Bir Tevekkül Nesnesi Olarak Haberler ve Ölümü Hatırlamak

0
517

Bir Tevekkül Nesnesi Olarak Haberler ve Ölümü Hatırlamak

Tezcan Durna[1]

Ölüm dâhil her şeyin bütün varlıkların başına gelebileceği ihtimalini kabullenmeyi modern öncesi toplumlarda dinler öğretir bilişsel zekâsı gelişmiş insan evladına. Bunu kabullenmek, insanı rahatlatır ve dünya nimetlerine olan hevesi azaltır, dinsel tabirle nefsin törpülenmesini, tasavvuf ehlinin tabiriyle ise nefsin öldürülmesini sağlar. Modern dindarların ya da dinbazların demek daha doğrudur, temel çelişkisi de budur. Bir yandan mutlak şekilde öleceğini bilir ve bu nedenle öbür dünyadaki mekanını garantilemek için dinin ritüel kısmı olan ibadetlerini aksatmamaya çalışır, diğer yandan asla ölmeyecekmiş gibi makam mevki peşine düşer, mal mülk hevesinden vazgeçemez. Bu temel çelişkiyi günümüz haber metinlerinde ve haber değeri kavramında da görmek mümkün. Zira günümüzde bilinçlerimizde bizi ölüme hazırlama görevi haberlere devredilmiş görünmektedir. Ancak bu hazırlık yine günümüz dindarlarının ikiyüzlü bencilliğine çok benzer. Çünkü haber değeri kavramının en temel özelliklerinden birisi de yakınlıktır; yani okuduğunuz, izlediğiniz, duyduğunuz haberin konusu, faili, mağduru her ne ise işte o size yakın olmalı ki, bu haber sizin şehvetle ilginizi çekebilsin. Eğer ilginizi çekmiyorsa zaten haber değeri yoktur.

HABER DEĞERİ, HABER KOKUSU!

Bu kısa girizgâhtan sonra haber değeri kavramına daha detaylı girelim. Nedir haber değeri? Bir olayı haber mertebesine getiren unsurlar nelerdir? İletişim fakültelerinin gazetecilik bölümlerinde verilen haber yazma derslerinin ilk konularındandır haber değeri. Ya da mesleki sosyalleşmenin ilk adımı olan staj sürecinde stajyer gazeteciye öğretilen ilk şeylerden birisi de haber kokusu alabilmektir. Haber kokusu, toplumsal iktidar ilişkilerini içselleştirmek ve kültürel kodlardan yola çıkarak hangi sansasyon yaratacak olayın haber haline gelmesi halinde en çok okur çekeceğini öngörmek demektir. Öyle ya bir gazeteci öncelikle hangi olayın haberleştirileceğini bilmeli ki, karşısına gün içinde çıkan ya da duyduğu binlerce olaydan birisini seçip o olayı haber haline getirebilsin.

Bir olayın haber niteliği taşıması için öğretilen özellikler arasında yakınlık, ilginçlik, çok fazla insanı ilgilendirmesi, çarpıcılık, tuhaflık gibi unsurlar başta gelir. Bunları açacak olursak yakınlık, gerçekleşen olayın size/okuyucuya/izleyiciye yakın olması ya da sizi yakından ilgilendirmesi demektir. Bu nedenle Ruanda’daki iç savaş size yakın olmadığı için öncelikli haber değeri taşımaz. Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıkan Korona salgını sizi sadece bulaşma özelliği nedeniyle öncelikli olarak ilgilendirir. Haber olarak karşınıza bu olay ilk olarak Çinlilerin beslenme rejimi ile ilgisi doğrultusunda çıkar. “Çinliler yarasa dâhil pek çok garip yaratığı sofralarına yiyecek olarak koymakta beis görmedikleri için” onları yadırgamamız gerektiğini ima eder bu doğrultuda çıkan pek çok haber. Haber değerine dair bu yakınlık özelliği bize bir şeyi daha ima eder: Bir felaket, feci bir salgın, ölümleri gündelik hayatın ayrılmaz bir parçası haline getiren korkunç bir savaş eğer bizden uzaktaysa, bu olayların haberlerini sadece göz ucuyla okuyup izleyerek kendinizi rahatlatabilirsiniz.

‘FACİA, TEHLİKE BİZE YAKINSA HABER DEĞERİ VARDIR’

Dünyanın tümünün gündemine ister istemez dâhil olan her olayın öncelikle okuyucu/izleyicide derin bir tedirginlik yaratması gerektiğini biliriz. Ya da en hafif tabirle izleyici/okuyucuda acıma ya da patetik bir duygu durumu yaratması gerekir gündeme düşen haberin. Modern haber medyasının ürettiği haberler, özellikle de felaket ve kriz haberleri izleyicide hakiki bir kamusal diğerkâmlık yaratmaz. Trajedi ya da felaket haberleri genellikle söz konusu korkunç olayı belirli bir kişi ya da bölgeye özelmiş gibi gösterir. Etkisi ya da varsa faydası çok fazla olacak şekilde bir sonucu okuyucuya ulaştırmaz. Bu nedenle de bu tür haberleri okuyanlar ya da izleyenler, öncelikle geçici bir rahatlama yaşarlar. “İyi ki bu felakete ben maruz kalmıyorum” diye düşünür mesela. İşte ölüm, salgın, felaket, facia gibi haberler bir yandan okuyucuda ilgi uyandıracak ve olabildiğince geniş okuyucu/izleyici kitlesi çekecek şekilde cezbedici ve ağız sulandırıcı unsurlarla bezenerek sunulur, diğer yandan bu izleyici/okuyucuda sahte bir rahatlama yaratacak uzaklıkla aktarılır. Denilmek istenen şudur: Dünyanın pek çok yerinde çok fena şeyler oluyor, evet bu doğru, ama merak etmeyin bu fena şeyler size uzak. Hâlbuki ne modern küresel dünyada olabilecek herhangi bir facia bizden o kadar uzaktadır ne de hiç birimiz bu facialardan azadeyizdir. Durumun böyle olduğunu küresel etkisi giderek daha yıkıcı hale gelen korona salgını nedeniyle daha iyi anlıyoruz.

Bir kaza, trajedi, cinayet, cinnet ve tecavüz haberini okurken de aynı duygulara kapılırız. “Okuyun geçin, fazla da karıştırmayın, ne de olsa bu olaylar sizin başınıza gelmez!” Çünkü zaten biz haberin nesnesi değil okuyucusu isek, zaten o haberin nesnesi olan failler kadar fena insanlar değilizdir, ya da onların yaşadığı coğrafya kadar fena bir coğrafyada yaşamıyoruzdur.  Hâlbuki “ağır bir sabıkamızın olmaması, doğru yoldan asla şaşmayan yapımızın göstergesi değildir; bu daha ziyade bir şans meselesidir ve içinde bulunduğumuz koşulların iyiliğinden kaynaklanır.”[2] Bu koşulların her zaman bu standartta kalmayabileceğini geçireceğimiz hiç olmadık bir kazayla anlayabiliriz ancak.[3] Ya da hiç beklenmedik ve bütün planlarımızı, yapacaklarımızı, toplantılarımızı, üretimlerimizi askıya almayı zorunlu hale getiren bir salgın hastalık yeter hayatın aslında hiç de sonsuz olmadığını anlamamıza.

VİRÜS SALGINI HABERLERİ BİZE NE DİYOR?

Çin’de ilk vakanın çıktığı günden beri, korona virüs ile ilgili çıkan haberlerde karşımıza çıkan temel örüntü, modern ikiyüzlü dindarın ölüm karşısında yaşadığı çifte duygulu kabullenememe davranışına çok benzerdir. Örneğin Türkiye’de her mezarlığın girişinde “her canlı ölümü tadacaktır” yazar. Ancak o mezarlıkların girişlerindeki bu kısa cümleyi belki de her vaazında tekrar eden cemaat liderleri, aynı zamanda artık Türkiye’deki büyük sermayeli pek çok yatırımı maharetle yönetir. Korona virüs ile ilgili haberler, bize bir taraftan virüsün sadece yaşlıları ve kronik rahatsızlığı olanları olumsuz etkilediğini bildirir, diğer taraftan önünde sonunda toplumun büyük bir kesiminin bu virüsle enfekte olacağını hatırlatır. Yani “her canlı bu virüsü tadacaktır, ama hiç virüs bulaşmasa da zaten siz yaşlı ve kronik hastalığa sahip değilseniz ölmeyeceksiniz” der haberler.

Bu süre içinde karşımıza çıkan “virüsün insan yapımı biyolojik silah olduğu”, “yaşlı nüfusu azaltmak için geliştirilmiş olduğu” gibi naif ve bir o kadar ahmakça pek çok komplo teorisi haberleri, sadece dünyada otoriter muhafazakâr popülist rejimlerin baskıcı ortamının yol açtığı etkili habercilik faaliyetinin hakkıyla yürütülememesinden kaynaklanmıyor. Kuşkusuz özellikle Türkiye gibi baskıcı rejimlerde gazetecilerin çoğu hapiste. Hapiste olmayanların da sesi yeterince duyulmuyor. Bunun yanı sıra cesaretle haber yapabilecek gazeteciler de gerçek bilgiye ulaşabileceği kaynaklardan yoksun durumda. Ancak bütün bu ahmakça komplo teorilerine bu kadar çok itibar edilmesinin belki de en önemli nedeni, modern bireyin bir gün ölebileceği ihtimalini çoktan aklından ve yüreğinden uzaklaştırmış olmasıdır. Modern birey, haberler yoluyla duyduğu felaketler ve ölümleri o kadar mesafeli ve patalojik bir kamusal uzaklıkla algılıyor ki, bir gün kendisinin de ölebileceği ya da duyduğu felakete maruz kalabileceği ihtimalini asla aklına getirmiyor. Özellikle hastalık, salgın gibi doğal olayları belki de uzun zamandır bu yaygınlıkta yaşamamış olan modern birey, böylesi bir salgının doğal yaşamın bir parçası olduğunu kabul etmek istemiyor. Olsa olsa böyle bir salgının bir biyolojik savaş için bazı güç odakları tarafından üretildiğine daha kolay inanıyor. Başka türlüsüne inanmak aynı zamanda kendisinin de ölümlü bir varlık olduğunu kabul etmeyi gerektiriyor. Çünkü sağlıkla ilgili verilen haberler de, uzun zamandır genel olarak sağlıklı olmanın, ömrü uzatmanın, cildi gerginleştirmenin, dökülen saçları yerine koymanın, erekte olmayan penisin yeniden nasıl harekete geçirileceğinin ipuçlarından ibaret hale gelmiştir. Uzun zamandır sürdürülen böylesi bir sağlık algısı, ölümcül bir salgınla nasıl başa çıkılabileceği ile ilgili afallamaya yol açmış görünmektedir.

‘BU SALGIN YÜZLEŞMEK İÇİN BİR FIRSAT OLABİLİR Mİ?’

Korona virüs salgını belki de insanın hem ölümle hem bu ölüm duygusu ile yüzleşmesi için bir fırsat olabilir. Virüsün ölümcül doğası elbette herkesi eşit şekilde etkilemiyor. Yaşlılar, kronik hastalığı olanlar, iyi beslenemeyenler, kendini çalışma koşulları nedeniyle virüsten yeterli şekilde koruyamayanlar bu virüsten daha ölümcül şekilde etkilenecekler. Belki de anlık şekilde bağışıklık sistemi çökmüş olan iri kıyım ve gürbüz bir genç de bulaşan bu virüs nedeniyle ölebilecek. Burada önemli olan kimin öleceği değil, ölümün kendisidir. Modern insanda haberlerin yarattığı sahte konformizmin yol açtığı aymazlıktan kurtulmak ve biraz olsun içinde yaşadığımız dünyanın sadece küçük bir parçası olduğumuzun ayırdına varmak için bir fırsat yaratabilir belki de bu salgın. Kim bilir?

 

[1] um:ag Genel Yayın Yönetmeni,halagazeteciyiz.net Hak İhlalleri Raporları Editörü.

[2] Alain de Botton (2015), Haberler, Bir Kullanma Klavuzu, Çev. Zeynep Baransel, İstanbul: Sel Yayınları, s. 198.

[3] Herhangi şiddet dolu bir olayın içinde her an kendimizi bulabileceğimizi ve hayatımızın her an allak bullak olabileceğini çok iyi anlatan ve altı tane birbirinden bağımsız hikâyeden oluşan bir film önerisinde bulunmak isterim. Bu filmi izledikten sonra ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır. 2014 yapımı film Türkçe’ye “Asabiyim Ben” diye çevrilmiş, ancak orijinal adı, “Relatos Salvajes”tir.