TTB’den ‘Covid-19 Pandemisi İkinci Ay Raporu’

0
158

TTB, ‘Covid-19 Pandemisi İkinci Ay Raporu’nu açıkladı. TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, “Başlangıç döneminde Sağlık Bakanlığı iletişim kanalını kısmen açık tutmuş olsa da son dönemde iletişimin tekrar monoloğa dönmesi, soru, öneri ve taleplerimizi açık mektuplar aracılığıyla iletmek zorunda bırakıyor” dedi. Rapora ilişkin bilgi veren TTB Covid-19 İzleme Grubu üyesi Prof. Dr. Kayıhan Pala da “Kaç kişiye test yapıldığının hala bilinmediğini, il pandemi kurullarının geç kurulduğunu ve sağlık çalışanları arasındaki pozitif vakanın 10 binin üzerinde olduğunu” ifade etti.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, Türkiye’de ilk korona vakasının görüldüğü 11 Mart 2020 tarihinden bugüne geçen 2 aylık süreci değerlendiren ‘TTB Covid-19 Pandemisi İkinci Ay Raporu’nu, online basın toplantısı ile kamuoyuna açıkladı. Toplantıya, TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Selma Güngör ve TTB COVID-19 İzleme Grubu üyeleri Prof. Dr. Kayıhan Pala ve Prof. Dr. Özlem Azap katıldı.

Açıklama metnini okuyan Sinan Adıyaman, “Salgının ilk döneminden itibaren Sağlık Bakanlığı’na gerek kurumsal gerekse de başkan düzeyinde iletişim kanallarının açık olması için çabaladık. Bilimsel danışma kurulları da dahil olmak üzere her kurula kurumumuz bünyesinden uzman arkadaşlarımızın katkı sağlayabileceğini ilettik. Başlangıç döneminde Sağlık Bakanlığı iletişim kanalını kısmen açık tutmuş olsa da son dönemde iletişimin tekrar monoloğa dönmesi, TTB olarak soru öneri ve taleplerimizi açık mektuplar aracılığıyla iletmek zorunda bıraktı” değerlendirmesini yaptı.

‘ÇOK ERKEN BİLİM KURULU OLUŞTURULMASINDAN MEMNUNDUK AMA…’

Raporu ise Prof. Dr. Kayıhan Pala sundu. Pala, TTB olarak Sağlık Bakanlığı’nın çok erken bilim kurulu oluşturmasından memnuniyet duyduklarını, ancak bilim kurulunun ilerleyen süreçlerde nasıl bir işleyişe sahip olduğu, önerilerinin dikkate alınıp alınmadığının kamuoyunda çok tartışıldığını söyledi. 10 Nisan’da sokağa çıkma yasağınının ilan ediliş biçimiyle tartışmaların başladığını dile getiren Pala, “O zaman hem Sağlık Bakanı hem de bilim kurulunun bu kararın arkasında olmadıkları tartışması yaşanmıştı. Son zamanlarda bizzat Sağlık Bakanı’nın örneğin futbol maçlarıyla ilgili kendisinin müdahalesinin olmadığı açıklamasını gördük. Bu süreci yöneten Bilim Kurulu değil, Bilimsel Danışma Kurulu olarak değiştirilmesi koşuluyla başka bir merkez olduğu anlaşılıyor.” diye konuştu.

İllerde pandemi kurullarının ancak mart ayının sonlarında hayata geçmesini de eleştiren Pala, “ocak ayının ilk haftasından itibaren bu kurulların kurulması gerektiğini” de sözlerine ekledi.

‘TÜRKİYE’NİN TEST STRATEJİSİ DSÖ’DEN FARKLI’

Prof. Dr. Kayıhan Pala, pandemi sırasında en çok tartışılan noktanın Türkiye’nin tercih etmiş olduğu test stratejisi olduğunu hatırlatarak, “Kimlere test yapılacağı konusunda Türkiye, Avrupa Birliği, Avrupa Birliği’nin Hastalıkları Kontrol Önleme Merkezi ve Dünya Sağlık Örtügütü’nün önerileri dışında bir yol izlemiştir. DSÖ Avrupa Bölge Ofisi de sağlık sistemlerinin yanıt bölümünde bu konuya vurgu yaparak Türkiye’nin bunun dışında bir izlem yaptığına vurgu yapmıştır. Türkiye semptom gösteren yaklaşımıyla ancak bir test yapmaya yönelmiştir. DSÖ’nün, TTB’nin en başından beri önerdiği sağlık çalışanları ve diğer risk gruplarının test yapılması yaklaşımını benimsememiştir. Halen de benimsememektedir. Bunu sorunlu olarak görüyoruz” dedi. Yalnızca test sayısının ilan edilmesini de eleştiren Pala, “Kaç kişiye test yapıldığını bilmiyoruz” dedi.

‘BENİMSENEN STRATEJİ YANLIŞ’

Benimsenen pandemi stratejisini de eleştiren Pala, “İlk bir ayki bakanın açıklamalarında konuyu hastaneler üzerinden açıklamaya çalışması salgının hastanelerde karşılandığına dönük bir stratejinin benimsendiğini gösteriyor. Oysa bulaşıcı hastalık salgınlarında benimsenmesi gereken en önemli yaklaşımın salgının sahada karşılanarak bir kişinin diğer kişileri hastalandırmasının önüne geçilmesidir” diye konuştu.

Sağlık Bakanı’nın çok fazla test yapabildiklerinden bahsettiğini de kaydeden Pala, “Ama OECD istatistiklerine baktığımızda, hala bin kişi başına düşen test sayısı açısından OECD ülkelerinin dörtte üç daha gerideyiz” dedi. Pala eğer yeterince test yapılmaz ise kimlerin hasta olduğunu bulma olasılığının ortadan kalkacağı uyarısı da yaptı. Pala şunları söyledi: Hastalıkta bir sönümlenme olduğu gerekçesiyle test sayısının azaltılması yaklaşımını çok benimsemiyoruz. Ne kadar fazla test yaparsak o kadar çok kişinin hasta olduğundan ya da o sırada hasta olmadığından emin olma imkanımız olacak. Bu da hastalığın gidişatı için bize daha fazla bilgi verecek.

Virüsün genetik yapısının incelendiği uluslararası veri tabanlarına da dikkat çeken Pala, “Türkiye’ye iki kaynaktan ağırlıklı giriş olduğunu, birinin Suudi Arabistan diğerinin İran” olduğunu dile getirdi. Pala, “Umre’den gelenlerin hastalığın ülkeye yayılmasında etkilerine ve İran giriş çıkışlarının erken dönemde kapatılmamış olmasına” da dikkat çekti.

‘SAĞLIKÇILARIN SAĞLIĞI AÇISINDAN CİDDİ PROBLEMLER VAR’

Sağlık çalışanlarının sağlığı açısından yaşanan ciddi problemlere de işaret eden Pala, “Sağlık Bakanı 7 bin 500 kadar sağlık çalışanının enfekte olduğunu söylemişti. Ölümlere ilişkin herhangi bir bilgi vermedi. TTB tarafından yapılan araştırmalara bakıldığında Covid-19 tedavisi alan sağlık çalışanlarının 1/3’ünden fazlasının PCR pozitif olmadığı halde tedavi altında olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla Sağlık Bakanı’nın açıkladığı bu rakamın 10 binin üstünde olacağını öngörmenin gerçekçi bir tahmin olacağını düşünüyoruz” diye konuştu.

Olgu ve ölüm bildirimleriyle ilgili hala sorunlar olduğunu da aktaran Kayıhan Pala, bulaşıcı hastalığın ne kadar etkili olduğunu anlayabilmek için hastalananların ve ölümlerin sayısını, buna ilişkin epidemiyolojik verilerin bilinmesi gerektiğini ifade etti.

Kimin, nerede hastalandığına dair sorulara yanıt alamadıklarını da eleştiren Pala, “Türkiye’de Sağlık Bakanlığı yalnızca doğrulanmış ölümleri ve doğrulanmış olguları bildirmeyi tercih ediyor. Oysa doğrulanmış olgular dışında kalan PCR testi pozitif olmasa da olası ve kuşkulu vakalar var. Tomografi bulguları bu hastalığı işaret ettiği halde PCR testi pozitif olmadığı için hastalık olarak değerlendirilmeyen olgular var. Onlar hayatını kaybettiğinde de Covid-19’a bağlı hayatını kaybetti olarak değerlendirilmiyor” diye konuştu.

‘R0 1.56 İSE ACİLEN ÇOK SIKI ÖNLEM ALINMALI ‘

Pala şunları dile getirdi:

Bakanın dediği gibi Türkiye’de R0 1.56 ise bırakın herhangi bir şekilde yeniden açılmayı, acilen çok sıkı bir şekilde yeniden kapanmamız ve önlem almamız gerekir. Eğer siz R0 değerini 1’in altına düşüremezseniz asla salgını kontrol altına alamazsınız. Bakanın açıklamasında salgın kontrol altında ve R0 1.56 demesi arasında çelişki var. Umuyorum ki yanlış anlatımdır.

Daha sonra söz alan TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Selma Güngör de “Sağlık çalışanlarının yaşam hakkının temel önemde olduğunun altını çizmek istiyoruz. Covid-19 salgınıyla mücadele ederken kişisel koruyucu ekipmanlar ve sağlık ortamının gerekli temizlik ve dezenfeksiyonun yapılarak iyileştirilmesi temel talebimiz. Salgının uzunca bir süre süreceğini düşündüğümüzde özenli bir planlama gerekiyor” dedi.

‘BİLGİ PAYLAŞIMINDA SIKINTI YAŞIYORUZ’

TTB COVID-19 İzleme Grubu üyesi Prof. Dr. Özlem Azap da Covid- 19 dışı hastalıkların ihmal edilmemesi gerektiğinin altını çizdi. Azap, “Türkiye’de bilimsel araştırma yapmaya ilişkin yerleşik bir algoritma var. Buna uyulduğu sürece Covid-19’a ilişkin çalışmalara ek bir prosedüre gerek olmadığını düşünüyorum. Bilgi paylaşımı konusunda sıkıntı yaşamaya başladık” dedi.