İtalya’dan mesaj: Yapabileceğimiz tek şey sevdiklerimizi korumak için teması kısıtlamak

0
590

Gün geçtikte vaka ve ölüm sayısının arttığı İtalya’da yaşayan Dr. Senem Önen, İtalya’daki vaka sayısının bu kadar yüksek olmasının nedenini ilk günlerde yaşanan paniğe bağladı. Önen, salgının önüne geçmek için herkesin yapabileceği bir şeyin olduğunu söyledi: “En önemli ve tek şey sevdiğimiz insanları korumak adına temasımızı kısıtlamak. Türkiye’de de diğer ülkelerde de herkesin yapması gereken tek şey bu; temasımızı kısıtlamak”. Senem Önen Halagazeteciyiz’e İtalya’da yaşananları ve gözlemlerini anlattı.

Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıkan ve Covid-19 adı verilen salgına yol açan koronavirüs (corona virüsü), dünya üzerinde 167 bölgeye yayılmış durumda. Küresel bir krize dönüşen koronavirüse yakalananların sayısı her geçen saniye artıyor. Bugün sabah saatlerinde dünya genelindeki vaka sayısı 198 bin 770 idi. Salgın nedeniyle yaşamını yitirenlerin sayısı ise 7 bin 990.

Anakarası Çin olan virüs bu hafta başından itibaren Avrupa’nın geneline yayılmış durum. Çin dışında en büyük salgın verilerine sahip olan İtalya’da son açıklanan rakamlara göre; 2 bin 503 kişi virüs kaynaklı semptomlara bağlı olarak yaşamını yitirdi. İtalya’da virüse yakalananların sayısı ise 31 bin 506.

Resmi olarak Türkiye’de ilk vaka 11 Mart’ta, Avrupa’dan Türkiye’ye giren bir kişiye yapılan koronavirüs testinin pozitif çıkmasıyla duyuruldu. Dün itibariyle de vaka sayısının 98’e yükseldiği açıklandı.

Türkiye’de de ilk vakanın ortaya çıkmasıyla birlikte sosyal medyada Koronavirüs’ün en yıkıcı olduğu yerden, İtalya’dan bir video paylaşıldı. Türkiye’de viral olan videoda Biyoloji bölümünde deniz biyoloğu Dr. Senem Önen, İtalya’da yaşanan sürece dair bilgiler verdi.

2014 yılından bu yana İtalya’nın Puglia (Pulya) bölgesinde yaşayan Senem Önen ile hem İtalya’daki durumu hem de ilk vakayla birkaç gündür tanışan ve her geçen gün vaka sayısının arttığı Türkiye’de yaşayanlar olarak neler yapmamız gerektiğini konuştuk.

Senem Önen’in Halagazeteciyiz.net’in sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

İlk olarak İtalya’daki genel durumla başlamak istiyorum. Çin’in ardından virüsün ana üssü olan ülkede ilk vaka nasıl ortaya çıktı?

İlk vaka Kuzey bölgesinde tespit edildi.  Sıfır vakası olduğunu düşündükleri vakanın pozitif çıkmasıyla yakın çevresi de karantinaya alındı. Sonrasında temasa geçtiği düşünülen kişiler de karantinaya alınmaya başladı. İlk vakalar tespit edildiğinde durumun bu kadar vahim hal alacağı düşünülmemişti. Yurttaşlar, ‘zaten karantinaya alınmış, gerekli önlem uygulanmış’ düşüncesiyle yaklaştı. Ancak her geçen gün vaka sayısı arttıkça halktaki panik de artmaya başladı.

Çin’e yeni yıl için akrabalarının yanına gidenlerin geri dönmesi ile virüs taşıyabilecekleri endişesi vardı. Bununla ilgili gerekli önlemler zaten alınmıştı. Ancak asıl panik özellikle Lombardiya bölgesinde vaka sayısının (28 Şubat) hızla artmasıyla yaşanmaya başladı.

İtalya’daki bu kadar yoğun vakanın ortaya çıkmasın nedeni ne, bu konudaki gözleminizi alabilir miyim?

Vaka sayısının özellikle Lombardiya bölgesinde artmasıyla birlikte, bölgenin “kırmızı bölge” ilan edilmesi değerlendirilmeye başlandı. Bunu duyan insanlar orada mahsur kalacağı düşüncesiyle ailelerinin, akrabalarının yanlarına dönmek için korku içerisinde bölgeyi terk etmeye çalıştılar. Bana göre; bu kadar artışın nedenleri arasında yaşanan paniğin de etkisi var. İnsanlar “kırmızı bölge” ilanı hazırlığını duyunca, hemen bölgeden kaçmaya başladılar.

Ailelerinden uzak kalmamak için hemen bulundukları yerleri terk etmeye başladılar. İnternette bir video var: “Milano’dan Roma’ya son tren” diye. Kuzey bölgesi “kırmızı alan” ilan edilmeden önce insanlar koşarak o trene binmeye çalıştılar. Hatta trene yetişemeyen bir kişinin bin Euro’yu aşan bir fiyata denk gelen taksi tutarak Milano’dan Roma’ya gittiğine dair haber var.

İnsanlar ne yapacaklarını bilemeyip, evlerinde kalmak yerine kaçtılar.  Aslında o panikle kaçmasaydılar, belki de virüs bu kadar hızlıca tüm ülkeye yayılmayabilirdi.

Zaten vaka sayısı artıkça artık tüm İtalya’da olağanüstü hal ilan edildi.

Sizce vakaların bu derece artmasında ülke yönetiminin sorumluluğu var mı?

Çin’de ilk vakalar yaşanmaya başlanınca İtalya’da da önlemler alınmaya başlanmıştı. Özellikle yılbaşı sonrasında Çin’den yoğun bir gelişin olacağı düşünülüyordu. Bu dönüşler sırasında önlemler alındı. Dönenler 14 günlük süreçte karantinaya alındı. Bazıları döndüklerinde ailelerini korumak adına kendileri karantinada kaldılar. Bir süre sonra uçuşlar tamamen durduruldu. Fakat Çin’den Avrupa’ya tek giriş sadece İtalya üzerinden gerçekleşmiyor. Diğer ülkelere de girişler vardı, oradan geçişler serbestti. Hiçbir şey yapılmadı değil, muhtemelen virüsün yayılım hızının o kadar hızlı olacağı hesaba katılamadı. Ayrıca uzmanlar tahmin edilenden haftalar öncesinde virüsün zaten girmiş olabileceğini söylüyorlar. Önlemler bu noktada yetersiz kalmış oldu.

İnsanlar ne zaman evlerinden çıkmamaya başladı, o günlere gelişi biraz anlatır mısınız?

Vaka sayısının artmaya başlamasıyla birlikte önce ilk ve orta öğretimde ardında  üniversitelerde eğitime ara verildi. İlk başta sadece öğrenciler için geçerli idi. Akademik ve idari kadroda yer alanlar ve sözleşmeli personel görevine devam ediyordu. Vaka sayısı hızla arttıkça evden çalışma sistemine geçildi. Zaten sonrasında da olağanüstü hal ilan edildi. 7 Mart’tan bu yana da evdeyiz. Sosyal izolasyonla bu süreci atlatmayı, yeniden normal yaşantımıza dönmeyi bekliyoruz. Şimdilik durum bu ve 3 Nisan’a kadar da devam edecek. Sonrasında ne olacak bilmiyoruz. Kademeli olarak mı çıkacağız ya da tekrardan uzatılacak mı bilmiyoruz.

*Bu sırada Senem Önen’in eşi acil ihtiyaçlar için gittiği market alışverişinden dönerek eve geldi. Senem ise kendisini, eşinin banyoya girip dezenfekte olması uyarısını yapmak için röportaja ara verdi. Röportaja devam etmeye başladığımızda; “bu uyarıları bir şekilde sürekli yaparak alışkanlık haline getirmemiz gerekiyor” dedi.

Eşiniz marketten döndü, ihtiyaçlarınızı nasıl karşılıyorsunuz. Marketlerin dışında nereler açık? Bir de medyadan takip ettiniz mi acaba Türkiye’deki panik havasıyla orayı karşılaştırabilir misiniz?

Burada da ilk birkaç gün bazı yerlerde marketlere büyük bir yığılma oldu. Bu konuda yetkililerin uyarılarına rağmen ciddi bir yığılma söz konusuydu. Ancak hızlıca tedbirler alındı. Marketler bilgilendirildi. Topluca marketlerde alışveriş yapılmasının önüne geçildi. Bir de insanlar öyle her şeyi stoklayacak şekilde bir alışveriş yapmıyor. İnsanların bir metreden fazla yaklaşmaması için gerekli önlemler de hayata geçirildi. Toplu olarak marketlere kimse alınmıyor. Bugün saat 3’te markete gitmeyi planlıyorsanız o saatte girebileceğinizin bir garantisi yok. Sırayla alışverişe gidiyorsunuz. Alışveriş sırasında da insanlar birbirlerinden uzak duruyor. Kapalı alanda değil, sokakta da birbirinden uzak tutulması için çaba sarf ediliyor. Numaratör oluyor reyonlarda, onları dışarıya taşıdılar. Alışverişini yapan kişi çıktıkça görevli çıkıyor, marketin büyüklüğe göre beş ya da on kişilik gruplar halinde insanları içeri alıyor.  Kasalara yerlere bantlar çekilmiş durumda mesafenin korunması için. Her bantta bir kişi duruyor. Kasiyer çağırdıkça ilerleniyor.

Marketlerin yanı sıra bazı sektörlerde de özellikle elektrik, su, internet sağlanması için firmaların çalışanları dönüşümlü olarak çalışıyor. Yine sürdürülmesi gereken sigorta işlemleri için bu alandaki firmalar ve üretim yapan firmalar çalışabiliyor. Ama gerekli önlemleri ve tedbirleri alarak çalışıyorlar. Buralarda çalışan sayısı minimum seviyeye indirildi. Eczaneler, tekel bayileri, gazete bayileri aynı şekilde çalışan sektörler arasında.

Bulunduğunuz kenttin sokaklarında nasıl bir hava hakim? 

Sokaklarda insanlar yok. Sadece belirli ihtiyaçları için çıkabiliyoruz. Hızlı hızlı işinizi yapıp geri dönüyorsunuz. Güvenlik kuvvetleri, kurallara uymayanlara ceza kesiyor. Zaten polisler sürekli sokaklarda anons yapıyor, dışarıdaki insanları uyarıyor.

Medya da bu günlerde krizi iyi atlatmak için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye çalışıyor. Özellikle evde ne yapmamız, virüse karşı ne tür önlemler almamız gerektiğine dair tekrar eden yayınlar yapılıyor. Canlı yayın yapmak durumunda olan programlar stüdyoya seyirci almıyor. Konuk olan canlı yayın programlarında herkes birbirinden uzak mesafelere oturtuluyor. Konukların olduğu eski programlar yayınlanırken Covid 19 virüsü ile ilgili kararnameden önce çekildiğine dair bir ibare ile gösteriliyor .

Türkiye’deki durumu nasıl gözlemliyorsunuz?

Türkiye ile burası çok benzeşiyor. Orada da bilinçli bir grup var, ne olduğunu anlayan, tehlikenin farkında olan insanlar gerekli tedbirlerini almış gibi. Bu insanlar zaten evlerine kapanmış durumda.

Bir de durumun farkında olmayan bir grup var. Açıkçası en çok da bu grup beni tedirgin ediyor. ‘Bana bir şey olmaz’ düşüncesinde olan insanlar var ki bu düşüncede burada da insanlar vardı. Siz ağır geçirmeyebilirsiniz ama salgının bulaşmasına sebep olabilirsiniz. Bu gruptaki insanlar virüsün ne denli hızla yayıldığını bile bilmiyor.

Burada bir kesim hemen tehlikeyi gördü ve önemlini aldı. Ama bir kesim henüz anlamadığı gibi halen de bulaşma zincirine sebep olabilecek davranışlar sergileyebiliyor. Türkiye’nin de bu aşamaya geleceği endişesini taşıyorum.

Türkiye için hangi tavsiyelerde bulunabilirsiniz? Korunmak için neler yapmalıyız? 

Şu an hala Türkiye’nin, tablonun ağırlaşmadan kurtulma ve gerekli önlemleri alma şansı yüksek. İlgili kurumlar gerekli uyarıları yapıyorlar. Vatandaşların bu uyarılara kesinlikle uyması gerekli. Önemli olan hastanelerdeki solunum cihazlarının, yoğun bakım ünitelerinin kapasitesinin aşılmadan hastalanan kişilere müdahale edilmesini sağlayabilmek. Vatandaşların duyarlılığı ile vaka sayısında bir patlama olmadan engel olunabilir.

İnsanlara sosyal izolasyonun neden yapıldığının daha iyi anlatılması gerekiyor. Virüsün bulaşma hızının kesilmemesi durumunda neler yaşanabileceğinin kavratılması gerekiyor. Bunu çok iyi anlatmak gerekiyor. Çünkü Türkiye’deki yurttaşlar da tıpkı İtalya’daki gibi çok sosyal bir kültüre sahip. Aileleri, akrabaları, komşuları ile birlikte olmayı çok seviyorlar.  En ufak bir şeyde hemen kalabalık bir çevreyle bir araya gelme durumları var. İşte en büyük risk de burada. İnsanlar, ‘canım sıkıldı, evde durmayım’ diyerek, evden bile çıkabiliyor. Ama bu süreçte yapabileceğimiz en önemli ve tek şey sevdiğimiz insanları korumak adına temasımızı kısıtlamak. Türkiye’de de diğer ülkelerde de herkesin yapması gereken tek şey bu; temasımızı kısıtlamak.

Konunun uzmanlarını dinlesinler onlar en doğru açıklamayı yapacak olanlardır. Komplo teorileriyle geçiştirilecek bir süreç değil. Devletin bu durumu yöneten birimleri ve sağlık çalışanları bu konuda tek dikkate alınması gerekenlerdir.

Bu arada videonuzun yayınlanmasının ardından sanırım kimi tehdit mesajları da aldınız. Bunlara dair neler söylemek istersiniz?

O videoyu paylaşmadan önce yaşadığım bir olayı anlatmak istiyorum. Aslında bu örnek bile başlı başına nasıl bir süreçle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. O gün (videonun yayınlandığı 14 Mart tarihini kastediyor) Yarım saat öncesine kadar doktor arkadaşımızla videolu olarak görüşmüştük. Kendisi onkoloji uzmanı, enfekte olan bireylerin bulunduğu alanda dahi değil fakat riskli olduğu için evine gitmeyerek tadilat yaptırdıkları bir evde kalmaya başlamıştı. Evi kalınabilecek durumda değil, hiçbir eşya yoktu. Tek bir şilte, iki sandayle olan bir evde dinlenip görevine dönüyor. Çocuklarını, ailesini riske atmamak için böyle bir önlem almak zorunda kalmıştı. Ve halen de orada kalmaya devam ediyor. Sağlık çalışanları bu şekilde evlerinden, ailelerinden, rahatlarından ödün veriyorlar. Sağlık emekçileri her şeyden ödün veriyorken “ben evde duramam canım sıkıldı” demek gerçekten büyük bir lüks.

Videonun yayınlanmasının ardından da evet birçok mesaj aldım. Bir farkındalık yarattığım için teşekkür edenler de var. İnsanları paniğe sürüklemekle suçlayanlar, komplo teorileri üreterek biyolojik savaşın tarafı olduğumu söyleyenler de oldu. İlaç tavsiyesi soranlar da oldu. Etrafımda yaşananlara duyarsız kalmam imkansız.

Üzgünüz, endişeliyiz. Burada yaşıyor olabilirim benim ve benim gibi burada yaşayan bir çok Türk’ün aklı Türkiye’de, oradaki sevdiklerinde.  Ben burada yaşayan bir birey olarak gözlemlerimi, endişelerimi aktardım. Doğup büyüdüğüm topraklardaki insanların burada yaşadığımız acının aynısını deneyimlememesi için elimden gelen tek şey yaşadıklarımızı aktarmak. Türkiye’deki vatandaşların aynı hataları yapmamaları için bilgilendirmeye çalıştım. Ben virüsün yapısı, tedavisi veya kullanılan ilaçlarla ilgili bir yorum yapmıyorum, yorum yapmam söz konusu dahi dahil . Çünkü ben bir tıp doktoru değilim.  Bu alanda uzman doktorlar görüşlerini paylaşacaktır. Devletin aldığı önlemlere yüzde yüz uymalarını, doktorların önerileri dışında kulaktan dolma bilgilerle ilaç almamalarını , sosyal izolasyonu uygulayarak sağlık çalışanlarına destek vermelerini rica ediyorum.