TTB salgınla mücadele için ‘işbirliği’ çağrısını yineledi

0
244

COVİD-19 salgınında 6. haftaya girilirken, TTB Başkanı Sinan Adıyaman,  Sağlık Bakanlığı’nı ve hükümeti bir kez daha sağlık meslek örgütleri ile işbirliğine çağırdı. Adıyaman, “Karantina-İzolasyon- ayrı tutma” ve “Filyasyon-Surveyans” yöntemleri uygulanmadan COVID-19’un durdurulamayacağının altını çizdi. Adıyaman mücadele için zorunlu alanlar dışında üretimi durdurmaya, işbirliğine, şeffaflığa ve izolasyona çağırdı.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Sinan Adıyaman, twitter üzerinden yaptığı canlı yayında, 6. haftasına giren salgınla ilgili mücadelede eksiklikleri, yapılması gerekenleri ve Sağlık Bakanlığı’nın sağlık meslek örgütleri ile işbirliği yapmamasına ilişkin eleştirilerini duyurdu.  Adıyaman, salgın mücadelede yanıtsız kalan soruları bir kez daha Sağlık Bakanlığı’na yöneltirken, “Karantina-İzolasyon- ayrı tutma” ve “Filyasyon-Surveyans” yöntemleri uygulanmadan COVID-19’un durdurulamayacağının altını bir kez daha çizdi.

TTB Merkez Konseyi Başkanı Sinan Adıyaman’ın üzerinde ısrarla durduğu, salgınla mücadele yöntemlerine ilişkin önerilerin, eleştirilerin taleplerinin yer aldığı açıklaması şöyle:

BAŞSAĞLIĞI VE SIHHAT DİLEĞİ

TTB Merkez Konseyi olarak COVID-19 salgını nedeniyle yitirdiğimiz vatandaşlarımızın ailelerine başsağlığı diliyoruz, aynı zamanda salgın nedeniyle yoğun bakımlarda, servislerde hastalıkla mücadele eden hastalarımızı biran önce iyileşmeleri dileğiyle selamlıyoruz.

TTB olarak COVID-19 salgınıyla mücadele eden hekimlere ve sağlık çalışanlarına özelikle değinmek istiyoruz.  Yaşama yönelik kaygılarını, kendi ihtiyaç ve önceliklerini bir kenara bırakıp hastanelerde, ambulanslarda, aile sağlığı merkezlerinde, toplum sağlığı merkezlerinde, ilçe sağlık müdürlüklerinde salgına karşı mücadele ederken, halkın sağlık ve yaşam hakkı için çabalarken yitirdiğimiz hekim ve sağlık çalışanlarını, yani mücadele arkadaşlarımızı hiçbir zaman unutmayacağız ve her koşulda aileleriyle birlikte olacağız.

Yine bu mücadelede yaşam savaşı veren ya da hastalanıp iyileşmeyi bekleyen tüm meslektaşlarımıza sevgilerimizi iletiyor ve onlarla biran önce buluşma isteğimizi paylaşıyoruz.

‘ŞİRKETLERİN KAZANÇLARI, SİYASAL GEREKSİNİMLER ÖNE GEÇTİ’

Uzun yıllardır neredeyse tüm dünyada sağlık sistemlerinde önemli değişiklikler yaşandı. Birinci basamak sağlık hizmetlerinin topluma ve nüfusa dayalı örgütlenmesi, ayaktan tanı ve tedavi hizmetlerinin yanı sıra, kişiye ve çevreye yönelik koruyucu sağlık hizmetlerinin birlikte ve ekip çalışmasıyla sunulması bir tarafa itildi.  Sağlık sisteminin bütünü neredeyse tedavi edici hizmetler ile hastanecilik üzerine kuruldu. Nüfus yapısı değiştikçe, kronik hastalıklar yaygınlaştıkça tedavi edici sağlık alanında değişiklikler yapılması, yeni hastanelere ihtiyaç duyulması, tıbbi teknolojinin kullanırlığının artması doğaldır. Ancak tüm bu gelişmeler toplumun gereksinimi hesaplanarak yapılmadı. Görsellik, sağlık alanındaki büyük şirketlerin kazançları, siyasal gereksinimler, popülizm aklın ve bilimsel bilginin önüne geçti.

‘ÖNCE SAĞLIK OCAKLARI ÇÖKERTİLDİ’

Ülkemizde de sağlık alanında büyük başarılarla tarihe geçen sağlık ocakları önce bilinçli biçimde çökertildi. Burada hizmet sunan hekimler ve sağlık çalışanları yok sayıldı, değersizleştirildi. Ardından da hiç tartışılmadan apar topar kapatıldı.

Büyük deneyimlere sahip tıp tarihinden ve kendi deneyimlerimizden biliyoruz ki salgını karşılayabilmek için güçlü, bölge ve nüfusa dayalı birinci basamak örgütlenmesine ihtiyacımız var. Salgınlar eğer güçlü bir koruyucu sağlık hizmeti, nüfusa ve bölgeye dayalı birinci basamak sağlık hizmetlerine sahipseniz umulandan kolay karşılanır ve az sayıda can kaybı ile sonuçlanır. Yıllardır hastanelerde çalışmış, birinci basamakla hiçbir ilişkisi olmamış hekim ve hemşireler ile ağız-diş sağlığı merkezlerinden görevlendirilen diş hekimlerimizin liderliğinde apar-topar kurulan ekiplerle yapılan filyasyon çalışmaları kuşkusuz özverili çabalar olarak görülmelidir.

‘SALGINA HAZIRLIKLIYIZ’ DİYEBİLMEK İÇİN…

Oysa ‘salgına hazırlıklıyız’ diyebilmek için, birinci basamakta kurulan bulaş sinyalini erken alabilen, bölge-mahalle odaklı sağlık birimlerinin, kadrolarıyla birlikte yıllarca bu biçimde hizmet sunmuş ve bir çalışma geleneğini kazanmış olması gerekirdi. Ancak böyle kurulmuş sistemlerde salgınla mücadele yurttaşların yaşam ve çalışma alanlarında, alev bacayı sarmadan yürütülebilir. Birinci basamakta görev yapan sağlık ekibi ile hızlı ve etkin bir biçimde salgına müdahale edebilir ve salgını kontrol altında tutabilir. Yine de görevlendirme biçiminde, başlanma zamanında ve organizasyonundaki yanlışlıklar bir yana, salgında en ön safta görev yapan hekim, dişhekimi, hemşire ve şoförlerden oluşan filyasyon ekiplerimize teşekkür ediyoruz.

‘BAŞARISIZLIĞIN NEDENİ SAĞLIK ÖRGÜTLENMESİNİ YOK ETMEK’

Dünyadaki pek çok ülkede ve ülkemizde olduğu gibi salgın hastanelerde karşılanıp hastanelerde durdurulmaya çalışılırsa, salgının uzun sürmesi, can kaybının çok olması kaçınılmaz olur. Bugün özellikle Avrupa’nın ve Türkiye’nin yaşadığı bu felaketin ve başarısızlığın temel nedeni salgın yönetimine uymamak, salgını karşılayabilecek sağlık kurumlarını ve sağlık örgütlenmesini yok etmektir.

‘SALGIN BİLİMİNİN GEREKLERİNE UYULMAMIŞTIR’

TTB, sağlık sisteminin tüm bu zaaflarına rağmen salgın yönetimine ve epidemiyoloji biliminin gereklerine sürekli dikkat çekti. Ancak, siyasal irade bu gerçekliği görmezden geldi ve salgın yönetiminin gereklerine uymadı. Bir kez daha siyasal iktidarı salgın biliminin gereklerini yerine getirmeye, nüfusa ve bölgesel anlayışa dayalı planlama yapmaya davet ediyoruz.

Bununla beraber, salgın sırasında yükün önemli bir bölümünü çekmekte olan, yetersiz kişisel koruyucu malzemeyle çalıştırılan, hastalanan, salgını durdurmak için mücadele eden ASM’lerdeki Aile Hekimleri ve sağlık çalışanları ile İSM’lerdeki hekim ve sağlık çalışanlarına minnet duygularımızı iletiyoruz.

‘GEÇ KALINDI’

TTB, pandeminin en başında Sağlık Bakanlığı tarafından test yapılmak üzere yurt çapında yalnızca bir merkezin (Ankara’daki Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Laboratuvarı) yetkilendirilmesinin yanlış olduğunu dile getirdi. COVID-19 gibi hızla yayılan bir hastalıkta, hem olguların en kısa sürede saptanıp tedavi edilmesi hem de salgının yayılmasının önlenmesi için çok sayıda merkezin ivedi olarak yetkilendirilmesinin önemini vurguladık. Ne yazık ki Sağlık Bakanlığı bu önerimizi gecikerek yerine getirebildi, bu gecikme sırasında olguların saptanmasında ve temaslıların incelenmesinde geç kalındı.

Sağlık Bakanlığı’nın tıp fakültelerini pandemi sürecinin dışında bırakmasını yanlış bulduğumuzu açıklamıştık. Gerek test yapmak üzere gerekse de referans hastaneler olarak tıp fakültelerini yetkilendirmek üzere Sağlık Bakanlığı’na çağrıda bulunduk. Bakanlık bu çağrımızı gecikmeli de olsa dikkate aldı ve tıp fakültelerimiz salgın mücadelesine güç katmaya başladı.

‘SAĞLIK ÇALIŞANLARININ SAĞLIĞININ KORUNMASI SALGINI DURDURMAK İÇİN ELZEMDİR’

Sağlık Bakanlığı ne yazık ki bir salgın dönemine kişisel koruyucu ekipman stoğu ve yönetimi açısından da hazır girmedi. Büyük göçlere ev sahipliği etmiş, savaş coğrafyasında yer alan, lokal salgınların yaşandığı bir ülkenin Sağlık Bakanlığı’nın daha donanımlı olması gerekirken, özellikle ilk günlerde aile sağlığı merkezlerinden hastane acil servislerine kadar, kişisel koruyucu malzemelerde eksiklik olduğu ve bu eksikliğin çok sayıda hekim ve sağlık çalışanının hastalanmasına neden olduğu, yetersizliklerin hala yaşandığı bir gerçeklik.

Sağlık Bakanlığı, kamu sağlık kurumları dışında, özel sağlık kurumlarında, fabrikalarda, OSGB’lerde çalışan hekim ve sağlık çalışanlarının koruyucu ekipman eksikliği de salgının başlangıcından bu yana gideremedi. Sağlık Bakanlığı kendi bünyesinde görev yapmayanlar da dahil tüm hekimlerin yaşam ve sağlık haklarının korunmasından sorumludur. O nedenle ilgili bakanlıklarla da temasa geçip bu sorunun biran önce çözülmesi acil talebimizdir.

‘SALGININ YÜKÜ HEKİMLER ARASINDA EŞİT DAĞITILMALI’

Sağlık Bakanlığı, “Pandemi Uygulamaları” başlıklı sağlık kurumlarına gönderdiği yazıda, hastanelerde görev yapan tüm hekimlerden oluşturulan ortak havuzdan yararlanarak, COVID-19 polikliniklerinin çalıştırılması ve viral yükün hafifletilmesinin sağlanmasını istedi.  Bu çağrı çok doğru olmasına rağmen kimi bakanlık ve üniversite hastanelerinde asistan hekimlerin çok ağır şartlar altında çalıştırıldığı görülmekte ve konuyla ilgili olarak örgütümüze çok sayıda başvuru yapılmaktadır. Sağlık Bakanlığı’nın bu konuda gerekli önlemleri alması ve üniversite hastaneleri için YÖK ile temasa geçmesi önemlidir.

‘ATAMALAR EN KISA SÜREDE YAPILMALI’

Güvenlik soruşturması nedeniyle yüzlerce genç hekim ve sağlık çalışanı atanmayı beklemektedir. Hukuki hiçbir gerekçesi bulunmayan söz konusu uygulama bir an önce sonlandırılmalı ve en kısa sürede atamaları yapılmalıdır. KHK ile görevlerine son verilen hekim ve sağlık çalışanlarından isteyenler zaman geçirmeden, önceki kadrolarında, göreve başlatılmalıdır.

Salgın sürecinde hekimlerin çalışma hakları korunmalıdır. Bugün birçok özel hastane ve muayenehanede çalışan hekimler düşük ücret ve işsiz kalma tehdidi yaşamaktadır. Sağlık Bakanlığı özelde çalışan hekimlerin haklarını koruyacak önlemleri de almalıdır.

‘SALGIN YÖNETİMİNDE ŞEFFAFLIK VAZGEÇİLMEZ’

Salgına karşı başarılı olmak için şeffaflığa ihtiyaç kaçınılmaz. Bu doğrultuda, Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu tarafından alınan kararlar kamuoyuna açıklanmalı. Test sonuçları ayrıntılı olarak paylaşılmalı,  COVID-19 olguları ve ölümler Dünya Sağlık Örgütü ICD kodlamalarına uygun olarak yapılmalı. Sağlık çalışanlarının sağlık durumları paylaşılmalı.  Bütün bunlara yönelik taleplerimizin karşılanması şeffaflığın gereği olduğu gibi salgının başarılı olarak yönetilmesi için de vazgeçilmez.

Ancak, bugüne kadar, Sağlık Bakanlığı bu yöndeki çağrılarımıza olumlu yanıt vermekten kaçındı.

Sağlık Bakanlığı’nı kararların alınması ve bilgilerin toplumla doğru olarak paylaşılmasına özen göstermeye çağırıyoruz. Aksi uygulamaların 10 Nisan gecesinde olduğu gibi korku ve panik ortamına yol açtığı unutulmamalı.

DEMOKRATİK YÖNETİM SALGINA KARŞI BÜYÜK KOZDUR

Hükümet ne yazık ki salgın öncesinde zirveye ulaşan antidemokratik uygulamalarına aynı hızla devam etmektedir.

TTB ve Tabip Odalarına, Bilim Kurulu ve Pandemi Kurullarında yer verilmemesi demokratik olmayan bir uygulamadır. Bu kurullarda olmamamız hekimlerin, sağlık çalışanlarının ve halkımızın sağlığı açısından büyük bir olumsuzluktur. Sağlık Bakanlığı’nı bu kararlarını tekrar gözden geçirmeye davet ediyoruz.

Bu süreç içerisinde eşitlikçi olmayan bir infaz yasasının meclisten geçirilmesi, yerel yönetimlerin salgın yönetimine dahil edilmemesi, seçilmiş belediye başkanlarının COVID-19 salgınına karşı da büyük mücadele verirken görevlerinden alınıp yerlerine kayyumların atanması salgın yönetimi açısından da büyük bir zafiyettir.

‘SAĞLIK BAKANLIĞI SORULARIMIZA YANIT VERSİN’

Sağlık Bakanlığı’nı sorularımıza yanıt vermeye çağırıyıoruz.

Sağlık Bakanlığı’na “Karşı karşıya olduğumuz salgın, merkezi ve yerel yönetimlerin, meslek örgütleriyle sivil toplum kuruluşlarının ve toplumun tamamının topyekün mücadelesi ile ancak başedilebilecek boyutta bir tehlikedir. Toplumun; pandeminin ülkemizdeki yaygınlığı, bölgesel dağılımı, hasta ve ölüm sayıları hakkında yeterince bilgilendirilmemesi, meydanı paniğe sevkeden yanlış ve yanıltıcı haberlere bırakmaktadır” diye seslenmiştik. Bakanlıktan sorularımıza yanıt istemiştik, ancak aradan 23 gün geçmesine rağmen yanıt alamadık. Sorularımızı bir kez daha yineliyoruz, Sağlık Bakanlığı’nı sorularımıza yanıt vermeye davet ediyoruz.

TBB’nin daha önce gündeme getirdiği ve halen cevap bekleyen sorular için https://halagazeteciyiz.net/2020/03/23/ttbden-saglik-bakanligina-covid-19-pandemisine-iliskin-acil-yaniti-beklenen-sorular/  tıklayınız.