yapma tercihlerini, vakıflara, derneklere ve bu kuruluşların çalışmalarına nasıl baktıklarını görmeyi ve sivil toplum faaliyetlerine yaklaşımlarını ortaya koymayı amaçlayan rapor, 2019 yılının Ağustos-Eylül aylarında, Türkiye’nin 67 ilinde toplam 2 bin 502 kişinin katılımıyla yapılan yüz yüze görüşmelere dayanıyor.

Yaklaşık yarısı kadın ve yarısı erkek olan katılımcılarla yapılan görüşmelere göre, katılımcıların ortalama yaşı 36 olarak, yüzde 19’u üniversite mezunu olarak ve yüzde 30’u ilkokul ve altı eğitimli olarak görülüyor. Çalışma raporuna göre, katılımcıların yüzde 14’ü Kürtçe biliyor.

DİNİ SAİKLERLE YARDIMLAR GİDEREK DÜŞÜYOR

Türkiye’de bir yılda yapılan tüm yardım ve bağışların toplam kişi başı yaklaşık değerinin 262.70 TL’si doğrudan yardım ile akrabalara, komşulara, diğer kişilere, dilencilere, fitre, zekât şeklinde; 40.20 TL’si sivil toplum kuruluşlarına yapılıyor. 2015 yılında bu yardım 26.70 TL seviyesindeydi. Bu duruma göre, kurumsal aracılara eskisi kadar güven duyulmadığını söylemek mümkün.

Rapordan çıkan başka bir sonuç ise, dini saiklerle yapılan yardımlarda 2004’ten bu yana büyük bir düşüş yaşanıyor olması. Araştırmaya göre Ramazan Bayramında fitre verenlerin oranı 2004’te yüzde 79 iken, aynı değer 2019’da yüzde 58 olarak görülüyor.

Araştırmada, gönüllü çalışmalarda bulunmanın öncelikli sebepleri gönüllü çalışmalardan haz alma, yeni kişilerle tanışabilme ve gönüllü çalışmaların insanların ihtiyaçlarına cevap veriyor olması olarak kaydediliyor.

DİNİ KURUMLARA YAPILAN BAĞIŞLAR DÜŞÜŞTE

2015-2019 yılları arasında gözle görülen en büyük değişimlerden biri cami, Kuran kursu ve dini derneklere bağış yapanların oranının kayda değer bir düşüşle yüzde 14’ten yüzde 4’e gerilemesidir. Devlet destekli kuruluşlar olan Kızılay (yüzde 24), Türk Hava Kurumu (yüzde 2), Mehmetçik Vakfı (yüzde 1) 2015’tekine benzer olarak yüzde 27’lik pay alıyor. Bunun yanında son yıllarda artan bir medya görünürlüğüne sahip bir kuruluş olan LÖSEV’e desteğin 15 puan artması da kayda değer bir gelişmedir. Engellilerle ilgili çalışan kuruluşlara yönelik bağış yapanların oranı da beş puan artış kaydediyor. Bu noktada devlet destekli kuruluşlara bağış yapanların oranının benzer olduğu, dini temalar etrafında şekillenen kuruluşlara bağış azalırken, devlet destekli olmayan ve dini saiklerle faaliyet göstermeyen ve medya görünürlüğü yüksek kuruluşların yükselişte olduğu söylenebilir.

40 TL ve üzerinde bağış yapılan en son kuruluş

Özetle Kuran kursu ve dini derneklere bağış yapanların oranı yüzde 14’ten yüzde 4’e gerilerken, devlet destekli kurumlara yönelik bağış yapanların oranı kısmi bir artışla yüzde 24’ten yüzde 27’ye yükseliyor. Devlet destekli olmayan ve dini temalar etrafında faaliyet göstermeyen kuruluşların aldığı pay yüzde 61’den yüzde 69’a ulaşıyor. Raporda bu konuda bir veri olmamakla birlikte, azalışın sebebi son yıllarda Ensar Vakfı gibi kimi dini kurumların çalışanlarının yaptıkları hakkındaki iddialar olarak görülebilir. Zaten araştırmada, kurumlara duyulan güven bölümüne bakıldığında da, “Ensar Vakfı” en az güven duyulan isim olarak görülüyor.

Rapora göre, siyasi kurumların düşük güven ortalaması partizan farklılaşmanın bir yansımasıdır. İktidar partisi seçmeni merkezi hükümet ve kontrol ettiği TBMM gibi kurumlara yüksek güven duyarken muhalefet seçmeni bunun karşısında yer almakta ve sonuç olarak ortalama güven rakamları düşüyor.

Rapora göre, bu eğilim daha önceki yıllarda da gözlenmiş bir durum. 2015- 2019 arasında silahlı kuvvetlere güven 0,8 puan azalırken, bu düşüşü 2016 başarısız darbe girişimiyle ilişkilendirmek mümkündür. Buna karşılık sivil aktörlere, siyasi partilere ve TBMM’ye güven konusunda kısmi artışlar söz konusudur.

Kurumlara duyulan güven (1-10 arası ortalama)

EN BÜYÜK BİREYSEL MALİ YARDIM DİLENCİLERE YAPILIYOR

Bireysel yardımlar, 2015 ve 2019 yılında alınan verilere göre kendi içinde karşılaştırıldığında, neredeyse tüm yardım türleri miktarlarında düşüş gözlenmekle birlikte, en yüksek miktarda doğrudan yardımın dilencilere yapıldığı söylenebilir. 2019 yılı boyunca doğrudan yapılmış yardımların tahmini kişi başı mali değeri 59.9 lira ve bu para dilencilere verilmiş.

Vatandaşların toplam yardımları düşünüldüğünde, dilencilere yapılan yardımlar 2004’ten beri önemini koruyor. Sokak dilencilerine para verenlerin oranı bir miktar azalsa da her 10 vatandaştan 4’ü dilencilere para veriyor. Dilencilere para vermekte dini inançlar ve acıma duyguları önemli rol oynuyor.

Enformel yardımın bir parçası olan dilencilere verilen paraların ülkedeki doğrudan yardımlaşma eğiliminin ayakta kalmasına destek verdiği söylenebilir. Kamusal alanda enformel de olsa bir sürekliliği olan bu davranış geniş halk kitleleri nezdinde yardımlaşma ihtiyacını da karşılayarak hayırseverlik kaynaklarının dağılımında rol oynuyor.

Araştırmaya göre, vatandaşların çoğunluğu dilencilerin durumu için devleti veya başkalarını sorumlu görmüyor. Dilencilerin içinde bulundukları durumdan öncelikle dilencilerin kendileri, tembellik ve kader sorumlu tutuluyor. Dilenci olgusunun altında yatan dinamiklerin toplumsal teşhisinde oldukça modern bir yaklaşım mevcut. Araştırmaya göre, kamu politikalarının dilencilere gitmekte olan bu kaynağı daha anlamlı ve kamu yararına bir şekilde kullanıma dönüştürebilecekleri bir toplumsal temel olduğu söylenebilir.

YOKSULLARA YARDIM ARTIK SADECE “HALİ VAKTİ YERİNDE VATANDAŞLARIN GÖREVİ” DEĞİL

Raporda, ekonomik sorunların, dalgalı ekonominin vatandaşların hayırseverlik ve yardımı üzerinde olumsuz etkisinden bahsedilirken, yardım beklenen kişi ve kurumların 2004 yılından beri değiştiğine yer veriliyor. Yoksullara yardım daha önceki araştırmalarda “hali vakti yerinde vatandaşların”; son araştırmada ise “tüm vatandaşların” ve “sivil toplum kuruluşlarının” görevi olarak görülüyor. Başka bir deyişle, sivil toplum kuruluşlarına, yoksullukla mücadelede eskiye oranla artan bir rol verildiği söylenebilir.

2004’den bu yana değişen bir bulgu da vatandaşların ihtiyaç sahiplerine yardımlarını, bir kuruluş aracılığıyla değil, doğrudan gerçekleştirmeyi tercih etmeleri.

“ÇOĞU İNSANA GÜVENİLEBİLİR” DİYEN İNSAN SAYSI 2 KATINA ÇIKTI

“Sizce genelde insanların çoğuna güvenilebilir mi? Yoksa dikkati hiçbir zaman elden bırakmamak mı gerekir?” sorusunun sorulduğu katılımcılar, 2004’de ve 2015’de sırasıyla yüzde 12 ve yüzde 10 oranında “çoğu insana güvenilebilir” cevabı verirken, 2019 tarihli araştırmada bu oran yüzde 21 olarak görülüyor. Başka bir deyişle, araştırmanın sonucuna göre Türkiye toplumunda kişiler arası güven açısından yakın zamanda olumlu bir değişim yaşandığını söylemek mümkün.

Kullanılan soru, insanlara güvenmek ve güvenmemek arasında bir tercih farklılığını aramıyor. Verilen seçeneğin ilki “çoğu insana güvenilebilir” derken ikincisi “dikkati elden bırakmamak gerekir” seçeneğini sunuyor. Rapora göre, insanlara güven ile dikkat birbirini dışlayan ve karşıt iki tutum değil, bir insan hem insanlara güvenebilir hem de ilişkilerinde dikkatli olmak gerektiğini düşünebilir.

Sizce genelde insanların çoğuna güvenilebilir mi? Yoksa dikkati hiçbir zaman elden bırakmamak mı gerekir?

“Daha iyi bir toplum için mevcut sorunların çözümünde sizin vatandaş olarak ne kadar etkiniz olabileceğini düşünüyorsunuz?” sorusunun sorulduğu katılımcılar aşağıdaki grafikteki gibi cevap veriyor. 2019 yılında kişilerin yüzde 23’ü (8+15) kendilerini etkilerinin olmadığı anlamına gelen alanda tutarken, yüzde 33’ü cetvelin orta noktasını seçerek “ne olabilir ne olamaz” cevabını veriyor. Yüzde 42’si de (32+10) etkilerinin olabileceğini söylüyor. Bu oranlar 2015 yılında alınan cevaplarla oldukça örtüşüyr (sırasıyla yüzde 22, yüzde 36 ve yüzde 41).

Daha iyi bir toplum için mevcut sorunların çözümünde sizin vatandaş olarak ne kadar etkiniz olabileceğini düşünüyorsunuz?

“DEĞİŞİM İÇİN STK’LARIN ETKİSİ OLABİLİR”

Görüşülen kişilerin, yüzde 15’i, (5+10) sivil toplum kuruluşlarının daha iyi bir toplum için mevcut sorunların çözümünde etkisi olmayacağını söylerken, yüzde 27’si “ne olabilir, ne olamaz” diyor, yüzde 55 de (41+14) etkilerinin olabileceğini belirtiyor. Vatandaşların sivil toplum algısının, 2019 yılında 2015 yılına göre arttığını, ama 2014 yılının biraz gerisinde kaldığını söylemek mümkün.

Daha iyi bir toplum için mevcut sorunların çözümünde STK’ların ne kadar etkisi olabileceğini düşünüyorsunuz?

EN ÇOK STK EĞİTİM ALANINDA

“Türkiye’de sivil toplum kuruluşları en çok hangi alanda faaliyet göstermektedir?” sorusunun sorulduğu katılımcılar, yüzde 23 eğitim cevabını verirken, bunu yüzde 18 ile dezavantajlı grupların (örneğin engelliler, yoksullar) güçlenmeleri, gıda yardımı (yüzde 13) ve sağlık (yüzde 12) izliyor.
Verilen cevaplar 2015 anketiyle karşılaştırılırsa, hem benzerlikler hem de değişiklikler görmek mümkün. Örneğin 2015 yılında en önde gelen alanlar gıda yardımı, eğitim, çevre ve ağaçlandırma iken, bu alanlardan gıda yardımı, çevre ve ağaçlandırma 2019’da daha alt sıralara düşüyor.

Türkiye’de sivil toplum kuruluşları en çok hangi alanda faaliyet göstermektedir?

Sivil toplum kuruluşlarının çeşitli alanlarda oldukça veya çok etkili olduğunu düşünenlerin oranları aşağıdaki grafikte veriliyor. 2019 yılı verileri ile 2015 verilerini karşılaştırdığımızda en çok etkinin olduğu alanların sıralaması genel olarak değişmezken sivil toplum kuruluşlarının etkili olduğunu düşünenlerin oranlarında genel bir artış olduğu dikkat çekiyor. STK’ların en etkili olduğu düşünülen iki alan çevre ve engellilere destek olarak değişmezken bu alanlarda etkili olduğunu düşünenlerin oranı 2015’te yüzde 44-45 seviyelerinden yüzde 51-55 seviyelerine yükseliyor. Benzer şekilde 2015’te STK’ların sağlık ve eğitim hizmetlerinin iyileştirilmesinde etkili olduğunu düşünenlerin oranı her iki alan için yüzde 32 iken bu oranlar 2019’da sırasıyla yüzde 47 ve yüzde 46 olarak ölçülüyor. STK’ların en az etkili olduğu düşünülen alan söz konusu dönemde değişmeyerek yine işsizliğin azaltılması olarak görülüyor. Araştırmaya göre, görüşülen kişilerin yalnızca yüzde 28’i STK’ların işsizliğin azaltılmasında oldukça veya çok etkili olduğunu düşünüyor.

Sizce Türkiye’de STK’ların belirli alanlardaki etkisi nedir? (Oldukça veya çok etkili olduğunu düşünenler)

Çalışma alanlarından bağımsız olarak STK’ların ülke politikalarının belirlenmesindeki etkilerine dair algılar da güçlenmiş gözüküyor. 2015 yılında kişiler arasında STK’ların Türkiye’de politika belirlemede oldukça veya çok etkili olduklarını düşünenlerin oranı yüzde 17 iken bu oran 2019 yılında yüzde 29’a çıkıyor. STK’ları bu konuda etkisiz görenlerin oranı yüzde 23’ten yüzde 20’ye, biraz etkili görenler de yüzde 49’dan yüzde 42 düzeyine iniyor.

Genel olarak düşündüğünüzde ülkemizde politikaların belirlenmesinde STK’ların etkisini nasıl değerlendirirsiniz?

Raporun tamamını okumak için şuraya tıklayabilirsiniz.

halagazeteciyiz.net