Komünizmin, aşkın ve şiirin adamı: Nazım Hikmet

0
264

Ahmet Oğuz Saruhan, Osman Selim, Mümtaz Osman… Bu isimlerin hafızalarda çok da yeri olmayabilir. Tamamı, usta şair Nazım Hikmet’in yasaklı olduğu dönemde kullandığı takma isimler.

Bugün, bir dönemin vatan haini, tehlikeli komünisti, ya da romantik devrimcisi Nazım Hikmet’in ölümünün 57. yılı. 1902 yılında Selanik’te hayata gözlerini açan Nazım Hikmet, ilk şiirini henüz 11 yaşındayken, 1913 yılında yazdı. Şair, Feryad-ı Vatan isimli bu ilk şiirini Balkan Savaşları üzerine kaleme aldı.

1918’de Heybeliada Bahriye Mektebi’nden mezun olan Nazım Hikmet, 1921’de Ankara’ya gelerek, Milli Mücadele’ye katılmak istedi. Cephe’de kendisine görev verilmeyen Nazım Hikmet, bir süre Bolu’da öğretmenlik yaptıktan sonra aynı yılın Eylül ayında Moskova’ya gitti. Rus Devriminin ilk yıllarına şahitlik etme fırsatı bulan Nazım Hikmet, burada komünizmle tanıştı. Nazım Hikmet’in Moskova’da kaldığı yıllar, hem şiir biçiminde değişikliklere yol açtı hem de komünizmi daha yakından tanımasına olanak sağladı. Şair, halen tartışmaları devam eden 28 Kanunisani şiirini burada tamamladı. 1924’te Türkiye’ye dönerek Aydınlık Dergisi’nde çalışmaya başlayan Nazım Hikmet’in, şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince bir yıl sonra tekrar Sovyetler Birliği’ne gitti. 1928’de Af Kanunu’ndan yararlanarak Türkiye’ye döndü. Fakat tekrar tutuklandı.

Nazım Hikmet, yargılamalar ve soruşturmalarla geçirdiği yaşantısı boyunca Türkiye’deki çok sayıda cezaevinde kaldı.

YANLIŞLIKLA AFFEDİLDİ

Nazım Hikmet son olarak 1938 yılında “Orduyu isyana teşvik” suçlamasıyla 28 yıl 4 ay hapis cezası aldı. İstanbul, Ankara, Bursa ve Çankırı cezaevlerinde 12 yıl boyunca hapis yatan Nazım Hikmet’in hapisten çıkışı, Demokrat Parti’nin “dikkatsizliği” sayesinde oldu.

1950 yılında iktidarı ele geçiren ve Türkiye’de çok partili siyasi hayatın başlamasına vesile olan Demokrat Parti’nin ilk icraatlarından biri genel bir af yasası çıkarmak oldu. Ancak af kapsamına hangi suçların girip girmeyeceği de o dönem Meclis’te uzun ve hararetli tartışmalara sebep oldu. ‘Komünizm tehlikesinin’ Türkiye için, günümüz tabiriyle “beka sorunu” olarak algılandığı dönemde, Nazım Hikmet de azılı bir komünist sayılıyordu. Hatta Meclis’teki tartışmalar sırasında, CHP’den DP’ye geçen Adana Milletvekili Sinan Tekelioğlu Nazım Hikmet için “Komünist ordunun başkumandanı” ifadesini kullanmıştı.

Çok sayıda DP’li vekil, kanunda Nazım Hikmet’in de serbest kalmasına yol açacak olan maddeye karşı çıktı. Ancak teklifin DP’nin bile farkına varmadığı şekilde yasalaşması sonucu, Nazım Hikmet tahliye edildi.

Altan Öymen, Nazım Hikmet’in affedilmesi sürecini şöyle anlatıyor:

“DP’nin çıkardığı genel afta, Nazım Hikmet’in aftan yararlanmaması için önergeler veriliyor. Kabul ediliyor, fakat bir beşinci maddesi var tasarının, o maddeye konulan bir hükümle Demokrat Partili milletvekillerinin çoğunun farkına varmadığı bir şekilde, Nazım Hikmet de af kapsamına girmiş oluyor. Teknik bir şekilde mesele hallediliyor ve o da çıkıyor.”

Şair, “yanlışlıkla” kanuna eklenen madde ile hapisten çıktı ancak üzerindeki baskılar son bulmadı. Bahriye Mektebi’nden mezun olması ve denizcilik yapmasına rağmen yeniden askere çağrıldı. Kendisine askerliğe elverişli olduğu yönünde sağlık raporu verilen şairin iki yıl boyunca Sivas’ın Zara ilçesinde askerlik yapması kesinleşti.

Öte yandan yaşadığı evde sürekli polis tarafından gözetlenen Nazım Hikmet, Münevver Hanım ile yürüdükleri bir sırada üzerine hızla sürülen araba ile öldürülmeye çalışıldı.

YURT DIŞINA KAÇIŞI VE FIRÇA YİYEN KAPTAN

Kendisine pasaport verilmeyeceğinden de emin olduğu için, eniştesi,  gazeteci Refik Erduran’ın da desteği ile yurt dışına kaçtı. Erduran’ın kiraladığı motor ile boğaz üzerinden Karadeniz’e ulaşan Nazım Hikmet, açık denizde iki saate yakın bekletildikten sonra Rumen şilebi Plehanov’a alındı. Bu sayede Bulgaristan üzerinden Rusya’ya kaçmayı başardı. Ancak Nazım Hikmet’in şilebe biner binmez ilk işi kaptanı fırçalamak oldu. Kendisi de denizcilik yaptığı için prosedürleri iyi bilen Nazım Hikmet, böylesi bir durumda önce geminin acil durumdaki kişileri gemiye alması ardından da yetkili birimlere durumu haber vermesi gerektiğini biliyordu. Fakat Plehanov’un kaptanı prosedürü tersten işletip, önce izin işlemlerini dönemin iletişim olanakları ile gerçekleştirdiği için Nazım Hikmet iki saate yakın denizin ortasında beklemişti.

Böylece Nazım Hikmet, 17 Haziran 1951 günü, bir daha geri dönemeyeceği ülkesine, gömülemediği Anadolu’daki köy mezarlığına, Gülhane Parkı’ndaki ceviz ağacına veda edemeden ülkesinden ayrılmak zorunda kaldı.

ANKARA KARIŞTI

Nazım Hikmet’in yurt dışına kaçışı 20 Haziran tarihinde Bükreş Radyosu’nda duyuruldu. Ancak hemen her adımı takip edilen, elbiselik kumaş aldığı dükkanda ne kadar süre kaldığı bile polis kayıtlarına geçen Nazım Hikmet’in kaçışı henüz fark edilemedi ya da kabul edilmek istenmedi.  Zira dönemin İçişleri Bakanı İbrahim Özyörük, şairin kaçışından 5 gün sonra,  22 Haziran tarihinde, “Nâzım Hikmet’in dün sabah evinden tegayyüp ettiği polisçe haber alınmış, mutadı olan yerlerde aranmışsa da nerede olduğuna dair bir haber alınamamıştır. Harice gittiği de tespit edilmiş değildir. Aramaya ve tahkikata devam olunmaktadır” açıklamasında bulundu. Nazım Hikmet’in İstanbul’dan Ankara’ya gitmiş olabileceği tahmin edilerek, aralarında Melih Cevdet Anday, Abidin Dino, Oktay Rıfat gibi isimlerin de bulunduğu çok sayıda adres polis tarafından gözetlense de sonuç alınamadı.

SON NEFESİNİ MOSKOVA’DA VERDİ

Nazım Hikmet’in artık yurt dışına kaçtığından emin olan dönemin yetkilileri, belki sonradan pişman olacakları ya da halefi olan siyasi oluşumlar tarafından sonradan geri alınacak bir karara imza attı. 25 Temmuz 1951’de Demokrat Parti iktidarının Bakanlar Kurulu tarafından Nazım Hikmet vatandaşlıktan çıkarıldı.

AKP’NİN BADEM GÖZLÜ NAZIM’I

Nazım Hikmet’in eserleri 60’lı yılların ortalarına kadar yasaklı kaldı. Daha sonra da özellikle darbe dönemlerinin yasaklı kitapları arasında şairin çok sayıda eseri de yer aldı.

Nazım Hikmet hayatta olsa, kuvvetle muhtemel yine “tehlikeli” isim olarak anılacak, artık “komünizm tehlikesi” kalmadığı için bu sefer de AKP tarafından terörist olarak lanse edilecekti. Ancak şairin aramızda olmayışını fırsata çeviren AKP, bu durumu da kendi lehine çevirmeyi başardı.

Daha önce defalarca Nazım Hikmet’in vatandaşlığının iadesi gündeme gelmişse de reddedilmişti. 5 Ocak 2009 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla kendi ülkesinde hapislerde süründürülen, öldürülmek istenilen şair, ölümünden 46 yıl sonra, hasretini çektiği ülkesinin vatandaşlığına geri alındı.

AKP’nin Nazım Hikmet sömürüsü bununla da sınırlı kalmadı. Bir zamanlar eserleri, kitapları yasaklanan Nazım Hikmet’in şiirleri artık TBMM kürsülerinde okunabilir, mitinglerde kullanılabilir hale geldi. Özetle, eğer Nazım Hikmet hayatta olsaydı onu yeniden hapiste süründürecek olan iktidar anlayışı, “ölümünün” getirdiği rahatlıkla “demokrasi” oyununu oynamaktan çekinmiyor. Öyle ki Nazım Hikmet’in mezarının Türkiye’ye getirilmesi bile AKP’li Bakanlar tarafından dile getirilmişti.