ARAF’TA YAŞAM MÜCADELESİ: MÜLTECİLER SINIRDA NELER YAŞADI?

0
702

Binlerce mültecinin gittiği sınır kapısında neler yaşandı? CHP İstanbul Milletvekili Ali Şeker, sınır kapısındaki mültecilerin yanına gitti, barınma ve beslenme gibi temel ihtiyaçlardan yoksun olan mültecilerin durumunu raporlaştırdı.

Dr. Ali ŞEKER

Suriye’nin İdlib eyaletinde 27 Şubat’ta düzenlenen hava saldırısında 33 Türk askeri şehit olmuş, daha sonra hayatını kaybeden askerimizle birlikte şehit sayımız 34’e yükselmiştir.

Saldırının yaşanmasının ardından Türkiye’den üst düzey bir yetkili, Reuters’e verdiği demeçte, Türkiye’nin Suriyeli mültecilerin artık karadan ve denizden Avrupa’ya ulaşmasını durdurmamaya karar verdiğini açıklamıştır. Türk yetkili, Türk polisi, sahil güvenlik ve sınır güvenlik görevlilerinin geri çekilmesinin emredildiğini de belirtmiştir [1].

Ulusal bir kanalda canlı yayına katılan AKP Sözcüsü Ömer Çelik de “Türkiye’nin bu gelen mülteci baskısını kaldıramayacağını söylemiştik. Yapılan saldırılar sonrası mülteciler, buradan Avrupa ve Türkiye’ye doğru ilerliyorlar. Ortada bir durum var ve mültecileri artık tutabilecek durumda değiliz[2]” ifadelerini kullanarak üst düzey yetkilinin iddiasını doğrulamıştır.

28 Şubat 2020 tarihinde Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy ülkemizdeki göçmen ve sığınmacılara ilişkin sorulan bir soruya “İdlip’te yaşanan ve yüzbinlerce insanın yerlerinden edilmesine neden olan son gelişmeler, ülkemiz üzerindeki mevcut göç baskısını daha da artırmıştır. Bu gelişmeler, halkımız ve dünya kamuoyu tarafından takip edilmektedir, ülkemizdeki sığınmacılar ve göçmenleri de derinden etkilemektedir. Nitekim gelişmelerden endişeye kapılan ülkemizdeki bazı sığınmacı ve göçmenler Batı sınırlarımıza doğru hareketlenmeye başlamışlardır. Durumun kötüleşmesi halinde bu risk artarak devam edecektir. Dünyada en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülkemizin mülteciler ve sığınmacılara yönelik politikasında bir değişiklik yoktur[3] şeklinde cevap vermiştir.

Yaşanan sürece ilişkin konuşan Avrupa Birliği (AB) Komisyonu sözcüsü Peter Stano, İdlib’de Türk askerlerinin hayatını kaybettiği saldırıyı ve çok sayıda mültecinin Avrupa’ya geçmek üzere sınırlara akın etmesini değerlendirmiştir. AB’nin İdlib’de tüm tarafları diyaloğa ve çatışmaya son vermeye davet ettiğini söyleyen Stano, medyada yayınlanan mülteci haberlerinin farkında olduklarını belirterek, Ankara ile iletişimde olduklarını ve Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye’nin göçmen politikasında değişiklik olmadığı yanıtını verdiğini aktarmıştır. Stano, yasadışı şekilde sınırı aşmaya çalışan göçmen sayısında artış gözlemlemeleri halinde ise harekete geçeceklerini söylemiştir.

Stano “Bizim için önemli olan Türkiye ile olan anlaşmanın yürürlükte olması. Bu durumda değişiklik olması halinde harekete geçeceğimizi söylemiştim. Medyada çıkan göçmen haberlerini henüz doğrulayacak durumda değiliz. Ama başta Bulgaristan ve Yunanistan olmak üzere üye devletlerle temas halindeyiz. Dediğim gibi sınırı aşmaya çalışan göçmen sayısında artış gözlemlersek, buna hazırız ve Avrupa Birliği topraklarını savunmak üzere harekete geçeriz.[4]” ifadelerini kullanmıştır.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından da “Ne dedik aylar önce ‘Böyle giderse kapıları açmak zorunda kalacağız’. İnanmadılar. Biz dün ne yaptık? Kapıları açtık, bu sabah itibariyle 18 bin oldu. Bugün herhalde 25 bin 30 bini bulabilir. Biz bu kapıları bundan sonraki süreçte de kapatmayacağız ve bu devam edecek. Neden? AB sözünde durması lazım. Sözünü tutması lazım. Biz bu kadar mülteciyi bakmak, onları beslemek durumunda değiliz. Eğer dürüstseniz, samimiyseniz o zaman siz de buradan bir paylaşımda bulunacaksınız. Bulunmadığınız takdirde biz bu kapıları açarız.[5]” şeklinde bir açıklama yapmıştır.

Bizzat Cumhurbaşkanı’nca yapılan bu açıklamaların devlet ciddiyeti ile bağdaşmadığı açıktır. Daha düne kadar “Biz ensarız, onlar muhacir” söylemini sürdüren Erdoğan’ın bu söyleminin tam aksi bir tutum sergilemeye başlaması, göçmenleri dış politikada şantaj aracı ve içeride de İdlib kayıplarının açıklanamamasına yönelik bir araç olarak kullanılmaktadır.

Yaşanan bu gelişmelerin ardından ülkenin dört bir yanındaki göçmenler çeşitli vasıtalar ile farklı sınır noktalarına hareket etmeye başlamıştır.

Bu hareketliliğin sonucunda tarihe karanlık günler olarak geçecek bir insanlık dramı yaşanmaya başlamıştır. Daha iyi bir hayat umuduyla sınır kapılarına giden, deniz yolu ile kaçak göç etme çabası içerisine giren göçmenlerin yaşadığı insanlık dramı en çok çocukları ve kadınları etkilemektedir.

Ayvacık ve Midilli adası yakınlarında mülteci botlarının battığı, 1 kadın ve 3 çocuğun yaşamını yitirdiği, İpsala sınırında da bir mültecinin vurulduğu iddiaları ulusal ve uluslararası kamuoyuna yansıyan iddialar arasındadır. Sınır bölgelerinde hava şartlarına rağmen barınmaya çalışan göçmenlerin kötü barınma koşullarında olası hastalıklara yakalanma ihtimali de özellikle dünya genelinde Coronavirüsü salgınının yaşandığı bir dönemde göz ardı edilmemesi gereken önemli bir risk faktörüdür.

Devam eden sürece ilişkin ihmal edilmemesi gereken bir husus da hali hazırda yürürlükte olan Geri Kabul Anlaşması’nın taraflara yüklediği sorumluluklardır.

AB – Türkiye Geri Kabul Anlaşması Vize Serbestisi Diyaloğunun başlamasına paralel olarak 16 Aralık 2013 tarihinde imzalanmıştır. AB-Türkiye Geri Kabul Anlaşması’nın temel hedefi mütekabiliyet çerçevesinde, her bir tarafın diğer tarafın topraklarına giriş, topraklarında bulunma ya da ikamet etme koşullarını yerine getirmeyen kişilerin hızlı ve sistemli bir şekilde geri kabulüne ilişkin usulleri belirlemektir. Bu anlaşma bir tarafın topraklarından diğer tarafın topraklarına doğrudan giriş yapan ya da bu topraklarda kalan hem AB üye ülkeleri ile Türk vatandaşlarının geri kabulüne hem de üçüncü ülke vatandaşları ve vatansız kişiler dâhil olmak üzere diğer tüm kişilere ilişkin hükümleri kapsamaktadır. Türkiye ile AB arasındaki göçmen anlaşması 18 Mart 2016 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye’den ayrıldıkları açıklanan kişilerin Geri Kabul Anlaşması kapsamına girdiği ve anlaşma gereği Türkiye tarafından ilerleyen süreçte geri kabul edilmesi gerekliliği de yine konunun uzmanlarınca dile getirilmektedir.

Sınır kapılarında siyasilerin alacağı kararlar ile kaderlerinin şekillenmesini bekleyen göçmenlerin içinde bulunduğu zorlu koşulları yerinde gözlemlemek, göçmenler ile doğrudan iletişim haline geçebilmek için 02.03.2020 Pazartesi günü, Meriç Nehri sınırındaki Edirne Pazarkule sınır kapısına ve ardından Şehir merkezi ve Doyran köyüne gidilmiştir.

Pazarkule Sınır Kapısı ve Doyran Köyü’nde Yaşanan İnsanlık Dramına İlişkin Gözlemler:

2 Mart 2020 Pazartesi günü saat 14.00’de Parti Meclisi Üyemiz İlhan Cihaner ile birlikte Pazarkule Sınır kapısı yol ayrımına ulaşılmıştır.

Yetkililerce sınır kapılarının açıldığının ifade edilmesinden itibaren gece gündüz açık tutulan sınır kapısına giden yollar, 2 Mart Pazartesi sabah saatlerinden itibaren ‘tampon bölgenin çok kalabalık olması ve güvenlik gerekçesiyle’ yaklaşık 2 kilometre mesafede güvenlik güçlerince kapatılarak içeri araçlı/araçsız geçişler engellenmektedir. Sığınmacıların umutsuz bekleyişi devam etmektedir.Güvenlik güçlerince karayolundan gitmeleri engellenen sığınmacılar, açık araziden ve tarlalardan geçerek tampon bölgeye doğru yürümektedir.

Pazarkule sınır kapısı alanına 2 kilometre mesafede üç kontrol noktasından geçerek girilmektedir.

Gazeteciler, televizyoncular sığınmacıların beklediği alana alınmamaktadır.

Pazarkule sınır kapısı tampon bölgede ve çevresindeki geniş ağaçlık alana dağılmış vaziyette çoğunluğu Suriyeli olmak üzere Afganistan, İran, Irak ve Afrikalı olmak üzere birçok milliyetten oluşan sığınmacı sayısının 4-5 bin kadar olduğu gözlemlenmiştir.Sınırın Türkiye tarafında tampon bölgenin hemen öncesinde demir bariyerlerle düzenlenen alanda Sığınmacılarla ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği (SGDD-ASAM) tarafından yemek dağıtımı yapılmaktadır. Sivil toplum kuruluşlarının ve yurttaşların bireysel yardım talepleri ve bölgeye getirdikleri yardım malzemeleri güvenlik güçlerince SGDD’ne yönlendirilmektedir.Sol Parti mensuplarının sığınmacılara çorba dağıtmak isteğiyle yaptıkları çalışma güvenlik gerekçesiyle engellenmiştir.

Bu noktadan itibaren Pazarkule Gümrük Kapısı ve tampon bölge dahil sınırın 3 metre yüksekliğinde jiletli tel örgüler gerilerek kapatılan Yunanistan tarafına kadar yaklaşık 600 metre uzunluğundaki alanda sığınmacılar serbestçe hareket edebilmektedir.

Tampon bölgenin kuzey tarafı ağaçlık alandır. Sınır hattına çekilmiş olan tel örgüler boyunca kamuflaj giysili silahlı Yunanistan güvenlik güçlerinin devriye gezdikleri görülmektedir.

Alan içerisinde normal zamanlardaki karşılıklı sınır geçişlerinin düzenlendiği Pazarkule Gümrük Binası, güvenliği sağlayan bir askeri birlik, Duty Free binası yer almaktadır.

Perşembe gününden bu yana yaşanan olağanüstü durumu yönetmek için çok sayıda çevik kuvvet polisi, sivil kıyafetli polis memurunun bulunduğu gözlemlenmiştir.

2 mobil karavan sığınmacıların tuvalet ihtiyacını karşılamak için alandadır.

3 ambulans, bir itfaiye aracı olası acil durumlara müdahale etmek için alanda bekletilmektedir. İtfaiye aracı sığınmacıların yaktığı ateş sonucu çıkan ormanlık alanda çıkan küçük çaplı yangına müdahale etmiştir. Ancak olası yangın tehlikelerinin devam ettiği de göz ardı edilmemelidir.

Küçük bir kulübede sığınmacıların kullanımına yönelik olarak mobil telefonlar için şarj istasyonu kurulduğu görülmüştür.

Sığınmacılar üç noktaya kurulan ve her birinde 5-6 musluk olan seyyar çeşmelerde temizlik ihtiyaçlarını gidermektedir.

Tuvalet ve temizlik noktalarının ihtiyaca cevap vermeyeceği ve ek önlemler alınması gerektiği açıktır. Sığınmacılar 1 aylık bebekten, tekerlekli sandalyeli 60-65 yaşlarındaki erkeğe, her yaş grubu erkek ve kadından oluşmaktadır. En kalabalık grubun çocuklar ve gençlerden oluştuğu görülmüştür. Sığınmacıların anılan 600 metrelik alanda mobil vaziyette ileri geri yürüdükleri, bir kısmının Yunanistan sınırındaki jiletli tellerin önünde beklediği, diğerlerinin çevredeki açık alanda ve ağaç diplerinde kurulan derme çatma çadırlarda, yol boyu bulunan duvar diplerinde oturarak, uyuyarak zaman geçirmeye çalıştıkları gözlemlenmiştir.Cuma gününden başlayarak alanda bekleyen sığınmacılar için temizlik/hijyen sorunu ciddi boyutlarda ortaya çıkmaktadır.
Sığınmacıların geceleri ve hava koşullarının uygun olmadığı zamanlarda konaklayacakları kapalı ve korunaklı alan bulunmamaktadır. Sığınmacılar soğuktan korunmak için çevreden topladıkları ve kestikleri ağaçlarla ateş yakmaktadır.Alanda önceki günlerde atılan biber gazının kokusu ve etkisi hâlâ hissedilmekte ve nefes almayı zorlaştırmaktadır. Aralarında ülkemizin de bulunduğu birçok farklı ülke menşeili biber gazı kapsülü yerlerden toplanmıştır. Görüştüğümüz sığınmacılar biber gazlarının yoğunlukla Yunanistan tarafından atıldığını ifade etmiştir.

Diyalog kurduğumuz sığınmacılar ve bizi görüp yanımıza gelenler “Abi bugün geçebilir miyiz, kapılar bugün açılır mı?” sorularını sormaktadırlar.

Özellikle çocuklar ve yaşlılar için battaniye ve benzeri malzemelere ihtiyaç bulunmaktadır.

Birçok gencin yalınayak, ayakkabı ve çorabı olmadan dolaştığı gözlenmiştir.

Doyran Köyü İzlenimleri

Pazarkule sınır kapısının Yunanistan tarafının kapatılmasının ardından sığınmacılar sınırı oluşturan Meriç nehri boyunca kendilerine alternatif geçiş noktaları arayışına girmiştir. Pazarkule’nin güneyine Enez’e doğru yaklaşık 170 kilometrelik sınırda Meriç’in çeşitli noktalarından şişme botlarla, teknelerle, kanolarla, Meriç’in sığ yerlerinden yürüyerek, yüzerek, Yunanistan’a geçmeye çalışmaktadırlar. Öne çıkan geçiş noktaları; Pazarkule Sınır kapısı çevresi, Doyran Köyü, Karpuzlu Köyü ve Enez sahilidir.Pazarkule sınır kapısından ayrılmanın ardından Edirne İl Başkanlığı ve Belediye Başkanlığı’mıza yapılan kısa ziyaretler ve bilgi alışverişinin ardından ikinci nokta olarak Edirne merkeze 30 kilometre uzaklıkta bulunan Doyran köyüne geçilmiştir.

Bu noktada resmi güvenlik güçlerinin olmadığı, az sayıda sivil polis memurunun bulunduğu gözlemlenmiştir.

Köyün hemen yanında Meriç kıyısında çocuk, genç, yaşlı, kadın, erkek çoğunluğu Afgan uyruklu 300-350 sığınmacı bekleyişlerini sürdürmektedir. Açık alanda, derme çatma çadırlarda, yakılan ateşlerin etrafında konaklayan sığınmacıların hemen yanında 34 plakalı çok sayıda araç bulunduğu görülmüştür.

Diyalog kurduğumuz gençler “İstanbul Zeytinburnu civarında yaşadıklarını, Türkiye’de koşulların çok zorlaştığını, gitmek zorunda olduklarını” ifade etmiştir.

Sığınmacılar; Cuma ve Cumartesi günleri Doyran köyünde darp edildikten sonra Türkiye’ye geri gönderildiğini anlatmıştır. Meriç’ten Yunanistan’a geçenler olduğunu, Pazar günü itibarıyla Yunanistan tarafına tel örgü çekildiğini, sivil ve askerlerin bölgede gezdiğini, geçenlerin eşyaları alınıp darp edildikten sonra Türkiye’ye gönderildiğini anlatmıştır.

Köy kahvehanesinde bizi misafir eden partili (üyelik başvurusu 1,5 aydır onaylanmamış olan Mehmet Kurşun ve arkadaşları) Doyran Köylüleri sığınmacılarla dayanışma içerisinde olduklarını, çocuk ve kadınların geceleri, köy camiinde misafir edildiğini, ellerinden geldiğince ufak tefek yardımlar yaptıklarını, ama bunu sürekliliğinin sağlanmasının olanaksız olduğunu belirtmişlerdir.

Pazarkule sınır kapısına alınmayan ulusal televizyon kanalları ve haberciler sığınmacıları takip etmek için en yakın nokta olarak Doyran köyüne gelmekte, bu nedenle buradan sürekli haberler aktarılmaktadır. Bizler alandayken üç yabancı gazetecinin Pazarkule sınır kapısı tampon bölgesinde gözaltına alındığı ve daha sonrada serbest bırakıldığı bilgisi gelmiştir. Alanda(tampon bölgede) sadece Anadolu Ajansı’na çalışma olanağı verildiği ifade edilmiştir.

İktidar partisi tarafından yapılan Yunanistan’a 100 binin üzerinde sığınmacının geçtiği yönündeki açıklamalara ilişkin hiçbir teyitli bilgi yoktur. Sığınmacılar ve yetkililer en abartılı rakamlarla ilk iki gün içerisinde 2-3 bin sığınmacının Yunanistan’a geçmiş olabileceğini ifade etmektedirler.

SONUÇ OLARAK

İktidarın hain İdlib saldırısı sonrasında gündem değiştirmek için attığı bir adım olan sınır kapılarını açma politikası bir insanlık dramı yaşanmasına neden olmaktadır.

Her ne kadar İçişleri Bakanı yaptığı açıklamada 4 Mart Çarşamba saat 09.00 itibariyle Edirne’den Yunanistan’a geçen göçmen sayısının 135 bin 844 olduğunu bildirse de bu kişilerin tampon bölgede sıkışıp kaldığı bilinmektedir. Yunanistan yetkilileri tarafından ilk yapılan açıklamalarda, 10 bin göçmenin engellendiği ifade edilmiştir. Ek olarak, 1 Mart’ta Ulusal Güvenlik Konseyi’ni toplayan Yunanistan sınırlarını korumak için 5 maddelik önlem planını açıklamış ve bir ay süreyle Yunanistan’a yasadışı yollardan girenlerin sığınma taleplerinin geçici olarak askıya alınacağını belirtmiştir. Yunanistan Başbakanı ile birlikte sınıra giden AB yetkilileri ise, Yunanistan’la dayanışma mesajı vererek Türkiye’yi mülteci anlaşmasına saygı göstermeye çağırmıştır.

Son olarak 4 Mart 2020 tarihinde Edirne Valiliği’nce “Kastanies Sınır Kapısı ile Pazarkule Sınır Kapımız arasındaki bölgede bulunan göçmenlere Yunanistan polis ve sınır birliklerince ses, sis, gaz bombaları, plastik mermi ve gerçek mermiler kullanılarak ateş açılmıştır. Açılan ateş sonucunda göçmenlerden 3’ü ayağından, 1’i kasık bölgesinden, 1’i kafasından ve 1’i de göğüs bölgesine isabet eden gerçek mermi sonucu toplam 6 erkek şahıs yaralanmıştır. Göğüs bölgesinden yaralanan şu an için kimliği tespit edilemeyen erkek şahıs olay yerinde yapılan ilk müdahalenin ardından ambulans ile Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırılmış ve burada yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetmiştir.” Yönünde bir açıklama yapılmıştır.

Elverişsiz koşullarda çocuk, genç, yaşlı, kadın, erkek binlerce insan sonu belirsiz bir bekleyişin içerisine itilmişlerdir. Bu insanlık dramını sona erdirmek için hükümet politikasında acilen değişikliğe gidilmesi gerekmektedir.

Avrupa’ya gitmek umuduyla kapılara dayanan ve çoğunluğu Türkiye içerisinde sorunlu da olsa bir yaşam kurmuş olan sığınmacıların aynı yaşamlarına geri dönmelerinin neredeyse imkansız olduğu, bunu başarsalar dahi başka sorunlarla karşılaşacakları ve yabancı düşmanlığının açık hedefi olacakları ortadadır.

Sarayın yanlış dış politikalarının ve iktidarını sürdürmek için attığı adımların bir sonucu olarak Edirne sınırımızda yaşanan sığınmacılar sorunu Türkiye tarihine bir utanç tablosu olarak yansıyacaktır.

Sığınmacıların yaşadıkları sorunları azaltacak, en azından bekleyişlerini mümkün olabilecek en insani koşullarda sürdürmelerini sağlayacak acil eylem planı ve dayanışma organizasyonuna ihtiyaç vardır.

Edirne İl Örgütümüz ve Edirne Belediyemiz bu konuda öncülük etmelidir.

[1] https://www.reuters.com/article/us-syria-security-turkey-migrants/turkey-will-no-longer-stop-syrian-migrant-flow-to-europe-turkish-official-idUSKCN20L33V

[2] https://odatv.com/avrupaya-kapilar-acildi-28022039.html

[3] http://www.mfa.gov.tr/sc_-14_-ulkemizdeki-gocmen-ve-siginmacilar-hk-sc.tr.mfa

[4] https://medyascope.tv/2020/02/29/medyascope-ozel-haber-ab-komisyonu-sozcusu-peter-stano-siniri-asmaya-calisan-gocmen-sayisinda-artis-gozlemlersek-ab-topraklarini-savunmak-uzere-harekete-geceriz-yeni/

[5] https://www.hurriyet.com.tr/gundem/cumhurbaskani-erdogan-kapilari-actik-bundan-sonraki-surecte-de-kapatmayacagiz-41458102