Denetleme mi Düzenleme mi? RTÜK Tarihsel Misyonunu Yerine Getirirken

0
274

Tezcan Durna[1]

Kuruluşundan bu yana ve özellikle son zamanlarda verdiği kararlarla tartışma konusu olan Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) web sayfasında misyonu şöyle tanımlanıyor: “Görsel-işitsel medya hizmetleri alanında ifade ve haber alma özgürlüğü temelinde paydaşların hak, menfaat ve değerlerini gözeterek politika geliştirmek, düzenleme ve denetleme yapmak.”[2] Ayrıca Üst Kurulun kurulmasını sağlayan 6112 Sayılı Kanun’un yayın hizmeti ilkelerini düzenleyen 8. Maddesinin birinci fıkrasının “ş” harfine kadar devam eden bentlerinde ve ek maddelerinde yer alan bütün ilkeler tamamen yasaklarla ilgilidir. Örneğin birinci fıkranın f bendi “Toplumun millî ve manevî değerlerine, genel ahlaka ve ailenin korunması ilkesine aykırı olamaz”[3] hükmüne dayanan bir yasak getirir. Buna benzer pek çok yasağa bu bentlerde karşılaşırız.

Üst Kurul Yasası doksanlı yıllarda daha kanuni düzenlemesi bile yapılmamışken mevcut yasanın üstünden atlayarak başlayan Türkiye’deki ticari radyo televizyon yayıncılığını düzenlemek için çıkarılmıştır. Yasa çıkarılırken asıl kaygı, TRT tekelinde bulunan radyo ve televizyon yayıncılığının ticari alana nasıl açılacağına dair teknik ve ticari esasları uygulamaya çalışmaktır. Yani daha açık ifadeyle iletişim teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte uydu ve karasal yayıncılığın özel kuruluşlar tarafından da yürütülebilir hale gelmesiyle, o zamanın teknolojisiyle karasal anlamdaki sınırlı sayıda frekansın kim ya da kimlere, hangi koşullarda tahsis edileceği idi temel kaygı. Bu öne çıkan kaygıya elbette yıllardır devletin temel ideolojisi haline gelen “devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü” kaygısı da eşlik etmiştir. Bu kaygı, o kadar muğlak ve her türlü ideolojik bakışa payanda olarak algılanabilecek bir kaygıdır ki, doksanların askeri vesayetinin seküler bakışının temel düşmanı olarak görülen “radikal İslam”a karşı da, ezeli düşman olarak görülen Kürt Hareketine karşı da, ebedi düşman olarak bellenmiş olan “sol”a karşı da işletilebilmiştir. RTÜK Yasasının yukarıda bahsettiğim ilkeler de bu majör kaygı doğrultusunda düzenlenmiş ve yıllardan beridir devletin ezeli ve konjonktürel ötekilerine karşı silah olarak kullanılmaya devam etmektedir.

RTÜK’ÜN TEMELİNDE YASAKLAMALAR VE BASKILAR VAR

RTÜK ve benzeri düzenleyici kuruluşlar her ne kadar ticari yayıncılığın başlamasıyla düzenlenmiş ve özerk olması planlanmış olsa da, tam anlamıyla neoliberalizmin yol açtığı deregülasyon (kuralsızlaştırma) sürecinin başlangıcında ortaya çıkmıştır. Bu nedenle yayıncı ilkelerine dair maddelerde de görüldüğü üzere düzenleyicilikten ziyade denetleyicilik rolü daha baskındır. Bu baskın rolden dolayı kuruluşundan bu yana zaten RTÜK özgürlüklerin genişlemesi için düzenlemeler yapmak yerine, yasaklamalar ve baskılarla varlık zemini bulmuştur. Kuşkusuz bu tür kuruluşlar, her ne kadar özerkmiş gibi görünse de baskın iktidar pratiklerinin etkisi altındadır. Hangi iktidar çoğunluksa o iktidarın üyeleri çoğunlukta olduğu için, her durumda iktidarın taşıdığı hassasiyetlere uygun karar vermesi nedeniyle iktidarların arka bahçesi gibi işlev görmüştür. Özel televizyon yayıncılığının ilk yıllarında, bir yandan toplumun yeni tanıştığı özel televizyon pratiğini anlamaya çalışmaktan, diğer yandan bu yıllarda yaygın bir pratik olan koalisyon yönelimli hükümetler nedeniyle, Üst Kurulun üye sayısı nispeten dengeli şekilde dağılabiliyordu. Bu nedenle belli bir partinin ve ideolojinin lehine kararlar vermek yerine, hegemonik olan resmi ideoloji lehine kararlar veriyordu. Bu açıdan değerlendirildiği zaman Üst Kurulun o dönemler verdiği kararlar, yaygın bir tartışma konusu olmuyordu. Ancak kuruluşundan beri üzerine yüklenmiş “denetleme” misyonu eninde sonunda otoriter hale gelmiş iktidar tarafından suiistimal edilecekti ve uzun zamandır suiistimal ediliyor.

‘MEŞRUİYETİNİ KAYBETMİŞ İKTİDARIN KORKU AYGITI’

Bütün denetleme mekanizmalarını anlamsız ve işlevsiz hale getirmiş olan otoriter bir iktidarın RTÜK gibi bir kurumu da işlevsiz hale getirmesine şaşırmamak gerekir. Aslında günümüz koşulları içinde kendince bir işlevi elbette vardır RTÜK’ün. Bu işlev, meşruiyetini kaybetmiş bir iktidarın korku aygıtı işlevidir ve son aldığı kararlarla ve başkanının yaptığı açıklamalarla bunu gayet iyi anlayabiliyoruz. Değişik zamanlarda RTÜK Yasasına yeni eklemeler yapıldı. Ağustos 2019’da Resmi Gazetede yayınlanan son eklemeye göre RTÜK’e internet yayıncılığı yapan kuruluşları da denetleme yetkisi verilmiştir. Pek çok hukukçu bu düzenlemeyi açıkça iktidarın denetim altında tutamadığı internet mecralarını sansürleme girişimi olarak değerlendirdi. Zaten hayati anlarda hükümet sosyal ağlardaki haber ve ifade akışını sınırlamak için “boğaz sıkma” olarak da tanımlanan interneti yavaşlatma yolunu sıklıkla kullanıyordu. RTÜK’ü alternatif seslerin çıkmasını sağlayan internet yayınlarını denetim altına almak için işe koşan yasayı da son hamle olarak hayata geçirmişti.

Son yıllarda iktidarın yarattığı medya sistemi, içerisinde yer alan özel ya da kamu yayıncılığı yapan bütün medya organlarını basit birer propaganda aygıtına dönüştürdü. Bu işleve uygun yayıncılık yapmayan bir elin parmaklarını geçmeyen radyo-televizyon kanallarındaki eleştirel ve sorgulayan yayınları susturmak için RTÜK silah olarak kullanılmaya başlandı. Ancak diğer yandan propaganda aygıtı olarak işlev gören kanallarda RTÜK’ün kâğıt üzerinde de olsa yayın ilkelerini alaşağı eden yayınlara karşı nasıl bir tavır alınacağı konusunda bir şaşkınlık yaşanıyor. RTÜK’ün yayıncılık ilkelerine uygun olmayan nefret saçan, muhalifler üzerinde şiddet uygulayacağını açıkça belirten yayınlar bir anlamda pozitif ayrımcılığa tabi tutuluyor. RTÜK’ün web sayfasında “Etik Komisyonu Hakkında” başlığının altında yer alan “Etik Karar Verme Süreci” alt başlığında şöyle bir cümleye yer veriliyor: “Bazen kurumsal değerler, kişisel değerlerle çatışabilmektedir. Etik karar verme süreci, çalışanların, kurumsal değerlerin hangi durumlarda kişisel değerlerden önce gelmesi gerektiğini anlamalarına yardımcı olur.”[4] Bu maddeye istinaden normal koşullarda her ne kadar RTÜK üyeleri siyasi partiler tarafından atanmış olsa da, üyelerin kurumsal değerleri kendi kişisel ve partisel değerlerinin önünde tutmaları gerektiğini anlamak gerekir. Ancak son yıllarda giderek tek bir kişinin iradesine teslim edilen siyaset ve buna bağlı olarak bürokrasideki liyakatin tamamen yok edilmesi nedeniyle her kademedeki bürokratın kendi iradesiyle karar alması imkânsız hale gelmiştir. Buna neoliberalizmin yol açtığı kuralsızlaştırma süreci de ciddi bir katkı sunmuş ve tek kişinin isteği neredeyse tek kural kaynağı haline gelmiştir. Hukuk insanından ekonomistine, diplomatından, bilim kurulu üyesine kadar her uzman/bürokrat tek bir kişinin ağzından çıkacak söze bakar haldedir. Ancak RTÜK özelinde düşündüğümüz zaman da bu durumun böylece sürüp gidemeyeceği açık bir biçimde ortaya çıkmıştır. Zira nesnel ölçütlerle karar vermeyen denetleme ve düzenleme kuruluşlarının da varlığı meşruiyetini yitirmeye başlar.

‘İNSANLARI BAŞTAN KÖTÜ OLARAK KABUL EDEN BİR DÜZENLEME’

Başından beri RTÜK’ün hangi tarihsel koşullarda ve hangi kaygılarla kurulduğuna ve gerek oluşturulan ilk yasasında gerekse mevcut yasaya sonradan yapılan eklemelerde hangi önceliklere yer verildiğine dikkat çekmemin nedeni, nasıl bir düzenleyici kuruluş talep etmemiz gerektiğine işaret etmek istememdendir. Mevcut yasa tamamen toplum içinde yaşayan insanları ve tabi ki bu insanlara kitlesel iletişim araçlarıyla seslenecek olan diğer insanları verili olarak kötü kabul ederek düzenlenmiş ve bu kötülüğü yasaklarla bastırarak yok etmeyi hedeflemiş görünmektedir. Bu bir anlamda Hobbes’çu “insan insanın kurdudur” bakış açısının bir ürünüdür ve özgürlüğü negatif özgürlük perspektifinden tanımlar. Negatif özgürlük aslında klasik liberal bir bakışın ürünüdür ve insana karşı dış bir otoritenin olmadığı bir durumu özgürlük olarak kabul eder. Bu ise modern bireye bir taraftan kendi iradesiyle var olan seçenekler arasından iyi olanı seçme iradesi vehmederken, yine söz konusu bu insanın içindeki kötülüğün diğerlerine bulaşmaması için yeniden yasakları devreye sokar. Bu bir taraftan özgürleştiren diğer taraftan da insanın kötücül yanının ortaya çıkmasını engellemek için yasaklar koyarken neredeyse amiyane tabirle “eşeğin aklına karpuz kabuğu düşüren” “özgürlüksüz özgürlük” anlayışıdır. Böylesi bir düzenleme ve denetleme mantığı, RTÜK benzeri kurumların rolünün çok çabuk şekilde denetleme yönüne doğru bükülmesini beraberinde getirir. Bu bükülme sonucunda kâğıt üstünde özerk olmasına rağmen, bu tür üst kurulların otoriter iktidarların ya da tek adam rejimlerinin en etkili silahına dönüşebilir.

‘ÖZGÜR DÜŞÜNCEYİ VE ÖZGÜR KONUŞMAYI MÜMKÜN KILMALI’

Bunun yerine “bilinç endüstrisi”[5] olarak da tanımlanan medya endüstrilerinin denetlenmesinden ziyade düzenlenmesine daha fazla ihtiyaç vardır. Bildiğimiz anlamdaki özgürlük tanımı gereği, “kamusal hayatta başkalarına bağlanmayı dışlamasa bile bunu daha öngörülmez kılan bir yabancılaşma unsuru içerir.”[6] Bilinç endüstrilerinde üretilen bütün içeriklerde bu tarz bir özgürlük anlayışının nüvelerini görürüz. Reklamlar, en iyi tıraş bıçağını seçebileceğimizi ve seçtiğimiz bu tıraş bıçağıyla diğerlerinden daha önde ve farklı olacağımızı vaat eder. Bu gerçekten özgürlük müdür? Tartışılır… Medyada (özellikle de sosyal medyada) dilediğin sözü söylemek özgürlük olarak tanımlanır ve bu en temel insan hakkı olarak görülür. Bu ön kabulü inkâr etmek elbette mümkün değildir. Ancak bir kişinin istediği görüşü dile getirmesini savunmak mıdır aslolan, yoksa olabildiğince geniş ve çeşitli bir halk kitlesinin dilediğince konuşabilmesi ve derdini ifade edebilmesine imkân tanıyacak bir kamusal müzakere alanını yaratmak mıdır gerçek özgürlük? RTÜK benzeri kuruluşları otoriter tek adam rejiminin tasallutundan bir gün kurtarabilirsek eğer, bu kuruluşların denetleme yerine özgür düşünceyi ve özgür konuşmayı mümkün kılacak bir düzenleme mantığıyla işler hale getirmeyi ciddiyetle düşünmemiz gerekir. Zira düzenleme yerine denetlemeyi önceleyen her kuruluşta yasaklar yürürlükte olacak ve bu yasakları uygulamak asli görevi olan her kuruluş tek adam olma hevesine ket vuramayan insanların silahına dönüşecektir.

[1] um:ag Genel Yayın Yönetmeni,halagazeteciyiz.net Hak İhlalleri Raporları Editörü.

[2] https://www.rtuk.gov.tr/misyon-vizyon-ve-kalite-politikasi/3692/3916/misyon-vizyon-ve-kalite-politikasi.html (erişim tarihi: 19/05/2020).

[3] https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.6112.pdf (erişim tarihi: 23/05/2020)

[4] https://www.rtuk.gov.tr/etik-komisyonu/3703/5134/etik-komisyonu-hakkinda.html (Erişim tarihi: 24/05/2020).

[5] Alexander Kluge ve Oskar Negt (2018) Kamusallık ve Tecrübe, Burjuva ve Proleter Kamusallığın Analizine Doğru, Çev. Müge Atala, İstanbul: Notabene, s. 264.

[6] Swetlana Boym (2016), Başka Bir Özgürlük, Bir Fikrin Alternatif Tarihi, Çev. Cemal Yardımcı, İstanbul: Metis Yayınları, s. 18.