71. yılında iktidarın hedefindeki kurum: Devlet Tiyatroları

0
501

1949… Genç cumhuriyet, bir yandan siyasi diğer yandan sosyal ve kültürel yapılanmasını tamamlamaya çalışıyor. Dönemin bazı politikaları tartışmalı olsa da yeni kurulmuş devletin kültürü ve sanatı önceleyebilecek kadar bilinçli olduğu dönemler…

APARTMANIN ALT KATINDA BİR GARİP SAHNE

Türkiye’de tiyatronun tarihi Osmanlı’nın son dönemlerine kadar uzanır. Cumhuriyet tarihinde ise konunun gündeme gelişi 1937 yılında kurulan Devlet Konservatuarları ile resmiyet kazanır. Ancak araya giren 2.Dünya Savaşı’nın başlaması ile konservatuar bünyesindeki tiyatro faaliyetleri sıkıntıya girer.

Diğer yandan projesi Mimar Kemaleddin tarafından çizilen ve genç başkentin yeni binalarından olan “2.Evkaf Apartmanı” 1930 yılında tamamlanmıştır. 1935- 1940 yılları arasında Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, 1938- 1943 yılları arasında da Türk ressamların eserlerinin saklandığı depo (sonradan resimlerin büyük kısmı tahrip edilecek ya da kaybolacaktır) olan bina,  27 Aralık 1947 tarihinde Devlet Konservatuarı Tatbikat Sahnesi” olarak kullanılmaya başlanır. Yani bugün Küçük Tiyatro olarak bilinen sahne ve bulunduğu bina geçmişte de çok farklı amaçlarla kullanılmıştır.

Söz konusu binanın bu amaçla faaliyete geçtiği 1947 yılından, Devlet Tiyatroları’nın resmen kurulduğu 1949 yılına kadar her akşam bir oyun sahne alır.  1949 ise artık temsillerin resmileşmesi, sanatçıların yasal haklara kavuşması gibi amaçlarla tiyatroların resmi olarak kayda geçtiği yıldır. Devlet Tiyatroları ile Devlet Opera ve Balesi o dönemde tek bir isimle “Devlet Tiyatro ve Operası” adıyla kurulur. Konuyla ilgili 10 Haziran 1949’da TBMM’de kabul edilen yasa 16 Haziran 1949 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girer. Böylece 71 yıl önce bugün kurulan Devlet Tiyatroları, bu isimle perdelerini açmış olur.

KÖY ENSTİTÜLERİ MODELİ

1949 yılında kabul edilen söz konusu kanun Devlet Tiyatroları’nın temel teşkilatı yanı sıra personel haklarını düzenlemek üzere temel maddeleri içerir. Üzerinde yıllar içerisinde çok değişiklik yapılacak olan bu kanunun çıkma aşamasında Meclis’te çeşitli öneriler de gündeme gelir. Örneğin turneler aracılığıyla oyun temsillerinin Anadolu’nun küçük yerleşim birimlerine götürülerek, burada yaşayan insanların da tiyatroyla tanıştırılması talebi bunlardan biridir.  Bir başka öneri ise konservatuarda yetişen gençlerin “Köy Enstitüsü” modelinde olduğu gibi belirli dönemlerde yurdun çeşitli yerlerine dağılarak toplumda tiyatroya olan ilgi ve bilinci arttırması yönünde olur.

İKTİDARIN SANATLA BİTMEYEN KAVGASI

Tiyatro, ortaya çıkışından bu yana eleştiren, sorgulayan ve doğası gereği “muhalif” olmayı gerektiren bir sanat olur. Bu yüzden tarih boyunca çeşitli baskılara ve sansüre de maruz kalır. Darbe, savaş, sıkıyönetim, ekonomik kriz gibi çok sayıda badireden ilk ve belki de en çok etkilenen tiyatro, 18 yıllık AKP iktidarının da hedefi durumunda.

2013 yılında ortaya çıkan Türkiye Sanat Kurumları (TUSAK) yasa tasarısı, Devlet Tiyatroları ile Devlet Opera ve Balesi gibi önemli kurumları ortadan kaldırma projesinin adımlarından biriydi. İktidarın söz konusu kültür sanat kurumlarını ele geçirmesini ve işlevsizleştirmesini sağlayacak olan bu tasarı, gelen tepkiler üzerine yasalaşamadı.

Yapılan atamalardan, oyun seçimlerine kadar açık ya da gizli müdahalelere maruz kalan Devlet Tiyatroları, 15 Temmuz sonrası da hedef alınan kurumlardan biri haline geldi. OHAL sürecinde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Devlet Tiyatroları, Devlet Opera ve Balesi gibi köklü kuruluşların kuruluş yasaları iptal edildi. Ancak fiilen Devlet Tiyatroları’nın faaliyetleri devam ediyor.

İktidarın, kökleri Muhsin Ertuğrul’a kadar uzanan Türkiye’deki tiyatro geçmişi ile olan kavgası sadece yasal düzenlemeler ve politik uygulamalar üzerinden olmadı. Tiyatro sanatının seyirciyi içine çekme, izleyiciyle bir olma nitelikleri bile sanatçıların cezalandırılması için sebep sayıldı. Tiyatro, siyasi baskıların yanında “bireysel itaat” talebiyle de karşı karşıya kaldı. Bu durumun örneği 2011 yılında Ankara Büyük Tiyatro’da sergilenen “Genç Osman” isimli oyunda yaşandı. Oyununu izleyenler arasında yer alan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan’ın oyun sırasında sakız çiğnemesi ve kendisini uyaran oyuncuya da ceza verilmesi, ne yazık ki sanata ve sanatçıya olan saygının iktidar eliyle yok edilmesinin göstergesi olarak tarihteki yerini aldı.